GAZİANTEP

Coğrafi

Komşular :Gaziantep ili, Hatay, Adana, Adıyaman, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve güneyinde yer alan Suriye ile komşudur.

Yüzölçümü: 6.819 -7462 km2 

İlçeler: Araban, İslâhiye, Şahinbey, Karkamış, Şehit Kamil, Nurdağı, Nizip, Oğuzeli, Yavuzeli ve iki merkez ilçesi Gaziantep.

İklim 

Akdeniz ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi sınır kenti Gaziantep ili ve çevresinde karasal, Akdeniz karasal iklim tipi-yazları sıcak ve kurak, kışları serin ve yağışlı- özellikleri görülmektedir.

Bitki Örtüsü

Geneline bozkır bitki örtüsü hâkim olmakla birlikte  % 99’u tarıma uygun olan ilin yaklaşık % 63’ünde pek çok ürün-zeytin, fıstık, meyve ve sebze bahçeleri üzüm bağları pamuk ve buğday vb.- yetiştirilmektedir. 

Gaziantep toprakların % 22’si orman ile fundalık alanlardan oluşurken % 14’ü de çayır ve meralardan meydana gelmektedir. 

Denizden yaklaşık 850 m yükseklikte bir olan Gaziantep’in %14 ormanlık alanlarında görülebilen başlıca ağaçlar –çam, köknar, sedir- iken ili çevreleyen %52 dağ ve tepelerle-Torosların kolu 1491 m. Sof, 1629 m Gökçedağ, Dülükbaba, Sam, Ganibaba ve Sarıkaya dağları, 1430 m Kartal Yücesi – 

ile çeşitli akarsu, dere, çaylarla -Ağrı- Diyadin’den doğup 8 ili -Erzincan, Sivas, Tunceli, Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep- bazı nehirleri -Murat, Karasu- besleyerek Suriye ve Irak’a ulaşıp 500 bin m2 lik havzayı besleyen 2800 km uzunluğundaki Fırat, Fırat ile birleşip Elazığ/Sivrice’den doğarak Irak boyunca devam eden 375 bin m2 lik havzayı sulayan Şattülarap’ta Basra Körfezine dökülen 1700 km uzunluğundaki Dicle, Nizip, Afrin ve Merziman Çayı, Alleben Dere– beslenen yaklaşık % 48 ovalar- İslâhiye, Barak, Araban, Yavuzeli ve Oğuzeli- yayla ve otlaklar da kent ve çevresinin verimini arttırmaktadır.

Ulaşım 

Gaziantep bugün olduğu gibi eskiden de Güneydoğu Anadolu’nun en büyük ili olarak her zaman kolaylıkla ulaşılabilen bir kentti. 

Batıda, Antakya ve Adana, doğuda Şanlıurfa, kuzeyde Kahramanmaraş, Adıyaman, güneyde Halep yolu üzerinde bulunan Gaziantep, son zamanlarda yapılan yeni otoban ve karayollarını iyileştirme çalışmalarıyla kent ve çevresine rahatlıkla ulaşılabilmektedir.

Ayrıca bir demiryolu şebekesi ve havalimanı da olan Gaziantep, gelişimini pek çok alanda –ulaşım, sanayi, eğitim vb.– sürdürebilen bir ildir.

Tarih 

Hititler döneminde Hantap olarak adlandırılan Gaziantep’e, Araplar Pınar Kenti (Ayntab) demişler. Zamanla Antep olarak anılmaya başlayan kent, Kurtuluş Savaşı sırasında gösterdiği kahramanlıklar sayesinde de Gazi unvanını alarak Gaziantep olmuştur.

Kentin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmemekle beraber yapılan araştırmalar sonucunda kentin tarihinin günümüzden 8-10 bin yıl öncesine gittiği çeşitli çağların –paleolitik, neolitik, kalkolitik, tunç çağı- izlerine rastlandığı ve özellikle eski Babil dönemine ait önemli bir yerleşim yeri olduğu varsayılmaktadır. 

Tarihi İpek Yolu üzerindeki Gaziantep, Mezopotamya ve Akdeniz arasında önemli bir kavşakta yer almaktaydı. 

Gaziantep merkezinin tam tarihi konusunda yeterince bilgi olmamasına karşın yakınındaki Dülük ve Karahöyük Köyü’de taş, kalkolitik ile bakır çağı dönemlerine ait çok sayıda belge ve bilgilere rastlanması bölgeyle kentin oldukça eski bir yerleşim yeri olduğunun kanıtı kabul edilmektedir.

Daha sonra Anadolu’daki siyasi birliğini oluşturmaya başlayan MÖ 1700 Hititlerin eline geçen Gaziantep ve çevresi bir süre Hurri ile Mısırlılar arasında el değiştirse de ilk, orta ve yakın çağa ait pek çok ulus – MÖ 700- MÖ 546 yıları arasında Med, Asur, Pers, MÖ 334 İskender ve Makedonya Krallığı, Seleukos, MÖ 1. yy. Roma, 395-636 Bizans, Sasani, Arap, Abbasi, 1084 Selçuklu, 12. yy. Eyyubi, 1270 Mogol, 1400 Karakoyunlu, 1389 Dulkadiroğulları, 1471 Memluk ve 1516 Osmanlı- yaşamıştır. 

Romalılar zamanında bir askeri üs olan Gaziantep’te Iustinianus- Jüstinyen dönemine ait bir Ortaçağ kalesi de bulunmaktadır. 

Kent, kale duvarları arasındaki yaşama alanını Osmanlılar döneminde bırakmış ve ovaya doğru büyümesini sürdürmüştür. 

Kurtuluş Savaşı sırasında halk, eşsiz bir direniş ve başarı göstererek illerini bağımsızlığa kavuşturmuştur.

1913 yılından sonra gelişimine paralel günümüzde ülkenin 6. büyük kenti Gaziantep, Cumhuriyet döneminde de ticari, kültürel ve turizm açısından gelişmeye devam etmektedir. 

Gaziantep ve Çevresindeki Tarihi Yapı ve Yapıtlarlar

Gaziantep Yüzük (Kala-i Füsus) Kalesi 

Ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden olan Gaziantep Kalesi, 25-30 m yükseklikteki bir tepede yer almaktadır. 

Rivayete göre; Arazi sahibi bir kız tarafından yapımına başlanan kale, çok masraflı olduğu için kız, çok kıymetli taşı olan yüzüğünü satmış. Bunun için kaleye, yüzük kalesi anlamında Kala-i Füsus adı verilmiştir.

İlk olarak Roma Dönemi’nde höyük üzerinde askeri amaçla bir gözetleme kulesi olarak yapılan kalenin çapı 100 m ve çevresi 1200 m’dir. Kale, Kaleler Mimarı olarak adlandırılan Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde MS 6. yy. yaptırılmıştır.

Zaman zaman onarılan kalenin 12 adet kulesi bulunmaktadır. 

Gaziantep/Antik Kentler -Ören Yerleri- Höyükler ve Müzeler

Dülük Antik Kenti Ve Mitras Tapınağı

İlk yerleşimi 600 bin yıl öncesine tarihlenen Dülük, Antik Kent ve Kutsal Alan olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. 

Antik yerleşim, Dülük Köyü’ne bitişik Keber Tepesi ve çevresinde toprak altındadır. Kutsal alan ise Dülük Köyü’nün yaklaşık 3 km kuzeyinde Dülük Baba Tepesi’nde yer almaktadır.

Dülük Mitras Tapınağı, Anadolu’da bulunan Mitras Yeraltı Tapınağı’nın ilkidir. Antik yerleşimin nekropol (mezarlık) alanında çok sayıda kayaya oyulmuş oda mezarı, mezarların içerisinde, dini ve mitolojik konulu kabartmalar olan lahitler bulunmaktadır.

Dülük, Keber Tepesi’nde yapılan bilimsel kazılarda da Alt Paleotik Dönem’e ait çakmaktaşı aletler ve bu aletlerin yapıldığı atölyeler bulunurken aynı dönemde barınma için kullanılan Şarklı Mağara’nın tarihi MÖ 600 bin yıllarına kadar gitmektedir.

Bizans Dönemi’nde Dülük Kenti, Hititler’den beri süregelen kutsal şehir konumunu Başpiskoposlukla devam ettirmiştir. 

İslam akınları sonrasında oldukça tahrip olan yerleşim yeri, 7. yy.’da  Başpiskoposluğun Zeugma’ya taşınmasıyla birlikte dini merkez konumunu kaybetmiştir.

Karkamış Antik Kenti

Karkamış İlçesi yakınında, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye -Suriye sınır hattı üzerinde Yakındoğu Arkeolojisi’nin en önemli yerleşimlerinden biri olan Karkamış Antik Kenti yer almaktadır. 

Hitit İmparatorluğu’nun MÖ 1200 başlarına doğru yıkılışını izleyen 300 yıl içinde kurulmuş olan Geç Hitit Krallıkları’nın en güçlüsü Karkamış Krallığı’dır. 

Yapılan kazılar sonucunda bulunan kabartmalar, MÖ I000 başlarındaki bölgenin yaşam biçimi, giysileri vb. kültürüne ışık tutmaktadır. 

Karkamış kabartmalarının, büyük çoğunluğu bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

İslahiye- Tilmen Höyük

İslâhiye  ve Yesemek yolu üzerindeki Tilmen Höyük, Hititler döneminde Başkent Hattuşaş Kenti’nden sonra en ihtişamlı Hitit şehirlerinden biridir. 

2003 yılından buyana yapılan kazılar neticesinde Tilmen Höyük, Arkeopark haline getirilmiştir. Höyüğe ait buluntular eski Mezopotamya ve Suriye kültürleri ile eski Anadolu kültürleri arasındaki bağı ve karşılıklı ilişkiyi göstermektedir. 

Yapılan kazılar sonucu tarihinin MÖ 4000 yılında başladığı ve MÖ 3000 yılın son döneminde büyük bir şehir olduğu anlaşılmıştır.

Höyüğün kuzeydoğusunda 8 m yüksekliğinde, 17 basamaklı ve rampayla çıkılan yuvarlak kuleler göze çarpmaktadır.

İnanılmaz büyüklükte ve tonlarca ağırlıktaki taşlarla yükselen surlar kentin görkemini gözler önüne sermektedir. Asıl giriş kapısı doğuda olan kentin iki yanı kapısını aslan heykeller korumaktadır. Sakçegözü -Sakçagözü -Coba Höyük

İl merkezinin 45 km batı -kuzeybatısında, eski adı Keferdiz -Sakçagözü’ ndeki 9 m yüksek tepede kurulu, 12 bin 600 m2 orta büyüklükte bir höyüktür.  

SakçegözüCoba Höyük Amanos ve Sof dağlarıyla çevrili yerleşim yeri, başta Orontes- Asi ve çok sayıda nehir ile derelerle beslenen verimli Islahiye Ovası yakınındadır.

Höyükte yaşam :I. tabaka MÖ 6000- MÖ 5400 Halaf  Öncesi, II. tabaka Samarra– MÖ 7000-MÖ 6600 Erken Halaf Dönemi, III. tabaka MÖ 6300-MÖ 6050 Geç Halaf Dönemi, IV. tabaka MÖ 5900-MÖ 4300 Obeyd- Ubeyd  Dönemi, V. tabaka MÖ. 4000- MÖ 3100 Uruk Dönemi (şüpheli) – MÖ 3100-MÖ 2900Jemdet Nasr-İlk Hanedan Dönemi, VI – VIII. tabakalar Habur Devri, IX. tabaka MÖ 1200-MÖ 700 Geç Hitit Dönemi, X. – XI. tabakalar Post- Hitit Dönemi, XII. tabaka Orta Çağ çukurları ile yerleşim yerinin çok uzun yıllar kullanıldığını ortaya koymaktadır. 

Yunus Höyük

Gaziantepmerkezinin güneydoğusunda yer alan 240 m2’lik alanda 5yapı katı görülebilmekte henüz ana toprağa kadar inilememiştir. 

Tüm katlarda Halaf yerleşim görülmektedir. Buradaki  çanak çömlek fırınları dikkat çekicidir.

Taş temel üzerine kerpiç duvarlı zemini balçık sıvalı yapılar, yuvarlak planlı- tolos ve dörtgen planlı konutlardan oluşmaktadır. 

Bu yuvarlak planlı yapıların kubbeli mi yoksa düz mü olduğu belirlenememiştir. 

Hem yerleşim yeri hem de çanak çömlek imalat yeri olan Yunus Höyük’ün tarihi MÖ 4000’den Orta ve Son Halaf dönemine uzandığı yapılan kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılmıştır.

Nizip- Horum Höyük

Nizip’e 15 km, Fırat’ın batısındaki Toydemir -Horum Höyük, 62 bin m2’lik alandadır. 

Karkamış ve Birecik Barajı suları altında kalmıştır. Tarihi MÖ 6000- MÖ 5000- MÖ 4000- MÖ 3000’den Erken Tunç Çağı, Erken Demir Çağı, Helenistik Dönem, Roma ve Bizans ile İslam dönemlerine kadar gitmektedir.

Taş teller üzerine yapılan 1 m kalınlığındaki kerpiç duvarlı yapılar,  çanak çörek kalıntıları, sanduka mezarlar, bebek kemikleri , iç içe 3 minyatür kupa, yuvarlak başlı toplu iğneler, hediye gömütler bulunmuştur.

Ayrıca 12. ve 13.yy.’ a ait Fırat kıyısında liman ve mendirek kalıntıları bulunmuştur. 

Antiochia ad Taurum- Toros Dağı 

Kommagene, Torosların Antakyası olarak adlandırılan Amanos’un doğusunda, Gaziantep- Asi- Orontes  Vadisi- Orta Toroslar – dağ silsilesinin güney eteklerine bağlayan Islahiye vadisinde yer almaktadır.  

İkinci Tapınak döneminde  MÖ 516 – MS 70 Yahudilere Vadedilmiş Topraklar denen Hor Dağı-Suriye Ovası-Toros ve Amanos dağları arasında kurulmuştur.

Tunç Çağı’nda İç Suriye kültürü ,Yukarı Mezopotamya ve Levant – Akdeniz’in doğusu-Kafkas dağlarından başlayıp Arap yarımadası, Kilikya’nın bir kısmı -sadece Hatay- kısaca Filistin, Suriye ovaları–  ile Anadolu yaylaları arasındaki stratejik alanda bulunmaktadır. 

Çok sayıda sikke bulunan höyük, Hıristiyanlıkla beraber MÖ 1. yy. Roma’nın Antiochia veya Kilikya ve Suriye eyaletleri içinde yeralmaktaydı. 

Fırat boyunca Hıristiyanlaşan yerleşim yeri, Kommagene MÖ 163-MS 72 zamanında Piskoposluk merkezi olduğu bilinmektedir.  

Nurdağı- Gedikli Karahöyük

Sakçagözü Ovası’nın batısında, Nurdağı- Gedikli -Karahöyük, 24 m yükseklikte  240 m x 190 m boyutlarındadır.

Sakçagözü Ovası’nda 50’den fazla höyük kadar yer almaktadır. 

Yüzeyin 6 m altında kalan höyük  4-5 bin yılda bu seviyeye geldiği varsayılmaktadır.

Höyük, Demir, Geç Kalkolitik, Helenistik, Rom , Bizans, Osmanlı dönemlerini yaşamıştır. 

Höyükte Erken Tunç Çağı III, kremasyon -ölüleri yaktıkları saptanıp kırmızı kiremitle bulunmuş. 

Islahiye- Kırışkal Höyüğü

Sakçagözü Ovası’da Zincirli Höyük’ten 25 km kuzeydoğuda, 250 m x 200 m boyutlarında  7 m yüksekliktedir.

Megalit- anıtsal büyük taş yer altında bulunmuştur.

Höyüğün eğimli yapısında galerinin merdivenleri bulunmuş. 

Çok sayıda monolite rastlanan höyükte çok hücreye ve mezar odalarına rastlanmıştır.

Höyüğün pek ok kısmı suyla aşındığı belirlenmiştir. 

Höyükte yerleşim yerlerinin, ele geçen buluntularının, kullanılan malzemelerin  MÖ 2100- MÖ 1900 ait olduğu varsayılmaktadır. 

Islahiye- Yesemek (Açık HavaMüzesi) 

Islahiye’ye 23 km uzaklıktaki Yesemek Köyü’nde, gri ve mor bazalt taştan bir yamaca -Karatepe Sırtı- kurulu Yesemek yerleşkesi son derece önemli bir ören yeridir.

Hitit Kralı I. Şuppilluma MÖ 1375- MÖ 1335 burada Anadolu’daki ilk heykel atölyelerinden birini kurarak yöre halkı Hurrileri çalıştırmıştır. 

MÖ 8. yy. Şam’al Krallığının Asurlular tarafından yıkılmasıyla önemini yitiren bu atölyelerde heykellerin tarzı, malzemesi vb. bölgeyi ele geçiren uluslarla beraber –Asur, Suriye, Arami, Sam’al Krallığı vb.- değiştiği ele geçirilen kalıntılardan anlaşılmaktadır.

5- 6 yy. heykel yapılan kent ve atölyelere ait yaklaşık 200 civarında heykel ve 300 kadar heykel taslağı müzesinde sergilenmektedir. 

Yavuzeli- Rumkale 

Yavuzeli- Kasaba Köyü, Fırat Nehri ile Merzimen Çayı arasında bulunan kalenin üç tarafı göl ve sarp kayalıklarla çevrelenmiştir. 

Tam olarak ne zaman, kimler tarafından ve ne şekilde yapıldığı konusunda farklı görüşler bulunan kalede çakmak taşından yapılan aletlerden yontma taş- paleliotik çağlar ile sonradan Med, Pers, Helen, Roma, Memluk, Osmanlı dönemlerini aktif bir şekilde yaşadığı saptanmıştır. 

Tarih boyunca Şitamrat, Kal-a Rhomayta, Hromklay, Ranculat, Kal-at el Rum, Kal-at el Müslimin, Kale-i Zerrin- Altın Kale ve Rumkale olarak değişik adlarla adlandırılan 120 m genişlikte ve 200 m uzunluğundaki bir alanda, iki farklı kütlenin -doğal kaya ve kalkerli kesme taş-  birbirini son derece doğal ortamda uyumlu geçişiyle meydana gelen kale, pencere, mazgal ve 7 burcunu etrafındaki sur duvarları ile desteklemektedir. 

İki ana girişi -doğu ve batı- ve 4 kule şeklinde kapısı olan kalenin sürekli saldırı tehdidine karşın 12. yy. da 30 m derinlikte ve 20 m genişlikteki hendekle karayla iletişimi kesilmiştir. 

İçindeki yapıların çoğunu 11. yy. ve14. yy. arasına tarihlenen kalenin Roma döneminde, Hıristiyanlık açısından da son derece önemli bir merkez olduğu ve odalarında, İsa’nın havarilerinden Aziz Jokannes- Yuhanna İncili’ini çoğalttığı söylenmektedir.

Ayrıca 1113 yıllarında piskoposluk merkezi de olan kalenin surları ve burçlarından başka yapıya sonradan eklenen 1173 yılında dikdörtgen planlı, üç nef ve üç apsisli, Rumi ve haç süslemeli, aslan, kartal ve palmet yapraklı kabartmalı levhaları olan gotik tarzda yaptırılan hükümranlık yapısı Şair Aziz Nerses Kilisesi de sonradan camiye çevrilmiştir. 

Kalenin yanında 13. yy. Yakubi Azizi Barşavma’nın yaptırdığı kesme taştan kare planlı, haç tonoz örtülü Barşavma Manastırı ile kaleden basamaklarla inilen su kuyusu ve sarnıçların kalıntıları görülmektedir.

Halen yarım ada şeklindeki Rumkale’nin  üç yanı Baraj gölü ile çevrilidir.

Gaziantep- Belkıs- Zeugma -Seleukeia- Apamea

Tarihin ilk dönemlerinden beri önemli geçiş yolları -askeri, ticari ve dini-  üzerinde bulunan Fırat kıyısı yerleşim yerlerinden biri olan Belkıs- Zeugma (Seleukeia, Apamea) Büyük İskender’in komutanlarından MÖ 300 Seleukos Kralı I. Seleukos Nikator tarafından nehrin iki yakasına -doğu ve batı-  kendi ve Part- Bakria asıllı karısı ,Seleukeia ve Apamea adlarıyla kurulmuş iki kenttir. 

Halen baraj suları altında kalan kentler için Helenler geçit yol anlamında Zeugma demişler ve bu ad zamanla yaygınlaşmıştır.

Bölge ve Anadolu tarihininin önemli olaylarına (  MÖ 222 Seleukos Kralı, III. Antiokhos Megas, Pontos Kralı II. Mithridates’in kızı Leodike ile evlenmesi,  kenti MÖ 64 Roma komutanı Pompeius Kommagene krallığı sınırlarına dahil etmesi, Kommagene Kralı I. Antiockhos Theos’un panteon ve yönetici kültü gibi iki kutsal alan yaptırması, bir süre I. Antiockhos Theos’un çocukları ve torunları tarafından yönetilmesi, MÖ 31 Aktium Zaferiyle Roma’nın Suriye eyaletine katılması, Kommagene Savaşı ile MS 17 Roma’nın idari yönetimine girmesi, Roma, Kommagene ve Part komuttan, vali ve yetkililerinin diplomatik görüşmelerinin burada yapılması, Kudüs seferine kadar MS 18- 66 yılları arasında Legio X Frentensis’in burada konaklaması, 72 yılında Roma İmparatoru Vespasianus tarafından daimi Roma- Suriye eyaleti yapılıp 1. ve 2. yy. da çok sayıda yeni mimari yapılarla donatılıp genişleyerek idari ve askeri merkez ve sınır kenti haline gelmesi vb. ) tanıklık eden Zeugma, bölgenin en önemli merkezlerinden biri olarak nüfusunun 80 bin kişiye yükseldiği bilinmektedir.

Stratejik konumu sayesinde askeri, ticari ve idari önemini Roma kralları (115 Trianus ve 161 Verus’un Part seferlerinde) döneminde de koruyan Zeugma, diğer Fırat Nehri kentleri gibi Trianus’a vergi ödemekle yükümlüydü. 

Roma Dönemi  2. yy. da en parlak günlerini yaşayan Zeugma, 161- 166 Part seferlerinde önemli bir merkezdi.

197 yılında  3. büyük Part seferi sırasında askeri eğitimini Zeugma’da alan Roma İmparatoru Septimius Severus, Fırat’ı bu kentten geçmiş ve Edessa’yı ( Urfa) almıştır. Bu olayın kentin önemini daha da arttırdığı geriye kalan belgelerden anlaşılmaktadır.

252- 253 yıllarında Sasani Kralı I. Şappur’un saldırılarıyla tahrip olan Zeugma zamanla önemini yitirmeye başlamış ve 4. yy. dan sonra da Hıristiyanlaşmıştır.

540- 562 Roma İmparatoru Iustinianus’un (Jüstinyen) Part savaşları sırasında yıkılan surları onartıp Zeugma’da yeni bir savunma sistemi oluşturmuştur.

Zamanla bir piskoposluk merkezi haline dönüşen Zeugma’ya 589 yılında Meryem Ana ( Theokos ) Kilisesi yapılmış. 

636 Yermek Savaşıyla İslam orduları tarafından alınan Zeugma, 9. ve 11. yy.a kadar iskan merkezi olmayı sürdürmüştür. 

Sular altında kalsa da kentin korunagelmiş önemli yapıları- Geometrik desenli Mozaik Ev, Danae Evi, Dionysos Evi, Poseidon Evi, Euphrates Evi, Roma Evleri, Freskli Oda, A ve B Evleri– yapılan kazılarla gün yüzüne çıkarılıp ziyarete açılmıştır.

Gaziantep- Belkıs (Zeugma) Mozaik Müzesi
Ülkenin ve dünyanın en önemli müzelerinden 25 bin m2 kapalı, 5 bin açık olmak üzere toplamda 30 bin m2’lik bir alana sahiptir. 2011 yılında açılan üç katlı müzede 500 bin parçalı mozaik, 140 m2 duvar resmi, 2748 m2 alanda sergilenmektedir. 

Üç ana bölümden oluşan müzenin birinci bölümünde, tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Zeugma Antik Kenti’ne ait farklı dönemlerin yaşanmışlığını – inançları, günlük yaşamları, hayvanları, kültürleri, ilişkileri vb.- yansıtan eşsiz mozaikler ile kentte bulunan tapınaklardan Athena Tapınağı’nın kült heykelleri kentteki konumları, buluntu şekilleri vb. dikkate alınarak sergilenirken ikinci bölümde Gaziantep ve çevresinde Bizans dönemine ait kilise ve kutsal mekânlarda bulunan mozaikler ile üçüncü bölümde Roma ve Geç Antik döneme ait eserler ziyaretçilerin ilgisine sunulmaktadır.

Müzede 2748 m2 mozaikli alanda – 140 m2 duvar resimleri, Hülümen, Okeanos ve Tethys, Dionysos, Kurtaran, Koçlu, Sulumağara , Dülük, Aşağı Çardak, Kahvaltıdaki Kadınlar, Çerçili, Söğütlü, Telete ( Mevsimler) Çörten, Nusaybin, Dionysos Büstü, Dionysos  ve Adriadne, Hermaphrodit, Bağ Bozumu, Khresis, Üç Hokkabaz, Herakles’in Yılanlar ile Mücadelesi, Apollon ve Daphne, Kaıcy- Kem Göz,  Akdeğirmen, Çanakçı, Menderes, Metiokhos ve Parthenope Mozaikleri, Roma Hamamı, 4 Roma Çeşmesi, 20 tarihi sütun, 4 kireçtaşı heykel, bronz Mars heykeli, mezar stelleri, lahitler- ve çok sayıda mimari parça yer almaktadır.

Müzede en ilgi çeken yapıtlar

Savaş Tanrısı Ares bereketi ve gücü simgeleyen, (Lat)Mars-(Yun)Ares’in 1,60 m bronz heykelidir. Ares  bir elinde bitki demeti bir elinde mızrak tutar şekilde görülmektedir. 

Mozaikler ziyaretçilerin müzede en fazla ilgisini çeken eserler arasında yer almaktadır.

Mozaiklerden; 2. kat özel odada; 2.yy. -3. yy.Maenad- Çingene Kızı, yüzündeki sevinç ve hüznü aynı anda yansıtır. Helenistik dönem resim sanatında Üç Çeyrek Bakış olarak ifade edilen teknikle yapılmıştır. Bu teknik, Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa resminde kullandığı tekniktir.

2. yy. – 3. yy. Okeanos ve Tethys Mozaiği, Okeanos Villası havuzunun tabanında bulunmuştur.  Erken Roma Dönemi’ne ait olan bu mozaikte, hayatın kaynağı olan Irmak Tanrısı Okeanos ile eşi Tethys konu edilir. Geometrik üçlü örgü bordür ile çerçevelenmiş alanın ortasında Okeanos ve eşi Tethys yer alır. Çevrelerinde ise denizin verimliliğine işaret eden çeşitli balık türleri ve yunuslara binmiş Eroslar görülür. Okeanos’un en sık tasvir edilen atribü (simgeleri) yılan ve balıklardır.

Mozaikte başında yengeç kıskaçlı Okeanos ve ayakları yerine yılan balığının kuyruğu görülmektedir. Yanında alnı kanatlı Tethys ve ortada mitolojik yılan gövdeli, Ketos denilen  ejder vardır. Çünkü Zeugma’da Fırat Nehri, bir ejderha olarak ifade edilir ve bu kentte basılan sikkelerde de görüldüğü gibi. Diğer yanda kayada oturarak balık avlayan, çobanların koruyucu tanrısı Pan genç bir erkek olarak yer alır. Kenarlarda  Eroslar ve Pan’ın dışa dönük olarak resmedilmiştir.  

Yunan mitolojisinde Okeanos, Gaia’nın on iki Titan (dev) çocuğundan birisidir. 

Antik Yunan dünya görüşüne göre yeryüzü yuvarlak ve yassı bir disk gibidir ve Okeanos da bu diski çepeçevre sarmaktadır.  Denizden ziyade Okeanos evrensel bir ırmak, ırmakların babasıdır. 

Efsaneye göre; Okeanos, deniz yerine dünyayı saran bir ırmak ve güneşin hararetiyle buharlaşıp yağmur olarak dönerek doğaya hayat vermektedir. Bu su doğa tarafından kullanılmakta, sonrasında da ırmaklar  tekrar denize kavuşmaktadır.

2. yy.- 3. yy. Akratos ve Euphrosine Mozaiği, Maenad Villası’nın bir odasına ait taban mozaiğidir. Gaziantep Müzesi’nin 1998 yılında yaptığı kurtarma kazısında Çingene Kızı olarak tanımlanan mozaiğin yan odasından çıkarılmıştır.

Mozaikte, yönetici, aktarıcı anlamlarına gelen Akratos ile neşe ve sevinç veren anlamına gelen su perisi Euprosinegörülmektedir.

Mozaikte, Akratos ilahi kaynak altın kraterden aldığı kutsal şarabı, bereket boynuzu ile Euprosine’ye sunmaktadır. Sağında içkinin verdiği rahatlıklık yüzünden anlaşılan Euprosine, bir ağacın altında uzanmaktadır. Üstteki büyük çan dikkati kutsal şaraba çekmek için çizilmiştir.

2. yy. – 3. yy. Akhilleus Yunan mitolojisine en çok konu olan kişilerinden Akhilleus Mozaiği,Akhilleus, Peleus ile Thetis’in oğludur. Peleus ile istemeyerek evlenen Thetis çocuklarını kendisi gibi ölümsüz kılmak için ateşle ya da topuklarından tutup Styks Irmağına (ölümsüzlük suyunda) yıkarmış. Bir gün Peleus, Thetis’in Akhilleus’i  ateşe sarkıttığını görüp kızar ve onu evden kovar. 

Bundan sonra Akhilleus sadece topuğundan öldürülebilecektir.

Efsaneye göre; at adam Khiron tarafından yetiştirilen Akhilleus çok yetenekli bir gençtir.

Akhalar ile Troyalılar arasında savaş çıktığında Akhilleus’i zorla  savaşa sokaralar. Troya savaşında Akhilleus ölmesini önlemek için babası veya annesi Skyros adasına Kral Lykomedes’in sarayına gönderilir. Haremde yaşayan Akhilleus’a burada kızıl saçlı adı verilir ve Lykomedes’in kızlarından biri ile birlikteliğinden Neoptolemos adlı bir oğlu dünyaya gelir.

Kahin Kalkhas’ın Akhilleus olmaz ise Troya’nın alınmayacağını bildirince Odysseus Akhilleus’u arar.  Skyros’a da gezgin satıcı kılığına girerek Lykomedes’in haremine sokulur. Kızların önünde bohçasını açınca bir sürü kumaşın içinden birkaç kıymetli silah da çıkarır. Akhilleus bu silahları kullanmak ister. Böylelikle kimliğini açığa çıkar. 

Odysseus da onu peşine takıp Akha ordusunun toplandığı yere götürür. Savaş meydanında Paris’in attığı ok ile topuğundan vurulan Akhilleus ölür.

Bu mozaikte Akhilles’un kimliğinin ortaya çıkma sahnesi işlenmiştir. Ayrıca mozaik panonun etrafının dalga motifleri ile verilişi, havuzun su ile dolduğunda görüntünün hareketli görünmesini sağlamak içindir.

Mozaik kendi adıyla anılan villaya ait havuz tabanına ait olup 2. yüzyıla tarihlendirilmektedir.

2. yy.-3. yy. Europhe’nin Kaçırılışı Mozaiği, Zeugma Antik Kentinde, B Bölgesi olarak adlandırılan alanda bulunan mozaikte boğa kılığına giren Tanrı Zeus,  Suriyeli kız Europhe’yi kaçırması tasvir edilmiştir. Aşklarıyla ünlü Zeus, Finike Kralı’nın kızı Europhe’ye âşık olur. 

Boğa kılığına girerek deniz kenarındaki Europhe’nin yanına gelir. Europhe, boğayı okşar ve üzerine binerek boynuzlarını çiçeklerle süsler. O sırada boğa, büyük bir hızla koşmaya başlar. Europhe ise düşmemek için bir eliyle boğanın boynuna sarılır, bir eliyle de elbisesinin eteğini ıslanmaması için tutar.

Mozaikte Europhe, boğanın üzerinde oturmakta, boğanın ön ayakları hafifçe öne doğru atılmıştır.  Aşağıda balıklar görülür.  Europhe’nin yanında refakatçisi vardır. Boğa ile refakatçi kadının üzerine oturduğu kanatlı panterin yönlerinin birbirine zıt biçimde resmedilmesi, Europhe’nin kaçırıldığını anlatır. 

Mozaik, B Bölgesi’nde yapılan kazılar sırasında Birecik Baraj Gölü sularının mozaiği yutmasından bir gün önce kaldırılarak Gaziantep Müzesi’ne getirilmiştir. Mozaiğin kaldırılması sırasında suların zeminden yükselmesi nedeniyle Europhe figürünün yüzü sulardan zarar görerek tahrip olmuştur. Restorasyon sırasında eldeki verilere dayanılarak orijinaline uygun olarak yeniden dizilmiştir.

Gaziantep Arkeoloji Müzesi

Gaziantep Arkeoloji Müzesi ilk olarak 1944 yılında, ülkenin ilk arkeologlarından Sabahat Göğüş tarafından Nuri Mehmet Paşa Cami’nde açılmıştı. 

1969 yılında Kent Müzesi olan yapıda Gaziantep ve çevresinde bulunan çeşitli uygarlıklara- Hitit, Helen, Roma ve Osmanlı-  ait çok sayıda mozaik ve tarihi buluntu sergilenmekteydi. 

Müzede yer alan ve Zeugma Antik Kenti’ne ait mozaikler 2011 yılında Zeugma Müzesi’ne taşınmıştır.

Günümüzde Gaziantep ve çevresinde sayıları 100 civarını bulan tarihi mekan- kale, höyük, ören yeri, tarihi kilise, cami, türbe, müze vb.- her yıl çok sayıda ziyaretçiyi bölgeye çekmektedir. Bazıları; kentin en önemli merkezinde, kenti gözleyebilen bir noktada Abbâsî Halîfesi Hârûn Reşîd 763 -809 tarafından yapılan, 6. yy. Bizans İmparatoru Justinianus ve 16. yy. Osmanlılar tarafından onarılan 1200 m duvar uzunluğunda 26 burcu, camisi, derin çukurları vb. ile kare şeklindeki tarihi kale ve Altıntaş, Telbeşir, Tilhabeş kaleleri görülebilir. 

Kilis yolunda, halen duvar, sarnıç ve burçları görülebilen Revanda Kalesi ve MÖ 10. yy. da Hititler dönemine ait antik kentten çıkarılan bazı eserlerden 10 heykel İngiltere- British Müzesi’ne kaçırılan, sert taştan yapılan Geç Hitit Dönemi- MÖ 800 törenlere katılan insan betimlemesi bulunan ortostadın ( dik düzgün duran taş) parçasının yanında Kargamış, Karkamış- Europos,  Ayizlitepe ile çok sayıda tarihi kalıntıya sahip Düllük- (Delük, Dülük, Dülükbaba) ve Halilbaş köyleri yakınlarındaki  5-15 basamaklı mağaralardan çıkarılan 3- 9 adet lahit şeklindeki kaya mezarları korunması gereken önemli tarihi yapı ve yapıtlardır. 

Ayrıca diğer yerleşim yerlerinde; Oğuzeli; Önceki dönemlerde önemli bir sanayi ve ticaret kenti olan Oğuzeli yakınlarında, yapımı tam bilinemeyen ancak 1149’da Kılıç Arslan tarafından alınan Tilbaşar Kalesi. Nizip; Belkıs, Aksu ve Karasu vadisindeki dört önemli Hitit krallığından biri olan Berlin Müzesi’nde sergilenen taş kabartma- Kralın aslan avı sahnesi– çıkarılan antik kent, Sakçagöz- Keferdiz-Cabahöyük. 

Samal ve Islahiye; Bizanslılar tarafından renkli mozaik ve geometrik şekillerin resimlendiği, İslâhiye geçidini korumak için yapılan bir yapı, Cıncıklı ile Roma dönemine ait seramik ve sikkelerin bulunduğu bir diğer antik kent Kara – Gedikli Höyük, Sakçagözü, Kırışkal, Kuzeyne, tarihi ilk çağlara kadar giden Gedikli Bölgesi’nde bulunan Tılben Höyük, Nizip merkezinde Roma dönemine ait kilise ve Şair Aziz Nerses Kilisesi, Barşavma Manastırı ve Hitit dönemi- MÖ 1200 yıllarına ait, sonraları Asurlular tarafından ele geçirilen ve kente ait buluntuları Ankara ve Berlin Müzelerinde sergilenen bölgenin en önemli Hitit yerleşkelerinden biri Şamal- Zincirli’de pek çok tarihi yapıt bulunmaktadır. 

Gaziantep Oyun Ve Oyuncak Müzesi

2013 yılında hizmete açılan müze, Türkiye’deki dört oyuncak müzesinden biridir.

Geniş bir oyuncak koleksiyonuna sahip olan müzede, 1700- 1990 yıllarına ait el yapımı oyuncaklar ile serilerinin ilk üretimi olan çizgi film, sinema filmi ve masal karakterlerinin bulunduğu 600’e yakın oyuncak teşhir edilmektedir. 

Sekiz ayrı galeride, Türk kültürüne ait oyuncakların yanı sıra Almanya, Japonya, Arjantin, İngiltere Fransa, Çin ve Amerika gibi ülkelerin oyuncakları da yer almaktadır.

Sunay Akın’ın küratörlüğünde kurulan müzede, dünya çocukları temalı iki katlı bir mağara ile çocuklar için oyuncak atölyeleri ve çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir bölüm de bulunmaktadır. Ayrıca, tek avlulu bu masalsı müzenin bulunduğu sokakta da oyun oynayan çocuk heykelleri yer almaktadır.

Şahinbey Milli Mücadele Müzesi 

Kurtuluş Savaşı’nda Gaziantep direnişini çeşitli fotoğraf, görsel sunum, vb. ile İngiliz ve Fransızlara ait silah parçaları şehir halkının kullandığı tabanca, av tüfeği, kılıç, kama, et satırı, kazma, kürek ve nacak gibi şehitlere ait birçok eşyanın sergilendiği müzede Anteplilerin İngiliz ve Fransız işgaline karşı kenti savunmadaki başarılarıyla Gazi unvanını kazanışları anlatılır.

Müzedeki on iki oda ve altındaki mağarada çağdaş müzecilik anlayışıyla eserler kronolojik şekilde tasarlanmıştır.  Müzede sergi-sunum alanlarını, yönlendirmeleri izleyerek kolaylıkla gezilmektedirler. 

Emine Göğüş Mutfak Müzesi 

Her yemeğin hikayesinin olduğu Antep Mutfağı’nda yemeklerin yapım şekilleri, malzemeleri, mutfak araç gereçleri, yöresel yemekler, içecekler, pişirme yöntemleri, hazırlanışları ve erzakları

lezzetleri, çeşitliliği, yüzlerce çeşit tencere yemeği, kebapları, tescilli baklavası, kahveler mutfak kültürü gelenekleriyle anlatılmaktadır.

Müze, Göğüş Konağı, 1904 yılında açılmış, 2008 yılında restore edilmiştir. 

Sahip olduğu özelliklerle müze ile 2016 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı‘na Gastronomi alanında dahil edilmiştir.

Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi

Klasik Osmanlı han mimarisinin birçok özelliklerini taşıyan iki katlı ve tek avlulu, dikdörtgen planlı hanlar grubuna giren düzgün kesme taş ve kırma çatılı inşa edilen yapı, Bayazhan, Bayaz Ahmet Efendi tarafından 1909 yılında yaptırılmıştır. 

Hnın giriş katında dükkanlar geniş kemerlerle caddeye açılmaktadır. Üst katta ise sıralı

kemerli pencereler ve sahar (demir işçilikli) korkuluklarla oluşturulan balkon bulunmaktadır. 

Han, kentin doğal güzellikleri, ekonomisi, el sanatları ve mutfak kültürü, yöresel el sanatlarından kutnu, sedef, bakır işlemeciliği eserleri sergileyen müze 2009 yılında hizmete açılmıştır. 

Gaziantep Hamam Müzesi 

Lala Mustafa Paşa tarafından 1577 tarihinde yapıldığı anlaşılan külliyenin hamam bölümünü 

2015 yılında restorasyon yapılarak müze olarak açılmıştır. 

Klasik Osmanlı hamam mimarisi ve kültürünün görüldüğü müze, 

Osmanlı hamam mimarisi (soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümleri) ve kültürünün en güzel örneklerinden birisi olan müzede Haluk Perk koleksiyonundan hamam araç ve gereçleri, hamam adetleri, bal mumu heykeller ve maketlerle canlandırılmıştır.

İslam Bilim Tarihi Müzesi

Müzede islam tarihi boyunca pek çok alanda astronomi, coğrafya, denizcilik, fizik- mekanik, tıp ve kimya çalışan Müslüman bilim insanlarının bilim ve teknik metodları anlatılmaktadır.

Gorgo Medusa Cam Eserler Müzesi

Türkiye’nin ilk özel cam eserler müzesinde , kent merkezinde kale civarında altı odalı eski bir Antepevi’nde hizmete açılmıştır. Beş oda sergi salonu, biri de eserlerin kopyalarının yer olarak kullanılmaktadır.

%70’i cam, %20’si bronz ve pişmiş toprak,%10’u Roma ve İslami altın takılar, bronz sikkeler vb. yaklaşık 4 bine yakın eserin yer aldığı  müzede, Eski Tunç Çağı bronz figürinleri (sıradan halkın büyük büstler, heykeller yerine küçüklerini evlerinde ve mezarlarına koyduğu küçük heykelcikler) Roma Dönemi bronz eserleri, cam bardaklar, altın takılar, kil mühür baskıları, İslami Dönem  altın sikkeleri ve yaklaşık 150 bin yıl öncesine ait tam fosilleşmemiş bir mamuta ait sağ alt bukkal (çene kemiği) ve vertebrası (omur kemiği), Roma ve İslami döneme ait cam şişeler, parfüm ve gözyaşı şişeleri, cam ve pişmiş toprak amforalarFenike Dönemi renkli cam amforalar, cam bilezikler, pişmiş toprak kandiller sergilenmektedir. 

Roma ve İslami döneme ait cam ve taştan yapılmış kolyeler, çeşitli takılar, kulplu ve kulpsuz çeşitli amaçlarla kullanılmış sıvı kapları sergilenmektedir.  

Hasan Süzer Etnografya Müzesi 

Antep evinin tüm özelliklerini yansıtan tarihi bir konakta hizmet veren üç katlı müze; yöreye özgü eşyalar, mankenler eşliğinde canlı anlatımlarla sergilenmektedir.

Gaziantep Mevlevihanesi Vakıf Müzesi

Kesme taştan inşa edilen iki bölümlü Tekke Cami avlusundaki Gaziantep Mevlevihanesi’nde Mevlevilik Kültürü ile Vakıf Kültür Varlıklarından seçilen Maden Eserleri, El Yazması Kur’an-ı Kerimler, Türk Hat Sanatı’ndan örnekler ve kilim ve halılar sergilenmektedir.

15 Temmuz Demokrasi Müzesi 

15 Temmuz darbe girişiminde şehit düşen şehitler (248 şehidin isimlerinin yazıldığı bir anıt duvar, yüzlerce telefon, tablet, televizyon ve güvenlik kamerası monitörü ) ile Gaziantepli şehitlerinin izlerini taşıyan fotoğraflar sergilenmektedir. Müze, 12 Temmuz 2017 tarihinde ziyarete açılmıştır

Gaziantep Kültür Tarihi Müzesi 

Kenti derinlemesine tanımak isteyenler için ilin arkeolojisini –Yetiştirdiği Önemli Şahsiyetler, Antep Ağzı ve Dil Özellikleri, Şehrin Hayatında Önemli Olaylar, Aile Hayatı, Günlük Hayat, Özel Günler, Çocuk Oyunları ve Oyuncakları, Eğlence Hayatı, Fotoğrafçılık ve Karagöz Oyunculuğu-açıklamak amacıyla 25 Aralık 2009 tarihinde açılan müze yılında ziyarete açılan müzede 12.yy. kültür evrelerinden başlayan – yaşam tarzı, el sanatları, ev sanatları ve gündelik hayatı yansıtan somut kültür varlıkları, il çevresinden bulunan fosiller- Laboratuvar/Atölye bölümünde sergilenmektedir.

Saklı Konak Ali Atalar Koleksiyonu 

Türkiye’nin ilk özel koleksiyon sergisi, Gaziantep Kalesi yakınındaki Saklı Konak Ali Atalar Koleksiyonu’nda görülebilir.

Sergide, Koleksiyoner Ali Atalar tarafından toplanan 1060 parça bakır eser- tabaklar, ibrikler, kazanlar, taslar, tepsiler, satıllar, sürahiler, kantarlar, radyolar, Osmanlı Dönemi’ne ait silahlar, süngüler, kamalar ve kılıçlar- yer almaktadır.

Gaziantep Hayvanat Bahçesi Zooloji ve Doğa Müzesi 

1998 – 2001 yılları arasında tamamlanan ülkenin en büyük Hayvanat Bahçesi, doğal hayatı koruma alanı içerisinde idari bina, kafeterya, maymun evi, 21 bölümlü akvaryum, fok gösteri merkezi, deve-lama evi, at evi, kanguru evi, deve kuşu evi, kanatlılar için kuş kafesi inşa edilmiştir. 

Olabildiğince iyi koşullarda bakılmaya çalışılan hayvanlar kendilerine ayrılan mekanlarda görülebilmektedir. 

Ayrıca, aslan, kaplan vb. yırtıcı hayvanlar için büyük kafesler, yaban keçileri, yaban koyunları, geyikler, ceylanlar vb. için kışlık barınaklar da yapılmıştır. 

Toplamı 1000 dönüm arazide 325 türden 7100 canlının yaşadığı Hayvanat Bahçesi’nde, 400 m2 alanda  90 cins 4000 bin kuş, 1200 m2’lik akvaryumda 450 ton su içinde 82 tür 3250 balık, 200 dönümlük alanda 50 farklı türde 500 kanatlı hayvan ,750 m2’de 25 farklı türde 257 geyik barınmaktadır.

Hayvanat Bahçesi içerisinde 2015 yılında ülkenin ilk safari parkının açılmıştır.

Safari alanı, 200 dönüm içinde kızıl geyikler, alageyikler, benekli geyikler, ceylanlar, karacalar, dağ keçileri, tiftik keçileri, kamerun koyunları, maymunlar, haflinger ve midilliler, kangurular, Tibet öküzleri, mandalar, develer, kangurular, lamalar, devekuşları, tavus kuşları vb. 50 farklı türde 500 kanatlı hayvan, 25 farklı türde toplam 257 adet hayvan yemlikleri, suluklarıyla  serinleme sağlayan iki doğal gölet etrafında yaşamaktadır. 

2017 yılında açılan 750 m2’lik zooloji alanında fosillerin yanısıra 50 türde 120 kemikli hayvan ile 128 türde 427 adet kanatlı, kavanozlarda 80 sürüngen, 22 türde 78 deniz canlısı, MÖ 1700 7 dev mamut, t-rex goril, yeryüzündeki ilk memelimlerden olan Pelikozor’ların en ünlü etçil örneği olan dinazor ailesinin öncülerinden Dimegrodon, 150 milyon yıl önce yaşamış ve dünyaya hükmetmiş dinazorlardan Therex, kedigiller ailesinden memeli türlerin kâbusu 10 bin yıl önce nesli tükenmiş Kılıç Dişli Kaplan, MÖ 1700 yıllarında yaşamış filgiller familyasının nesli tükenmiş cinsi Mamut, soyunu sürdürebilmiş ve filden sonraki en iri kara hayvanı Gergedan ve Balina’nın 33 milyon yıl önce yaşamış atalarından Mammuthus, Dimetrodon, Machairodus, Gorilla, Rhinoceros, T-rex Skull Kafa, Dorudon İskeletleri vb. kaybolan türlerin de olduğu bölümde de hayvanların mumyaları görülmektedir.

Camiler ve Türbeler

Kurtuluş Cami 

1892 yılında Valide Meryem Kilisesi olarak yaptırılmıştır. Önceleri kilise ve hapishane olarak kullanılan yapı, sonradan camiye dönüştürülmüştür.  

Kentin en büyük dini mekanlarından, gotik tarzda, dikdörtgen planlı, kesme taştan inşa edilen beş kapılı caminin yüksek kubbesi ortası yuvarlak  bir kasnağa oturmaktadır.

Yapının içini aydınlatan pencerelin bir kısmı sivri kemerli bir kısmı yuvarlaktır.

Üzeri kırma bir çatı ile örtülü caminin üç sıra pencere dizisi bulunan mihrabı dikdörtgen bir niş şeklinde ve dışarı çıkıktır. Sonradan eklenen minare, kare kaide üzeride yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

Şu an müzede korunan kilise iken kullanılan yapının 1 tonluk çanını Hirant Köşkeryan Brezilya’da yaptırmıştır.

Ömeriye Cami

Gaziantep’in en eski camisi ve 1210 yılında tamir edilen Ömeriye Cami, Düğmeci Mahallesi’nde yer almaktadır.

Yapım tarihi ve yaptıranı tam bilinmeyen caminin Halife Hazreti Ömer zamanında yaptırıldığı varsayıldığı için , Ömeriye adını almıştır.

Taç kapısı ve mihrabı siyah beyaz taşlarla örülü caminin Antep savunması sırasında mermi ve şarapnel parçalarının izlerini görülen minare şerefesindeki korkulukları oyma taş işçiliği dikkat çekicidir.

Boyacı Cami 

Kadı Kemaleddin ya da Boyacı Yusuf tarafından yaptırılan cami, 1357 yılında Memlüklüler döneminde yapılmıştır. Yıprandığı için 1575 yılında da onarım geçiren caminin bir ray vasıtasıyla duvara gömme olarak yapılan minberin dünyada bir eşi  daha yoktur. 

Cuma günleri raylardan çekilip aşılan minber, hutbede sonra itilerek yeniden yerine oturtulmaktadır.

Eyüpoğlu Cami

Kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmeyen cami hakkında fazla bilgi bulunamamıştır.

İçten çapraz tonozlu caminin merdivenle çıkılan minberi ve vaaz kürsüsünün yanında çeşitli renklerde -siyah, vişneçürüğü ve beyaz – mermerle ve geometrik desenlerle bezeli mihrabı dikkat çekicidir.

Etrafı duvarlarla çevrili avluda son cemaat yeri bulunmaktadır.

Mukarnaslı minaresi tek şerefelidir.

Hacı Veli Cami

Mimarisinden 20. yüzyıl başlarında yapıldığı anlaşılan caminin banisi bilinmemektedir. 

Enine dikdörtgen planlı caminin iki yuvarlak kapıyla girilen avlusundaki son cemaat yerinin üstü yedi ahşap direğin taşıdığı ahşap düz damla örtülüdür. 

Nuri Mehmet Paşa Cami

On sekizinci yüzyıl başında Nuri Mehmet Paşa tarafından yaptırılan cami, değişik dönemlerde onarımlar geçirdiği için orijinalliğini büyük ölçüde yitirmiştir.

Avludaki hazirede (dini yapıların avlularındaki etrafı duvar veya parmaklıkla çevrili mezarlık)

Nuri Mehmet Paşa’nın mezarı bulunmaktadır.

Cami en son onarımını 2008 yılında geçirmiştir.

Ali Nacar Cami

Antep savunması sırasında minaresine kurşun yarası alan cami, Ali adında bir marangoz tarafından yaptırılmıştır.

Alaüddevle (Ali Dola) Cami

Dulkadiroğlu Beyliği’nin son beyi Alaüddevle tarafından 1515 yıllarında Mimar Armenek ve  ustabaşısı Kirkor’a yaptırılmıştır.

Kemer içindeki küçük sütunlu pencere ve üzerinde yuvarlak bir pencereden oluşan sistem ile üçgen bir alınlık içine alınan mihrap camide uygulanan önemlidir. Çünkü bu uygulamalar genellikle Hıristiyanlık dini yapılarında görülmektedir.

Caminin süslemelerinde dikkat çeken ayrıntılar, barok tarzda süsleme olmaları ve yan duvar pencerelerinin etraf silmelerinin büyük olmasıdır.

Hüseyin Paşa Cami

On sekizinci yüzyıl başında Hüseyin Paşa tarafından yaptırılan cami, Gaziler Caddesi’nde bulunmaktadır.

Dikdörtgen planlı, altı kubbeyle kapatılan caminin son cemaat yeri de sivri kemerlere oturan üç kubbe ile örtülüdür. 

İçinde geometrik taşlarla süslü mihrabı, ahşap korkuluklu klasik mermer minberi ile dikkat çeken cami, çokgen gövdeli ve iki şerefeli bir minareye sahiptir.

Handan (Handaniye -Gülen yüzlü- Bey) Cami

Erzincanlı beylerin en fakiri, Handan Ağa tarafından 1647 yılında yaptırılan cami zamanla geçirdiği onarımlarla özelliğini yitirmiştir.

Kozluca Cami

Kesme taştan, dikdörtgen planlı cami sade mimarisine göre 19 yy. eseridir.

Yuvarlak kemerli kapıdan girilen avlusunda son cemaat yeri bulunmaz.

Cephesi siyah ve kıymık olmak üzere iki renkli taşla yapılan camiye yuvarlak kemerli kapıdan girilmektedir.

Cami genelini aydınlatan pencereler genellikle sivri kemerli ve  demir parmaklıklıdır.

Ana mekanın girişinin karşısındaki mihrabın iki yanında ahşap süslemeli minber ve onun iki yanında da ikişer tane sivri kemerli pencere bulunmaktadır.

Orijinal tekne tavanlı cami içinin kalemişi süslemeleri dikkat çekicidir.

Kesme taş, özgün ahşap korkuluklu, on iki genli minarenin şerefesinin altında orijinal mukarnas ve çini süslemeleri son derece inceliklidir.

Kozanlı Cami

Ali Bey tarafından 1647 ve 1654 yılarında ilk önce mescit olarak yapılan cami, Kozanlı Sokak’ta bulunmaktadır.

Dikdörtgen planlı, kesme taştan inşa edilen caminin ibadet mekânını, üzeri çapraz tonozlarla örtülü altı bölüme ayrılmıştır.

Birbirlerine sivri kemerlerle bağlı iki payeli son cemaat yeri üç bölümlüdür.

Mukarnaslı bir niş görünümlü mihrabı olan caminin giriş kapısı kente özgü siyah ve beyaz taşlardan yapılmıştır. 

Kalın, kısa, burmalı ve tek şerefeli minaresi mukarnaslı ve rozetli bir şeritle bezelidir.

Ökkeşiye Hazretleri Türbesi 

Sakçagözü ve Nurdağı arasında bol sulu bir tepede, Ökkeşiye denilen yerdeÖkkeşiye Hazretleri Türbesi bulunmaktadır.

Sahabe olduğu düşünülen Ökkeşiye Hazretleri’nin kent alınırken şehit olduğu varsayılmaktadır.

bilinmektedirbeş kişiden biri olduğuna inanılmaktadır.

Pirsefa Hazretleri Ve Yuşa Peygamber Türbesi

İsrailoğulları’nı göçebelikten kurtararak Kenan diyarına yerleştiren, İsrailoğulları’ndan Hz. Musa’nın yeğeni Yuşa Peygamber, Pirsefa denilen mevkide tek katlı binadaki iki odadan birinde yattığına inanılmaktadır. Diğer odada ise Pirsefa Hazretleri yatmaktadır.

Pirsefa Hazretleri Türbesi

Yuşa Peygamber aynı yerde yatanPirsefa Hazretleri’nin Hz. Ali kumandasında buraya geldiğine inanılır.

Şeyh Fethullah Türbesi 

1563 yılında yapılan Şeyh Fethullah Külliyesi içerisindeki cami, tekke, medrese, hamam, kastelin de bulunduğu alandaki türbede kent alınırken şehit olan  Şıh Ocağı’ndan Şeyh Fethullah yatmaktadır.

Türk-İslam yapıları; Boyacı Cami, Hz. Ömer zamanında yapılan çeşitli kereler 1210, 1785 ve 1850’de onarılan yapının en dikkat çekici özelliği siyah ve kırmızı mermerden mihrabıyla dikkat çeken Ömeriye Cami ile Alinacar, Eyuboğlu, Kozluca, Yeni, Kılınçoğlu, Ahmet Çelebi, Handaliye, Alabey, Hacınaşar, Şeyh Fetullah, Hüseyin Paşa-Çıkrıkçı, Alaüddevle, Esenbek, Karağöz camileri, Nizip merkezinde yer alan tarihi hakkında tam bilgi bulunamayan, leyleklerin göç yolunda olmasından çok sayıda leyleğe yuva olan Leylek Cami, Mescit; Pazaryeri, Pişinci mescitleri, Medrese; 1713 yılında,  Seyyid Ahmed bin Şeyh Ramazan tarafından yaptırılan, eklemeyle bir kat daha çıkılarak iki katlı yapılan Ramazaniye Medresesi, 

Köprüler;  kent merkezinde Allaben Deresi üzerinde, 1259 yılında Melik Nasır tarafından yaptırılan ancak bugün yıkık durumda olan Debbağhane Köprüsü, Nizip Çayı üzerinde, 1468 yılında Hacı Reşit Efendi tarafından beyaz taştan, üçayaklı yaptırılan zamanla sellerle zarar gördüğü için onarılan, 23 m. uzunluğunda, 4.80 m. yüksekliğindeki Taş Köprü ile Hasan Süzer Etnografya Müzesi gezilip görülmesi gereken önemli yapılar arasında yerlerini almaktadır. 

Tarihi Evler-Hanlar- Bedestenler -Kervansaraylar- Çarşılar-Kahveler

Gaziantep Hanları 

Selçuklu ve Osmanlı sivil mimari örneklerinden hanlar; ticari amaçlı kervanların, yolcuların konakladıkları mekanlardır. 

Hanların ticaret yolları üzerinde, birer günlük mesafede inşa edilenlerine de Kervansaray denir.

Kale görünümlü hanlarda bir ticaret kervanının her türlü ihtiyacını karşılamaktaydılar. 

Hanların üst katlarında genellikle tüccarların konaklamaları için odalar bulunur, diğer bölümlerinde ise ambarlar ve geniş avlular yer alırdı. 

Genelde giriş katında ahırlar ve eşya odaları bulunurdu.

Gaziantep’te vaktiyle 31 han vardı. Bunlardan bir kısmı yıkılarak, bir kısmı ise mimari yönden değişikliğe uğrayarak yok olmuşlardır.14. yy. ve 15 yy. yapılan ve ticari zenginliğin tanıkları olarak bugün de yaşamlarını sürdüren, hanlar ise şunlardır: Şire Hanı, Bayazhan, Gümrük Hanı, Pürsefa Hanı, Tuz Hanı, Hışva Han (Lala Mustafa Paşa Hanı) Mecidiye Hanı, Emir Ali Hanı, Anadolu Hanı, Kürkçü Hanı, Elbeyli Hanı, Yeni Yüzükçü Hanı, Tütün Hanı, Hacı Ömer Hanı, Büdeyri Hanı, Millet Hanı ve Yeni Han’dır.

Gümrük Han (Yaşayan Müze) 

Kentin önemli hanlardan Gümrük Han, Hacı Ömer Efendi tarafından 1873-1878 yılları arasında yaptırılmıştır.

‘Yolcu Hanı’ olarak inşa edilen hanın zemin katında depo ve ahır, üst katında da yolcu odaları vardı.

Geleneksel Osmanlı han mimarisi içinde tek avlulu, iki katlı han mimarisi özellikleri taşıyan han,

Bir süre dükkân ve depo olarak kullanılmıştır.

Gaziantep’ teki 18 handan biri olan Gümrük Han’da kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarının üretim ve satış merkezi olarak Yaşayan Müze olarak kullanılmaktadır. kimliği ile hizmet sunulmuştur.

Gümrük Han’da gümüşçülük, tesbihçilik, ressam kilimci, aba dokuma, mozaik, cam üfleme, bakır işleme, takunya, ebru, eski gelinlik salonu, Antep işi, el ürünleri satış yeri, ahşap oyma, kutnu dokuma, yemenicilik, kilimcilik ve sedefkârlık meslekleri yaşatılmaktadır.

Zincirli (Hüseyin Paşa ) Bedesten 

1718 yılında Darendeli Hüseyin Paşa tarafından yaptırılan binanın kitabesi Kusuri tarafından yazılmıştır.

İnce uzun, üstü kapalı çarşı demek olan Bedestenler’den Zincirli Bedesten’inde 80 adet dükkan vardı.

Yangınlarla tahrip olan yapı 2008 yılında onarılmıştır.

Millet Hanı (Keçeciler Bedesteni-Bedesten-i Atik, Karanlık Bedesten)

Osmanlı han mimarisi içinde iki katlı, tek avlulu hanlar grubuna giren yapı, Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Paşa tarafından 1575 yılında yaptırılmıştır.

Hana sonradan Pazar Hamamı, batısı Bıçakçı Çarşısı, güneyi Salaba ağzı, Kazaz Çarşısı eklenmiş ve kuzeyi kale olmak üzere kervansaray niteliği kazanmıştır.

1890 yılında üste kat çıkılan yapıyı, Atatürk’ün Gaziantep’i ziyareti sırasında Atatürk Hanı olarak değiştirilmek istenen hanın ismi, büyük önderin “Bu han benim değil milletin hanı olsun” sözlerinin ardındanMillet Hanı olarak tarihteki seyrine devam etmiştir.

Günümüzde Kültür Yolu üzerindeki önemli duraklardan biri olan yapı, turistik el sanatları mağazaları ve dinlenme alanı olarak hizmet vermektedir.

Hışva (Pamuk Kozası-Lala Mustafa Paşa) Han

Kale eteğinde, 1563-1577 yılları arasında Lala Mustafa Paşa’nın Halep ve Şam Beylerbeyliği görev yapan Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığını varsayılan hanın tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

Kentin en eski hanı, tek katlı hanlar gurubuna girmektedir.

Bazı kısımları halen dükkan olarak, iç bölümde ise avluya açılan odaların yolcuların konaklamaları amacıyla, revaka açılan mekanların ise depo ve ahır olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Büdeyri Han

Plan ve süsleme benzerliği nedeniyle 1890 tarihli Kürkçü Hanı ile aynı yıllarda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bu nedenlerle Büdeyri Hanın 19.yüzyılın sonlarında yapıldığı düşünülmektedir.

Anadolu -Halıcılar Çarşısı- Hanı

Hanın ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber, 19. yy.’da inşa edildiği tahmin edilmektedir. Osmanlı han mimarisine uygun iki avlulu, iki katlı hanlar grubuna giren yapı Yolcu Hanıolarak inşa edilmiştir. 

Zemin katındaki mekânlar depo ve ahır olarak, üst katlarda yer alan odalar ise yolcuların konaklaması amacıyla yapılmıştır.

Yeni Han 

Osmanlı han mimarisi özelliklerine sahip tek avlulu, iki katlı hanlardan  olan yapının 1757-1785 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir. 

İnşasında siyah ve sarımtırak renkte küfeki kesme taş kullanılan yapının zemin katındaki mekanlar depo ve ahır, üst kattındaki odalar ise yolcuların konaklaması amacıyla yapılmıştır. 

Hanın giriş katında bir süre taş ocağı olarak kullanılan daha sonraları yeni hanın misafirlerinin hayvanlarına ahırlık yapan Kaleoğlu Mağarasıyer almaktadır.

Günümüzde restore edilen mağara Kültür Yolu’nun önemli dinlenme ve serinleme mekanı olarak hizmet vermektedir.

Şire Han

7500 m2’lik alanı ile hem Gaziantep’in hem de çevre illerin en büyük kervansaraylarından olan handa bölgeye özgü üzüm, pestil, sucuk, pekmez, bal, tereyağı, fıstık gibi ürünlerin satılmasından dolayı Şire Hanı adını almıştır.

Klasik Osmanlı han mimarisine göre Mustafa Ağa (Say) tarafından 1865-1885, 25 yılda yaptırılmıştır. 

Dikdörtgen planlı hanın diğerlerinden farkı, üç cephesinde anıtsal üç taç kapı bulunmasıdır. 

Büyük bir yangın geçiren yapı onarılarak ticari amaçlı (yöreye özgü ürünler satan dükkanlar vb.) hizmete açılmıştır.

Tarihi Antep Evleri 

Yüksek duvarlı, dışarıdan soyutlanmış olarak havara taşı (yumuşak kalker), topak taşı, keymıh (sert kalker), minare kayası, bazalt (karataş), beyaz mermer, kırmızı mermer ve doğadan toplanan bazı renkli taş cinsleri kullanılarak inşa edilen evler genellikle iki ya da tek katlı olarak hayata (avlu) bakar şekilde tasarlanmışlardır.

Kullanılan malzemelerden dolayı evler, yazları serin, kış aylarında ise sıcaktır. Alt katında sokağa açılan pencere olmaz. Evlerin merdiven altında çiçeklikler, kuyular ve ortasında Ganne denilen havuz bulunurdu.

Üst katına dıştan merdivenle çıkılan evlerin sofaya sıralı çoğunlukla eyvanlı odaların boyalı ya da resimlerle süslü tavanlarına ahşap kirişlemeler üzerine kaplama ya da bağdadi sıvaya uygulandığı görülmektedir. Çatıları da önceleri toprak çatıyla örtülüyken daha sonra alaturka kiremit (yörede bardak denir) tercih edilmiştir.

Çatı altlarıhavalandırmanın iyi olması nedeniyle kiler (hazna)olarak da kullanılmaktadır. 

Üst katlarında yola bakan büyük kafes pencereler bulunan evlerin görsel açıdan da zengin tüm pencerelerinde üzerinde ışık ve hava sağlayan kuş tagası bulunmaktadır.  

Gaziantep Bakırcılar Çarşısı 

Bakırcılar Çarşısı olarak anılmasına karşın çok sayıda farklı esnaf, 19. yy.’a ait  taş döşenmiş sokaklardaki  hanlardaki tek katlı ahşap kaplamalı sert kalker taş -keymıh kemerli dükkanlarında çalışırlar.

Çarşı, yenilikçi  düzenlemelerle Kültür Yolu Projesi ile Tarihi Kentler Birliği’nin Başarı Ödülü’nü almıştır.

Tarihi Tahmis Kahvesi 

Önceleri cevizden büyük dibeklerde, karataş ya da aynı ağaçtan yapılan aletlerle dövülen kahvenin dövüldüğü yere Tahmis denilmekteydi

Kentteki tarihi Tahmis Kahvesi de 1638 yılında Türkmen Ağası ve Sancak Beyi olan Mustafa Ağa tarafından Tekke’ye (Mevlevihane) gelir getirmesi amacıyla yaptırılmıştır. 

İki katlı yapıda han, dükkanlar ve kahve 1901-1903 tarihlerindeki iki büyük yangınla yok olmasına karşın mevlevihane postnişi (mevlevihanenin şeyhi) Feyzullahoğlu Şeyh Mehmet Münip Efendi Buğday Hanı’nı, Tahmis Kahvesi’ni ve 33 dükkânı yeniden yaptırmış ve vakfetmiştir..

Anlatıla gelen hikayeye göre, 4. Murat Bağdat Seferi sırasında burada dinlenerek Tahmis Kahvesi içmiştir.

Kesteller-Anıtlar-Abideler

Kasteller

Dünyada su mimarisinin eşsiz örnekleri olan Gaziantep Kastelleri, bir çok işlevli yapılar gurubuna girer. 

Gaziantepe özgü mimari yapılar kısmen ya da tamamen yer altında bulunmaktaydılar.

dukları için pek dikkati çekmemişlerdir.

Arapça suyun yer altında bölümlere ayrıldığı yer anlamına gelen Kasteller, kent merkezinden geçen Alleben Deresi gibi bir su kaynağına sahiptir. Ancak buna karşın kentin her zaman su ihtiyacı olmuştur.

Su sıkıntısına karşın Livas adı verilen kanallarla suları belli bir merkezde (Suburcu) toplanarak buradan kente dağıtmışlardır. 

Evler de suya ulaşabilmek için livasların üzerine yapılarak kuyularla eve su sağlanmıştır.

Kuyular hem su ihtiyacını karşılamak hem de yazın sıcaktan bozulacak erzakların kuyulara sarkıtılarak bozulmaması için kullanılmış.

Sade bir mimariye sahip kasteller kente şebeke suyu gelene kadar önemini korumuştur. 

Zamanla kartellerin pek çoğu kaybolsa da günümüze kadar gelenler 6 kastel ;

  • Şeyh Fethullah Kasteli
  • İhsan Bey Mescidi ve Kasteli
  • Pişirici Mescidi ve Kasteli
  • İmam-ı Gazali Kasteli
  • Ahmet Çelebi Kasteli
  • Kozluca Kasteli’dir.

Şehitler Abidesi 

Kurtuluş savaşında şehit olan 6317 asker için yapılan anıtın üzerinde“Bu anıt yurduna saldıranların tecavüzlerini kırmaya Gaziantep halkı adına yemin eden şehitlerin semaya kaldırdığı şehadet parmağıdır.” yazmaktadır.

Elif Anıt Mezarı 

2. yy. veya 3. yy.’da kare bir podyum üstüne iki tarafı kemerli gövde ve gövde üzerini çapraz tonozlu bir çatı örtülen mezar anıtı kesme taştan inşa edilmiştir.

Klasik dönem mezarı özelliğindeki yapıda podyum ve gövde arasında baktığını taşa çeviren Medusa’nın başları dikkat çekmektedir.

Hisar Anıt Mezarı 

10m -11 m yüksekliğindeki anıt mezar, yapım tekniği ve biçim olarak 2.yy. ya da-3. yy. özelliği göstermektedir.

Düzgün keme taş bloklardan inşa edilen mezar; mezar odası, sütunlu podyum ve çatı olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.

Hasanoğlu Anıt Mezarı

Düzgün keme taştan yapılan anıt mezar kare planlı kaide üzerinde yükselir.

2. yy.’a tarihlenen yapının genelindeki ince mimari dikkat çekicidir.

Bunlardan başka kent ve çevresinde görülmesi gereken yerler ve mekanlar;

Gaziantep ve çevresindeki 50 höyükte 9’u var. 17 müze, 3 bahçe, 2 kale, 2 kahve ,çarşı, 4 türbe, 31 handan 8’i tarihi evleri, 12 tarihi cami, 6 kestel, 4 abide de dahil çok sayıda gezilip görülmesi gereken yerlerdendir.

Bağ ve bahçelerle çevrili kent ve çevresinde Alleben Deresi yakınında 400 dönümlük yeşil ve ağaçlı doğa harikası Kavaklık, kent merkezine yakın soğuk suları ve yeşil ortamıyla insanların sıklıkla uğradıkları bir mesire yeri olan Beşpınar, Karpuzatan, Kalaylı Pınar ile Dutluk, Sofdağı ve Akpınar halen oldukça sevilen mesire yerlerinin yanında hanları, tarihi evleri ve çarşıları gezip görmek ziyaretçilere çok şey katacaktır.

Ayrıca kenti savunan askerler anısına yapılan Şehitlik Anıtı ve Fransızlara karşı savaşta Şâhin Bey için yapılan Şâhinbey Anıtı ile özel müzelerden Hasan Süzer Etnografya Müzesi, Bayazhan Kent Müzesi, Emine Göğüş Mutfak Müzesi, Ali İhsan Göğüş Müzesi ve Gaziantep Araştırmaları Merkezi,  Gorgo Medusa Cam Eserleri Müzesi, Atatürk’ün kaldığı Gaziantep Atatürk Anı Müzesi, Gaziantep Savaş Müzesi, Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panoraması Müzesi, Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi, İslam Bilim Tarihi Müzesi, Gaziantep Mevlehihanesi Vakıf Müzesi, Gaziantep Hamam Müzesi, Gaziantep Kültür Tarihi Müzesi, Kargamış Antik Kenti, Dülük Antik Kenti, Kale, Bakır Eserler Sergisi gibi Gaziantep’i müzelerini gezmeden, tarihi sokaklarında yürümeden, kalesine çıkmadan Yesemek’i görmeden Rumkale ve Dülük’e gitmeden, çarşılarını arşınlamadan, kebaplarını ve tabi baklavasını yeyip menevgiç kahvesini içmeden dönmemek gerekir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top