Dünyanın ve İnsanın Yaratılışına Dair İki Öykü;
1.Öykü;
5. yy.’da yaşayan Prometheus öyküsünü anlatan Aiskhylos’a, Hesiodos, Milton ile Yunanlıların inanışına göre İnsanın Yaratılış Öyküsü;
İlahlardan bile önce deniz kadar vahşi, karanlık, sonsuz bir boşluk ve Khaos vardı.
Bu boşluk içindeki hiçlik birdenbire iki çocuk doğurdu.
İnsanların da öldüklerinde doğruca gittikleri, gece ve ölümün daim olduğu Erobos’ta evren uzun zaman sonsuz boşluk ve karanlıkta sessizlik içinde kaldı.
Ancak bu süresiz boşlukta Aristofhanes’e göre ne kadar süre geçtiği belli olmayan bir zaman içinde bir gece karanlık, Erobos’un göğsüne bir yumurta bırakınca mevsimler olmaya başladı. Böylece karanlık ve ölümden parıltılı kanatlarıyla sevgi doğdu.
Sevgi, kör karanlığı silip Işık ve arkadaşı Gün’ü yaratarak düzen ve güzelliği getirdi.
Daha sonra durup dururken her şeyin temeli, ışıklı sevgiyi takip eden geniş göğüslü yeryüzü aniden yaratıldı. Kimse bir şey yapamadı.
Yeryüzü ayağa kalkıp kendini sarsın, ilahlara yuva olsun diye yıldızlı mavi Gök’ü doğurdu.
Zamanla yeryüzünde yazlar kışlar görülmeye, denizler dalgalanmaya, gökyüzünde de yıldızlar yanıp sönmeye başladı.
Bunlar olurken sevgi ve ışık yeyip içiyor yol yürüyordu.
Sevgi ve Işık’ın etkisiyle Yeryüzü Ana (Gaia) ile Gök Baba (Uranos) çocuklara sahip olmaya başladılar.
İlk insanlar ağları kaldırıp denizleri titreten güçlü yaratıklardı. Bu güçlü yaratıklardan üçü hepsinden daha kuvvetliydi. Bunlardan biri yüzer elli, ellişer kafalı, dağlar kadar iri, tekerlek kadar iri gözleri alınlarında (Tekerlek gözlü) Kykloplardı. Diğerleri de Kykloplar gibi iri ama daha az yıkıcı ve zararlı Titanlar’dı. Hatta içlerinden biri insanları büyük bir yıkımdan bile kurtardı.
Gök Baba, Kyklop ve Titan çocuklarını sevmeyip onları yerin altında saklayarak cezalandırdı. Bu duruma dayanamayan Yeryüzü Ana cezalandırılmayan çocuklarından yardım istedi.
Ancak Titan Kronos (Rom. Saturnus) babasından öç almayı kabul etti. Babasını yakalayıp yaraladı ve kanını akıttı. O kandan Devlet doğdu. Ayrıca bu kan yılan saçlı, gözlerinden kanlar akan yaratıklar, kendilerine karanlıkta yürüyenler diyerek kötüleri cezalandıran Erinysler’i yarattı.
Titan Kronos başa geçip kız kardeşi ve karısı Rhea (Lat. Ops) ile evreni yönetti.
Bir zaman sonra oğularından biri Kronos’a başkaldıracaktı. Bunu bilen Kronos çocukları doğar doğmaz yutuyordu. Ama o da kadere karşı gelemedi. Çünkü Rhea, altıncı çocuğu Zeus’u doğurup Girit’e yolladı. Kocası Kronos’a da beze sardığı taşı yutturdu.
Zeus büyüyünce büyükannesi Yerküre Gaia’nın ve Tiranların desteklediği babası Kronos’un karnından yuttuğu beş kardeşini çıkardı. Evren ve kardeşler Zeus ile Kronos arasındaki amansız savaşı izledi.
Kronos ve Zeus arasındaki savaş, seslerin uçsuz denize yayıldığı, toprağın korkunç çığlıklar attığı, gökün sarsıldığı neredeyse tüm evrenin yıkıldığı büyük bir olaydı.
Zeus, babası Kronos gibi Tiranları da yendiği savaşta, yüzer elli, ellişer kafalı yaratıklardan, Prometheus’dan, şimşeklerden ve depremlerden yararlandı.
Göklerin tanrısı da düşmanlarını toprak altında zincire vurdu. Prometheus’un kardeşi Atlas da dünyayı sırtında taşımakla cezalandırıldı.
Karanlık odada bekleyen yerin yanında ki odada da Gece ie Gündüz kalacak biri dünyadayken diğeri odada bekleyecekti.
Zeus Titanları yenerken Yeryüzü son çocuğu alevler açan yüz başlı Typhon’u doğurdu.
Ama bir süre sonra Zeus sadece kendisinin kullanabildiği yıldırımlarıyla şimşeği eline geçirip Typhon’a saldırarak onu Etna’ya yolladı.
Devler ayaklanıp Zeus’a saldırmak isteseler de tanrılar güçlenip Zeus’un yanına geçtiler.
Gök tanrısının oğlu Herakles babasını destekledi. Devler yenilip Tantaros’a çekildiler. Gök, Yeryüzü’nü yendi. Zeus çocukları ve kardeşleriyle yönetimi ele geçirince dünya insanlar için güvenli hale geldi. İnsanlar artık dünyada çoğalabilirlerdi.
Bu dönemde Yunanlılar, Akdeniz ve Karadeniz’in dünyayı ikiye ayırdığına inanırlardı. Dünyanın etrafında da Okeanos akardı. Okeanos’un bir kenarında ölümsüzler, bir kenarında onlar hakkında bilgisi olmayan ölümlüler yaşardı. Irmağı geçip bilgi edinen inanların sayısı çok azdı.
Kuzey rüzgarının bile kuzeyinde ne denizden ne de karadan gidilebilen, örgülü saçlı, şölenler veren, hastalık ve ölüm bilmeyen mutlu insanlar Hyperborelerin ülkesi vardı.
Okeanos’un diğer kenarında da fırtınanın, yağmurun düşmediği, batı rüzgarıyla ruhları şenlenen, iyilik yapanların ölünce gönderildiği ölüler ülkesi vardı.
İyiler ve kötülerin ölünce bile gidecekleri yer belirlenince insan ortaya çıkmaya başladı.
İnsanın ortaya çıkışına dair değişik görüşlerden biri de;
Bazılarına göre ; İnsanı Zeus’la Titanlar savaşırken Zeus’u savunan bir Titan Prometheus ve kardeşi Epimetheus yaratmıştı. Ama tüm tanrılardan daha zeki Prometheus, düşüncelerini sürekli değiştiren kardeşi Epimetheus’dan dolayı aklını kullanamazdı. Yaratılışta da öyle oldu. Epimetheus İnsan yaratılmadan çeviklik, kuvvet, cesaret, kürk, kurnazlık, tüy, kanat, kabuk vb. en iyi hediyeleri hayvanlara verdi. Ama sonra pişman olup kardeşi Prometheus’a durumu anlattı. Düşünüp taşınan Prometheus insanı tüm yaratılanlardan üstün kılmak için ona ilahlara benzeyen bir biçim verdi. Sonra da insana gökyüzüne çıkıp her şeyden değerli güneşten ateşi indirdi.
Bazılarına göre ise; İlahlar altın bir soy yaratarak acı ve kederi ondan uzak tuttu. Ama insanların ömrü kısaydı. Ölünce ruhları insanı koruyacaktı.
Sonra altın soydan bıkan ilahlar gümüş bir soy daha yarattılar. Gümüş soyun aklı kıttı. O yüzden kavga ediyorlardı. Ölümlüydüler ve ölünce ruhları da ölüyordu.
Daha sonra ilahlar pirinç soyu yarattılar. Bunlar da ölümlüydü ve kana susamıştı. Sürekli savaşan birbirlerini öldüren insanlardı.
En son ise ilahlar kahramanlar soyu yarattılar. Bu inanlar şarkı söyleyip, şiir, destan yazarak bugüne uzanan insanlardı.
Beşinci demir soyu ise şu an yaşayan insanların soyu. Gittikçe kötüleşen bir çağda yaşadılar. Sonunda utanma duygularını yitirdikleri için Zeus’da hepsini yok edecek.
Başka bir yaradılış düşüncesine göre ise; Altın Çağ boyunca yeryüzünde yalnız erkekler vardı. Prometheus ateşi çalarak erkeklere getirdi. Prometheus iki öküz keserek bir yana etleri bir yana kemikleri yığdı. İkisinin üstünü de yağ ile kapladı. Zeus’u çağırıp yığınlardan birini seçmesini istedi. Zeus’da altında kemikler olan yığını seçti. Zeus, Prometheus’a çok kızdı. O günden sonra insanlar tanrılara kestikleri hayvanların etlerini yeyip, kemikleri yağ ile kaplayıp tanrılara sunmaya başladılar.
Buna çok sinirlenen Zeus da güzel ve sevimli bir insan yarattı. Tüm ilahlar ona türlü hediyeler sunarak onu iyice güzelleştirip adına da herkesin armağanı anlamında Pandora dediler.
Zeus Pandora’yı yeryüzüne indirip erkeklerle çatıştırmaya bıraktı.
İlahlar bir sandığa zararlı her şeyi doldurup Pandora’ya hediye edip açma dediler. Sonra ilahlar Pandora’yı Epimetheus’a sundular.
Prometheus, kardeşi Epimetheus’a Zeus’dan hediye kabul etme demesine rağmen Epimetheus Pandora’yı kabul edip sandığı açmayalım dedi. Ama meraktan Pandora sandığı açtı. Tüm kötülükler dünyaya dağıldı. Sandığın içinde bir tek iyilik, umut kalmıştı.
Zeus kadını yaratarak erkekleri cezalandırmış oldu.
Zeus, Prometheus’u da Kafkas dağlarına götürüp kırılmaz zincirle bir kayaya bağladı. Ona “Sen ilahlardan korkmadın, artık kimse kurtaramaz seni buradan yemeden, içmeden, uyumadan bu kayayı bekleyeceksin” dedi. Dedi ama içi içini yiyordu. Çünkü ileride kendi tahtını kimin yıkacağını sadece Prometheus biliyordu. Haberci Hermes’i Prometheus’a yolladı ama onun ağzından laf alamadı. Akşama kadar Prometheus’un ciğerlerini yesin diye bir kartal yolladı. Akşam biten ciğerler gece tekrar onarılıyor, kartal akşama kadar tekrar ciğerleri yiyordu.
Ama Titanlara ve insanlara yardım eden Prometheus’un kendi bağlı olsa da doğruyu yaptığına inandığı için ruhu özgürdü.Ya Kentaur onun yerine acı çekmeyi kabul ettiği için ya da Herakles kartalı öldürdüğü için uzun yıllar sonra Prometheus serbest bırakıldı.
2.Öykü;
Bu öyküye göre, taş soyundan geldiği düşünlen insanın yaratılışı Tufan ile başlamıştır. Yeryüzündeki iyice kötüleşen insanların hepsini yok etmek isteyen Zeus, kardeşi deniz tanrısına yeryüzünü sele boğdurttu. Ama sadece yüce Parnassos ıslanmadı. Dokuz gün dokuz gece sonra yağmurlar Parnassos’a içinde Prometheus’un oğlu Deukalion, Epimetheus ile Pandora’nın kızları Pyrrha olan yaratılanların en akıllısı Prometheus tarafından yapılan bir sandık attı.
Sandık kıyıya yaklaşınca sular çekildi. Zeus da ses etmedi. Deukalion ve karısı Pyrrha ölü dünyanın tek yaşayanları olarak sandıktan inip kaygan, yosun taşlı bir tapınağa geldiler.
Yalnız kalmamak için dualar ettiler. Tapınakta “Yüzlerinizi örtüp annenizin kemiklerini arkanıza atın” diye bir ses duydular . Korktular ama Deukalion “ Annemiz toprak, kemikleri ise taştır” dedi. Birer torbaya taş doldurup yürümeye başladılar. Geçtikleri yerlere de taşları atmaya başladılar. Atılan yerde bir insan canlandı ve dünya şenlendi.
