Babil’de yaşayan güzeller güzeli Tisibe ile yakışıklı Piramus, ne tesadüftür ki birbirlerine bitişik iki ayrı evde dünyaya gelmişler. Aynı sokakta oynayan iki güzel çocuğun arkadaşlık duyguları zamanla aşka dönüşmüş.
Aşkları da kendileriyle birlikte büyümüş de büyümüş.
Yıllar yılları kovalayınca gençler de artık evlilik çağına geldi. Güzellikleri de etrafa yayılmaya başladı. İki genç de bir an önce evlenmek istiyorlardı. Gençler ailelerine aşklarını açıklayıp evlenmek istediklerini söylediler.
Ama o iş öyle kolay değildi. Kolay olsa zaten bu öykü de yazılmazdı.Özellikle babalar bu evliliğe kesinlikle karşı çıktı.
Gençler, ailelerine karşı gelemese de aşklarını yaşayacak yollar aramaya başladılar ve evlerinin bitişik duvarına bir delik açtılar. Gece olup el ayak çekilince deliğe yaklaşıp gün doğana kadar konuşup koklaştılar.
Günler gelip geceler geçerken aşkları iyice alev alev büyüdü. Yine bir buluşma sırasında kaçıp evlenmeye karar verdiler. Böylece bir akşamüstü evden kaçıp Ninos’un mezarının yanındaki bembeyaz dutları olan ağacın altında buluşmak için sözleştiler.
İki aşık, ertesi gün buluşma saatine kadar evlerinde zor beklediler. Akşama doğru Tisibe, odasına gider gibi sessizce evden sıvıştı.
Bir süre sonra mezarın yanına gelip sevgilisini beklemeye başladı. Nedense Piramus gecikmişti. Tisibe endişelenmeye başladı.
Ağacın altında bir o yana bir bu yana dolaşırken karnını yeni doyurduğu ağzındaki kandan anlaşılan bir aslan mezarın yanındaki dereye su içmeye geldi. Tisibe aslandan çok korkup kaçmaya başladı. Kaçarken de örtüsünü düşürdüğünü fark bile etmedi. Ne olduğunu anlamayan aslan Tisibe’nin örtüsünü parçaladı.
Bir süre sonra Piramus geldi. Tisibe’yi göremedi ama yerde onun kanlar içindeki örtüsünü görünce kalbi duracak gibi oldu. Üstelik yerde aslan pençelerinin izi vardı. Tisibe’nin öldüğünü düşünüp hem çok üzüldü hem de kendisine çok kızdı. Çünkü geciktiği için sevgiline aslanın saldırdığını düşündü. “Benim yüzümden öldün sevgilim, benim yüzümden öldün,” diye diye dut ağacının altına geldi ve dut ağacı sen de benim kanımı iç diyerek karnına kılıcını sapladı. Fışkıran kanlar ağacın dutlarına sıçradı ve dutların rengi kızıla bürünmeye başladı.
Bir süre sonra Tisibe, Piramus gelmiştir diye tekrar dut ağacının yanına geldi. Ne görsün! sevgilisi kanlar içinde ağacın altında yatıyor. Hemen ona sarıldı. Uzun uzun öptü sevdiğini ama ölüm gelip Piramus’un gözlerini kapadı. Tisibe de “Bizi ancak ölüm ayırabilir, bekle beni ” dedi.
Piramus’un kanı kurumuş kılıcı eline alıp kendine batırdı.
İki sevgiliyi kanlar içinde bulan ailesi önce deliye döndü. İlahlar çok üzüldü ve kendilerini de “neden bu ölüme engel olmadık,” diye suçladılar.
Olayı duyan tüm insanlar da üzüntüden günlerce yemedi içmedi.
Aileleri çocuklarının ölülerini yakıp küllerini bir kaba koydular. İlahlar da o kabı alıp tüm dünyadaki dut ağaçlarının bazılarının üzerlerine serptiler. Böylece dünyadaki dutların bir kısmı karadut ağaçlarına dönüştü.
Kaynak;Edith Hamilton, Mitologya, Varlık yay., 1990,İstanbul . Çev.ÜlküTamer
