
Kale ve Surlar ( İç- Dış Kaleler) ; 4 yöne 4 kapı
Diyarbakır’ın simgesi, siyah bazalt taştan inşa edilen ve kenti dışarıya bağlayan kale ile surların ne zaman yapıldıkları konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte, kentin kalbinin attığı yer olarak kabul edilen ve tüm yerleşimin çekirdeğini oluşturan 9000 bin yıllık olduğu varsayılsa da İçkale kısmı MÖ 3700- MÖ 3500 yılları arasında Hurri- Mitanniler döneminde yapıldığı araştırmalardan anlaşılmaktadır. İçkale ve Dışkale olarak iki bölüme ayrılan kalesi, ilk olarak Hurriler döneminde yapımına başlansa da Roma döneminde de inşaatının devam ettiği bilinmektedir.
Yaklaşık 5600 yıl öncesine ait kaleleri çevreleyerek kenti tepeden görebilen, Karacadağ’dan Dicle Nehri’ne uzanan 1208 yılında yapıldığı tahmin edilen 5800 m uzunluğunda, 8 m – 20 m yüksekliğinde, 3m -12 m kalınlığında, Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surlarının üzerinde kentte yaşayan pek çok uygarlığa ait kabartmalar, taş oymalar, süslü anıtsal kapılar görülmektedir.
UNESCO tarafından 2015 yılında Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen bazalt taştan inşa edilen surlarda Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin rastlanmaktadır.
Roma İmparatoru, II. Constantius tarafından 349 yılında onartılan kale ve surların daha sonraki yıllarda özellikle Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de kullanıldığı bilinmektedir.
362 yılında bölgede egemen güçler Sasani ve Bizanslılar arasında yapılan antlaşma ile Nusaybin-Nisibis Kalesi civarında yaşayan Hıristiyan halk Diyarbakır’a yollanmış ve bu yeni yerleşimciler kalenin batısındaki düzlük arazide iskân etmeye başlamışlardır.
Bu yerleşimcilere daha sonra 367- 375 yıllarında kente gelen yeni halklar da eklenince kalenin genişletildiğine dair bilgilere de çeşitli kaynaklarda rastlanmaktadır.
Diyarbakır bir süre yaşayan Mervani Kralı Nasrudeyye Mansur ve eşinin mezarlarının da bulunduğu kale özellikle Osmanlı- Kanuni döneminde 1524-1526 yılarında 16 burç ile 2 kapı ile daha da genişletilmiş ve zamanla bugünkü halini almıştır.
Artuklu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden de izler taşıyan bazı bölümleri güzel sanatlar galerisi olarak hizmet verene kale ve surların arasına sıkışmış kerpiç evleri, dar ve dolambaçlı sokaklarıyla dikkat çeken Diyarbakır kendine özgü kozmopolit kimliğini bugünde korumaktadır.
Siyah bazalt taşlarla farklı şekillerde- çokgen, kare ve yuvarlak- planlı 82 burcundan- Keçi, Yedi Kardeş, Ulu-Evli Beden, Dağkapı ve Nur burçları– önemlileri olan kale ve surlar içinde yaşayan bir kent olan Diyarbakır dört kapıyla- Kuzey- Dağkapı-( Harput), batı- Rum- (Urfa), güney- (Tel), Mardin, doğu- Dicle-( Sur, Şat)- Yeni kapları -ile dış dünyaya açılmaktadır.

Mardin (Tel) Kapı
Diyarbakır Kalesi’nin dört ana kapısından biri olan güneydeki Mardin (Tel) Kapı, Pek çok ünlü türkü ve şiire konu olan Mardin Kapı olan biri. Kitabesine göre 909- 910 yılları arasında yapıldığı anlaşılan sağlam mimarisiyle dikkat çeken görkemli kapının taş oymaları ve süslemeleri de son derece etkileyicidir. Pek çok ünlü türkü, şarkı, yazın ve şiire konu Mardin Kapı’nın yanında Keçi Burcu bulunmaktadır.
Keçi Burcu
Dicle Nehri, Hevsel Bahçeleri, On Gözlü Köprü ve Kırklar Dağı’na hakim, Mardin Kapı’nın doğusunda, büyük bir kaya üzerindeki burcun inşaası tam belirlenemese de mimarisine göre 1223 Mervaniler zamanında onarıldığı bilinmektedir. Bizans zamanında 11 kemeri bulunan burcun Bizans dönemindeŞemsi Tapınağı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Diğer burçlara göre sade bir yapı olsa da kuş ve sülüs yazılar dikkat çekmektedir. Burcun onarımlarla zarar gördüğü görülmektedir.
Üst kısmı sergi, konser, gösteri vb. etkinlik alanı olarak kullanılmaktadır.
Ulu Beden (Evli Beden ve Yedi Kardeşler) Burcu
Kent surlarının güneybatısındaki burcun çift başlı kartal ve kanatlı aslan kitabesine göre 1208 yılında Artuklu Hükümdarı Melik Salih adına tamamı siyah bazalt taşlarla inşa edildiği bilinmektedir. Göze batan ve güven verici bir mimariye sahip burç gezginlerinin uğrak yerlerinden biridir.
Urfa (Rum) Kapı;
Diyarbakır Kalesi’nin batısında yer alan Rum Kapısı olarak da bilinen adlandırılan Urfa Kapı, Artuklu Hükümdarı Karaarslan Artukoğlu Muhammed tarafından inşa edildiği varsayılmaktadır. 1183 ile 1184 yıl arasında yapıldığı düşünülen iki büyük burç arasındaki görkemli kapının sülemeleri, insan ve kartal, ejder ve boğa vb. hayvan kabartmaları, taş oymaları sağlam mimarisi kadar etkileyicidir.
Urfa Kapı’nın Osmanlı döneminde saltanat kapısı olarak kullanıldığı bilinmektedir.
Dağ (Harput) Kapı
Kalenin dört önemli kapısından biri olan üzerinde Roma, Bizans, Abbasî ve Mervanî dönemlerine ait kitabeler ve oldukça büyük iki burcu bulunan anıtsal Harput Kapı, mimarisi ve özelliklerine göre Roma İmparatoru II. Constantinus tarafından inşa edildiği düşünülmektedir.
Kapının ikinci katına sonradan eklenen mescit, sanat galerisi olarak kullanılan bölümler, bitki motifler, Roma dönemi haçları, koşan atlar, geyikler ve boğaların işlendiği taş kabartmaları kapının gezilip görülmesini mutlak kılmaktadır.
Kapının yanında Dağ Kapı Meydanı da ilin en kalabalık merkezlerinden biridir.
Aslanlı Çeşme
İçkale civarında 19. yy. siyah bazalt taştan yapılarak içine 800 yıllık Artuklu aslanı yerleştirilen çeşme, mimarisi, süslemeleri, kaynak suları ile görülmesi gereken tarihi bir yapıdır.
Amida Höyük ve Artuklu Sarayı
Diyarbakır merkezi, kentin en belirleyici noktası İçkale yakınındaki Amida Höyük’ün MÖ 4200 tarihi ilk yerleşimle aynı döneme gitmektedir.
Kentte, kale ve Hurriler döneminde eklenen höyük ile Roma, Bizans daha sonra Artuklulara ait kalıntılar da bulunmuştur.
Höyükte, 1961’li yıllarda başlayan kazılarda ele geçirilen önemli kalıntılardan biri de 1200- 1222 Artuklu Hükümdarı Melik Salih Nasreddin Mahmud’a ait saraydan geriye kalanlardır.
Sarayın mimari ve sanatsal özellikleri, renkli taş mozaik, çini süslemeleri, gösterişli selsebili, haçvari eyvanları, renkli taş ve cam küpleriyle son derece gösterişli bir yapıdır.
Artuklulara özgü 10 m genişliğinde, iki yanında aslan ve boğa savaşını anlatan kabartmalı kemerin sivri girişleri, kitabeleri, yapının dikkat çekici merdivenleri, mozaik süslemelerle çevrili fıskiyeli havuzu ile saray dönemin zenginliğini gözler önüne sermektedir.
