
İznik

Gemlik Körfezi ortasındaki çukurda, denizden 85 m yüksek, 65 m derin, suyu tatlı,
eski adı Askania olan 300 km2 alana sahip, ülkenin beşinci büyük gölü çevresinde, dünya ve özellikle Anadolu tarihine yön veren olaylara sahne olmuş İznik yer almaktadır.
Mavi ile yeşilin iç içe geçtiği sessiz sakin İznik’in ilk yerleşim tarihi tam bilinemese de kent ve çevresindeki höyüklerin -Karadin, Çiçekli, Yüğücek ve Çakırca höyükleri- yaşı 4500 yıl öncesine kadar gitmektedir.
MÖ 7. yy. öncesinde Helikare adıyla basılan paralarda Khryseapolis- Altın Kent olarak anılan İznik, Trak kavimlerinin göçüyle oldukça canlı bir yerleşim yerine dönüşmüştür.
Zamanla çeşitli nedenlerle- savaşlar, istilalar ve depremler vb.– zarar gören kent ve çevresi MÖ 334 İskender’in komutanlarından Makedonyalı Antigonos tarafından yeniden inşa edilerek Antigonia olarak anılmaya başlanmıştır.
Daha sonra İskender’in komutanlarından MÖ 310 yılında yönetime geçen Lysimachos, karısı Nicea’ya armağan ettiği kentin adını Nicea olarak değiştirmiştir.
MÖ 293- MÖ 281 yılında Bitinyalıların eline geçerek Bithynia Krallığı’nın başkenti olan İznik kısa süre sonra Roma toprağı olmuştur.
İznik özellikle Hıristiyanlıkla tanıştıktan sonra önemli dini olaylara sahne olmuştur. Hıristiyanlık kurallarının kararlara bağlandığı konsüllerin- 1. ve 7. konsül- yapıldığı ve 20 maddelik Nikaia Yasalarının kabul edildiği ve İmparatoriçe İrene tarafından İkonoklastik dönemin sona erdirildiği son derece önemli bir kenttir.
395- 1330 yılları arasında Bizans yönetiminde olan İznik, 1204 yılında Haçlılar İstanbul’u ele geçirdikten sonra Bizans imparatorluk ailesi ve yöneticileri Nikaia- İznik’e gelerek burada Nikaia İmparatorluğunu kurmuşlardır.
İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısı, Anadolu Selçuklularının ilk başkenti İznik, 1105-1147 yılları arasında Selçuklular tarafından yönetilmiştir.
1330 yılında da Orhan Gazi tarafından Osmanlıların eline geçen kent, önceki dönemlerinde olduğu gibi Osmanlılar tarafından da önemli kültür, sanat ve ticaret merkezi olmuş ve bu dönemde çini ve seramik işletmeleriyle ön plana çıkmıştır.
Halen İznik ve çevresinde çok sayıda yapı, yapıt ve doğal merkez her yıl binlerce ziyaretçiyi bölgeye çekmektedir.
Başta büyük imparatorluklara Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı ev sahipliği yapan ve Osmanlı’nın Anadolu’ya açılan kapısı İznik, ilk çağlardan bugüne İstanbul, Konya, Antakya, Halep, Şam, Kudüs, Mısır ve Bağdat yollarını birbirine bağlamıştır.
Uzun yolcuklar sonrası İznik yolcular, ordular, tüccarlar, hacılar, ziyaretçiler için ilk durak yeri olmuştur.
İznik kentine İstanbul surlarının küçük bir kopyası MÖ 4. yy.’da yapılan, Roma ve Bizans dönemlerinde genişletilen, 10m -13 m yükseklikte, 5 km’ lik beş kenarlı çokgen, 114 burçlu surlar arasından halen görülebilen dört kapıdan –İstanbul, Lefke, Yenişehir ve Göl veya İskele kapıları- girilmektedir.

Bu kapılardan; aralarında avlu bulunan üç farklı kapıdan meydana gelen İstanbul Kapısı’nın ilk kapısı ön surla bitişik ve yarım silindirik kuleleri bulunmaktadır.
Kuleleri birleştiren dikdörtgen alanın ortasında iki katlı, kesme taştan yapılan İstanbul kapılarının sövelerin üzerinde kötü ruhları kovan Medusa başı, köşe duvarları, büyük kemeri, kubbeli iki hücresi, hücre boşluklarını görmek gerekir.
Lefke Kapısı da İstanbul kapıya benzer. Bu kapının da tarihi tam bilinmemekle birlikte diğerleriyle aynı tarihte yapılma olasılığı vardır. Kapının aralarındaki avluda Bizans döneminde eklenen yapılar ile koridorumsu bir yol bulunmaktadır.
Lefke Kapısı’ndan kente girerken iki silindirik kule arasında kalın mermer sütunlarla üstü ağaç dikdörtgen kapı ile karşılaşılır.
Kapının üzerinde içi örülü kemer, kabartmalar, firizler, sıkışık insan suretleri çok dikkat çekicidir. Orta kapı kısmındaki yazıtlarda “Bu surlar, imparatorluk hanedanı ve İmparator Hadrianus adına ünlü İznik metropolü Cassius’un gözetimi ve denetiminde yaptırılmıştır.” dışarıdakinde ise “… senesinde imparatorluğa gönderilen paralar ile kent halkı bu yapıyı yaptırmıştır” yazmaktadır. Kapıda kesme taş ve tuğla kemerli bir geçit ve moloz taş – tuğla karışımlı bir kule bulunmaktadır.
Kente batıdan giriş Göl Kapısı da moloz taş ve horasan harcından yapılmıştır. Göl Kapısı’dan günümüze kulelerden birinin yarısı ile biraz temel kalıntısı kalmıştır.

Kaynaklarda kapı üzerinde bulunan bir yazıtta “Dindar, bahtiyar ve muhteşem imparator, prokonsül büyük rahip, konsül, vatan babası Caesar Marcus Aurellus Cladius tribün iktidarının ikinci yılında şöhretli elçi ve imparatorun varisi Vellius Macrinus ile şöhretli hukukçu Sallius Antonius’un gözetimi altında ünlü İznik kentinin surları onartılmıştır.” diye yazdığı iddia edilmektedir.
Kentin bir diğer girişi olan üç kısımdan oluşan Yenişehir Kapısı 1. yy. Roma döneminde kesme taştan yapılmıştır. Kapıdan kente giriş kısmı ön sura bitişiktir. Bu kapılar arasında da diğerlerinde olduğu gibi geniş bir avlu vardır.
İznik ve çevresinde gezilmesi gereken önemli tarihi yapı ve yapıtlar ile doğal merkezlerden;
Kente hâkim bir kayalık tepenin eteğinde, MÖ 2. yy. Helenistik döneme ait içinde mezarlar ve kayadan oyulmuş mezar odası, Berber Kaya’daki lahtin Bithynia Kralı II. Prusias’a ait olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca Roma Yolu üzerindeki kente yakın bir noktada I. yy. C. Cassius Philiscus’a ait olduğu düşünülen, üzerinde kartal ve zafer tanrıçası Nike’nin heykeli bulunan 12 m yüksekliğindeki anıt mezar Beştaş- Obelisk- Nişantaşı- Dikilitaş, 4. ve 5. yy. erken Hıristiyanlık dönemine ait, duvarları ve tavanı renkli fresklerle kaplı, içinde üç adet mezarın bulunduğu son derece büyük ve ilgi çekici mezar anıtı, Elbeyli- Hypoge ile iki yanında ikişer kilise bulunan Dromosiu dikdörtgen mezar odası, taş ve ağaçlarla süslü beyaz mermerden mezarların olduğu Elbeyli- Dörttepeler Tümülüsü kentin en eski tarihi tanıklarıdır.
Bunların yanında, İznik’te, 111-112 Marcus Ulpius Nerva Traianus Augustus- Trajanus tarafından yaptırılan tiyatro, Süleyman Paşa Medresesi, Kırıntı Köyü yakınlarında, 1. yy. Roma Yolu üzerinde Gaius Cassius Philiscus Anıtı, MÖ 258 yılı Roma dönemine ait, kente hâkim bir tepede yaptırılan, iki sıra kesme taş ve tuğla duvarlarla çevrili, 4 büyük 12 küçük kapı ile girilen ancak zamanla harap duruma düşen kentin en önemli yapılarından biri olan İznik Kalesi kentin en önemli yapılarından biridir.
Günümüze kadar en iyi korunan 111-112 yılında İmparator Traianus tarafından inşa ettirilen, uzun beşik tonozlu galerilere sahip Roma Tiyatrosu, 1388 yılında yan planlı, camisi de bulunan, zamanla bakımsız kalan daha sonra onarılarak müzeye çevrilen Nilüfer Hatun İmarethanesi de kentin önemli tarihi yapılarındandır.
Bunun yanında, 1333 yılına ait dönemin Osmanlı mimari özelliğiyle kolaylıkla seçilebilen, zamanla oldukça bakımsız duruma gelen Orhan Gazi İmaret Cami, Mahmud Çelebi, Hacı Özbek camileri, Süleyman Paşa Medresesi ile son derece güzel manzarası ve doğal ortam sunan İznik Gölü ve çevresi, göl yakınında doğal güzelliği, bereketli topraklarıyla Narlıca Kasabası da bölgede gezilip görülmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.

İznik, 2014 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer almaktadır.
İznik Roma Tiyatrosu
Kenti savunmak için yapılan kuzey surlarındaki bazı burçların kesme taşlarının zamanında tiyatroya ait olduğu belirlenmiştir.
Böylece tiyatronun bütünlüğü bozulmuş ve oturma basamakları, dış duvarları, kemer ve tonozların tamamına yakını tahrip olmuştur.
Zamanla tiyatronun diğer bölümlerinin çoğu taşı da kentin yeni binalarına feda edilmiştir.
Yapılan kazı çalışmalarıyla 45 m doğu -batı doğrultusunda uzanan, ortasındaki dört niş, mermer süpürgelik ve frizleriyle beraber tiyatronun sahnesi açığa çıkarılarak koruma altına alınmıştır.
Dikili Taş ( Obelisk- Beştaş-Nişantaşı )

İznik’de yer alan 1. yy. – 2.yy. Roma dönemi mezar anıtının kentin ileri gelenlerinden Asklepiodos’un oğlu C. Cassius Philiscus anısına dikildiği Yunanca kitabeden anlaşılmaktadır.
15,5 m yükseklikte kare planlı, üste incelerek yükselen anıtın en tepesinde şu an kaybolan bir kuş heykelciği bulunmaktaydı.
Anıtın bazı yerlerindeki boşluklarda bronz heykellerin bulunduğu düşünülmektedir.
Halen 12 m olan anıtın kaide üzerindeki beş parçası görülmektedir.
İznik- Ayasofya-Kilisesi- Cami- Müzesi

İskele Kapısı’na yakın Ayasofya Kilisesi, kent merkezinde 4-5. yy. ya da 7. yy.’a ait olduğu düşünülen bir gymnasyimun üzerine bazilika planlı erken dönem kilisesi olarak taş- tuğla karışımıyla inşa edilmişti.
Daha sonra Bizans İmparatoru Justinianus tarafından tekrar yaptırılan ve zamanla depremlerden zarar gördüğü için çeşitli dönemlerde yeniden inşa edilen üç nefli (sahın) Ayasofya Kilisesi mimarisi, ihtişamı ve eşsiz süslemelerinin yanında Hıristiyanlık açısından son derece önemli bir dini yapıdır. Çünkü Hıristiyanlık kurallarının düzenlendiği toplantılardan 325 yılındaki 1. Konsil, ve 787 yılındaki 7. Nikaia Konsili, Ayasofya Kilisesi’nde toplanmıştır.
Son konsilde alınan kararlardan biri de kutsal mekânlarda resim ile heykel yapmanın serbest bırakılması ve İkonolara tapınmadan istenildiği gibi ibadete yani ikonaklats dönemin sonlanmasına karar verilmiş olmasıdır.
Kentte tekrar eden depremlerden zarar gördüğü için 1065 yılında onarılan kilise, 1331 yılında Orhangazi tarafından camiye çevrilerek mihrap, minare vb. eklemeler yapılmıştır.
Kilise daha sonra Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a onartılarak bugüne yakın şeklini almıştır.
Daha sonta tekrar onarılan kilisenin renkli taşlarla bezeli taban mozaikleri, din görevlilerinin törenler esnasında topluca bulundukları, yarım yuvarlak oturma kademeleri ile duvarında Hz. İsa freski bulunan bir mezar odası da ortaya çıkarılmıştır.
İznik’teki diğer önemli Roma yapılarından biri de konsül toplantılarının yapıldığı dönemin mimari özelliklerini yansıtan, zemin mozaiklerinden bahsedilen 325 yılında ve 11 Ekim 787 yılında üçyüzelli piskoposla çok sayıda keşişin katıldığı 7. Konsülün toplantılarının zaman zaman yapıldığı önemli bir yapı iken zamanla harap duruma gelen Senatüs- Konsül Sarayı, 4. yy.’a ait kare planlı, beşik tonozlu, fresklerinde iki tavus kuşunun da olduğu kabartmaları, yivli sütunları ve yuvarlak kemerleriyle dikkat çeken Elbeyli Köy- Hipogeum- Yeraltı Mezar Odası ile kentin çevresini kuşatan, 4970 m uzunluğunda 4 kapı ile girilen surlar ve kentteki tarihi kalıntılardandır.
İznik- Yeşil Cami

Lefke Kapısı yakınlarında bulunan Yeşil Cami, 1378- 1391-1398 yılları arasında, Çandarlılı Hayreddin Paşa ve oğlu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Kuzey-güney yönünde kare planlı caminin ana mekanı 11m x11m boyutlarındadır.
Son cemaat yeri üç bölümlüdür. Osmanlı döneminin en eski çinili camisinin sade mermer mihrabı, köşe sütunları, mukarnas nişleri, geometrik geçmeleri, Rumi ve palmet kabartmalarıyla İznik’in en güzel camilerinden biri olan yapı adını minaresindeki çinilere borçludur.
Caminin üstü dıştan sekizgen kasnağa oturan, içten üçgen kuşakla çevrelenen büyük bir kubbe örtülüdür.
İznik’teki diğer Osmanlı dönemi camilerinden, 1333 yılında yaptırılan Hacı Özbek- Çarşı-Cami-Mescidi- 15.yy. yapısı Şeyh Kudbettin Cami sayılabilir.
Hacı Özbek Cami
İznik’te Kılıç Arslan Caddesi’nde yer alan kentin en eski Osmanlı mescidi 1333-1334 tarihlerinde Hacı Özbek Bin Muhammed tarafından yaptırılmıştır.
Her iki tarafında da pencere bulunan doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı mescide ve yan kapılardan girilen son cemaat yerine sonradan eklemeler yapılmıştır.
Köşeleri silmeli dikdörtgen mihrabı olan mescidin ana mekanı kare bir kubbe ile örtülüdür.
Üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taşlarla duvarları örülü mescidin dışarıya açılan kapısı, iki sütun ve üç kemerli revaklıdır. Bu bölüm aynalı tonoz ve beşik tonozlarla örtülüdür.
İçten sıvalı boyalı yapılan mescidin kubbesi kiremitle kaplıdır.
Şeyh Kutbuddin Cami ve Türbesi
İznik merkezdeki Nilüfer Hatun İmareti’nin karşısında yer alan türbede Şeyh Kutbuddin-i İzniki’nin oğlu, Mehmet Muhittin yatmaktadır.
Yaptıranı belli olmayan orijinal cami 2004 yılında aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.
1496 yılında, Halil Paşa tarafından yaptırıldığı varsayılan öne sürülen, doğu yönünden girilen, kare planlı, pandantif kubbeli türbenin pencere duvarında iki niş göze çarpar.
Onikigen kasnak üzerine oturtulan sağır kubbe kiremitle örtülüdür.
Yakup Çelebi Cami ve Türbesi
İl merkezinde yer alan 14. yy. ve 15. yy. cami I. Murat’ın oğlu Yakup Çelebi tarafından yaptırılmıştır.
Taş ve kesme taş malzeme ile yapılan, üçgen geçişli kubbeli yapıya doğu ve batıdan girilir.
Kare planlı, kuzey -güney yönüne inşa edilen caminin içi 290 m2, tamamı ise yaklaşık 500 m2’dir.
Duvarları sıvalı cami, alt ve üstteki yedi pencere ile aydınlatılır.
Zamanla onarılan yapının yanında bir de türbe bulunmaktadır.
Mahmut Çelebi Cami
İznik merkezinde de Mahmut Çelebi tarafından 1422 – 1423 tarihinde dönem mimari özelliklerine göre tuğla ve kesme taştan yaptırılan kentteki son Osmanlı camisidir.
Kare planlı, beş cepheli mihrabı olan cami ana mekan ve son cemaat yerinden oluşmaktadır. Caminin süslemesi oldukça sadedir.
Tel şerefeli, tek gövdeli minaresi camiye bitişiktir.
Nilüfer Hatun İmareti Türk İslam Eserleri Müzesi

1388 yılında Osmanlı Sultanı I. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatun anısına imarethane olarak inşa ettirilmiştir. Osmanlı’nın en güzel dönem mimari özelliklerini yansıtan T planlı bina, Bizans’ın renkli taş ve tuğla işçiliğine uygun olarak yapılmıştır. Tonoz kemerli revaklı girişin üstü kubbe ile örtülüdür. Buradan ana mekan ve yan alanlara geçilir.
Zamanla onarım geçiren yapı, 1960 yılında Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaya başlamıştır.
Müzede, bölge, kent ve çevrisinden çıkarılan prehistorik dönemden Osmanlı’ya kadar uzanan zaman dilimine çok sayıda tarihi sikke ve buluntunun yanısıra İznik çini örnekleri, yapım ve pişim aşamaları canlandırmaları görülmektedir.
Ayrıca müze bahçesinde İslami mezar taşları, kuyu bilezikleri, çeşme ve kitabeler de sergilenmektedir.
Süleyman Paşa Medresesi
İznik kent merkezinde 1335-1359 tarihlerine ait olduğu düşünülen türbe,Orhan Gazi, büyük oğlu Şehzade Süleyman için yaptırılmıştır.
U planlı, moloz taş ve tuğla ile yapılan medresede 1 dershane, 12 öğrenci hücresi ve açık bir avlusu bulunmaktadır.
Sütunları granit ve mermer olan yapı halen tarihi el sanatları ticaret merkezi olarak düzenlenmiştir.

İznik- Kırgızlar Türbesi
Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Süleyman Şah ve Haçlılar arasında çıkan korkunç savaşta yaşamını kaybeden Kırgızlar ya da kentin Osmanlı tarafından alınması sırasında yaşamlarını yitiren Fetih öncesine ait olduğu varsayılan Kırgız Türkleri için Orhan Gazi tarafından 1331 yılında yeniden inşa edilen bir yapıdır.
Kubbe ile örtülü türbede Bizans dönemi kalıntıları görülmektedir. Pencerelerle aydınlatılan türbenin kalemişi süslemeleri, duvar stilleri dönemin sanat anlayışını da göstermesi açısından görülmeye değer niteliktedir.
Son dönemlerde dikilen savaşçı heykeli kentin hem Türkler tarafından fethini hem de yaşamlarını kaybeden askerlerin sembolü olmuştur.
Kare planlı, aynı boyutta, porfir kapıyla bağlanan iki mekandan oluşan türbede 7 büyük bir çocuk lahdi bulunmaktadır.
Alaaddin-i Mısri Türbesi
İznik, Alaaddin-i Mısri Sokağı’ndaki türbe Süleyman Paşa Medresesi’nde dersler veren Alaaddin-i Mısri’ye aittir.
Doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı türbenin üzeri ahşap çatı ile örtülüdür.
Taş ve tuğla malzeme ile inşa edilen sade süslemeli türbede kimlikleri bilinmeyen üç sanduka bulunmaktadır.
I. Murad ( Çifte/Meydan/ Eski ) Hamamı
İznik merkezi, surların İstanbul Kapısı yakınında, çifte hamam olarak tasarlanan 14. yy./16. yy. mimarisine ve süsleme özelliklerine göre dikdörtgen planlı olarak inşa edilen yapının erkekler kısmı belediye deposu olarak kullanılmaktadır.
Kadınlar kısmının ebat olarak daha küçük olduğu görülen
hamam bugün kullanılmamaktadır.
İznik’teki bir diğer önemli Osmanlı türbesi de Çandarlı Kara Halil İbrahim Paşa, Şeyh Eşref-1 Rumi, Yakub Çelebi, Sarı Saltuk, Çandarli İbrahim Paşa, Çandarli Halil Paşa, Huysuzlar, Ahiveyn Sultan, Abdülvahap Sancaktarı türbeleri İznik’in önemli tarihi ve dini yapılarındandır.
Gölyazı Apollonia ad Rhyndacum

Bursa’ya 42 km uzaklıkta, bir yarımada üzerinde yer alan Gölyazı, MÖ 6. yy.’da varlığı bilinen antik Yunan kenti Apollonia ad Rhyndacum üzerine kurulmuştur.
Apollonia ad Rhyndacum adını içinden geçen Ryndacus (Kocaçay) Irmağı ile Işık Tanrısı Apollon’dan alan kentte MÖ 1. yy.’da kerevit kabartmalı sikkeleri basılmaktaydı.
Kentin özellikle Roma döneminde geliştiği, Bizans zamanında da kente çok sayıda sikkenin basıldığı, dini amaçlı yapıların inşa edildiği yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.
1303 yılında Osman Gazi tarafından bölgeyle beraber ele geçirilen Apollonia ad Rhyndacum’e Türklerle tanışarak adı yanındaki gölden dolayı Gölyazı olarak değişmiştir.
Yakınındaki 2 m –4 m derinliği olan Ulubat Gölü’nde turna, sazan ve ‘Feki’ denilen küçük bir balık türü yaşamaktadır.
Osmanlı döneminde ağırlıklı Rum nüfusun yaşadığı Gölyazı’ya mübadele ile Selanik göçmenleri yerleştirilmiştir.
Yerleşim yerinin ilk dönemlerinden beri ele geçirlen buluntuları; sikkeler, Hagios Georgios Kilisesi ve Manastır Adası’nda kalıntıları bulunan Hagios Konstantinos Manastırı Kilisesi kalıntıları, Taş Kapı denilen antik kale, Apollon Tapınağı ve antik tiyatro kalıntıları, 750 yıllık ağlayan ağaç ile görülmesi gerekli önemli tarihi tanıklardır.
İçinde barındırdığı tarihi ve doğal değerler açısından kent SİT alanı ilan edilmiştir.

Gölyazı İç Kale ve Kent Surları
İlçe merkezinin önemli bir bölümünü içine alan Roma, Bizans ve Osmanlı tarzının iç içe geçtiği 800 m uzunluğundaki antik surların savunma dışında gölün taşmasını engellemek için de kullanıldığı bilinmektedir.
Kapı ve kuleleriyle de dikkat çeken devşirme malzemelerle yapılan surların halen bilinen kısımları Simitçikale, dışkale ve içkalenin kalıntılarıdır.

