

İstanbul, sahip olduğu nitelikleri- konumu, boğazları, geçitleri, denizleri, verimli toprağı, yapıları, yapıtları, manzarası vb.– ile tüm insanlık tarihi boyunca ulusların elde etmek ve insanların özellikle yaşamak istediği dünyanın en önemli kentlerinin başında gelmektedir.

İstanbul’un devasa yapıları olan surlar, kenti korumak, kollamak ve içinde güvenli yaşanabilmesini sağlamak için dönemlerinin bilgi, beceri ve teknik bilgilerine göre kuleleri, burçları, devasa kapıları, sarnıçları vb. ile pek çok kez inşa edilmişler ve zamanla çeşitli onarımlarla desteklenmiş, eklemelerle genişletilmiştir.

İstanbul’un tarihi yarımadayı –Sarayburnu- Haliç kıyısı-Ayvansaray- Marmara kıyısı- Yedikule- Topkapı- çevreleyen 22 km uzunluğundaki –kara 6800, Haliç 5000, Marmara 8000- surların ilk yapımına 7. yy. başlanan başlanmıştır.
Zamanla yıkılıp tahrip edilse de çeşitli dönemlerde dört kez onarılan surların 400 kulesi ve başta- Langa, Davutpaşa, Samatya, Narlıkapı, Yaldızlı, Yedikule, Belgrat, Silivrikapı, Sıgma, Mevlevihane, Topkapı, Sulukule, Edirnekapı, Kostantin, Eğrikapı, Ayvansaray, Balat, Fener, Yenikapı, Aiya, Yeni Aya, Cibali, Ayazma, Zindan, Balıkpazarı ve Yeni Cami– ile 500 kapısı bulunmaktaydı.
İstanbul’un en eski ve en önemli tanıklarından surlar bugün kuruluş amacı ile işlevini yitirseler de halen kentin en güzel köşelerinde değerli bir biblo gibi ayakta kalma mücadelesi vermektedirler.
Beykoz- Anadolu Hisarı- Akça Hisar- Yeni Kale- Güzelce Hisar
Anadolu Hisarı, Akça Hisar, Yeni Kale ve Güzelce Hisar yapılar topluluğu, Boğaz’dan geçişleri kontrol etmek amacıyla, Osmanlı kale mimarisine uygun olarak 7 bin m2 alana inşa edilmiştir.
Bir kule ve üç ana kaleden oluşan hisar, bugünkü Anadoluhisarı semti, Göksu- Aretas Deresi’nin
Boğaz’a döküldüğü en dar -600 m-yerine 1394-1395 yılında Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Rumelihisarı’nı yaptırırken Anadoluhisarı’nın çevresine de bir Hisarpeçe- Boğaz’dan geçen gemilere gerektiğinde ateş edebilmek için topların gizlendiği yer– ile içine bir de mescit yaptırmıştır.
Fetihten sonra eski önemini yitirmeye başlayan ve bir ara Yeniçeriler için hapishane olarak kullanılan hisardan 17. ve 18. yy. Kazak akınlarını önlenmek amacıyla da yararlanılmıştır.
16. yy. dan sonra hisarın çevresine askerler ve aileleri yerleştirilerek burası bir mahalleye dönüştürülmüştür.

Sarıyer- Rumeli Hisarı- Kulle-i Cedide- Yenice- Hisar- Boğazkesen Hisarı
Rumeli- Sarıyer- Boğaziçi’ndeki hisar, Fatih Sultan Mehmed- II. Mehmet- tarafından boğazın en dar yeri -600-660 m. Anadolu Hisarı’nın karşısına- Boğaz’a kuzeyden gelecek saldırıları önlemek amacıyla 30 bin m2.lik bir alana yapılmıştır.
1452 yılında inşa edilen hisar, Karadeniz keresteleri ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinden getirtilen ve çevredeki Bizans harabelerinden elde edilen taşlarla yaptırılmıştır.
Mimarisi ve sanatsal değeri oldukça yüksek olan 22 m. yüksekliğinde, 120 m. genişliğinde ve 250 m. uzunluğundaki hisarın üçü büyük- Saruca Paşa, Halil Paşa ve Zağanos Paşa -diğerleri küçük 17 kulesi, beş kapısı- Dağ, Dizdar, Hisarpeçe, Sel ve Mezarlık kapıları- ile 13 burcu bulunmaktadır.
Halen müze olarak kullanılan hisarın bahçesinde toplar, gülleler ve Haliç’e çekildiği söylenen zincirin bir parçasından oluşan fetih için önemli parçalar sergilenmektedir.
Fatih-Tekfur Sarayı- Konstantin Sarayı- Porfirogennetos Evi

Tekfur Sarayı- Konstantin Sarayı- Porfirogennetos Evi, Fatih -Edirnekapı’da, Balat’ta, Teodosios Surları yakınında Pera, Yedikule, Prens Adaları, Kadıköy’e yayılan geniş bir coğrafyayı seyreder konumda yapılmıştır.
10- 11. yy. da, 7. Konstantin tarafından oğlu Romanos adına yaptırıldığı düşünülen ve eski Blaherna- Blakhernai Sarayı’nın önemli parçalarıyla, Haliç’in kara surlarına bitişik, üç katlı olarak inşa edilen yapı klasik Roma saraylarının İstanbul’daki tek örneği olarak kabul edilmektedir.
Tekfur sarayı, 1261 yılındaki Latin işgali, depremler, saldırılar sonucu yıkıldığı ve çeşitli amaçlarla- fil ahırı, hayvanat bahçesi, seramik fabrikası, çini atölyesi ve çinileri III. Ahmet çeşmesi süslemelerinde, şişhane-cam üretim yeri olarak -kullanıldığı için günümüze saraydan fazla bir parça kalmasa da 14. yy. daki onarımla iki yapı şeklinde içinde bir köşkte ilave edilerek tekrar inşa edilmiştir.
Cumhuriyet döneminde de onarılan Tekfur Sarayı’nın kalan kısımları yapılan kazılarla ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Beşiktaş- Çırağan Sarayı

Beşiktaş- Çırağan Caddesi’nde eşsiz Boğaziçi manzarasına sahip saray, bugün lüks bir otel olarak kullanılmaktadır.
17. yy. da, çiçek ve özellikle lalelerinden dolayı Kazancıoğlu Bahçeleri diye anılan ancak daha sonra III. Ahmet tarafından düğün armağanı olarak verilen bahçelere ilk yapıyı Nevşehirli Damad İbrahim Paşa eşi Fatma Sultan için yaptırmıştır.
Lale bahçesinde, III. Ahmed’in de katıldığı bilinen ve Işık anlamına gelen Çırağan- Çerağan âlemleri için bir saray daha yaptırılmıştır.
1789- 1807 yılları arasında III. Selim ve kardeşi Beyhan Sultan’ın özellikle yaz aylarında kullandıkları sarayları II. Mahmut yıktırarak 1808-1839 yılında yeni bir saray daha yaptırmıştır.
Kazancıoğlu Bahçeleri olarak anılan yerde, oryantalist ve neoklasik tarzda, üç katlı, 80 bin m2’lik bir alana beş bölüm halinde- Merasim ve Mabeyn, Daire-i Hümayun, Harem ve Veliaht daireleri– yapılan sarayda dönemin taş ve mermer işçiliğinin en güzel örnekleri görülmektedir.
Tavanı ahşap, duvarları renkli mermerle kaplanan saray, nadide işlemeli sedef kakmalı mobilyaları, döşemeleri, panoları ile son derece gösterişli bir yapı olduğu bilinmektedir.
Daha sonra 1857 yılında da Abdülmecit tarafından yıktırılan bu sarayın yerine 1863-1871 yılları arasında Abdülaziz yeni bir sarayi Çırağan Sarayı’nı yaptırmış.
Kentin ünlü mimarları Sarkis Balyan ve Kirkor Narsisyan’a yaptırılan sarayın mimarisi, tekniği, güzel ahşap işçiliği, porfir ve mermerleri son derece dikkat çekicidir.
Doğu-batı mimari senteziyle yapılan sarayın içi sedefli ve yaldızlı mobilyalar, değerli ressamların tablolarıyla bezenmiştir.
Döneminin göz doldurucu nitelikleriyle dikkat çeken Çırağan Sarayı rutubetli olduğu gerekçesiyle fazla kullanılmamış ancak 1876- 1904 yılları arasında V. Murad tarafından 28 yıl boyunca zorunlu ikametgâh- sürgün yeri olarak hizmet vermiştir.
Dolmabahçe Sarayı yapıldıktan sonra eski önemini yitirse de Çırağan Sarayı yapıldığı günden beri kentin en ilgi çekici binalarının başında gelmiştir.
Çırağan Sarayı 1908-1909 yıllarında, II. Meşrutiyetle birlikte bir süre Meclis-i Mebûsan’ın çalışma konutu olarak kullanılmıştır.
1910 yılında yangın geçiren ve çeşitli defalar onarım gören saray, halen gösterişli bir otele dönüştürülerek kullanılmaktadır.

Beşiktaş- Dolmabahçe Sarayı

Beşiktaş’ta, 17. yy. dan beri denizin doldurulmasıyla oluşan koyda, önce Çinili Köşk, daha sonra Beşiktaş Sarayı’nın yerine 31. Osmanlı Padişahı, Sultan Abdülmecit tarafından Mimar Garabet Amira Balyan’a 1843-1856 yılları arasında, 19. yy. dünyanın en ünlü sarayı yaptırılmıştır.
Barok mimari tarzda inşa edilen Dolmabahçe Sarayı’nın genelinde –mimari, biçim, süsleme, malzeme, ayrıntılar, renkler vb.- Osmanlı’nın batı tarzı mimariden etkilenerek yapılan ilk bina olması açısından da önemlidir.
Büyük bir bahçeyle birlikte 250 bin m2’lik alana yayılan sarayın 4 katlı haremi, 3 katlı selamlığı da dâhil olmak üzere inşaatının pek çok yerinde taş, tuğla, mermer ve ahşap malzeme kullanılmıştır.
Bahçede, halen ayakta kalan 1895 yılına ait 30 m yükseklikteki Saat Kulesi’nden başka, 1853 yılında Nikoğas Balyan tarafından yapılan ve bir kısmı sonradan ortadan kaldırılan cami, tiyatro, Istablı Amire, Serasker Dairesi, Hazine-i Hassa, Mefruşat daireleri, Kuşluk, Camlı Köşk, Gedikli Caariyeler ile Kızlarağası daireleri, Matbahı Amire, Hareket köşkleri, Hereke dökümhanesi, Baltacılar, Ağavat, Bendegân ve Musahıban daireleriyle küçük bir köşk gibi binalar da yer almaktaydı.
110 bin m2’lik alanı olan saray binasında, içinde Kraliçe Victoria’nın armağanı 36 m yükseklikten sarkan 4 ton 750 kristal avizel başta olmak üzere mabeyn- tören ile mavi büyük salonlardan başka 43- 46 salon, 285 oda, 68 tuvalet ve 6 hamam bulunmaktadır.
Dolmabahçe Sarayı, Abdülmecit’in ardından Abdülaziz ve Abdülhamit tarafından da ikametgâh olarak kullanılmıştır.
Ayrıca saray, Cumhuriyet’in ilanının ardından Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde de kullanılan ve büyük önderin son nefesini verişine de tanık olan tarihi bir yapıdır.
Sarayın yanında, Bezm- i Âlem Valide Sultan tarafından yaptırılmaya başlanan ve 1852 yılında Sultan Abdülmecid tarafından tamamlatılan, kıyıdaki küçük ve şirin son derece süslü caminin mimarisinde de ampirik barok etkiler dikkat çekmektedir.
Fatih- Topkapı Sarayı- Yeni Saray- Saray-ı Cedid

1453 yılında İstanbul’u fetheden II. Mehmet- Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460 -1478 yılları arasında, Haliç ve Marmara Denizi’ne hâkim bir noktada, kentin en stratejik yerinde- Sarayburnu- yaptırılan Saray, Sur-ı Sultani denilen 1400 m. uzunluğundaki Bizans surlarıyla çevrilidir.
Saray, kıyı yönünde, saltanat kapısındaki kulenin önündeki selam topları nedeniyle Topkapı Sarayı olarak adlandırılmaktadır. Yaygın adı Topkapı Sarayı olan yapılar topluluğunu görkemi yapıldığı buyana göz kamaştırmaktadır.

19. yy. ortalarına kadar 400 yıl boyunca, 25 Osmanlı padişahına ev sahipliği yapan ve avlularıyla beraber 700 bin m2. alana oturtulan p sarayın halen 400 bin m2’lik kısmı müze olarak hizmet vermektedir.
Yüzyıllar içinde, farklı padişahlarca yapılan eklemelerle değişen ve genişleyen Topkapı Sarayı’nı, Dış Saray- Birun, İç Saray- Enderun ve Harem olmak üzere üç grupta ele almak mümkündür.
Üç önemli kapıyla– Bâb -ı Hümâyun, Orta Kapı- Bâbüsselâm ve Akağalar- Bâbüssaâde- girilen sarayın bölümlerine göre; birinci avlu- zamanında halka açık tek bölüm, ikinci avlu– devlet yönetiminin gerçekleştirildiği ve törenlerin düzenlendiği bölüm, üçüncü avlu– padişah ve hizmetindeki ak hadımlar ile saray ağalarının yaşadığı, sarayda eğitimin verildiği bölüm, dördüncü avlu– padişah ve ailesinin yaşadığı bölümdür.
Sarayın yapımında eski Bizans sarayı ile binaların malzemeleri yanında farklı tarihlerde yerli ya da dışarıdan getirilen değerli mermer ve taşlar kullanılmıştır. Yıllar içinde saray yine bu farklı malzemelerle eklemelerle ihtiyaca göre genişletilmiştir.
Bu eklemelerle saray, birbirinden geçilen dört avlu çevresinde köşkler, çeşmeler, camiler, mescitler, mutfaklar, fırınlar, koğuşlar ve sarayda yaşayan görevlilere ayrılmış binalardan vb. oluşmaktadır. Halk saraya sadece ilk avluya açılan tek kapıyla- Bab-ı Hümayun- girebilmekteydi.
Alay Meydanı da denilen birinci avluda yer alan çok sayıda bina – Deavi Kasrı- dilekçe odası, Odun Ambarı ve Hasırcılar Ocakları, St. İrene- Aya İrini Kilisesi, Darphane-i Amire, Maliye Nezareti, Enderun Hastanesi, fırınlar, Has Fırın Cami, Cellât Çeşmesi, Kozbekçileri ve Çizme kapıları, Sarayın hünerveran atölyeleri- marangozluk, kitap ciltleme, tezhip ve odunluklar vb.- bulunmaktadır.
İkinci avluda, ulufe- bahşiş dağıtımının yapıldığı Sohum Kalesi Abidesi’nin de bulunduğu Divan Meydanı, Saray Mutfakları, Adalet Kulesi ve Divan-ı Hümayun toplantılarının yapıldığı Kubbealtı, silah koleksiyonunun sergilendiği Dış Hazine binası ile Harem Dairesi’ne ait Arabalar Kapısı, Zülüflü –Baltacılar Koğuşu, iki çeşme, namazgâh ve Bizans dönemine ait dev sütunların olduğu Has Ahur Avlusu, Padişah Yolu Babüsselâm- Bâbüssaâde kapıları arası- ve Vezir Yolu- Kubbealtı ile Bizans Sarnıçlarının ve selam taşlarının olduğu yol- yer almaktadır.
Sarayın iç kısmı anlamına gelen Enderun Kapısı- Babüssaade kapısıyla girilen ve Enderun Avlusu da denilen üçüncü avluda, kağir yapılarla çevrili, yaklaşık 9 bin m2.lik avluda sadrazamın padişaha işleri ve olayları anlattığı, yabancı elçilerin ve hediyelerinin kabul edildiği ve üç kapıya açılan -Maruzat, Pişkeş- hediye ve Hükümdar kapıları- Arz Odası, Enderun- III. Ahmed Kütüphanesi, Enderun Mektebi, Meşkhane, Seferli Koğuşu, Fatih Köşkü, hamam kalıntısı ile Mukaddes Emanetler’in saklandığı dört kubbeli Has Oda- Hırka-i Saadet Dairesi, Büyük ve Küçük Akağalar, Enderun Hazinesi, Kilerler ve Has Oda Koğuşları, Ağalar Cami, Kuşhâne, Silahdar Hazinesi ile kitabeli çeşme dikkat çekmektedir.
Dördüncü avlu etrafındaki yapılara gelince Has Oda, Mermer Sofa- Sofa- i Hümayun, Baş Lala Kulesi- Hekimbaşı Odası’nın bulunduğu, havuzlu mermer teraslı Çiçek bahçesi, Lale Bahçesi, Sünnet Odası, İftariye Kameriyesi, Revan ve Bağdat Köşkleri deniz manzarasının doyasıya görüldüğü Mecidiye Köşkü, Esvap Odası ve Sofa Cami olarak sıralanabilir.
Sarayın her zaman en merak uyandıran bir diğer bölümü de Padişahın ve eşleri, çocukları, anneleri, cariyeleri vb. tüm ailesinin yaşadığı yer, mimari önemli bir kompleks, Altın Yol kenarındaki Kadınlar Sarayı- Saray- ı Duhteran- Arapça yasak- korunan anlamındaki Harem’de; aileye ait 300 den fazla oda, 9 hamam, 2 cami, 1 hastane, çamaşırlıklar, görevli koğuşları, Hünkar Sofası, III. Murad Has Odası Dolaplı Kubbe- Harem Haziresi- Haremeyn Haziresi, Şadırvanlı Sofa, Kara Ağalar Mescidi, kadın Efendiler, Valide Sultan, Cariyeler, Mabeyn ve Kara Ağalar Taşlıkları, Cümle-Saltanat Kapısı, Kadın Efendi, Valide Sultan, Çifte Kasırlar- Şehzade ve Gözde Daireleri, Hünkar ve Valide Sultan Hamamları, Yemiş Odası- III. Ahmed Has Odası ile Arabalar Kapısı- Kızlar Kapısı Nöbet Yeri, Cariyeler Koridoru bulunmaktadır.
Zamanla özellikle 1850 yılından sonra sultanlar sahilde yapılan Dolmabahçe Sarayı’na taşınsalar da saltanat hazinesi, mukaddes emanetler ve imparatorluk arşivleri her zaman Topkapı Sarayı’nda korunmuştur.
Halen konumu, değerli eşya ve yapılarıyla, İstanbul’un en çok ziyaret edilen müzesi olan Topkapı Sarayı, 3 Nisan 1924 saltanat kaldırıldıktan sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müzeye dönüştürülmüştür.
Beşiktaş- Yıldız Sarayı

Beşiktaş- Yıldız Cami karşısındaki geniş bir korulukta çeşitli köşk, kasır ve yapıların- I. Ahmed Kasrı, Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Büyük Mabeyn, Malta ve Çadır Köşkleri ile Çit Kasrı, 18. yy. III. Selim annesi Mihrişah Sultan için Yıldız Kasrı ve babası için yapılan çeşme- arasında yer alan saray, 1866 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan ve içinde 8 Osmanlı padişahının konakladığı kentin dördüncü –Bayezid, Topkapı, Dolmabahçe, Yıldız– sarayıdır.

Türk- Osmanlı mimari geleneğinin son örneklerinden üç katlı sarayda asıl yapılaşma Yıldız Saray- ı Hümayunu –padişaha ait özel odalar, hasbahçe, havuzlar, resmi görevli odaları, tamirhane, marangozhane– olarak 1876- 1909 yılları arasında, 33 yıl padişahlık yapan II. Abdülhamid döneminde inşa edilmiştir.
Sultan Vahdettin’in ardından boş kalarak bakımsız hale gelen saray, 1924- 1946 yılından sonra Erkan- I Harbiye ve Harp Akademisi olarak kullanılmış.
Daha sonra tiyatro, müze, kitaplık gibi kültür ve sanat yapılarını da içine alarak 1993 yılında müzeye çevirilerek Yıldız Porselen Fabrikası’nın ürettiği ürünlerini sergilemektedir.
Üsküdar- Beylerbeyi Sarayı

Anadolu yakası, Beylerbeyi semtinde, Boğaziçi’ne hâkim deniz kıyısındaki saray Sultan Abdülaziz tarafından 1861-1865 yıllarında Mimar Sarkis Balyan’a yaptırılmıştır.
Barok, neo- barok ile ikinci dönem Osmanlı mimarisinin Türk evi tarzında yapılan saray, dikdörtgen planlı ve iki katlıdır.
Genelinde kâgir malzemenin kullanıldığı 2500 m2 lik sarayın Harem ile Mabeyn bölümlerinde 24 odası, 6 salonu, 1 hamam ve 1 banyosu bulunmaktadır.
Sarayın mabeyn- i hümâyûn, yatak dairesi- hünkâr dairesi ve valide sultan dairesi kısımlarında kadın efendilere, ikballere ve görevlilere ait odalar bulunmaktadır.
Cephesi, içinin süslemeleri, havuzlu salonu, bahçesi ve değerli eşyaları ile saray son derece dikkat çekici bir yapıdır.
Saray, sonradan eklenen deniz köşkleri – Set Bahçeleri, Mermer- Serdâb, Sarı, Has Ahır, Çadır, Nevresm köşkleri -ile uzun zaman kullanılmış özellikle Sultan Abdülaziz’in 33 yıllık padişahlığı süresince çok sayıda yabancı konuğu- Fransa İmparatoriçesi Eugénie, 1869 Avusturya- Macaristan İmparatoru Franz Joseph ve Prusya Veliahd Prensi Frédéric Guillaume Nicola Charles, İtalya Veliahdı, 1973 İran Şahı Nasıreddin, 1934 İran Şahı Pehlevi- burada ağırlamıştır.
Beylerbeyi Sarayı, 1918 yılında yaşamını yitirene kadar Sultan II. Abdülhamid’ın zorunlu ikametgâhı olan önemli bir tarihi yapıdır.
Fatih- İbrahim Paşa Sarayı– Türk İslam Eserleri Müzesi
Sultan Ahmed Meydanı’nda, Kanuni Sultan Süleyman’ın eniştesi, Sadrazamı İbrahim Paşa’ya düğün armağanı olarak verilen sarayı Mimar Sinan yapmıştır.
Dönemin mimari özelliklerine bağlı kalınarak yöresel malzemeler- taş-tuğla, ahşap vb.-ile inşa edilen sarayda hazire odası, kiler, hamam, mutfaklar, kule, çardak, divanhane, hassa evleri ile pek çok bölüm bulunmaktadır.
Zaman içinde çeşitli defalar onarılan saray, farklı kişilere değişik amaçlarla hizmet verse de da en son 1983 yılından beri Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Müzede, Türk dönemleri, Selçuklu, Osmanlı’ya ait çok sayıda yapıt- maden- cam- keramik, çini, alçı, kabartma, sedef, fildişi, bağa işlemeli ahşap eserler, Kur’an ve Cüzler, kapı ve pencere kanadı, sanduka ve rahle, el yazmaları, halılar, seccadeler, kilimler, hamam malzemeleri, giysiler– sergilenmektedir.
İstanbul’un diğer tarihi sarayları; Ortaköy- Feriye, Fındıklı- Çifte, Kandilli- Adile Sultan sarayları da dönemlerinin mimari ve süsleme özellikleriyle son derece etkileyici yapılardır.

