
Sidyma- Sidima -Dodurga
Tarihi Sidima kentinin ilk yerleşimcileri Likyalılar olsa da kent en büyük gelişimini Roma döneminde yaşamıştır.
Sidyma’dan geriye çok az sayıdaki beyaz mermer yazılı mezarlar yerleşim yeri hakkında yeterli bilgiye ulaşmayı engellemektedir.
Köyceğiz

Akdeniz ve Ege’nin birleştiği Köyceğiz Gölü etrafında kurulu kentin tarihi MÖ 3400 yıllarınakadar gittiği yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılmıştır.
Karya döneminde önemli bir yerleşke olduğu bilinen kent, sonradan Asur, İyon, Dor, Aka, Pers, Helen, Selevkos, Roma, Bizans, Selçuklu, Menteşeoğulları ve Osmanlılar döneminde de varlığını sürdürmüştür.
Bugün Köyceğiz, turizm açısından – tarih, doğa, deniz, spor ve tesisleriyle- son derece ilgi çekici bir yerleşim yeridir.
Antik dünyanın en önemli tarihçisi Heredot ve coğrafyacısı Strabon; MÖ 2000- MÖ 1000 arasında Karyalılar iç kısımlara koloniler kurarken denizden gelen Yunan ve Akalar kıyılara yerleşmiştir. Tüm bu uygarlıkların geçiş noktasında olanKöyceğiz, bölgeyle beraber gelişip değişmiş, özellikle Caunos, önemli bir ticari limanı haline gelmiştir.
Köyceğiz’deki antik mabetler Harab ve Susan kaleleri yanında bugün Ege bölgesinde pek çok güzelliği- denizi, gölü, Sultaniye Köyü- sıcak- soğuk termal kaplıcaları, Gökçeova, safari turizmi, Yayla Köyü, Ekincik Koyu, Ağla Yaylası, Şelale, Yuvarlakçay, Dalaman Çayı, Dalyan, Hasan Çavuş Ilıcası, Kokar Girme, Ölemez Dağı, Çandır Köyü, Horozlar alanı, ormanları, dağ ve yaylaları– bir arada barındıran yerleşim yerinde pek çok spor ve etkinlik yapabilir.
Köyceğiz Gölü
Köyceğiz Gölü, gel- git olaylarının yoğun görüldüğü, 1758 km2 genişliğinde, denizden 10-12 m yükseklikteki tatlı su gölüdür.
Sazlıklarla kaplı doğal bir kanalla Akdeniz’e bağlanan gölde özellikle lezzetli levrek, çupura, kefal, sazan ve pisi balıklarını avlamak mümkündür.
Ekincik Koyu, Kulak Mesire Yeri, Ağla Yaylası ile pek çok doğal alan da ziyaret edilip keyifli zaman geçirilebilecek yerlerden bazılarıdır.
Köyceğiz- Dalyan- Kaunos- Caunos

Kaunos, Köyceğiz Gölü ve Akdeniz arasındaki Dalyan Çayı- Calbis’in ortasında, Ölemez- İmbroz Dağı etekleri ile Sivrihisar, Balıklar dağları ve Kızıltepe tarafından çevrelenmektedir.
Deniz kıyısında, zamanla deltanın dolmasıyla kıyıdan uzaklaşan antik kent- Caunos, Dalyan, Ortaca, Köyceğiz denince ilk akla gelen denizin gölle birleştiği, gölün denize bağlandığı, kanalın denize döküldüğü eşsiz bir doğa harikası olmuştur.
Caunos, antik dönemin en önemli coğrafyacısı Strabon’a göre, deniz kıyısında önemli bir liman kenti iken zamanla yakınındaki Sülüklü Göl denilen alanın bataklığa dönüşmesiyle denizle bağlantısı kesilmiştir.
Kurulumu MÖ 10.yy.’a kadar gittiği belirlenen ve MÖ 4. yy.da Karca antik adı Kbid olan Kaunos kentinin halkı Herodotos’a göre Anadolulu insanlar ve baş tanrıları Basileus Kaunios idi.
Kaunosluların Girit’ten geldiklerine inandıklarına dair yazılı kaynaklar da bulunmaktadır.
Zamanla diğer Karia kentlerinde olduğu gibi Caunos’da da Karia, Girit, Pers, Rodos, Bergama, Roma ve Bizans hüküm sürmüştür.

İhracatı sayesinde zenginleşen Caunos’dan geriye kalan yazıtlara göre en önemli ticari ürünler başta incir- Cauneas İnciri, zeytin ve ürünleri, diyet yemeği tuzlu balık, gemi yapımı ve onarımı için vazgeçilmez reçine karasakız ile bugünkü İztuzu Kumsalı arkasındaki Tuz Gölü’nde tuzladan çıkarılarak göz hastalıkları için yapılan kremlerde kullanılan Caunos tuzu idi.
Limanı sayesinde ekonomik olarak gelişen kent, zamanla limandan uzaklaşıp karasallaştığı için ekonomisinde dalgalanmalar başlamış ve durum yönetimini de olumsuz etkilemiştir.
Karasallaştıktan sonra özellikle Roma döneminde İmparator Hadrian ticareti tekrar canlandırmak için gümrük düzenlemeleriyle gemicileri limanları kullanmaya teşvik amacıyla Gümrük Kararnamesi yaptırıp Liman agorasının çeşme binasının batı dış kapısına astırmıştır. Kararnameyle merhem yapımında kullanılan Caunos tuzu hariç diğer ürünlerdeki vergileri indirmiş vergi farkını da Caunoslular tarafından karşılatmıştır.

Caunos’un sadece ticari olarak değil dini öneme de sahip olduğu yaklaşık 167 adet farklı nitelik ve nicelikteki Kaya mezarı ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu belgeler ve mezarlar kentin ekonomik, sosyo- kültürel, dini, idari yönü hakkında da bilgi vermektedir.
Tüm bu bilgilere dayanarak Likya ve Karia sınırındaki Caunos, bağımsız ve güçlü bir ekonomiye sahip yerleşim yeri olarak kendi parasını basmış, kendine ait dile sahip olmuş önemli bir Karia kentidir.
Strabon ile Herodot’a göre Caunos, limanını uygun gördüğüne kapatarak çevre kentlere yaptırım uygulayacak kadar güçlü bir idaresi bulunmaktaydı.
Halen Karetta – karettalarıyla ünlü Dalyan, İztuzu plajı, çamur banyosu ve Caunos antik kentiyle her yıl binlerce ziyaretçiyi bölgeye çekmektedir.
Antik Karia bölgesinin en önemli ticaret limanlarından biri olan Caunos, MÖ 4.yy. aşağı şehir ve akropol- yukarı şehirden ibaret olan bölgede önemine uygun olarak çok sayıda antik kalıntı– bazıları tapınak cepheli 7 farklı gruba ayrılan 167 anıtsal kaya mezar, Likçe, Grekçe, Aramice yazıtlar, surlar, hamam, akropol, tiyatro, tapınaklar, Karia kentlerinde görülen liman üzerindeki bugün Sülüklü Göl civarındaki staolar vb.- halen hayranlık uyandırmaktadır.
Ayrıca Köyceğiz civarında kaplıcalar da oldukça önemli doğal mekanlardır.
Köyceğiz- Girme- Girmeler Kaplıcası
Girme ya da Gençlik Suyu kaplıcaları olarak bilinen kaplıca, sağlık turizmi açısından oldukça önemlidir.
Yaşlıların hormon tedavisinde de kullanılan kaplıcanın suyu, radyoaktivitesi çok yüksek olduğu için Gençlik suyu olarak da adlandırılmaktadır.
Sıcaklığı 40 C olan kaplıcanın iki havuzu bulunmaktadır.
Bölgedeki diğer bir kaynağının suları da mide, böbrek, bağırsak hastalıklarına iyi gelmektedir.
Dalyan Köyü yakınlarında bir diğer kaplıcanın suyu da kelliğe iyi geldiğinden bir başka adla Kel Girme adıyla da anılmaktadır.
Kelliğin yanında deri hatalıklarına da kaplıcanın suyu iyi gelmektedir.

İdyma- Kozlukuyu
Gökova- Kozlukuyu Köyü yakınlarında yer alan Küçük Asartepesi’ndeki antik yerleşke, dağlık konumu nedeniyle korsanlardan uzun yıllar korunabilmiştir.
Ören- Keremos
Adını, Diyanisos ile Ariadne’nin oğlu ve çömlekçilik sanatının kurucusu kabul edilen Keramos’tan alan antik kent, halen antik taşarla döşeli sokakları, İon ve Korinth sütünlu tapınakları, sur duvarları ve lahitleriyle son derece önemli tarihi ve turistik bir merkezdir.

Yatağan- Lagina- Leyne

Büyük Menderes ile Dalama Çayı arasında kalan bölge son derece bereketli topraklarda Yatağan, Turgut- Leyne- Kasabası, Kapıtaş’ta yer alan Lagina, önceleri Koronza Karya antik kentinin dini merkezi idi.
Karyanın en önemli kült merkezlerinden Lagina- Leyne ve bölgenin yönetim merkezi Stranoikeia’nın tarihi MÖ 3000 orta tunç çağına kadar gittiği yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur.

Lagina yakınında Yarbaşı mevkiinde mezarların da orta tunç çağına ait olduğu kazı çalışmalarıyla anlaşılmıştır.
Daha sonra yerleşim yerine ait ilk buluntuların MÖ1200- MÖ 1150- MÖ 1050 Submiken Dönemi’ne ait olduğu belirlenmiştir.
Lagina antik kenti ve civarında özellikle MÖ 8. yy. dan başlayan küçük yerleşimlerin sayısının arttığı ve yakın zamana kadar sürekli bir yerleşimin olduğu yine arkeolojik araştırmalarla belirlenmiştir.
Yerleşimcilerin artan sayısına paralel olarak bölge aldığı göçlerle de gelişmeye başlamış ve başta Lagina, Stranoikeia olmak üzere ve pek çok yere anıtsal yapılar ve kutsal alanlar inşa edilmiştir. Lagina’daki en bilinen kutsal alan Hekate Kutsal Alanı’na yine kutsal sayılan 2 m yükseklikteki duvarlarla- peribolos çevrilidir.
Duvarların ardında da apsise sahip staoya büyük anıtsal bir kapı –propylon ile girilmekteydi. Buradan da taş döşeli kutsal yolla kurbanların kesildiği on adet merdiveni olan altara ulaşılmaktaydı.
Tanrıça Hekate Tapınağı, korint başlıklı 8×11 m”lik tek sıra attik İon sütunlu platforma oturtulan Korinth düzenindeki tapınak kutsal alanın tam ortasında yer almaktaydı.
Tapınağın pek çok kısım- sataosı, temeli, 3 giriş kapısı- ile dorik sütunlar arasında yer alan tanrıçanın heykeli net bir şekilde görülebilmekteydi.
Tapınağın dış cephelerinden; doğusunu Zeus’un doğumu ve yaşamı vb. frizleri, kuzeyini Amazonlar ile Grekler arasındaki barış ve dostluk anılar– Hekate dostluğun onuruna yere kutsal içki döker vb.- frizleri, batısını Gigontomakhia- Tanrılar ile Gigantlar arasındaki savaş– Hekate’nin bu savaşta elindeki meşaleyi bir silah gibi kullanır- frizleri, güneyindeki frizler tam seçilemez ama Karialı tanrıları ve onların simgeleri olan kentler olduğu varsayılmaktadır.
Kentliler, kutsal alana getirdikleri kurbanları keserler, etlerini dağıtırlar ve iç organlarını yakarak tapınak görevlilerinin çıkan dumanları yorumlamasını isterlerdi.
Lagina, Karia kökenli Tanrıça Hekate’ye adanan kutsal bir alan olması nedeniyle Hekate’ nin diğer tanrı ve tanrıçalardan çeşitli açılardan farkı- kavşakların, sihrin, falcıların, kötü kaderin, avcıların, kadınların, yer, gök, ay ve denizlerin koruyucu– vardı.
Dolunay günlerinde çörek, balık, yumurta ve çeşitli yiyecekler bırakılan Tanrıça Hekate, elinde yer altı dünyası tanrısı- Hades’in anahtarını bulundurmaktaydı.
Büyücü yanı da olan Tanrıça Hekate istediklerine cin, hortlak göndererek onları korkutur ya da istediklerini tüm kötülüklerden koruduğuna inanılırdı.
Lagina kutsal alanı ve Hekate Tapınağı değişik dönemlerde farklı uygarlıklar arasında el değiştirdiği için yerleşim yeri oldukça zarar görmüştür.
MÖ 281 yılında Suriye- Seleukus Kralı I. Antiochos tarafından karısı Stranoikeia için dini merkez Lagina’ya 9.5-12 km. uzaklıktaki yeni kimlik ve yeni adla canlandırılan Stranoikeia kentini siyasi merkez yapmıştır.
Daha sonraki Seleukus kralları da Lagina, Stranoikeia, MÖ 5.yy. kurulan Koranza, Bargilia ve diğer yerleşim yerlerinden imar çalışmalarını arttırarak devam ettirmişlerdir.
Lagina sahip olduğu demosluk hakkı ile dini merkez önemini hep korumuştur.
Lagina’da ve Stratonikeia bouleuterionu duvarlarında halen mevcut olan yazıtlardan öğrendiğimize göre, bu iki kent birbirlerine kutsal bir yol ile bağlanmış ve bu iki merkez arasındaki gizli geçitler de arkeolojik kazılarda saptanmıştır.
MÖ 205 yılında Makedonya Kralı Philip, Lagina’yı, Stranoikeia Kenti ve diğer demoslarla birlikte ele geçirse de kentler kendisine fidye ödeyip bağımsızlıklarını geri almışlardır.
MÖ 197 yılında bölgeyle beraber Lagina’nın da Rodos hâkimiyetine girdiğini kentteki Hekate kültü ile Rodos Helios Rahipleri’ne ait kitabeden “Stratonikeia’nın kendilerine Antiochos ve Seleukos tarafından verildiğini” anlaşılmaktadır.
MÖ 2. yy. ın 2. yarısında Stranoikeia ve dini merkezi Lagina’nın bölgede geniş bir alana hakim olduklarına dair bilgiler mevcuttur.
MÖ 189 yılında Roma döneminde Rodos ve Stratonikeia arasındaki yeni bir sınır anlaşmayla bu hakimiyet son bulmuş ve Lagina özgürlüğüne kavuşmuştur.
MÖ 167 yılında da Roma’nın Karia’daki tüm yerleşimleriyle beraber yeniden bağımsızlığını almıştır.
Karia bölgesi içindeki nüfuslu kentlerden Mylasa- Milas ve Stranoikeia arasında MÖ 143 yılındaki anlaşmada Roma senatosunun hakemlik yapması, MÖ 130 yılında da Roma’ya başkaldıran Bergama varisi Aristonikos Stranoikeia’ya sığınması yerleşim yerlerinin önemini ortaya koymaktadır.
MÖ 88 yılına gelindiğinde Romalılarla savaşan Pontus Kralı Mithridates Stranoikeia ve Lagina’yı işgal etse de kentler Romalılarla birlik olmuşlardır. Böylece Roma tarafından MÖ 81 yılında ödüllendirilerek Hydisos şehri ve topraklarını Stratonikeia’ya vermiş ve böylece kentlerin arazileri oldukça genişlemiştir.
MÖ 40 yılında Partlarla birleşen Romalı General Labianus Romalılara karşı açtığı mücadelede Stratonikeia’ya ele geçiremeyince Lagina Hekate Kutsal Alanı’nı yağmaladığı bilgilerine yazılı kaynaklardan ulaşılmaktadır.
Daha sonra Roma için çok önemli olan kentler içinde yer alan Lagina kutsal alanı ve heykelleri MÖ 27 yılında Roma İmparatoru Augustus’un bağışıyla onarım geçirdikleri bulunan kitabeden anlaşılmaktadır.
Roma’nın ardılı Bizans için de son derece ayrıcalıklı yere sahip Karia kentlerine tek tanrılı inanç, Hıristiyanlıkla beraber yeni yapılar –altar, kutsal alanın ortasına yapılan bazilika planlı kilise, papel vb.- eklenmiştir. Ancak 4. yy. sonra tekrar istila ve depremlerle tüm bu yapıların zarar gördüğü sikkelerden ve buluntulardan anlaşılmaktadır. Bizans döneminden sonra kentlerin önemini yitirdiği ve terk edildiği görülmektedir.
Zamanla yerleşim yerinin adı değişerek Leyne olmuştur.
1967 yılında başlatılan kazı çalışmaları halen devam etmekte ve kutsal alan ile kent hakkında çok sayıda belge ve bilginin ortaya çıkarılmasına devam edilmektedir.
Yatağan- Stratonikeia

Yatağan’a 7 km uzaklıkta, Hititler zamanında Atriya, arkaik ve klasik dönemde Khrysaoris, Idrias ve Hekatesia, Helenistik, Roma ve Doğu Roma -Bizans Dönemi’nde Stratonikeia ve Hadrianoupolis olarak adlandırılanyerleşim yerinin oldukça önemli olduğu arkeolojik kazılarla belirlenmiştir.
Mylasa-Milas’a komşu, Karia’nın en önemli antik kentlerinden, ticari, dini ve idari öneme sahip Stranoikeia aynı zamandaçevre halkıtarafından saygı duyulan bir toplanma merkeziydi.
Stranoikeia’nın dönemin kutsalalanlarıLagina ve Panamara ile de sürekli iletişim halinde ve birbirlerine bağlı oldukları bilinmektedir.
Starbon, kentin birbirinden güzel yapılarından bahsetmektedir.
Diğer kutsal alanlarda olduğu gibi burası da tiyatro, meclis binası, gymnasium, 3600 m uzunluğunda surlar, gösterişli sütunlar, caddeler ve görkemli giriş kapısıyla kent tamamen mermerlerle döşenmişti.
Bronz çağdan beri kesintisiz yerleşimin sürdüğü kent, çok sayıda deprem ve saldırıya uğramasına karşın her seferinde tekrar onarılmış ve özellikle Helenistik dönemde Hippodomik- ızgara plan uygulanarak düzenli bir kent halini almıştır.
Değişik adları olan yerleşim yerine, MÖ 281 yılının ardından bir süre kentin yönetimini elinde tutan Seleukos Kralı I. Antiochos, önce üvey annesi, sonra karısı olan Stratonike atfen kente Stratonikeia demiştir.
Helenistik, Seleukos, Ptolemaios, Makedon, Rodos ve Roma arasında zaman zaman el değiştiren kente özellikle 2. yy. Roma döneminde gözde bir yerleşim yeri olarak çok sayıda yeni yapı eklenmiştir.
MÖ 205 yılında Makedonya Kralı Philip, Stranoikeia’yı ve bölgedeki diğer Karia kentlerini ele geçirmiş fakat fidye alarak bağımsızlıklarını geri vermiştir.
MÖ 197 yılında kent Rodos hâkimiyetine girdiği Rodos Helios Rahipleri’ne ait kitabesindeki “Stratonikeia’nın kendilerine Antiochos ve Seleukos tarafından verildiğini” yazısından anlaşılmaktadır.
MÖ 189 yılında Rodos ve Stratonikeia arasındaki yeni bir sınır anlaşmayla bu hakimiyet son bularak kentler- demoslar özgürlüğüne kavuşmuştur.
MÖ 167 yılına gelindiğinde de Roma’nın Karia’daki tüm yerleşimleri yeniden bağımsızlıklarını almıştır.
Karia bölgesi içindeki nüfuslu kentlerden Mylasa- Milas ve Stranoikeia arasında MÖ 143 yılındaki anlaşmada Roma senatosunun hakemlik yapması, MÖ 130 yılında da Roma’ya başkaldıran Bergama varisi Aristonikos Stranoikeia’ya sığınması bölgeyle beraber kentin önemini ortaya koymaktadır.
MÖ 2. yy. ın 2. yarısında Stranoikeia toprakları oldukça genişlediği yine kazılarda ele geçen buluntulardan anlaşılmaktadır.
MÖ 88 yılına gelindiğinde Romalılarla savaşan Pontus Kralı Mithridates Stranoikeia da işgal etse de kent Romalılarla birlik olup Pontuslulardan kurtulmuş ve MÖ 81 yılında Roma tarafından Hydisos şehriyle topraklarını Stratonikeia’ya vererek ödüllendirmiştir.
MÖ 40 yılında Partlarla birleşen Romalı General Labianus Romalılara karşı açtığı mücadelede Stratonikeia’ya saldırsa da kenti ele geçiremez ve Lagina Hekate Kutsal Alanı’nı yağmaladığı anlaşılmaktadır.
Daha sonra doğu Roma- Bizans döneminde de artan Hıristiyanlık inancı doğrultusunda Stratonikeia önemli bir piskoposluk merkezi olarak bölgedeki diğer kentler gibi Aphrodisias’a bağlanmıştır.
Kurulumundan beri sürekli gelişen kentin özellikle Roma ve Bizans zamanında ana ticaret yolları üzerinde olması nedeniyle öneminin arttığı, hayvan ve tarımsal ürünlerin ticaretini yaygınlaştırmasını sağlamıştır.
Kentin ekonomisinin zeytin ve ürünleri, yağlar, üzüm ve ürünleri, mermer ve işletmeciliği üzerine kurulmuştu.
Kentte yapılan kazılarda kentin ekonomisine dair çok sayıda belge ve bilgiye rastlanmıştır. Hatta bu belgelerden Stratonikenia’nın ekonomik dalgalanmaları dahi çıkarılabilmektedir.

Kentte yer alan tarım ürünlerinin listesi geniş bir alana yayılan ihraç tarım ürünlerine ait bilgilere ulaşılmıştır.
Kent merkezindeki Bouleuterion – Meclis Binası’nın dış duvarlarındaki 302 yılı Roma İmparatoru Diocletianus’un Latince 200’den fazla ürünün Tavan Fiyatlar Fermanı –Edictum de Pretiis Rerum Venalium bunun kanıtı kabul edilmektedir. Listeye uymayanlar, stokçular vb. için idam cezası verilmekteydi.
Tavan Fiyat (Denarii) -Sığır Eti (yakl. 453 gr) 8, Tavuk ( 1 Çift) 60, Yumurta (4 adet) 4, Salyangoz (2 adet) 4, Olei Flos(1. Kalite Ayçiçeği Yağı) (yaklaşık yarım litre) 40.
Yine bu dönemde zenginliğin artarak orta sınıf tüccarların yanında daha varlıklı askerlerin yanında köylüler, öğretmenler, işçiler, avukatlar, noterler, demirciler, arabacılar, veterinerler, tuğla ustaları, mimarlar, dokumacılar, marangozlar vb. gruplar bulunmaktaydı.
Stratonikeia, uzunca bir sürenin ardından 11. yy. Beylikler ve 14. yy. Osmanlı zamanında Türklerle tanışmıştır. Bu dönemde Eskihisar olarak adı değiştirilen kent yeni yönetime uygun bir yerleşim yerine dönüştürülmüştür.
Günümüzde gezip görülebilen son derece önemli bir antik kent Stratonikeia’daki kalıntılar;
2 sur duvarı, gymnasion, tiyatro, 2 agora, 2 anıtsal kent kapısı, içindeki nadir bulunan Menippos tarafından yazdırılan 301 yılına ait fiyat etiketlerinin yazılı olduğu yazıtlar bulunduğu meclis binası- bouleuterion, 1.yy. 12 ayın yazılı olduğu takvim, 3 tapınak, 2 sütunlu cadde, 3 nekropol, 4 kilise, 3 köy meydanı kompleksi, hamamlar, Şaban Ağa cami, çeşmeler, ağa evleri ve Osmanlı dönemine ait taş döşeli yollar bulunmaktadır.
Geçmişin bu kadar değerli antik kenti, civardaki diğer antik kentler, yerleşkeler, çevredeki köylüler ve çevrecilerle birlikte kömür santrallerinin istilasına karşın yaşam mücadelesi vermeye, direnmeye çalışmaktadır.
Muğla- Kavaklıdere

Muğla-Aydın sınırında, Muğla’ya 52 km uzaklıkta, denizden 850 m yükseklikteki doğanın kucağında, % 70’i ormanlardan oluşan yerleşkede, bölgede varlık gösteren pek çok ulus yaşasa da özellikle Osmanlı döneminde gelişerek önemli bir kasabaya dönüşmüştür.
Halen Muğla’nın ilçesi olan Kavaklıdere gerek ormancılık, marangozluk, tarım, madencilik-mermer, bakır, kalay, halı ve el sanatlarıyla bölgenin önemli bir turizm merkezi konumuna gelmiştir.
Kent merkezindeki tarihi yerlerin başında camiler- 1344 yılında Menteşoğullarından İbrahim Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami, Kurbanzade, Şeyh, Şahidi, Konakaltı ve kentteki tek kubbeli tek cami olan Kurşunlu camileri- gelmektedir.

Muğla- Kavaklıdere- Derebağ Köyü- Hillerima- Hyllarima Antik Kenti
Derebağ Köyü yakınlarında bir tepe üzerinde Hyllarima Antik Kenti kalıntıları bulunmaktadır.
Antik kentin ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmemekle birlikte adının kökeni Hyllarıma’nın Luvilere kadar gittiği Hitit yazıtlarında Wallarima’dan geldiği varsayılmaktadır.
Hyllarıma’nın Luvilerden sonra kentte iz bırakan uygarlıklardan Karyalıların en eski yerleşim yeri olduğu da düşünülmektedir. Zamanla Hyllarima Karya halkı Termessos’a taşınarak kenti terk etmiştir.
Tarihinde Dorlarında da yaşadığı varsayılan antik kentte zamanla yapılacak kapsamlı kazı çalışmalarıyla daha çok sayıda bilgiye ulaşılacağı düşünülmektedir.
Kentin ilk yapıları 2 m kalınlıktaki, kaba, dikdörtgen bloklardan inşa edilen Leleg taş işçiliğinin izlerine rastlanan surlardır.
Günümüze kadar çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yaptığı düşünülen Hyllarıma Antik Kenti’nde bugün görülebilen ve gezilebilen kalıntıları- MÖ 400Mausolleus döneminde yamaca dayalı Roma tiyatrosu, sur kalıntıları, nekropol, kaya mezarları- Roma dönemine ait oldukları belirlenmiştir. Yine yapılan kazılarda Roma dönemine ait çok sayıda sikkeye de rastlanmıştır.
Ayrıca Çamyayla Köyü civarında Karya dönemine ait Kyon Antik Kenti içinde de Roma dönemine ait tiyatro, sunak taşları halen görülebilmektedir.
Muğla- Kavaklıdere- Menteşe- Yerküpe Mağarası

Menteşe Beldesi- Yerküpe Yaylası, Kocaçay kenarındaki vadide, denizden 800 m yükseklikte, dik yamaçlardaki ormanlık alanda Yörük yerleşimin bir bölümü 1955 yangınıyla yok olsa da asırlık çınarları, doğal kaynak suyu çağlayanı ile görülmesi gereken önemli bir doğa harikasıdır.
Yaylaya yakın Doğu Menteşe Dağları’nda Genek Çayı- Hebil Deresi üzerinde bulunan Yerküpü Mağarası da bölgeye gelenlerin ziyaret etmesi gereken önemli bir nefes alma yeridir.

Ayrıca bölge ve Menteşe yöresi bakırcılık, kalaycılık, halıcılık açısından önemli bir merkezdir.
