
Coğrafi
Komşular; Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman
Yüzölçümü 15.345 km2
İlçeler Bağlar, Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Ergani, Eğil, Hani, Hazro, Kayapınar, Kulp, Kocaköy, Lice, Sur, Silvan, Yenişehir ve merkez ilçe Diyarbakır.

İklim
Karasal iklim etkisindeki Diyarbakır ili ve çevresi yazın ülkenin en sıcak kentlerinin başında gelmektedir.
Güneydoğu Toroslar soğuk rüzgârları kestiği için kışları oldukça serin ve yağışlı geçmektedir.
Bitki Örtüsü
Bölgenin hatta ülkenin pek çok kentini olduğu gibi Diyarbakır’ın da Güneydoğu Toroslar, 2830 m Anduk (Andok) Dağı gibi % 37 yüksek tepe ve dağlarla– 1961 m Karacadağ, 2230 m Akdağ, 1574 m Yumrutaş, 1665 m Kurşunlu, 1653 m Katran, 1571 m Gazi, 1546 m, Yuva – çevrili olması iklimini dolayısıyla bitki örtüsünü de etkilemektedir.
Diyarbakır’da alanı gittikçe azalan % 33’ü orman ve fundalıklar, % 22’si çayır ile meralar, % 40’ı da tarım arazisi bulunmaktadır.
İl geneli ile yerleşimin yoğun olduğu ortalama denizden 700 m yükseklikteki %31, ovalar , %30 platolar, % 2 yaylalar –Bismil, Çınar, Silvan, Ergani, Çermik, Kocaköy, Eğil ovaları– sulayan ırmakların debileri ilkbaharda eriyen kar sularıyla artmaktadır.
Başta Dicle ve kolları ile diğer akarsu, ırmak ve derelerin kenarlarındaki vadilerde söğüt, çınar, ceviz ve kavak vb. ağaçları yetişmektedir.
Sulak alanlar hariç bozkır ve ormanların yüksek yerlerinde meşe, ardıç ve yabani meyve ağaçları görülmektedir.
Ulaşım
Güneydoğu Anadolu’nun Şanlıurfa’dan sonra 2. büyük ve gelişmiş ili Diyarbakır merkeziyle ilçelerine ulaşmak modern otoyolu ve havalimanı ile son derece kolaydır.
Ayrıca 1935 yılında yapılan demiryolları ile de Diyarbakır’a ülkemizin pek çok yerinden ulaşmak mümkündür. Yine bu dönemde Dağ ve Urfa Kapıları açılarak kente giriş çıkış kolaylaştırılmış.
Tarih

Denizden 600 m yüksekte,Dicle kıyısından 100 m yukarıda, Karacadağ lavlarında Fin kayası üzerindeki kurulu Diyarbakır’ın Mezopotamya geçiş güzergahında olması nedeniyle kentteki insanlık tarihi oldukça eski dönemlere uzanmaktadır.
Yapılan arkeolojik çalışmalarla dünyanın ilk yerleşim yerlerinden kabul edilen (Malabadi Köprü yakınında) Hallan Çemi MÖ 11 bin, Bismil- Körtik Tepe MÖ 10 bin ilk sosyal, dini, ticari ve sanatın geliştiği yer kabul edilir. Diyarbakır merkez ile çevresinde yerleşimin MÖ 70 bin- 10 bin yontma taş (paleolitik) dönemden MÖ 10 bin- 4500 cilalı taş (neolitik) döneme kadar gittiği özelikle Tigrankent veya Meyyafarkin (Silvan)- Hassuni Mağara Kent, Ergani- Hilar mağaraları, Dicle Nehri kıyısında Eğil, Çermik- Sinag Çayı kabartmalarıyla ortaya çıkarılmıştır.
MÖ 12.500 Bismil- Körtik Tepe’de çanak çömlekler, kullanım aletleri, yuvarlak planlı evler, tapınaklar, surlar ve mezarlarla toplumsal örgütlenme başalamış ve 11 hektarlık alanda yeni bir uygarlığın temelleri atılmaya başlaşmıştır.
Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden avcı ve toplayıcı toplum, ilk yerleşik düzene geçen insan kalıntıları, aletler, kerpiç yapı kalıntıları, ölü gömme şekilleri bulunan neolitik dönem il üretime geçiş, Bismil Körtiktepe ve ilk buğday (Einkom buğdayı da Karacadağ orijinli) buğday ekildiği, ilk yaban üzümü hasatı, ilk şarap, köpeğin evcilleştirildiği Ergani- Çayönü Höyüğü’nde, MÖ 10 bin -MÖ 7500- MÖ 5500 yıllarından başlayarak Ergani Grikihaciyan Tepesi- MÖ 5 bin (gelişkin köy evresi, Kalkolitik ve Halaf Kültürü sonuna kadar) tarıma dayalı neolitik topluma kadar yaşamın aralıksız sürdüğü yine yapılan arkeolojik çalışmalarla saptanmıştır. Sazlık olan Güney Mezopotamya’da Sümerler bataklığı kurup 2 bin sonra tarıma başladılar.
Ayrıca kent merkezi, özellikle İçkale civarında yaşam MÖ 4200- MÖ 3bin yıllarına tarihlenirken Amida ( Virantepe ) Höyüğü de bölgenin ilk yerleşim hareketleriyle paralellik göstermektedir.
İlin adına ait ilk bilgilere Lice -Birkleyn mağaraları ve Eğil- Eğil Kalesi ve kayalardaki kitabelerdeki MÖ 2200- MÖ 2 bin Asur kaynaklarında Amid (Amidia,) Kara (Amid ) olarak rastlanmaktadır. MÖ 1600-1200 Geç Tunç Çağı Asur Amid (Amidia), Kara (Amid) adı kalenin siyah bazalt taşlarından dolayı olduğu düşünülmektedir.
Yapılan kazılarda 1200- 1222 yıllarından kalma Artukoğulları devrine ait saray kalıntılarının da ortaya çıkarıldığı höyükte, kent ve çevresi çok sayıda uygarlığa – MÖ 3000-2000 İlk Tunç Çağı’nda
MÖ 3000- MÖ 1600-1260 Hurri, MÖ 2000 Mitanni, Asur, MÖ 1200-MÖ 600 Demir Çağı MÖ 825-MÖ 810 ve MÖ 775-MÖ 736 Urartu, MÖ 1000 Arami Göçleri, MÖ 900-MÖ 825 Arami- Bit-Zamani Krallığı MÖ 653-MÖ 625 İskit, MÖ 625- MÖ 550) Med ve MÖ 550 -MÖ 539 Pers, MÖ 330 -MÖ 30 Makedonya (İskender), MÖ 323-MÖ 140 Selevkos, MÖ 140 Mitiridates -Part, MÖ 85-MÖ 69 Armenia (Ermeni) Tigran Krallığı, MÖ 30- MS 395 Roma, 224 – 651 Sasani, 395 Bizans, 639 yılından sonra İslam devletleriyle karşılaşan kentte 661-750 Emevi, 750-1258 Abbasi, 869-899 Şeyhiler (Şeyhoğulları), Hamdani, 990-1085 Kürt (Mervani), 1085 Büyük Selçuklu, 1095 İnaloğulları, 1142 Nisanoğulları, 1232-1241 -1394 Artuklu ve Eyyubi, 1384 Moğol ( Timur), Karakoyunlu, (1340-1514)1453-1478 Akkoyunlu, 1508 -1515 Dulkadiroğulları, Memlukler ve Safevi, Oğuzlar, Selçuklular ve 1514 Osmanlı- ev sahipliği yapmıştır.
Mezopotamya’yı Kafkasya ve Karadeniz’e bağlayan antik yol üzerinde yer alan Diyarbakır, tüm bu uygarlıkların bölgeye yerleşmesine neden olmuştur.
İlk çağlardan beri 33 farklı uygarlığın yerleşim yeri, ticari ve kültürel merkezi olan Diyarbakır, Roma’nın doğudaki en büyük sınır kenti, Akkoyunlu ve Mervaniler’in başkenti, Osmanlı’nın da 25 merkezi yöneten en büyük eyaleti olarak tarihte çok az yerleşim yerinde görülen ayrıcalıklı bir kent olmuştur.
Anadolu’nun neredeyse insanlık tarihi kadar eski önemli bir yaşam alanı olan Diyarbakır’da I. Dünya Savaşı’na kadar, sadece farklı uluslara değil onların dillerine de- Türkçe, Arapça, Kürtçe -Kurmanci- Zazaca- farklı dinlere- Müslüman, Ezidi, Musevi, Hıristiyan- Ermeni, Süryani-Ortodoks, Katolik, Protestan, Nasturi, Keldani ve Rumlar– kucak açıştır.
Zamanla Omid (Amed) olarak da adlandırılan kent, daha sonra Arabistan’dan gelen Bekr kabilesinden dolayı Diyar-ı Bekr olarak anılmaya başlamış ve Cumhuriyet döneminde, Atatürk bir konuşmasında kentten Diyarbakır olarak bahsetmesiyle de kentin adı artık Diyarbakır olarak değişmiştir.
Halen Diyarbakır ili gerek ülke gerekse bölge için en önemli tarihi, sosyal ve kültürel merkezlerin başında gelmektedir.
Merkez ve Çevresinde Türk- İslam yapıları; Kent merkezinde ayrıca Ulu Cami’ye yakın Akkoyunlu dönemi Nebi Cami, Meryem Ana, Keldani, Aziz George ve yirmi kadar kilise bulunmaktadır. Eğil- Nebi ve Peygamber mezarları Hz. Zülkifil, Hz. Elyesa, 1155- 1169 yıllarında Ebu Kasım tarafından yaptırılan İslamiyeti yayma sırasında 27 şehit sahabenin mezarları bulunan Hz. Süleyman -Kale -Nazıriye Cami, Hz. Nebi Cami, Nebi Hürmüz, Nebi Zünnun, Kasım Bey Kümbeti, Şerbettin Hanı, Kentin ikinci Osmanlı Valisi, Hüsrevpaşa tarafından 1512- 1518 yıllarında, kesme taştan, Selçuklu mimari tarzında yaptırılan kent merkezindeki Hüsrevpaşa Cami, 15. yy. da, Akkoyunlular zamanında, tek kubbeli olarak, Hacı Hüseyin tarafından yaptırılan Nebi- Peygamber- Cami, 1516- 1520 yıllarında, Osmanlı valisi Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından yaptırılan yapının duvarları Osmanlı çinileriyle kaplı, görkemli mihrap ve minberi olan Kurşunlu- Fatih Paşa Cami, Hoca Ahmet, Ali Paşa, İskender Paşa camileri, 17. yy. da, Melik Ahmet Paşa tarafından yaptırılan, mozaikleri, kabartmaları ve tamamı çiniden mihrabıyla son derece ilgi çekici bir yapı olan Melik Ahmet Cami, 1564-1572 yıllarında Behram Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan son derece dikkat çekici çinileri olan Behrampaşa Cami, Nasuh Paşa, Kurt İsmail Paşa, İbni Sina, Lale Bey, Melek Ahmet Paşa camileri, 15. yy. da Akkoyunlular zamanında, Uzun Hasan tarafından yaptırılan, dönemin mimari ve süsleme özelliklerini yansıtan Safa ( Sefa) İparlı, Ömer Şaddat, Kadı, Hacı Büzürk, Arap Şeyh, Lala Kasım, Kurt İsmail Paşa camileri, Sultan Sücaeddin, Şeyh Abdulcelil, Lalebey, Fatih Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşa, Zincirkıran türbeleri, kent merkezinde Diyarbakır Valisi İskender Paşa tarafından, 1551 yılında, kare planlı Osmanlı mimari tarzında yaptırılan İskender Paşa Cami ve Türbesi, Sarı Saltuk, Bave Kal, Sahabeler, Arap Şeyh türbeleri, Sincariye Medresesi, Ali Paşa Cami ve Medresesi, Muslihiddin Lari Medresesi, Hüsrevpaşa- Deliler Köprüsü- Hanı, Hasan Paşa Köprüsü kent merkezinde, 1572- 1573 yıllarında Osmanlı valisi, Vezirzade Hasan Paşa tarafından yaptırılan ve halen kafe, lokanta, dükkan vb. mekanlarla hizmet veren Hasanpaşa Hanı, Çifte Han, 1683 yılında Hanilioğlu Mahmut Çelebi ve kız kardeşi Atike Hatun tarafından yaptırılan Kazancılar- Sülüklü- Han ve Dicle Köprüleri, Aslanlı Çeşme, Kadı Hamamı, burçlar; Kız-Keçi, Dışkapı, Yedi Kardeş, Nur, Ulu Evli Beden burçları ile Buğdaycılar, Asefçiler çarşıları, Sipahi Pazarı, Peynirciler, Demirciler, Kuyumcular çarşıları kentte görülmesi gereken mekânların başında gelmektedirler.
Kentin en ilgi çekici diğer yapıları, özgün mimarili, geniş avlulu, işlevlerini değiştirseler de hepsinin içinde farklı bir öykü Osmanlı dönemi hanları- Hasan Paşa, Deliller, Çifte, Sülüklü vb.- ile eski kenti çepeçevre saran, bugünün tarihi anıtları olan surlar olarak sayılabilir.
Ayrıca Diyarbakır Havzası ile Şanlıurfa Platosu arasındaki 100 bin yıl önce volkan tüfleriyle bölgeyi kaplayan, oluşumları, doğa sporları, meşe, çitlembik, menengiç ve dişbudak ağaçlarıyla ilgi çeken 1.952 m yükseklikteki Karacadağ, Seman- Gazi- Atatürk Köşkü, Erdebil Köşkü, Cemilpaşa Konağı, Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi, Ziya Gökalp Müzesi, görülmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.
