NİĞDE

Niğde;

Coğrafi;

Komşular; Niğde, Konya, Mersin, Aksaray, Kayseri, Adana, Nevşehir, Kırşehir illeri ile komşudur.

Yüzölçümü; 14.294 km²

İlçeler; Altunhisar, Bor, Çamarardı, Çiftlik ve Ulukışla

İklim; İç Anadolu’nun diğer yerleşim yerleri gibi Niğde ili ve ilçelerinde de yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk, uzun ve yağışlı, tipik karasal iklim hüküm sürmektedir.

Bitki Örtüsü; Denizden yaklaşık 1300 m. yükseklikte, tipik bir İç Anadolu kenti olan Niğde,  % 29 yüksek dağ ve tepelerle- Toros, 3756 m. Aladağlar-Demirkazık Tepesi, Bolkar Dağları, 2689 m. Kıkpınar Dağı, 2121 m. Karıncalıdağ, 3553 m. Hasan Dağı, 3524 m. Medetsiz, 3374 m. Demirkazık, 2703 m. Melendiz, 2963 m. Beşparmak tepeleri-çevrilidir. İlin bitki örtüsü bozkırdır.

Topraklarının % 50’si tarım arazisi olarak kullanılan Niğde’nin % 41’i plato, çok sayıda çay, göl, baraj ve sularla- Uluırmak- Melendiz Çayı, Ulukışla- Çaltı, Karasu, Gümüşler, Tabakhane, Uzandı dereleri, Ecemiş- Görgün Çayı, Niğde Suyu, Kartal, Öküz, Uyuz ve Acıgöller Narlı, Karagöl, Ala, Yedigöller, Akkaya, Seyhan, Gebre, Gümüşler baraj gölleri– beslenen  % 30 verimli ovalar- Altunhisar, Misli, Bor ve Melendiz ovaları- bulunmaktadır. 

Yüksek dağ ve tepelerde ormanlık alanların dikkat çektiği Niğde’nin % 37’sinde çayır ve meralar,  % 1,7’sinde de fundalıklar bulunmaktadır.

Ulaşım; İlk çağlardan günümüze Akdeniz’i İç Anadolu’ya bağlayan karayolu üzerinde bulunan Niğde, bugün otoban sayesinde daha iyi koşullarda hizmet vermektedir.

Tarihi; 

Niğde ve çevresinin tarihinin Bor- Bahçeli Köşkhöyük ve Bor- Pınarbaşı Höyük’teki arkeolojik araştırmalardan MÖ 7250- MÖ 5500 neolitik döneme kadar gittiği belirlenmiştir.

Daha sonraki çalışmalarda Kömürcü Köyü- Göllüdağ Ören Yeri’nde MÖ 7000- MÖ 3000- MÖ 2000 ait çeşitli kalıntılara rastlanması kent ve çevresinin tarihi önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

MÖ 3000- MÖ 2000 Eski Tunç çağında bölgedeki hâkim güç Hititler, MÖ 8. yy.da Frig ve Persler, MÖ 612 Kimmer, MÖ 546 Medlerin ardından Niğde MÖ 334-MÖ 30 Helenistik dönem ile Büyük İskender ve Makedonların eline geçmiştir.

İskender’in ardından bölge Bergama Krallığı zamanına ait Tepe Bağları, Ulukışla- Porsuk Höyük’te kalıntıların ortaya çıkarılması kentin o dönemlerde de önemli yol bağlantıları üzerinde olduğunu göstermektedir. 

Daha sonra kent bir süre Selevkos ve Kapadokya kralları arasında el değiştirse de 17 – 30 ve 395 yıllarına kadar Roma yönetimi altında girmiştir. Roma zamanında gittikçe gelişen Niğde, Roma’nın ikiye- doğu ve batı- ayrılmasıyla 395 yılında Doğu Roma- Bizans toprağı olmuştur. 

Bizans döneminde Loulon- Lü’lü- Ulukışla ile Tyana- Kemerhisar önemli kavşak noktaları haline geldiği Kemerhisar- Tyana’da yapılan çok sayıda görkemli konut, mabet, saray ve su kemerlerinden anlaşılmaktadır. 

Bizans yönetimi altındayken Anadolu’da görülen Arap akınları 7. yy. ve sonrasında artmış özellikle Tyana kenti 931 yılında oldukça harap edilmiştir. Bu dönemde kent ve çevresinde zaman zaman Sasani ve Perslerin istilalarının da görüldüğü yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur.

1166 yılında Türklerle tanışan bölge, 1178 Danişmend, İlhanlı, Moğol ve II. Kılıçarslan ve özellikle Melikarslan Şah zamanında gelişmeye başlayan kent, 12. yy. I. Alaeddin Keykubat döneminde bölgenin en önemli yerleşim yeri durumuna gelmiştir.  

 I. Alâeddin Keykubat zamanında parlak günler yaşayan Niğde’ye çok sayıda görkemli Selçuklu yapısı inşa edilmiştir. 

Selçuklu döneminde bir ara 1357-1402 Karamanoğulları yönetimine giren kent, 1471 Fatih Sultan Mehmet zamanında da Osmanlı toprağı olmuştur. 

İlk yerleşim dönemlerinde Nahita- Nikita- Nekide, Nakide adlarıyla anılan kent, Niğde adını Selçuklular zamanında almıştır. Özellikle Selçuklu dönemi izlerini –mimari, işçilik, malzeme vb.– kentin pek çok yerinde halen görmek mümkündür.

Niğde, Milli mücadele döneminde de coğrafi konumu nedeniyle –Akdeniz- İç Anadolu- önemli geçiş noktalarından biriydi. 

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Cumhuriyet ile birlikte 1924 yılında il olan Niğde, ilk yerleşim yeri olduğu dönemlerden başlayarak önemli askeri, ticari ve dini göç yolları üzerinde bulunduğu için bir yandan gelişirken bir yandan da pek çok saldırının hedefi haline gelmiş ve  çok sayıda değerli yapı ve yapıtı tahrip edilmiştir. 

Ancak bu eserlerin bir bölümü yapılan çeşitli restorasyonlarla gelecek kuşaklara aktarılabilmektedir.

Niğde Kalesi: 

Kent merkezinde yüksek bir tepede, üç surla çevrili kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı tam olarak bilenememekle birlikte geriye kalan duvar kalıntılarından MÖ 8. yy. Hitit  ardından Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izlerine rastlanmaktadır. 

Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir.

Zaman zaman onarılan kale, 1740 Osmanlı dönemi, Sadrazam İshak Paşa tarafından esaslı bir onarımla yenilenmiştir.  

Günümüzde tüm bu onarımlara karşın çok az bir kısmı görülebilen kalenin surları arasında iki burç bulunmaktadır. Bu burçlardan birinin üzerinde bir saat kulesi dikkat çekmektedir.

Niğde Müzesi; 

Niğde ve çevresinde paleolitik çağlardan günümüze kesintisiz bir yerleşimin sürdüğü yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılmıştır. 

Çok eski bir kültüre ev sahipliği yapan Niğde’den çıkarılan değerli arkeolojik yapıtları sergileyen müze kent merkezinde yer almaktadır. 

Müzedeki 6 farklı sergi salonunda kent ve civarında geçmişten bugüne- neolitik ve kalkolitik -çağlarda Pınarbaşı, Köşk, Tepecik höyükleri ve Kaletepe Obsidiyen Atölyesi’nden çıkarılan obsidiyen malzemeler, mezar buluntuları, tanrı- tanrıça heykelleri, aletler, Eski Tunç Çağı- MÖ 3000’de- Çamardı- Celaller Köyü- Göltepe Höyük’ten çıkarılan madencilere ait buluntular, Acemhöyük- Ulukışla- Darboğaz Kasabası buluntuları, Asur’da ticaret merkezi- Acemhöyük- Puruşhanda buluntuları, Geç Hitit- Frig dönemi- MÖ 1000, Nahita ile Tuvanuva krallıklarına ait fırtına ve bereket tanrısı stelleri, Hitit Hiyeroglifiyle yazılmış kitabeler, Kaynarca Tümülüsü buluntuları, Frig dönemi seramikleri ile Göllüdağ Aslanı ile birlikte Helenistik, Roma ve Bizans dönemleri buluntuları, Tepebağları, Porsuk Höyük ve Acemhöyük’e ait  pişmiş toprak, cam eserler, mühür baskıları, Roma heykelcikleri ve Bizans yapıtları, Tyana- II. yy. Roma İmparatorluk Dönemi heykeltıraşlık ürünleri, mezar stelleri, Grek, Helenistik, Roma, Bizans ve İslami-Osmanlı dönemi sikkeleri, 10. yy. Aksaray- Ihlara– Rahibe mumyası, 13. yy. Çanlı Kilise 4 adet bebek mumyaları ile Selçuklu- gümüş define ile Kapadokya Krallığı- Tepebağları definesi, etnografik eserlerden silahlar, el yazmaları, yazı takımları, aydınlatma araçları, halılar, kilimler, âlemler, takılar ve İlhanlı Dönemi ve Kaçar Türkler sinisi– sergilenmektedir.  

Hem bölgenin hem de ülkenin en önemli ve başarılı müzelerinden biri olan Niğde Müzesi, 2003 yılında, Avrupa’da Yılın Müzesi seçilmiştir.

Alaeddin Cami;

Niğde Sancakbeyi Zeyneddin Başaran tarafından, 1223 yılında, Mimar kardeşler Sıddık ile Gazi’ye düzgün, sarı kesme taştan ve iki kapılı olarak yaptırılan dikdörtgen planlı cami zaman içinde geçirdiği onarımlarla orijinalliğini büyük ölçüde yitirmiştir. 

Avlusu olmayan ve üç kitabeli caminin en dikkat çekici yönü baharda öğleye doğru güneş ışınlarının gölsesinin Taçlı Kadın Başı figürünü yansıtmasıdır.

Ayrıca caminin Selçuklu dönemi işçiliği, geometrik ve bitkisel süslemeleri, mukarnas işleri, minber- mihrap güzelliği, damalı tek şerefeli minaresi hala son derece güzel ve değerli mimari unsurlardır. 

Cami kubbesinin tonoz örtüleri, kesme taşla onarılmış daha sonra kurşunla kaplamıştır. Hariminin kuzeydoğusunda da bir çeşme dikkat çekmektedir. 

Sungurbey Cami;

Kent merkezindeki cami, 18. yy. yangınından sonra yeniden inşa edildiği için orijinalliğini büyük ölçüde yitirmiştir.

En dıştan 28.45 x 37.10 m. ölçülerindeki yapının mimari özelliği, taş işçiliği, bitkisel, geometrik ve figürlü süslemelerinin zenginliği görülmeye değer niteliktedir.

İki yanında iki minaresi bulunan cami, eyvanın kaburgalı tonozu, mihrabiyeleri, köşe sütunçeleri ve eyvan duvarlarındaki çeşitli figürler- 8 kollu yıldızlar, kıvrık dallar, geometrik ve bitkisel motifler, hayvan figürleri- kuş, fil, oğlak, at, panter, antilop, ejder, sıçan, boğa, tavşan, maymun, köpek, aslan, koyun, ördek ve balık– son derece etkileyicidir.

Ayrıca caminin yanında Sungur Bey’e ait bir de türbe bulunmaktadır.

Niğde ve Çevresindeki Manastır, Kilise ve Şapeller;

600 bin yıl öncesine giden tarihi ve ilk yerleşimin MÖ 10 bin neolitik dönemde olduğu saptanan il ve çevresinde çok sayıda ulus yaşamıştır. Bu uluslardan geriye kalan en önemli dini yapılar tapınaklar, sinagoglar, kiliseler ve camilerdir. Niğde ve çevresi de Hıristiyanlık dininin ilk ziyaret ettiği yerlerden olduğu için çok sayıda inanan bölgeye pek çok manastır, kilise ve şapel yapmışlar. Günümüze kalabilen manastır, kilise ve şapeller onarımlarla turizm amaçlı kullanılmaya çalışılıyor;

Bunlardan ;

Gümüşler (Traicas )Manastırı;

Tarihi 10. yy.’a giden ilin en büyük dini yapılarından Gümüşler Manastırı, bölgeyle uyumlu volkanik mağaranın oyularak hem yaşam alanı hem de ibadet mekanı olarak düzenlenmesiyle meydana gelmiş bir komplekstir.

Günümüze çeşitli onarımlarla da olsa gelebilmiş nadir örneklerden biri olan Gümüşler Manastırı, 1500 m genişlikteki tüf kayaya kare şeklinde oyularak yapılmıştır. Mansatır ikametgah kısımları, ihtiyaç alanları -tuvalet,  kiler, geniş mezar odaları, mutfak vb.– dini mekanlar-kilise ve şapel- ile yeraltı kentlerinden oluşmaktadır. İçi dört sütunla desteklenen yapının yan duvarları başta İsa, vaftiz, yaşamı, mucizeleri, azizler ve azizeler vb. dini konuları içeren renkli duvar resimleriyle bezelidir.

Yapıldığı dönemde Traicas denilen yapı zamanla yakınındaki gümüş ocaklarından dolayı Gümüşler Manastırı olarak adlandırılmaya başlamıştır. 

Yüzyıllarca ihtiyaca göre eklemelerle genişletilerek kullanılan manastır, 1924 mübadele ile kullanılmaz olmuş daha sonra onarılmış ve 1973 yılında arkeolojik sit alanı olarak müzeye çevrilmiştir. 

Rum (Aktaş) Kilisesi (Cami);

Niğde’ye yaklaşık 8 km uzaklıkta, Aktaş Kasabası’nda yer alan kilisenin 1852 yılında yapıldığı üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır.

Üç nefli tonoz örtülü, bazilikal planlı kilise dönem özelliklerine göre oldukça modern bir yapıdır. Kiliselerde bulunan pek çok bölüme- büyük başlıklı sütunları olan narteks, ikonostasis, prothesis, küçük başlıklı sütunları olan gynekaion vb.-sahip yapının geniş bir de avlusu vardır. Yapının Haç boyalı cam aydınlatmaları son derece dikkat çekicidir.

1924 sonrası cemaati kalmayan kilise zamanla mihrap ve minare eklenerek camiye çevrilmiş, ve içindeki resimler sıvalarla kapatılmıştır.

Andaval (Andavilis, Addaualis, Ambavalis )Kilisesi;

İl merkezine 8 km uzaklıktaki Aktaş Kasabası’nda yer alan kilisenin binasının ilk önce  MÖ 8. yy. başlarında Geç Hitit döneminde yapıldığı yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.

Tarihin ilk dönemlerinden beri Akdeniz, Güney ve Doğu Anadolu’nun iç bölgeler, kuzey ve batı arasında Kilikya yolu üzerindeki Niğde’den geçen uluslar kente mutlaka bir şeyler bırakmıştır. 

Roma ve Bizans döneminde de yoğun bir şekilde kullanılan bu yoldaki yapıların bir kısmı yıkılmış bir kısmı da zamanla işlevini değiştirmiştir. Bu Geç Hitit yapısı da Erken Hıristiyanlık döneminde kiliseye çevrilerek 1924 yılındaki mübadeleye kadar kullanılmıştır. Bazilikal planlı, doğu ve batı yönünde  inşa edilen kilisenin sadece orta nef ve kuzey duvarı ayakta kalmış olmasına karşın yapının 1977 yıllarında sağlam olduğu kaynaklarda geçmektedir.

Kuzeyindeki neften iki kapıyla dışa açılan kilisenin çokgen apsisi bulunmaktadır. Duvarlarındaki üçer pencere ile aydınlatılan naosu 12 m uzunlukta ve 12.20 m genişliktedir. Naosunun 9 yy.a ait bazı duvar resimleri sağlam kalan kilisenin çeşitli kaynaklarda (W. J. Hamilton, 1842) Konstantinos’un annesi Helena’ya adandığı yazmaktadır.

Ermeni Kilisesi;

Niğde merkezi Eski saray mahallesinde yer alan bazilikal planlı kilise yerel düzgün kesme taştan inşa edilmiştir. 

Kilisenin taşlarla örülü revaklı avlusu vardır. İki sütunlu batı cephesindeki geniş kapıyla girilen kilisenin etrafı haç kabartmayla çevrili kitabesi yerinde değildir. Yan duvarların uzunluklarına göre -dar ve geniş -3’er ve 4’er pencere ile aydınlatılan kilisenin içi yine uzunluğuna göre 2 ve 3 kemerle 3 bölüme ayrılmıştır.

Sütün başlıkları motiflerle bezeli yapının kırma çatısı bazaltla kaplıdır.

Rum Kilisesi;

İl  merkezi, Eski saray mahallesinde bulunan  bazalt taştan yapılan kilise bazilikal planlıdır. 

Kilisenin narteksi orta ve yan olmak üzere 6‘şar sütun üzerine oturur. İçi  2 ve 3 kemerle 3 bölüme ayrılmıştır. Yapının genelinde yer alan sütunların başlıkları kabartma yaprak motiflerle bezelidir.

Yapının kırma çatısı kiremitle örülüdür.

Kilisenin içinde tonozun ortasında çeşitli dini figürler- İsa etrafında 4 havari, bitkisel motiflerli rozetler, melek ve havari tasvirleri -dikkat çekmektedir.

Fertek Kilisesi (Cami);

Niğde’ye 3 km uzaklıkla Fertek Köyü sınırları içinde yer alan kilise, Karamanlıca kitabesine göre 1837 yılında yapılmıştır.

Bazilikal planlı, üç nefli yöresel, düzgün kesme bazalt taştan yapılan kilisenin sade başlıklarının ahşap işçiliği ile dikkat çeken I6 sütun üzerinde yükselir.

U biçimli, 3 kapılı narteksin bazı ahşap kısımları boyalıdır. Kuzey ve güney yönünde kapıları  ile birer penceresi olan apsisi ana mekandan duvarlar ayırır. Yapıyı çift  pahlı , tekli çatı ile örtülüdür. 

Duvar resimlerinin kalıntıları arasında çıkılan kilisenin üst katında 28 küçük sütun ile kalemişi süslemeli tonoz tavan göze çarpmaktadır.  Üst kat kuzey ve güneyde oval biçimli üçer pencere  ile aydınlatılır.

Mübadeleden sonra camiye çevrilen yapının içine minber ve mihrap, dışına da minare eklenmiştir.

Hançerli Kilise;

Niğde’ye 6 km uzaklıkta, Hançerli/Dermeson Köyü’nde yer alan kilisenin yapım tarihi tam bilinmemekle birlikte 1932 yılında camiye çevrildiği saptanmıştır.

Doğu-batı yönünde bazilikal planlı, üstleri beşik tonoz örtülü üç nefli kilisenin üç apsisi yarım kubbedir. 5 kemerli ve 6 sütunlu narteksi beşik çatı örtmektedir. Üstünde üç küçük pencere bulunan nartekten naosa geçiş 3 kapı ile yapılmaktadır.

Yapının içinde çift sırlı yüksek kaideye oturtulmuş sade başlıklı sütunlar 5’erli gruplara ayrılmıştır.

Yöresel koyu renkli bazalt taşla inşa edilen yapının sağlam görünümü ve çift pahlı, beşik tonozlu çatı örtüsü dikkat çekmektedir. 

Yapının içi kuzey ve güney yönünde aynı tarz ve biçimde yapılan 3’er pencere ile aydınlatılır.

Mübadeleden sonraya camiye çevrilen yapının bir penceresi kapatılıp mihrap yapılmış, bir de minber ve bir oda eklenmiştir. Zemini taş plaklarla kaplı yapının avlusunda Karamanlıca kitabeli bir çeşme bulunmaktadır.

Hasaköy (Hagias Kryake) Kilisesi;

Niğde’ye 28/38 km uzaklıkta, Hasaköy/Sasima Köyü’nde yer alan kilise, bitki motifleriyle süslü kitabesine göre  “Hagias Kryake” adıyla 1848 yapılmıştır. 

Siyah bazalt taştan, doğu ve batı doğrultuda bazilikal planlı kilisenin naosu dörder sütunla ayrılarak beşik tonozlu üç nefe bölünmüştür. İki girişli kilisenin ana giriş kapısı diğerlerinden daha geniş batıdaki orta nefte bulunmaktadır.

Kilise, kuzey-güney duvarlarında 5 ama toplamda 7 pencere ile aydınlatılmaktadır. Ortadaki daha geniş üç apsisli kilisenin U şeklinde, yedi bölümlü narteksin üzeri çapraz tonoz örtülüdür. Naostan  bir basamakla ayrılan ve dörtgen kırık bir altar bulunan bema apsisin önünde yer almaktadır.Yapının bütünü kırma taş çatı kaplıdır. 

Kilisenin içinden merdivenle galeri katına çıkılmaktadır.

Kilisenin bitişiğinde tek nefli ve apsisli mezar şapeli/parekklesion dikkat çeker. Etrafı duvarla çevrili kilisenin batısında çan kulesi bulunmaktadır. 

Kilisenin içinde her ne kadar dökülmüş olsa da pandokrator İsa, İncil yazarları ve Meryem’e Müjde, Vaftiz, Üç Meleğin İbrahim’i Ziyaret Etmesi, melekler, aziz ve azize sahneleri, sol yanında asker aziz Aziz Georgios, Petrus , Nuh Tufanı, Adem ile Havva’nın Cennetten Kovulma ile yapının değişik yerlerinden kabartma geometrik ve bitkisel motifler, asma dalı, üzüm kıvrık dallar, yapraklar görülür.

1924 yılındaki mübadeleden sonra cemaati omayan kilise daha sonra camiye çevrilmiştir. 

Konaklı Rum Kilisesi;

İl merkezine 38 km uzaklıkta, Konaklı Kasabası’nda yer alan bazilikal planlı kilise bazalttan yapılmıştır. Boyuna uzanan üç nefli, 4 sütun üzerine oturan narteks yapının batısında yer almaktadır. 

Yapıya narteksten üç kapıyla girilir. Kilise dışına taşan apsisiler dikkat çekmektedir.

Girişin üstündeki kitabede 1844 tarihi okunmaktadır. Kilisenin üstü kırma çatı ve küçük kubbelerle örtülüdür.

Yapının içinde renkli dini figürler görülürken dışında geometrik desenler, bitki motifleri ve haç kabartlaları dikkat çekmektedir.

Kumluca Kilisesi (Cami);

Niğde’nin 2 km batısında Kumluca Köyü’ndeki bazilikal planlı kilise, kesme bazalt taşından inşa edilmiştir. Tonoz örtülü kilisenin ana mekanı 8 sütunla 3 bölüme ayrılmıştır. 

İki yanında iki haç kabartmalı giriş kapısının üstündeki 9 satırlık kitabeye göre yapı, 1835 yılında yapılmıştır.

İçinde İsa, havarileri, kanatlı melek, Meryem Ana resimleri dikkat çekmektedir. 

 Kurdunus (Hamamlı) Kilisesi;
Niğde’ye 3,5 km uzaklıkta Hamamlı Köyü’nde bazilikal planla, bazalttan inşa edilmiştir. Kilisenin U biçimli, İon tarzında ve birinde de ejder figürü olan birbirinden farklı başlıklı sütunlara sahip narteksin içten yuvarlak dıştan çokgen planlı üç apsisi vardır.

Küçükköy( İlasan )Kilisesi;
İl merkezine 8 km uzaklıktaki Küçükköy Köyü’nde bazilikal planlı kilise bazalt taştan yapılmıştır.

Üç kubbe ve tonoz tavan örtülü üç nefli kilisenin dıştan ve içten yuvarlak üç apsisi, çapraz tonozlu tavanı olan üç bölümlü, 4 sütunlu  narteksi vardır. Yapıya girilen narteksteki giriş kapısının üstünde Karamanlıca 6 satırlık kitabe bulunmaktadır. 

Kilisenin içinde dikkat çeken mavi renkli barok bitkisel motifler, vazoda çiçekler, kalem işi resimler ile İsmail’in kurban edilmesi, dört İncil yazarının sahneleri görülür.

Yapıyı aydınlatan pencerelerden üst kattakilerde haç kabartmalar dikkat çekmektedir.

Yapının genelini örten çift pahlı beşik ve basık koni çatılar taş ile kaplıdır. 

Ovacık Kilisesi (Cami);

Niğde’ye 18 km uzaklıkta, Ovacık Kasabası’ndaki kilise, kitabesine göre 1771 yılında inşa edilmiştir. Bazilikal planlı, bazalt kesme taştan yapılan kilisenin 3 nefi, 3 apsisi bulunmaktadır. Kiliseye taşla örülen narkesinden girilir. İkinci kata merdivenle çıkılan kilise, 1924 yılındaki mübadeleden sonra camiye çevrilmiştir. Kiremit çatılı kilise camiye çevrilirken içi sıvayla kaplanmış, minber, mihrap ve dışına minare, imama evi ve kuran kursu eklenmiştir.

Aşağı Kayabaşı (Rum ) Kilisesi-Begüm Cami;

İl merkezine 13 km uzaklıkta, Aşağı Kayabaşı mahallesindeki bazilikal planlı kilise, koyu renkli bazalt kesme taştan Rumca haç kabartmayla bezeli kitabesine göre 1835 yılında inşa edilmiştir.

Nefi simetrik 8 sütunla üçe bölünen kilisenin girişi batı taraftadır. Bütünü iyi korunan kilisenin üst katına içeriden merdivenle çıkılmaktadır. Kilise  camiye çevrildikten sonra resimlerin üstü kapatılmış,  minare, mihrap ve minare eklenmiştir.

Yeşil Burç Kilise (Cami);

Niğde’ye 6 km uzaklıkta, Yeşil Burç Köyü’ndeki kilise, bazalt taştan, üç nefli, üç apsisli bazilikal planlı olarak inşa edilmiştir. Karamanlıca kitabeye sahip, kemerli narteksten ana binaya girilir. Bina içinde çift sıra sade başlıklı 4’er sütun bulunmaktadır.

İçeriden üst kata merdivenle çıkılan kilisenin tavanı yarı çapraz ya da tonoz örtülüdür. 

Kilise genelindeki kanatlı melekler, kalemişi süslemeler dikkat çekmektedir. Kilisenin içi çok sayıda pencere ile aydınlatılmaktadır. Kilisenin avlusunda bir de çan kulesi bulunmaktadır.

Camiye çevrildikten sonra yapıya minber, mihrap ve minare eklenmiştir.

Dikilitaş Kilisesi;

Niğde’ye 49 km uzaklıkta, Dikilitaş Köyü’ndeki bazilikal planlı, üç nefli kilisenin asker aziz kabartması dikkat çekicidir.Merdivenle çatıya çıkılan kilisenin tavanı beşik tonoz örttülüdür.

Kilise halen halı dokuma atölyesi olarak kullanılmaktadır.

Ballı Kilise;

Niğde’nin  8 km batıısnda, Ballı Köyü’ndeki üç nefli geniş narteksli kilisenin çatısı tonoz örtülüdür. Yakınında bir de okul binası olan kilisenin dikkat çekici bir çan kulesi bulunmaktadır. Kilise halen odun deposu olarak kullanılmaktadır.

Bor;

Niğde’ye 14 km uzaklıkta, ilk çağlardan beri Kemerhisar, Bahçeli ve Bor bölgenin önemli yerleşim yerlerindendir. 

Hititler zamanında Tunaviuva olarak anılan Bor, MÖ 4. yy. Dana adıyla anıldığına dair belgeler mevcuttur.

Friglerin ardından Pers, Makedon ve Roma yönetimine giren kent, 707 yılında Araplar tarafından ele geçirilse de kısa bir süre sonra yeniden Roma İmparatorluğu tarafından alınmış ve devamında 395 Bizans, Selçuklu, Harzemi, Eratnaoğulları, Karamanoğulları ve 1470 yılında Osmanlı dönemlerinde de önemli bir yerleşim yeri olmuştur. 

Bor- Kemerhisar- Tyana’da bulunan antik dünyanın en uzun ve en iyi korunan 1,5 km uzunluğundaki su kemerleri özel bir yapı tekniği ile 1. yy. Roma döneminde inşa edilmiştir.

Kemerlerin yakınında bulunan Roma Havuzu da döneminin mimari izlerini günümüze taşımıştır. 

Bor- Bahçeli- Kemerhisar- Tyana Ören Yeri Ve Su Kemerleri ;

İlk buluntuların MÖ 600 bin yıl öncesine, ilk yerleşimin MÖ 10 binli yıllara gittiği saptanan İç Anadolu kavşak kentlerinden Niğde gibi ilçeleri de her ne amaçla- göç, savaş, dini, ticari vb.- olursa olsun ülkenin hatta kıtaların dört bir yanından gelenlerin ana istasyonlardandır.

Başlıca büyük uluslar; MÖ 1800’den başlayarak bin yıl Hititlerin egemenliğindeki kent ve çevresi MÖ 710 Asurlularla tanışıp aradından Frig, Yunan-Makedon MÖ 17 Roma, MS 395 Doğu Roma-Bizans, 1071 Türkler, 1308 Selçuklu, 1470 Osmanlı ve nihayetinde Cumhuriyet yönetimine girmiştir. 

Dolayısıyla tüm bu ulusların ayak izleri bölge ve kentte görülmektedir.

Yapılan binalar yıkılsa, değiştirilse veya dönüştürülse de izlerini silmek mümkün olmamıştır.

Bölgede yaşayan en zengin ve en son uluslardan Romalıların izlerini halen tüm ülkede olduğu gibi Niğde ve çevresinde de görmek mümkündür.

Tyana Ören Yeri’nin büyük bir kısmı kasabanın yerleşim yerinin altında kalmıştır. I.II. ve III. derece arkeolojik sit alanı olarak koruma altına alınan Hitit Kralı Warpalawa’nın MÖ 738–MÖ 715 hüküm sürdüğü, Geç Hititlerin başkenti Tuwanuwa, MÖ 30- MS 395 Roma’nın Tyana’sı, su kemerlerinden dolayı Kemerhisar adını alan kasabada yapılan arkeolojik araştırmalarla antik kentin sarayları, tapınakları, konutları, su kanalları, su kemerleri vb. ile büyük bir kent olduğu saptanmış ve kazılarda ele geçen buluntular müzede sergilenmektedir.

Özellikle (MS 198-211 -213) Caracalla’nın Roma kolonisi yaptığı Tyana ve çevresinde imar faaliyetleri iyice artmıştır. 

Roma havuzu denilen antik havuzu canlandırmak amacıyla 2. ve 3. yy.’da Roma’nın beş büyük imparatorundan ikisi Traianus ve Hadrianus tarafından yaptırılan Tyana su kemerleri Niğde’nin 20 km güneyi Bor – Bahçeli- Kemerhisar’da yer almaktadır. Kemerlerin 6 m yükseklikte yaklaşık 4300 m uzunlukta olduğu bilinmektedir. Roma mimarisinin görkemini yansıtan su kemerleri Bahçeli Kasabası’ndaki Köşk Pınarı suyunu Tyana’ya taşıyarak 30 bin kişinin su ihtiyacını karşılamıştır.

İki kez Güney Kapadokya Krallığı’nın başkentliğini yapan Tyana, en parlak günlerini Roma döneminde yaşamış ve bu döneme ait  su kemerleri matematik, fizik kurallarına uygun yapılmışsa da büyük traverten bloklar arasındaki ince taş işçilik de görülmeye değer niteliktedir. 

Su kemerlerinden günümüze sadece 1500 m kısmı kalmıştır.

Tyana Su Kemerleri, 1995 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sit alanı olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

11-2-3- Bor- Bahçeli- Kemerhisar- Roma Havuzu;

Bahçeli Kasabası’na 3 km uzaklıkta yer alan havuz, Roma imparatorları ( MS 2. ve 3. yy.)Trojan ve Hadrian zamanında kentin su ihtiyacına karşılamak için yapılmıştır.

Kaynak suyunun üstünde 23x65x22,5 m nerdeyse olimpik ölçülerdeki dikdörtgen planlı havuz,  düzgün kesme taş bloklarla inşa edilmiştir.

Havuzun altında kaynayan su kemerlerle Tyana (Kemerhisar) Kenti’ne ulaştırılıyordu. Araklıklarla onarım gören havuzun boyutlarında önemli değişiklikler olmamıştır.

Hala su toplama rezervuarına sahip havuz ve çevresinde yapılan kazılarda bulunan Caracalla ( MS. 198-211 ) dönemi sikkeleri müzede sergilenmektedir.

Bor- Bahçeli- Köşkhöyük;

MÖ 6000 yılına ait bir önemli bir yerleşim yeri Köşkhöyük’te neolitik ve kalkolitik dönem izleri görülmektedir.

80 m. çapında ve 15 m. yüksekliğindeki Köşkhöyük’te yapılan kazılarda 4 kültür tabakasında çeşitli tarihi yapı ve yapıtlar- obsidyen aletler- hançer, bıçak, delici, kesici aletler, ok ve mızrak ucu gibi aletler, silahlar vb.- takılar, süs eşyaları- mermer bilezikler, çeşitli renkte taşlardan boncuklar- kilden tanrı-tanrıça heykelleri -bulunmuştur. 

Bunun yanında tek ya da çok renkli geometrik şekilli, hayvan figürlü -inek, boğa, eşek, keçi, koç, kaplumbağa, antilop, kuş vb.- buluntularından bölgede yaşayan hayvanlar da öğrenilmektedir.  

Seramikler, kare planlı, taş temelli, kerpiç duvarlı evler , tandır, ocak, taş ve pişmiş toprak kaplar, erzak odaları, keçi, ceylan ve geyik vb. hayvan boynuzları  da son derece önemli buluntulardır. Ayrıca ilk defa kille sıvalı 4 kafatası vb. bölge, ülke ve kentin tarihinin yanında sosyo- kültürel yaşam biçimleri hakkında da çok önemli bilgiler vermektedir.

Köşkhöyük’teki araştırmalardan bölgede en son dönem yaşam izlerinin Roma dönemine ait olduğu saptanmıştır.

Yakınındaki havuz da bölgenin sulak olduğunu ve tarım yapıldığını göstermektedir.

Niğde ve Çevresindeki Doğal Alanlar;

Niğde Kayardı Bağları;

Niğde merkezine 10 dk. mesafedeki Kayardı Bağları, yemyeşil doğası ile kentlinin en gözde mesire alanlarının başında gelmektedir.

Meyve özellikle elma bahçeleriyle bilinen ilin gün geçtikçe merkezinin artan betonlaşma oranıyla birlikte insanların nefes aldıkları yer Kayardı Bağları’nın özellikle Ömerli Çayırı ile Beşiktaş Sokağı’na kadar giden bölümün son derece etkileyicidir. Ağaçların gölgesinde uzun sokaklarda gezerek eski evleri, yeni villaları, bakımlı bağları görmek ve akan derelerin sesine doyulmaz. Kayardı Bağları, özellikle bahar aylarında mutlaka görülmesi gereken mekanlardır.

Niğde- (Çini) Çiniligöl;

Çiniligöl, Niğde- Bolkar Dağları’nın (21.330 m2 yüzölçüm, 100 m derinlik) en büyük ve ortalama 2600 m yükseklikte (Medetsiz zirvesi-3524 m) bulunan en yüksek buzul göllerindendir. Eğerkaya ve 3524 m Medetsiz de kireçtaşlarının yoğun olduğu alanda çok sayıda göl bulunmaktadır. 

Niğde-Ulukışla-Darboğaz ulaşılan Aladağlar  ve Bolkar dağları üzerinde Akgöl, Alagöl, Karagöller, Dipsizgöl, Yedigöller gibi 15 buzul, 9 sirk gölünden biri olan Çiniligöl de (2,6 milyon önce) Kuaterner zaman (1,805 milyon önce) pleistosen dönemde buzulların aşınmasıyla ofiyolitik kayaçlar içinde oluşmuştur. 

Suyu içilebilen Çiniligöl de diğer göller gibi yeraltı suları ve karların erimesiyle beslenir. Orta Torosların bir diğer uzantısı olan Bolkar Dağları’nın en yüksek kesimi (Medetsiz zirvesi-3524 m) ve göllerin bulunduğu alan da Niğde il sınırları içerisinde kalmaktadır. Dağlık alana giden en kolay ulaşım yolu da Niğde-Ulukışla-Darboğaz üzerinden sağlanmaktadır.

Yeşil bitki örtüsü, endemik bitki ve hayvan türleri Çiniligöl, Karagöl ile birlikte Toros Kurbağasının yaşam alanındır.

Niğde- Karagöl;

Karagöl, Niğde- Bolkar Dağları üzerindeki sirk buzul göllerinden biridir. Niğde-Ulukışla-Darboğaz yoluyla ulaşılan, siyaha çalan lacivert renkli Karagöl, denizden 2.650 m yüksektedir.

Yaz ve kış aylarında değişse de genel olarak yüzeyi 25.000 m² , derinliği 12 m, uzunluğu 450 m, genişliği 175 m, Eylül ayında sıcaklığı 6 °C  olan gölün etrafı ot ve çalılarla kaplıdır.

Toros Kurbağası’nın yaşam iki yaşam alanından biridir.

Niğde ve Çevresindeki Türbeler;

Hüdavend Hatun Kümbeti (Türbesi);

hanlı Valisi Sungur Bey zamanında, IV. Kılıçarslan’ın kızı Hüdavend Hatun tarafından 1312 yılında, tek katlı, sekizgen planlı, kubbeli, dıştan piramit örtülü yıldız motifleriyle süslü taç kapılı Hüdavend Hatun Kümbeti de kentin önemli Selçuklu yapılarındandır.

Türbenin yapımında trakit (kayaç) taşı ve beyaz mermer kullanılmıştır. İçten 16 kenarlı kasnak, dıştan sekiz kenarlı piramit külah örtmektedir.

Yapının genelinde süsleme olarak bitkisel, geometrik ve özellikle figürlü plastik bezemeler dikkat çekmektedir.

Gündoğdu Türbesi;

İl merkezinde, Hüdavent Hatun Türbesi yakınında, kitabesi olmadığı için tam tarihi bilinmeyen türbede yatan Gündoğdu’nun oğlu Hakkı Besvap’ın ölümü 1344 tarihli olduğu için türbenin de bu tarihe yakın yapıldığı düşünülmekte ancak yapan ve yaptıranı bilinmemektedir.

Tek katlı, kare planlı, klasik türbe mimarisini yansıtan 6.50×6.50 m ölçüsündeki yapıda trakit taşı, mermer ve tuğla kullanılmıştır. Her yönünde birer pencere bulunan sade görünümlü türbenin üstü kubbe ile örtülüdür.Pencerelerin kenarı ve türbe geneli motiflerle bezelidir. 

Gülbaba Türbesi;

Güllüce Köyü Mezarlı’ndaki türbede 1600-1700 yıllarında yaşayan Gülbaba lakaplı Misâli Baba yatmaktadır. Tek katlı klasik türbe mimarisiyle yapılan türbenin sadene mimarisi ve ssülemeleri dikkat çeker.

Sarı Saltuk Türbesi;

Bor İlçesin’ndeki türbede Hacı Bektaşi Veli’nin çağdaşı, Sarı Saltuk yatmaktadır. 13. yy. türbe mimarisine bağlı kalınarak inşa edilen yapının sade süslemelerle bezelidir.

Şeref Ali Türbesi;

Sungur Bey, Kesikbaş, Ağa Yusuf, Arap Dede, Şah Süleyman türbeleri gibi Niğde ili merkezinde İl merkezinde, 1865-1866 yıllarında Hacı Said Paşa tarafından yaptırılan dikdörtgen planlı, tek katlı, 5.90x 9.20 m ölçülerindeki türbe trakit taşından inşa edilmiştir.

Yapı genelinde sade süslemeler görülmektedir.

Esen Bey Türbesi;

Eretna HükümdarI Gıyaseddin Mehmet Bey’in oğlu, II. Eretna’nın oğlu  Esen Bey’e ait türbe genelinde moloz taş kullanılmıştır. Kare planlı, sivri kubbeli türbenin genelinde sade süsleme dikkat çeker.

Ahmet Kuddusi Türbesi;

Bor ilçesinde , divan şairi Ahmet Kuddusi adına 1769 yılında yapılan türbe dönemin türbe mimarisine göre oldukça sade inşa edilmiştir.

Şah Süleyman Türbesi;

 6.10×7.50m ölçülerindeki Şah Süleyman adına inşa edilen türbenin yapım tarihi bilmemektedir.

Tek katlı, eyvan tipi türbelerden trakit taş ve tuğladan yapılan türbenin süslemesi oldukça sadedir.

Kesik Baş (Şemsi Tebrizi) Türbesi;

İl merkezinde yer alan tek katlı, dikdörtgen planlı türbe 5.40 x 9.95 m ölçülerindedir.

Trakit taş ile sade bir mimari ile yapılan türbenin süslemesi de oldukça sadedir.

Kemal-İ Ümmi Türbesi;

Kare planlı, tek kubbeli türbe düzgün kesme taştan inşa edilmiştir. İçerisinde iki mezar bulunan sekizgen kubbeli türbe restore edilerek orijinalliğini oldukça yitirmiştir. Türbenin bitişinde bir de mescit bulunmaktadır.

Dörtayak Türbesi;

İl merkezinde yer alan türbe kitabesi olmadığı için yakınındaki cami ve çeşme ile yapıldığı varsayılmaktadır. 

Kasnak biçimli kubbesi olan türbe kısa zaman önce restore edildiği için orijinalliğini oldukça yitirmiştir. 

Niğde ili ve çevresindeki diğer tarihi camilerden;

1452 yılında yaptırılan, onarımlarla dönem özelliği ve orjinalitesini yitiren, dikdörtgen planlı, ahşap tavanlı, tek şerefeli minaresiyle son derece sade bir yapı olan Afife Hanım Cami, 1670 yılında, 13×30.60 m. ölçülerinde çeşitli yerlerinde trakit, bazalt taşları, mermer ve ahşap kullanılarak yapılan bir cami olan Murat Paşa Cami’nin tek şerefeli minaresi, farklı büyüklükte dört kubbe ile örtülü, ince ve sade işçiliği ile dikkat çeken yapı onarımlarla orijinalliğini önemli ölçüde yitirmiştir.

Ayrıca, 16. yy. da, ağırlıklı olarak trakit ve kesme taşlar kullanılarak yapılan, 17 pencereli kubbe kasnağı ve ile dikkat çeken camilerden olmasına karşın onarımlarla dönemsel özelliğini yitiren ancak işçilerdeki detayları halen görülebilen Dışarı- Çelebi Hüsamettin Cami bulunmaktadır.

1694 yılında, Hacı Hasan tarafından yaptırılan Kığılı- Pazar Cami’nin tek kurşun kubbesi ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Yapının genelinde trakit taşı ve mermer kullanılmış, 11 pencereli kubbe kasnağı, ince işliği ile göz dolduran, aydınlık bir iç hacme sahip Kığılı- Pazar Cami onarıldığı için eski özgünlüğünü yitirmiştir. 

Kent merkezindeki cami, 1712 yılında, kaba-ince yontu taş ve ahşap malzemelerle yapılan Sır Ali Cami yanında bir çeşme ve tek şerefeli bir minareye sahiptir. 

Enine dikdörtgen planlı, düz ahşap tavanlı cami örneklerinden ancak onarımlarda orijinalliğini yitirmemiş bir yapıdır.

Ayrıca Sır Ali Cami ve 1764- 1765 yılında, Ebu Bekir Ağa tarafından sarı renkteki kaba yontu taştan yaptırılan, mihrap, paye ve kemerlerinde ince yontu taş kullanılan, düz ahşap tavanlı, son derece sade Dört Ayak- Künkbaşı- Cami ‘nin de yanında tek şerefeli bir minaresi de vardır. 

1747 yılında, Abdurrahman Paşa tarafından 9.25 x 12.20 m. boyutlarında yaptırılan, yapımında çoğunlukla sarı trakit taşının kullanıldığı görülen, İon sütun başlıklarıyla dikkat çeken yapının geneli abartısız olarak düzenlenmiş olsa da taç kısmı süslemeleri –lale, ve özgün çiçekler, dallar vb.– ile dikkat çeken Rahmaniye Cami kentteki görülecek dini yapılardandırlar.

Ayrıca Niğde ve Çevresindeki Tarihi Yapılardan;

Hitit- Frig Porsuk Köy Ören Yeri, Çamardı- Kavlaktepe- Göltepe- Kestel Ören Yeri, Yeşilyurt- Keçikalesi Köyü kalıntıları, Karatlı- Kuş Kayası ve Kaya Mezarları ile Selçuklu dönemi; Hüdavent Hatun Türbesi, kentin en eski camisi kabul edilen, I. Alâeddin Keykubad döneminde, 1233 yılında yapılan ve Hatıroğlu Cami, Dörtayak ve Hatun türbeleridir.

1344 yılında, Hakkı Besvap adına, kare planlı, içten kubbeli olarak inşa edilen süslemeleriyle dikkat çeken Gündoğdu Türbesi bulunmaktadır. 

İlhanlı Valisi Sungur Bey zamanında, IV. Kılıçarslan’ın kızı Hüdavend Hatun tarafından 1312 yılında, sekizgen planlı, kubbeli, dıştan piramit örtülü yıldız motifleriyle süslü taç kapılı Hüdavend Hatun Kümbeti de kentin önemli Selçuklu yapılarındandır.

Karamanoğulları dönemi; 15. yy. da Osmanlı yapısı olarak da anılan ve Ali Paşa tarafından yaptırılan sonradan oğlu Murad Paşa tarafından genişletilen, 1909 yılından sonra onarılan yanında türbe ile çeşmenin de bulunduğu Paşa Cami, Karamanoğlu Alaeddin Bey tarafından 1410 yılında, dikdörtgen planlı olarak yaptırılan Bor- Ulu Cami ve Kale Cami, 1413 yılında, kare planlı olarak tasarlanan, tek kubbeli, ince işçilikli sedef kakmalı minbere sahip Şah Mescit, 1452 yılına ait olmasına karşın daha sonra Arife Hanım tarafından onarılan tipik Karamanoğulları yapısı Afife Hanım Mescidi ve Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey tarafından 1409’da beyaz mermerden, Selçuklu mimari izleri taşıyan Ak Medrese’nin 1936 yılında onarıldığı bilinmekle beraber yapının geometrik süslemeleri dikkat çekmektedir.

Osmanlı dönemi, 17. yy. Ulukışla- Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Şerifali Türbesi ve Kığılı Cami, Murat Ali paşa Cami, Hüsamettin Paşa- Dışarı– camidir.

Hıristiyanlık, Bizans dönemini, Gümüşler Manastırı, Constantinus ve Helena Kilisesi, Çamardı- Kavlaktepe Yeraltı Şehri kentteki görülmesi gereken tarihi yapılardır. 

Kentin doğal merkezlerinden Kocapınar Suyu ve Çamuru, Çiftehan Kaplıcaları, Kemerhisar İçmesi, 3756 m. Aladağlar ve Milli Parkı ve Cımbar Vadisi, Kazıklıali Kanyonu, Göllüdağ, Narlıgöl, Çinili Göl, Nar Vadisi, Kayardı Bağları bölgede ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top