
Tire- Hafsa Hatun Çeşmesi

17-18. yy. Tire çeşmelerinin çoğunda yapı ile bilgiler –kitabe, ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı vb.– bulunmamaktadır.
Tire’deki bu çeşmenin de tarihi ve kimin yapıldığına dair kayıtlı bilgi olmamasına karşın, Hafsa Hatun tarafından yaptırılması, 18. yy. yapım tekniği hakkında bilgi vermektedir.
Tek cepheli, dikdörtgen planlı, moloz taş ve tuğladan inşa edilen Hafsa Hatun Çeşmesi’nin önündeki yuvarlak kemerin içinde ayna taşı bulunmaktadır.
Günümüzde kullanılmayan, kırma bir çatı ile örtülü çeşmenin yalak taşı Helenistik döneme ait bir lahitten alınmadır.
Bu çeşmelerden başka İzmir çevresinde dikkat çekici şadırvanlı mermer pek çok çeşme tarihi ve mimari öneme sahip yapılardır.

Menderes – Değirmendere- Kolophon – Kolofon Antik Kenti
Kolophon- Değirmendere’nin doğusunda yer alan, adını yanındaki Kolophon Dağı’ndan alan antik kent MÖ 9. yy. deniz kenarına kurulan tek İon yerleşkesidir.
Kentin İon göçleriyle bölgeye gelen Girit- Miken etkisinde kaldığını inşa ettikleri mimari yapılarında ve kültüründe görülmektedir.
Verimli topraklara sahip, denizcilikte öncü, oldukça varlıklı oldukları bilinen Kolophonlular MÖ 8. ve MÖ 7. yy. binicilikteki ustalıklarıyla da bölgeye nam salmışlardı.
Kentte yaşam MÖ 7. yy. Lidya Kral Gyges’in ardından MÖ 6. yy. Persler ile değişimler gösterse de eklenen yeni yapılarla- Akropol- yukarı kentin güneyinde yer alan aşağı kent, MÖ 4. yy. da yapılan duvarlarla çevrilmesi vb.– büyümesine devam etmiştir.
Ancak gerek bölge gerekse kent sürekli istilacıların saldırılarıyla rahatsız edildiğinden dolayı kent bir süre sonra eski önemini kaybetmeye başlamıştır.

MÖ 324 yılında Makedonyalı Büyük İskender kenti aldıktan sonra Kolophon tekrar bağımsızlığını kazansa da bir süre sonra halk Efes’e sürülmek istenmiştir. O yüzden Kolophon halkı çevredeki diğer kentlere dağılmışlar ve kent de yönetim açısından iyice zayıflamıştır.
MÖ 281 yılından sonra Selukos ve Attalosların yönetimi altında kent Arkaik Kolophon- Eski Kolophon olarak bir tekrar inşa edilmiştir.
Kolophon, bir süre sonra 15 km. güneye Yeni Kolophon adında yeni bir yerleşim yeri oluşturulmuş ama bu kentin Efes’in gelişimini engellediği düşünülerek zamanla zayıflatılmıştır.
Kolophon- Menderes, Roma Dönemi’nde de bağımsız bir kent olsa da bu dönemde sadece Klaros’taki Tapınağı ile dikkat çekmekteydi.
Değirmendere- Menderes- Klaros Antik Kenti

Klaros Bilicilik Merkezi
İzmir’e 55 km. uzaklıkta yer alan Klaros, yakınındaki Kolophon Antik Kenti’nin Apollon adına adanan kehanet -bilicilik-merkezi olarak kullanılmaktaydı.
Delphi’den sonra en önemli bilicik merkezlerinden biri olan Klaros- Apollon Bilicilik Merkezi’nin tarihi MÖ 7. yy. ve MÖ 6. yy ’a kadar uzanmaktadır.
Özellikle Helenistik ve Roma dönemlerinde son derece önemli bir merkez olan Klaros- Apollon Bilicilik Merkezi zamanla yapılan eklemelerle- MS 2. yy. kare planlı Propylea’dan başlayan tapınağa giden sütunlu ve heykelli yolu genişletilerek ihtişamı arttırılan tapınağın duvarlarında 7.5. m. yükseklikteki Tanrı Apollon heykeli ve ona ilahiler söyleyen çocuk yazıtları– görkemi ve manevi değeri arttırılmıştır.
Kutsal bir kaynağın ve ormanın içinde yer alan dor mimari tarzda inşa edilen tapınak ile sunak arasındaki kurban törenleri için hazırlanan alan-100 adet hayvan bağlama demir halkalarla kaplı taş bloklar– Klaros- Apollon Bilicilik Merkezi Anadolu’da bulunan tek örnek olduğu için son derece önemlidir.
Menderes- Ahmetbeyli- Kale- Notion Liman Kenti
İzmir’e 50 km uzaklıkta, 12 İon kentinden biri olan Notion, Kolophon’un ticari kalbi niteliğindeki liman kentiydi.
Kale olarak adlandırılan Notion, denize hâkim iki tepe üzerine Akropol- Yukarı Kent olarak inşa edilmiştir.
Baş Tanrıça Athena Polias’a adanan Notion, bölge halkı ile özellikle denizciler için son derece önemli bir liman kenti idi.
Bazı tarihçilere göre bir Aiol yerleşkesi olan ve uzun yıllar çeşitli saldırılara karşı korunan Notion, Attika- Delos- Deniz Birliği’nin en önemli üyelerinden bir ticaret merkeziydi.
Çok sayıda saldırılarda zor günler yaşayan Notion MÖ 324 yılında Büyük İskender döneminde bağımsızlığını tekrar elde etmiştir.
İskender’in ölümünün ardından tekrar saldırı ve kargaşalara açık hale gelen Notion,
MÖ 3. yy. da 15 km. mesafedeki Kolophon kentiyle ortak vatandaşlık antlaşması yaparak sükûneti sağlamaya çalışmıştır.
MÖ 218 yılında Pergamon’a, MÖ 196 yılında Suriye’ye bağlanan Notion, MÖ 191 tekrar Pergamon yönetimine geçmiş ve MÖ 188 Apemeia Barışı ile Romalılar zamanında özerklik elde etmiştir.
MÖ 133 yılında Roma- Asya Eyaleti olan Notion denizden gelebilecek tehlikelere karşı güçlü bir donanması ve süvari birlikleri olmasına karşın bölgede meydana gelen savaşlara sürekli katılmak zorunda olduğu için savaşlardan çok zarar görmüştür.
İki büyük kapıyla girilen kenti 4 km. lik Roma ve Helenistik dönem surları çevrelemektedir.
Surlar ve kapıların kalelerle desteklendiği bugün de görülebilmektedir.
Ayrıca kentte Helenistik dönem tiyatronun sonradan Roma mimari tarza dönüştürüldüğü sanılmaktadır.
Notion antik kenti, Bizans döneminde de önemini koruyarak bir piskoposluk merkezi olduğu yapılan araştırmalar ve buluntulardan anlaşılmaktadır.
Menderes- Lebedos Antik Kenti
Lebedos- Gümüldür- Ürkmez Köyü- Kısık Yarımada’sı üzerindeki 12 İon kentinden biri Lebedos Antik Kenti, MÖ 7. yy. da kurulmuştur.
Kent halkı Efes’ten zorla getirildiği için de etkin ve varlıklı bir yaşam süremediği bazı kaynaklarda yazmaktadır.
Antik kentten günümüze gelebilen çok az sayıda kalıntı –limanda Helenistik duvarlar, gymnasium, konutlara ve teraslara ait parçalar– görülmektedir.
Bir dönem kentin para basması aslında Lebedos’un belirli bir öneme sahip polis- kent olduğunun da kanıtı sayılmaktadır.

Menderes- Baklatepe Höyüğü
Denizden içeride ancak limana mal sağlayan önemli bir yerleşim olduğu kazılarda ele geçen buluntulardan anlaşılan Baklatepe Höyüğü’nün tarihi geç kalkolitik MÖ 4000- MÖ 3000 yıllarına kadar gitmektedir.
Döneme ait tek sıralı taş temele oturtularak ağaç dalları ve çamur sıvayla inşa edilen ızgara planlı evlerin kalıntıları bölge tarihi açısından son derece önemlidir.
Çalışmalarla mezarlıkların evlerden uzak yapıldığı, ölülerin küp ve çömlek mezarlara konulduğu belirlenmiştir.
Erken Tunç Çağı MÖ 3000- MÖ 2500 yıllarına ait dönemde yerleşim yerinin sur ve hendeklerle koruma altına alındığı da arkeolojik kazılardan anlaşılmaktadır.

Erken Tunç Çağı’nda yapılan taş tabanlı evlerin içindeki ambar ve ocaklar dikkat çekmektedir.
Mezarlarlıkların yine evlerden uzak, önceki dönemde yapılan mezarlıkların doğu- kuzeydoğu ve güneydoğusuna eklenmiştir.
Ölüler taş sandukalara, küp mezarlara ya da doğrudan toprağa koyulduğu belirlenmiştir.
Ölülerin yanına da çok sayıda seramik kap, hayvan figürlü eşyalar, taş boncuklar, bronz silah ve süs eşyalarıyla gömüldüğü saptanmıştır.
Geç tunç çağına ait mezarlık ve ölü gömme tekniklerindeki değişimlerin denizaşırı ülkelerden gelen uluslardan öğrenildiği düşünülmektedir.
