
Karya Kralı MÖ 377- MÖ 353 Mausolos’un doğum yeri olan Milas’ta ilk yerleşimin MÖ 3000 yıllarında kadar gittiği yapılan araştırmalardan anlaşılsa da o dönemlerden geriye fazla kalıntı bulunmaktadır.
Daha sonra özellikle MÖ 1150-MÖ 547 Karya dönemine ait Zeus tapınağının Mylassa’da olması kentin Karya’nın ilk başkenti ve bölgenin dini merkezi olduğunu düşündürmektedir.
Milas ören yerinde halen terk edilmiş gibi görülen arazide Uzunyuva tapınak alanı içindeki Zeus Tapınağı, Beçin Kalesi, Baltalı Kapı, su kemerleri, küçük bir Mozeleum kabul edilen Gümüşkesen mezar anıtı antik kentin bir zamanlar ki görkeminin işaretleri olarak kabul edilmektedir.
Perslerin bir süre hüküm sürdüğü Milas daha sonra Büyük İskender tarafından da ele geçirilmiş ardından da Romalıların yönetimine girmiştir. Roma’nın ikiye ayrılmasıyla bir Bizans kenti olan Milas, 1071 den sonra Türk egemenliğine girmiştir.
Bizans’ın elinden kenti alan Menteşe Bey, Milas’ı beylik merkezi ve başkent yapmıştır.
Günümüzde de Milas, halılarının yanında anıtları, eski evleri sokakları, kıyı kentlere yakınlığı, iklimi, ticareti, pazarları vb. ile bugün de bölgenin önemli yerleşim yerlerinden biridir.

Milas ve Çevresindeki Tarihi Yerler ve Yapılar

Milas kent merkezinde genellikle Türk- İslam dönemine ait yapıtlar ayakta kalabilmiştir.
Milas merkezde Hacı İlyas Bey, Belen, Firuzbey, Kurşunlu camileri dönem özelliklerini gösteren yapılar olarak halen ayaktadır.
Milas’ta yine Türk- İslam döneminde yapılmış pek çok han- Çöllü- Çöllüoğlu, Yanık, Sünnetçi, Çaput hanları- kent merkezine yakın olarak bulunmaktadır.

Milas- Gümüşkesen Mezar Anıtı
Kentin üst düzey bir yöneticisi ve ailesine ait olan antik anıt, Sodra Dağı eteğindeki nekropol- mezarlıkta düz bir platforma dağın gri damarlı dörtgen mermerinden yapılmıştır.
Üç bölümlü- mezar odası, dinsel törenin yapıldığı sütunlu alan ve çatı- anıtın tek girişi batı yönündedir.
Anıt sahip olduğu ayaklar, sütunlar, akanthus yapraklı, bitkisel ve geometrik süsleme, kabartma ve nakışlar, kesitler, yivli çıkıntılar, levhalar, köşegenler, ahşaplar, oluklar, işçiliği vb. ile son derece ilgi çekici bir tarihi yapıdır.
Milas- Myus- Avşar Kalesi
Milas- Söke yolunda yer alan antik kent hakkında bilgiler oldukça eksik olmasına karşın, önemli bir Karia yerleşkesi olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Milas- Bafa- Çamiçi Gölü

Milas’a yakın Beşparmaklar- Latmos dağının eteğindeki Bafa Gölü çevredeki köylerin tarihini antik dönemlere kadar çekmekte ve burada binlerce yıldır insanların var olmasını sağlamaktadır.
MÖ 4. yy.a kadar Ege Denizi’nin bir parçası iken Büyük Menderes’in alüvyonlarıyla bugün oldukça içeride kalan ama halen Eğe Bölgesi’nin en büyük gölü, içinde beş adayı barındıran Bafa, 60 km2 alanı kaplamaktadır.
Denizden 2 m yükseklikte doğal set gölü Bafa’nın en derin yeri 21 m’dir.
Tatlı suyundaki balıkların çeşitliliği –levrek, sazan, çipura, kefal vb.– ve etrafına verdiği doğal denge sayesinde Bafa, 1994 yılında tabiatı koruma alanı ilan edilse de zamanla sularının kirlenmesi, azalması gölü ve çevresini önemli ölçüde sıkıntıya sokmuştur. Halen temizlik ve destek çalışmaları devam ettirilmeye çalışılmaktadır.
Beşparmak- Latmos Dağı, önceleri ay tanrısının yeri sonradan Zeus’un evi kabul edilerek insanların yaşamında kutsal bir önemi olmuştur.
Hıristiyanlık döneminde de dağ, Aziz Paulos’un inzivaya çekildiği bir yer olduğu için 10. yy. da hac merkezi olarak Hıristiyanları bölgeye ve dağa çekmiştir.
Kurudere- Beşparmak mağaraları -MÖ 8. yy. ile 4.bin yıl arasındaki resimler, Beşparmaklar- Çörlen Kalesi, Pantakrator Mağarası, Stylos Manastırı bölgedeki önemli tarihi yerlerin başında gelmektedir.
Milas- Gölyaka Köyü- Yediler Manastırı
Büyük, görkemli bir şatoya benzeyen manastıra, Gölyaka Köyü’nde zeytin ağaçları arasından yürüyerek 1,5- 2 saatte ulaşılabiliyor.
Bölgedeki Hıristiyanların yaşadıkları sürece kullandıkları manastırın fresklerini yakından görmek zorlu yürüyüşe değmektedir.
Milas- Latmos- Herakleia- Bafa-Kapıkırı

Milas’a 40 km uzaklıktaki Kapıkırı Köyü’nde bulunan Herakleia,antik dönemlerde Ege Denizi’nin uzantısı Latmos Körfezi’nin bir çıkıntısı konumdaydı.
Helen tanrıçası Lada’dan adını ve mitolojik kahraman Herakles’ten tanrısal gücünü alan Herakleia – Latmos Herakleia, MÖ 3.yy.da Karyalı Ptolemaios sülalesi tarafından yönetildiği dönemde oldukça gelişmiştir.
Daha sonra özellikle Roma döneminde de bağımsız olması yerleşim yerinin önemini ortaya koysa da kent en parlak zamanını Helenistik dönemde yaşamıştır.
Hıristiyanlığın bölgede yayılmasından sonra özellikle 7 ve 9. yy. arasında piskoposluk merkezi ve önemli bir liman kenti olan Latmos Herakleia, zamanla alüvyonlarla kentin ve Bafa Gölü’nün denizle bağlantısı kesildiği için eski parlak günlerini yitirmeye başlamıştır.
Halen ayakta kalan kalıntılardan bazıları; Kral Mausolos tarafından yaptırılan MÖ 4. yy. ait surlar, MÖ 287 yılında, İskender’in generallerinden Lysimachos tarafından 65 burçla genişletilerek 6.5 km, uzunluğa ulaştırılmıştır.
Paleolitik ve neolitik döneme ait 170 adet kırmızı aşı boyalı, sarı ve beyaz renkli av ve günlük yaşamdan sahneler ile kadın, erkek, hayvan figürlerin yer aldığı kaya resimleri, limanın arkasında MÖ 3. yy. Dor mimarisinde Athena Tapınağı, MÖ 2. yy. dörtgen planlı, Bouleuterion- Meclis binası, 18x 28 m2’lik alanıyla Geç Helenistik veya erken Roma dönemi tiyatrosu ve Endymion kutsal alanı, iki katlı, 130 x 60 m2 boyutunda, dükkân ve galerilerin bulunduğu agora binası, kayalara oyulmuş kapak taşlı ve anıtsal odalarıyla mezarlara sahip nekropolis, Karia tarzı mezarları, 7. yy. kilise ve manastırla beraber son derece ilgi çekici antik bir yerleşkedir.
Milas- Saint Paulos Manastırı

Ormanlık alandan yürüyerek gidilebilen Arapavlusu’undaki manastır kalıntıları halen görülebilmektedir.
St. Paulos, burada sadece bitki kökleri ve palamutlar yiyerek uzun yıllar yaşadığı için sonradan burası Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilmiş ve yapıya eklemeler yapılarak inananlar tarafından sık ziyaret edilmiştir.
Manastırın süsleme ve freskleri zaman içinde zarar görse de halen eski güzelliğinin izleri seçilebilmektedir.
Milas- Beçin- Berçin ve Kalesi

Milas’a 5 km. uzaklıktaki Beçin antik kentinde Roma, Bizans, Menteşeoğulları ve Osmanlılar tarafından kullanılan önemli bir yerleşim yeri idi.
Beçin, içinde barındırdığı tarihi değerli yapı ve yapıtlara dayanarak 2012 yılında, UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesine alınmıştır.
Tarihi metinlerde Barçın ya da Berçin olarak da adlandırılan ve tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmeyen yerleşim yeri, en parlak dönemini Ahmet Gazi zamanında yaşadığı yine metinlerde yer alan bilgilerdendir.
Beçin Kenti, kale ve bunun güneyindeki bir surun çevrelediği alanı kapsamaktadır.
Bizans zamanında inşa edilen kalenin içinde pek çok mabet kalıntısı ve kilise bulunmaktadır.
Osmanlı döneminde bu tarihi yapılara bir de cami eklenmiştir.
Kale girişinde sonradan aslan kabartmalarıyla süslenmiş iki çeşme ve bir de türbe görülmektedir.
Kaleden kente doğru inen düzlükte yer alan Ahmet Gazi tarafından yaptırılan medrese, bir kayalığa yaslanmış olan kubbeli çeşme, Orhan Beyin yaptırdığı cami, Kızılhan ve hazirede iki türbe, Karapaşa Hanı, hamam, Emir Avlusu, Orman Tekkesi 19. yy.da Rumların yaptırdığıbazilika tarzındaki Yeni Kilse, Yelli Cami, medresesi ve hamamı, surları vb. çok sayıda kalıntılar görülmektedir.
1424 yılında, Osmanlı yönetimine geçen Beçin, eski güzel günlerini yitirmeye başlamıştır.
17. yy.da Anadolu’da baş gösteren Celali isyanları sırasında halk İç Kale’yi korunak olarak seçmiştir.
Daha sonra Beçin’de kale de halkla beraber 1950’li yıllarda terk edilmiştir.
Milas- Labranda- Labraunda -Lambraunda- Kocayayla

Milas’a 14 km uzaklıkta denizin yaklaşık 100 m yukarısında, antik Karya bölgesinin kült merkezi Labranda yer alır. Erken tunç çağı, MÖ 7.ve 6. yy. Labranda’da Milas’ın kutsal tanrısı çift baltalı Zeus Labraundos- Labrayandüs için bir mabed yapılmıştır. Çift baltalı Zeus Labraundos kültünün kökeninin su kaynağı ve tapınak terasındaki büyük bir kayaya dayandığı düşünülmektedir. Milas’tan başlayarak halkın at üstünde ya da yürüyerek geçtiği 8 m genişlikteki taş kaplamalı kutsal yol ile ulaşılan kutsal alan küçük bir tapınak, terası ve çınar ağaçlı koruluktan oluştuğu düşünülmektedir.
Rahipler ve aileleri, tapınak görevlileri, köleler, hizmetçiler, başta zeytin ve tarım ürünleri yetiştiren çiftçiler, işçiler dışında yaşayanların olmadığı kutsal alana askeri kamp kurmak, yapılar inşa etmek, binalardan hayvan sürüleri toplamak yasaktı.
Yıldırımla ikiye ayrılan büyük bir kayadan –bunu tanrıların yaptığı düşüncesiyle– dolayı kutsal kabul edilen alanda her yıl beş gün süren kutlamalar yapılırdı. Kutlamalarda atletleriyle müzisyenler de hazır bulunurdu. Zeus’a adamak için hayvanları ve yiyecekleriyle binlerce kişinin katıldığı dini bayramlar, kutlamaların birinde MÖ 355 Karya’yı yöneten Hekatomnosların gözdesi Labranda’da Mausolos’un bir suikastan kıl payı kurtarıldığı yine kaynaklarda ulaşılan bilgilerdendir.
Bölgeyi ele geçiren Perslere karşı MÖ 497 direnen Miletoslulara katılan Karyalıların yenilgisi büyük olmuş daha sonra bölgeyi bir hanedan yönetmeye başlamıştır.
MÖ 4. yy. da özellikle Hekatomnid ailesinden Karya Satrabı MÖ 377- MÖ 352 Labranda’yı aile kutsal alanına çevirmiş.
Yapılan kazı çalışmalarıyla Kral Mausolos ve kardeşi MÖ 351- MÖ 344 İdrieus -İdrus’un yaptırdığı düşünülen bazı yapılar- şölen evleri, anıtsal merdivenler, rahip evleri, tapınak bulunmaktadır. Tapınağın güneyinde çeşitli yükseklikte aralarındaki açıklıklardan girilebilen Dor ve İyon sütunlarla çevrilidir. Burada görkemli ve mermerden İdrieus -İdrus tarafından yaptırılan andron– kurbanların yenildiği, bolca şarabın tüketildiği, yaklaşık 200 önemli kişinin yemek yediği yemek salonu- erkek salonu bulunmaktadır. Ayrıca tapınağa benzeyen, önündeki iki İyon sütunun arasındaki aralıktan girilerek mermer cepheli, görkemli Mausolos andonu yer altındadır.
Yarışların yapıldığı kuzey ve güney stoalar, tapınağın batısı ve arkasında, 13m. mermer cephesindeki 4 Dor sütunun arasından 4 kapıyla girilen iki odalı Oikol yapısı vardır.
Mermerden 10.53×11.45 m. boyutlarında, yan duvarlarındaki 5.40 m. yükseklikteki İyon sütunları ile dikkat çeken, üç kapı aralıklı, MÖ 203 yılında Kral III. Antiokhos’un naibi Zeuksis’in orduya kutsal alanda uygun davranmalarını emreden mermer yazıtında bulunduğu güney propylon- anıtsal giriş, dörtgen dorik yapı ile tipik Roma mimari eseri, süslemeli, mermer ve üç bölümden- sıcak, ılık ve soğuk- oluşan Roma hamamları dikkat çekmektedir.
Bunların yanında yapıların tapınağı çevreleyen en eskilerinden pınar çeşmeleri, mezarlar, Kutsal Yol, Akropolis Kalesi ve diğer beş bağımsız kalenin antik kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.
Helenistik dönemde MÖ 3. ve MÖ 1. yy. da kutsal alana sadece bir çeşme MS 1. ve 2.yy. da kuzey stao yeniden inşa edilerek iki hamamın da eklendiği yapılan çalışmalaradan anlaşılmaktadır.
MS 4. yy. da doğu propylon- anıtsal girişin yakınına doğu kilisesi inşa edilmiştir.
Milas- Euromos- Ayaklı

Milas’a 12 km uzaklıkta, Kızılbayır Dağ eteklerinde, Yunanca ‘Güzel, Güçlü‘ anlamlarına gelen Euromos adlı Karia kentinden günümüze kalan Roma dönemi, Karialı Tanrı Zeus Lepsinosa için yaptırılan, batı Anadolu’nun en önemli ve iyi korunan tapınağı kabul edilen Ayaklı Zeus mabedidir.
12 adet Korint tarzda ayağı bulunan mabedin sütunlarının üzerilerinde sütunları mabede armağan eden kişilerin adları yazılmıştır.
Bunun yanında antik yerleşim yerinde nispeten yıkık durumda bulunan tiyatro, nekropoller, agora, hamam, şapel ve kent surları da bulunmaktadır.
Bölgede yapılan kazılarda Milas- Mylasa’ya bağlı kentin bazı dönemlerde bağımsız yönetildiği ve özellikle MÖ Attika Delos Birliği’ne bağlı bir yerleşim yeri olduğu saptanmıştır.
Daha sonra Büyük İskender, Makedon, Mısır ve Suriye Kralları arasında el değiştiren kent,
MÖ 201-196 arasında Makedonya Kralı 5. Philippos’un yönetimi altındayken Philippoi olarak da anılmıştır.
MÖ 188 yılında, Apameia Anlaşmasıyla Euromos da pek çok Karya kenti gibi Rodoslulara devredilmiştir.
Roma döneminde gelişen ve tekrar bağımsızlık kazanan kent ve Bizans zamanında Milas- Mylasa piskoposluk merkezi olan Euromos bu dönemin sonuna kadar sürekli bir yerleşim yeri olarak süregelmiştir.
Milas- Damlıboğaz- Hydia- Su

Milas yakınlarında Sarıçay Vadisi, Sodra Dağı- Kaletepesi civarındaki Karia Antik Kenti Hydia, Yunanca ‘Su’ anlamına gelmektedir.
Anadolu’da ve bölgede bulunan çok sayıda geometrik, geç geometrik, erken ve geç oryantalist tarzdaki çanak çömlek malzemelerin -kaplar, hamur, form ve bezemeler- tarihte ilk kez Karia döneminde kullanıldığı kazılarla ortaya çıkarılmıştır.
Bu tarz kap ve malzemelere başta- oinokhoe, amphoriskos, olpe, lekythos, krater, skyphos, kotyle, kyliks, tabak, meyvelik, pyksis ve fincan formlarına- kentin yakınlarda diğer antik yerleşimlerde de– Beçin, Euromos, Labraunda, Yatağan, Attika, Adalar ve Güney Ionia– rastlanmaktadır.
Sanat tarzı, malzemeleri, yapılış biçimleri vb. Anadolu tarihi açısından değerli buluntular Hydia antik kentinin tarihsel önemini arttırmaktadır.
Milas- İasos -Kuren

Milas’ın dört önemli antik kentinden biri İasos, Milas’a 26-28 km uzaklıkta, eski bir yarımada üzerinde Güllük Körfezi, Mandalya Koyu, Kıyıkışlacık Köyü’nde zeytin ağaçlarının denize kavuştuğu yerde bulunmaktadır.
Tarihi MÖ 3000- MÖ 2000 orta tunç çağı- yıllarına kadar giden İasos -Kuren Antik Kenti antik dönemde uygarlıkların beşiği olmuştur. Çünkü tarih boyunca İasos’un kıyıları da diğer Yunan Adaları ve Ege kıyılarındanki yerleşim yerleri gibi deniz-liman- yoluyla sadece ticarete değil insan akınlarıyla kıyılar arasında kültür vb. alışverişinin de temelini oluşturmuş.
Strabo, İasos’untoprağının engebeli, bereketsiz ve tarıma elverişli olmadığı söylemektedir. Ancak çeşitli tür ve boyutta zeytin, zeytinyağı, şarap ve amforalar ile girintili çıkıntılı limanlarında ticaret ve balıkçılık çok gelişmiştir.
Ayrıca yöreye has, kırmızı-pembe damarlı yüksek kaliteli mermerleri ilk çağlardan beri yerli halk tarafından gerek ihtiyaç gerekse ticari amaçla kullanılmıştır.
Hıristiyanlıkla beraber kilise yapımınada da bu mermerlerin kullanıldığı hatta Ayasofya’ya da getirildiği bilinmektedir.
Tarihi çok eskilere gitse de günümüze gelebilmiş yapı yapıtların çoğu –107×87 m açık alanı olan erken dönem veBizans’a ait agoralar, balık pazarları, staolar- antik Yunan döneminde, satış yapılan sokak ya da Agoralarda üstü kapalı, sütunlu galeriler– bulunmaktadır. Bu staolar 2. yy.da halkın alışverişi için de yaygınlaşmıştır.Ayrıca staolardan birinin metal işi için kullanılması buna bağlı 6 ticari işletme olduğunu ortaya koymuştur. Bouleuterion- meclis binası, tiyatro, akropol, mozaikli ev, Artemis Tapınağı, MÖ 4.yy. Helenistik dönem büyük sur, su kemerleri, Megistos Tapınağı, Zeus Tapınağı, hamam, MÖ 4.-2. yy. Helenistik nekropol, mendirek, fener, 10×3 m2 ölçülerinde mezarlar ve balık pazarı olarak adlandırılan etrafı portikoyla- revak- çevrili 40×48 m 2ölçüsünde mozele- anıt mezar ve yapılardaki mozaikler- Roma dönemine aittir.Kalıntılar, Roma dönemi zenginliği ve görkeminin yansıması kabul edilmektedir.
Tüm bu eşsiz ve zengin yapılar kentin tüccarlarının kente maddi yatırım yaptıklarının kanıtı sayılmaktadır.
Ayrıca Milas- Sarıkemer- Avşar Köyü’nde bulunan Myus Antik Kenti bereketli bölgeye hayat veren Menderes Nehri kıyısına kurulmuştur.
Ancak zaman zaman bölgede salgın olan sıtma yüzünden MÖ 1000yılında halk kenti terk ederek Miletos’a taşındıkları yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılmıştır.

