

Denizden yaklaşık 400 m. yükseklikte, Bakırçay- Kaikos’un iki kolu arasında uzanan Bergama, Ege kentleri içinde konumu, antik yapıları, doğası, verimli ovası, eşsiz kalesi, yaşanmışlıkları ile bölgenin en ilgi çekici yerleşim yerlerinden biridir.

Arazisinin dik yamaçlar üzerinde yer alması, özellikle istilacılardan korunmak isteyen antik dönem uygarlıkları için en gözde yerleşim yerlerinden biri olmasını sağlasa da Bergama’nın deniz kıyısından uzaklığı bölgenin yaşadığı parlak dönemlerin –arkaik kültür, MÖ 5. yy. Atina Deniz Birliği vb.– kente ya ulaşamaması ya da geç ulaşmasına neden olmuştur.
Bakırçay Ovası’ndaki höyüklere göre tarihi MÖ 3000 Eski Tunç Çağı’na giden kentte Hitit, Luvi, Pelagların yaşadığı varsayılmaktadır.
Bazı bilim insanlarına göre Homeros’un -İlyada ve Odisseia’da- bahsettiği Teuthrania Bölgesi’nden Troy Savaşı’na katılan Kheta- Ketilerin Hitiler olduğu yönündedir.
Ancak antik dönemde Pergamonos olarak adlandırılan Bergama’da yapılan arkeolojik kazılarda ele geçirilen çanak çömlek parçaları kentin ilk daimi yerleşimcilerinin MÖ 8. MÖ 7. ve MÖ 6.yy. da olduğunu belirtmektedir.
Pausanias’a Bergama Andromaque’un oğlu Pergamus tarafından Akropol’de kurulduğunu söylese de başka bir söylentiye göre de kent Herakles’in oğlu Telephos tarafından kurulmuştur.

MÖ 399 yılına kadar hızla gelişen kentin bir ara bölgede sessiz kaldığı düşünülse de bu tarihlerde Pers Kralı Dareios, Saparta komutanları ve Ksenophon’un buluşma yeri olması açısından önemlidir.
Tarihsel süreç içinde pek çok ulusa mekân olan Bergama, en parlak dönemini İskender’in generallerinden Batı Anadolu’yu ele geçirirken ganimetleri kente taşıyan MÖ 301 Lysimakhos ve serveti idare eden Philetairos döneminde yaşamıştır. Philetairos ’un MÖ 281-MÖ 263 yılında ölümüne kadar yaklaşık 150 yıl kent başta tapınaklar olmak üzere çok sayıda yapı ve yapıtla donatılmıştır.
Bergama- Pergamon’un ilk kralı, Philetairos’un evlatlığı Eumenes MÖ 263- MÖ 241 kabul edilse de o bu ünvanı hiç kullanmamıştır. Sadece tanrılara verilen ayrıcalıklardan yararlanan Eumenes ülke topraklarını genişletmesiyle tanınmaktadır.
Eumenes’in ardından kentin yönetimi MÖ 241- MÖ 197’de evlatlığı Attalos’a geçer. Yönetimi süresince yaklaşık kırk dört yıl mücadele ve çarpışmalarla uğraşan Attalos’un en ünlü zaferi, MÖ 230 Galatlara verdiği savaştır. Bithyania Kralı, Nikomedes tarafından MÖ 279 yılında Orta Avrupa’dan Anadolu’ya getirtilen savaşçı halk Galatlar zamanla diğer Anadolu halkları gibi Bergama için de tehlike oluşturmuşlar ve haraçla yaşayamaya çalışmışlardır. Ancak I. Attalos tarafından yenilerek Pergamon ve bölgeden kovulmuşlardır. Galatları Batı Anadolu’dan atan I. Attalos da Kral ve Kurtarıcı ünvanını almıştır.
Krallığı süresince Suriye ile çok sayıda savaş yapan I. Attalos, MÖ 3. yy. da Roma ve Yunanistan ile ilişki kurmaya başlayarak Romalıları Anadolu’ya davet etmesiyle bilinir.

I. Attalos’tan sonra başa geçen MÖ 197- MÖ 159, II. Eumenes krallığı daha da güçlendirmiştir. Romalıların Anadolu’da aratan güçleri sayesinde Suriye Kralı Büyük Antiokhos’u MÖ 190’da Magnesia Savaşı’nda yendiği bilinmektedir.
Büyük Antiokhos’un Anadolu’daki topraklarını alan II. Eumenes krallığın sınırlarını Batı Anadolu dışında Maindros- Büyük Menderes’in güneyi, Orta Anadolu Konya’ya kadar genişletmiştir.
Bu dönemde güçlenen ve zenginleşen kent ve krallık surlarla çevrelenip Aşağı Agora, Gymnasion, Kütüphane, Zeus Sunağı gibi önemli yapılarla donatılmış.
MÖ 159 yılında II. Eumenes’in ölümünden sonra yönetime gelen Pergamon kralları başta barbar savaşçı Galatlar, Pontos Kralı Pharnakes, Bithynia Kralı Prusias ve pek çok savaşla çatışmaya karşı krallığı korumak için uğraşsalar da sanat, mimari, heykel ve kitap toplamaya çok önem ve emek vererek kendilerine ait üsluplarıyla Atina ve İskenderiye kadar itibar kazandılar.
Bu krallardan altmış yaşında tahta geçen MÖ 159- MÖ 389, II. Attalos başta Bithyina Kralı Prısias olmak üzere çoğunlukla savaşarak yirmi yıl ülkeyi yönetti.
Krallığı süresince Roma ile ilişkileri de geliştiren II. Attalos’un MÖ 138 yılında ölümünün ardından sadece beş yıl tahtta kalabilen zalim ve kuşkucu, tarım, madencilik, zooloji ve özellikle tıpla ilgili hazırladığı zehirleri suçlularda deneyen III. Attalos yönetimi devraldı.
Pergamon’un son kralı MÖ 138- MÖ 133, III. Attalos, krallığı Roma’ya bırakan bir vasiyetname hazırladığı için MÖ 133’te ölünce krallık Roma’ya kaldı.

Roma egemenliğini istemeyen ardıllar ve Pergamonlular olsa da bir süre sonra kent Roma’nın Asia eyaletleri- Mysia, Ldyia, İonia, Karia- arasında yerini aldı. Asia eyaletleri başkenti konumunda olan kente Neocore- Mabetler Muhafızı denilmiştir.
Bölge ve Pergamon yöneticileri II. Attalos’un vasiyetini dikkate alarak özgür bir kent olarak varlıklarını uzun zaman sürdürdüler.
MÖ 88 yılında Yunan kentlerini Roma egemenliğinden kurtarmak isteyen Pontus Kralı Mitridates, Pergamon’u da istila edip karargâhını kente taşıyınca kentliler ona karşı koymadılar. Ama bu süreçte kentteki Romalılara uygulanan şiddet yüzünden Pergamon, özgür kent olma ayrıcalığını kaybederek diğer Roma eyaletleriyle gibi yönetilmeye başlandı.
Dört yüzyıllık Roma ve bin yıllık Bizans döneminde de pek çok yapıt bırakılan Pergamon-Bergama’da, 716 yılında Araplar kenti yakıp yıkmışlar, 1301 yılında Karesiler yönetmeye başlamışlardır. Daha sonra Selçuklular ve 1317 yılında Osmanlılar döneminde kent yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır.

Bergama Akropol Antik Kenti

Anadolu’nun ilk yerleşimcileri coğrafi özellikleri değerlendirerek- kayaları oyarak, mağaraların içine girerek, taşları yontarak, vadilerin korunaklı yerleri, yeraltını kazarak, tepelik yerlerin düz alanlarına- Akropol denilen yerleşim yerleri yaratarak vb.– kendilerine yaşam alanı oluşturmuşlardır.
Bergama’nın ilk sakinleri de bu durumu dikkate alarak Akropol’de tüm ovaya hâkim, yüksek bir tepe üzerine düz alanları teraslarla genişleterek merdivenlerle bağlı iki kent –Yukarı ve Aşağı Kent- kurmuşlar.
Yukarı kentte krallar, devleti yönetenler, aristokratlar, aydınlar vb. ikamet ederken aşağı kentte halk yaşamaktaydı.
Zamanla artan nüfus, ekonomik ve siyasal etkilere bağlı olarak kentin büyümesi gelişimi devam etmiştir. Kenti korumak amaçlı ilk inşa edilen yerlerden biri olan kalenin tarihi MÖ 7.ve MÖ 6. yy.’a kadar gitmektedir.
MÖ 283 yılında yeniden düzenlenen Akropol’e hâkim olan yöneticiler –Attaloslar, Eumenesler vb.- kenti yeni yapılarla geliştirerek yaklaşık 150 yıl kadar hüküm sürmüşlerdir.
Özellikle II. Eumenes zamanında en geniş haline kavuşan surlar ile yelpaze şeklinde büyüyen kente pek çok yeni yapı- Galatları yenmenin anısına yapılan Zeus Sunağı, Athena Tapınağı Proplonu ve stao, Büyük Saray, Kent Surları, 200 bin kitaplık Kütüphane, 10 bin seyirci kapasiteli dik yamaca yapılan Tiyatro- inşa edilmiştir.

Akropol’ün içinde diğer yapılar- Hera ve Demeter Kutsal alanları, tapınaklar, hamamlar, çeşmeler, gymasionlar, toplantı alanları, saraylar, agoralar, dükkânlar, Odeion, Helenistik ve Roma dönemi konutları- peristylli evler, Attalos Evi ve rampalı yollar – sayılabilir.
Bölgede yaşayan uygarlıklardan Roma Dönemi II. yy’da iyice geliştiği ve en parlak günlerini de özellikle İmparatorlar Traianus ve Hadrianus zamanında yaşadığı bilinmektedir.
Dolayısıyla bu dönemde yerleşim yerine yeni eklemeler -ızgara planlı ve ovaya yayılan yapılar, Serapis- Kızıl Avlu- Anıtı, Roma Tiyatrosu, Amfitiyatro, Station– yapılmıştır.
Günümüzde bu yapıların bir kısmı zarar görse de halen ayakta olanlar ve onarılanlar ziyaretçilerin ilgililerini çekecek kadar çok önemli tarihi kalıntılardandır.
Bergama Asklepion Antik Kenti

Girişinde “Tanrılar adına ölümün girmesi yasaktır.” diye yazılı MÖ 4. yy. ’ın ilk yarısında inşa edilen Asklepion ile Tapınak, Eskiçağ’daki Epidaurus ve Kostakiler kadar önemli ve büyük bir sağlık merkeziydi.
2. yy. ortalarında kentte 13 yıl yaşayan hatip Aelius Aristides sağlık merkezinde özellikle psikolojik hastalara uygulanan tedaviler -rüya, telkin, su ve güneş banyoları, şifalı otlar, kremler, çamur banyoları, kutsal sudan içirmek, açlık- susuzluk kürleri, tiyatro ve eğlence yoluyla tedavilerin yanında fizyoterapik yöntemler- hakkında bilgiler vermektedir.

Helenistik Dönem’de de gelişimini sürdüren Kutsal Alan ve Sağlık Merkezi, 2. yy. da da en parlak günlerini yaşadığı geriye kalan yapılardan anlaşılmaktadır.
Asklepion’ daki diğer yapılar; 30 bin kişilik Roma tiyatrosu, 5 bin kişilik amfitiyatro, ayakta kalan en büyük Bazilika, kutsal yol, Asklepion Kült Heykeli ve Kutsal Alanı, Galerili Avlu, İmparator Hadrianus ve Kült Salonu, o dönemde içinde parşömene yazılan 200 bin ciltlik eserin bulunduğu Kütüphane, Tapınaklar, Uyku Odaları, Yeraltı Tüneli, Kral Sarayları, 15 bin kişilik tiyatrosu ile Asklepion ziyaretçilerini beklemektedir.
MÖ 3. yy. da meydana gelen büyük depremden sonra binaların önemli bölümü zarar gören Asklepeion eski haline gelememiştir.
Bazilika- Serapeion- Kızıl Avlu

Kazı çalışmaları ve yazılı kaynaklardaki bilgilere göre; Serapeion Anıt- Tapınak, 2.yy. Roma Dönemi, büyük olasılıkla İmparator Hadrian zamanında, Mısır Tanrılarına –Serapis ve İsis- verilen önemden dolayı Bergama kent merkezi- Akropol yolu üzerine inşa edilmiştir.
Halen kentin en ilgi çeken yapılarından olan Kızıl Avlu- Serapeion Anıt- Tapınak’ tan Selinos Çayı’na ulaşmak için su tünellerinin kazıldığı da bilinmektedir.
Yapımında kullanılan kızıl tuğlalardan dolayı zamanla halk arasında Kızıl Avlu olarak adlandırılan yapının avlusunu yüksek duvarlar, içini de sütunlu galeriler çevirmektedir.
Üç adet anıtsal kapıyla girilen tapınak kutsal meydanının arkasındaki mermer kaplamalı 10-12 m. yüksekliğindeki iki adet kaide ile kolosol kült heykel alanı loş olmasına karşın ön kısım pencerelerle aydınlatılmıştır.
Yapının yan kısımlarındaki çoğunlukla rahiplerin kullandığı çok sayıda gizli geçit ve merdiven yapının gizemini iyice arttırmıştır.
Yapıldığı dönemde üzeri ahşap çatı bir iskeletle örtülen tapınağın iki yanında yuvarlak kült mihrapları bulunmasına karşılık diğer iki yandaki tanrıların kimler olduğu bilinmemektedir. Tapınak, erken Bizans’ta kutsal alana yapılan eklemelerle halen Anadolu’daki erken yedi kiliseden biri olarak kabul edilmekte ve yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.
Ayrıca agoraları ve stadyumu ile Bergama günümüze kadar gelebilmiş önemli bir tarihi kenttir. Bergama’da Arkeoloji ve Bergama müzeleri Helenistik, Roma ve Bizans dönemi eserlerini sergilerken etnografya müzesi de gelenek ve görenekleri yansıtması açısından önemlidir.
Bergama- Allianoi Antik Kenti

Allianoi, antik çağın en ünlü cerrahı Bergamalı 129- 216 Galenos’un 162/169-179 hekimlik yıllarında ameliyathane olarak kullandığı sağlık merkezi idi.
Bir dönem İmparator Marcus Aurelius’un özel hekimliğini de yapan Galenos’un yazdığı tıp ve cerrahi kitapları uzun yıllar tıp camiası tarafından kullanılmıştır.
Bergama’da yer alan ünlü sağlık merkezi Asklepion’a genellikle iyileşecek hastalar alınırken bir çeşit askeri hastane- valetudinarium olarak kullanılan Allianoi’ ya ağır yaralılar, başta gladyatörler- dönemin kahraman ve popüler savaşçıları– ameliyatlar için alınırmış.

Baraj altında kalmasın diye hız verilen kazılar sırasında Allianoi’nin ameliyathanelerinde kullanılan aletler ile Galenos’a ait 400 civarında ameliyat malzemesi ve çok sayıda kırık kemik bulunmuştur.
En önemli gelişimini İmparator Hadrianus zamanında gösteren kent, 2. yy.’a ait bölgenin en ünlü hastanesi ve kaplıcasına sahip Allianoi, ana caddesi, forumları, çömlek fırınları, antik köprüleri, çeşmeleri- nymheum- kült yapılarıyla Anadolu için son derece özgün bir yerleşim yeriydi.
Bergama- Allionai Köprüsü
Kitabesi bulunmayan Allionai- Asklepion alanında bulunan köprünün mimarisinden 2 -3. yy. ait olabileceği varsayılmaktadır.
Kesme taştan inşa edilen köprü üç yuvarlak gözden meydana gelmiştir. Ortadaki yuvarlak göz yanlardakine göre daha geniştir.

