Muğla/Fethiye – Marmaris-Gökova

Fethiye – Telmessos

Antik çağlara ait sayısız kalıntının bulunduğu Fethiye’ye giderken yolda size muhteşem bir doğa eşlik eder. 

Likya- Karya sınırında yer alan Telmessos’da insanlık tarihi MÖ 3000 Belen civarında başladığı yapılan kazılardan anlaşılmaktadır.

Yerli Anadolu halklarının yaşadığı Telmessos uzun zaman Likyalılara karşı bağımsızlık mücadelesi vermişse de bugün de görülebilen çok sayıda anıta imza atan Likyalılar, MÖ 1200 yıllarında uzun zaman bölge ve kentte varlık göstermişlerdir.

Daha sonra MÖ 6. yy. da Perslerin yönetimine giren ve sürekli tehditlere maruz kalan Telmessos, MÖ 5. yy. da bölgenin güvenliğini sağlamak için merkezi Yunanistan’da olan bölge ve kent devletleri tarafından kurulan Attika Delos Birliği’ne katılmıştır. 

Bir süre Perslerin Karya Satrapı Mausolos tarafından da yönetilen Telmessos, MÖ 334 yılında Büyük İskender’in, Persleri Anadolu’da yenilgiye uğratmasıyla diğer pek çok kent gibi İskender-Makedon yönetimine geçmiştir.

İskender’in ardından bir süre Selevkosların elinde kalan kent, MÖ 3. yy. da Mısır- Lagos Hanedanı tarafından dahi yönetilmiştir.

MÖ 188 yılında da Pergamon-Bergama’ya bağlanan antik kent, bu krallığın MÖ 133 yılında yıkılmasıyla bağımsızlığını ilan etmiştir. 

Bir ara kenti kendi yönetimine almak isteyen Pontus Kralı Mithridates karşısında kent halkı Rodos’un da yardımıyla bu yönetimi kabul etmeyip bağımsızlığını bir süre daha sürdürebilmiştir. 

Daha sonra Anadolu’da egemenliğini artıran Romalıların eline geçen Telmessos, Roma’nın ikiye ayrılmasıyla 395 yılından sonra Doğu Roma- Bizans toprağı olmuştur.

8.-9. yy. da Anastasiuopolis olarak anılan Telmessos daha sonra Yunanca “Uzak Diyar” anlamına gelen Makri- Meğrı olarak da adlandırılmıştır.

1284 yılında Menteşeoğulları döneminde Türklerin eline geçen kent, 1424 yılında da Osmanlı toprağı olmuştur. 1914 yılında hava şehidi Fethi Bey’den dolayı Telmessos adı Fethiye olarak değiştirilmiştir. 

Fethiye ve Telmessos antik kentindeki kalıntıların çoğu Likyalılar döneminden kalsa da burada yaşayan diğer ulusların izlerini de görmek mümkündür.

Günümüzde sadece tarihi anıtları ya da kalıntıların dışında Fethiye’nin içinde ve çevresinde pek çok tatil köyü, otel, motel, pansiyon, lokanta, bar vb. ile özellikle yazın tatilcilerin en fazla tercih ettikleri yerlerin başında gelmektedir.

Yamaç paraşütü, Af Kule dalış merkeziyle de son yıllarda spor turizminin de önemli merkezlerinden biri olan Fethiye, pek çok irili ufaklı koya, 12 adalar denilen yerler yat turizmi için vazgeçilmez doğa harikası Göcek, Ölüdeniz, Belcekız- Belceğiz, Çalış, İztuzu, Ölüdeniz yakınlarında pırıl pırıl sahili ve şelalelerinin eşliğinde sayısız kelebeğin dansına sahne olan Kelebekler Vadisi, Şövalye -Meğri Adası, Kızılada, Kabak Koyu vb., Simena- Kayaköy ile Telmessos, Kaunos, Kadyanda, Tlos, Pınara, Letoon, Sidyma ve Ksantos antik kentleri ile eşsiz bir tatil cennetidir. 

Fethiye yakınlarındaki plajlar

Fethiye’nin çevresindeki tüm koylar ve kıyılar kumlu, uzun, ince çakıllı plajlarla doludur. Ülkemizin ve Eğe’nin eşsiz körfezine de sahip Fethiye’nin yaklaşık 4 km.2 yüzölçümüyle en büyük adası Tersane ve koyu, Katrancı, Sarsala, Sırabük, Sarıyar, Kleopatra koyları ve mavi turlar için diğer koyları özellikle Göcek-Altın- Yılanlı, Yassıca, Zeytinli, Katrancık, Tersane, Manastır, Bedri Rahmi, Sıralı Bükü- Martin, Taşyaka- Mezar- Domuz, Tavşan, Deliktaş ve Kızıl koyları ve adalarını içine alan geziler vazgeçilmez rotalardır. 

Bu civarda Likya dönemine ait sütunlarında görülebildiği koyların trafiği özellikle yaz aylarında çok yoğun olduğudur.  Eşsiz doğa ve manzarasıyla son derece dinlendirici bu plajlara hem deniz hem de karayolu ile ulaşmak mümkündür.

Fethiye- Şövalye Adası

Deniz motoru, tekneyle 15-20 dakikada gidilebilenŞövalye Adası, Fethiye körfezinin ortasında bulunmaktadır. 

Körfezindeki tersane de gezildikten sonra adadaki lokanta, plaj, gazino vb. ile son derece dinlendirici bir tatil yapılabilir.

Fethiye- Belceğiz

Belceğiz, kumlu plajların, balıkların ve Ölüdeniz’in bulunduğu mevkidir. 

Deniz avcılığı için son derece uygun bir yer olan kıyı, her yıl çok sayıda yerli- yabancı turisti çekmektedir.

Fethiye- İçmeler- Kaplıcalar

Fethiye- Gebeler Kaplıcası

Tarihi dönemlerden beri ünlü bir kaynak olan kaplıcanın suyu romatizma hastalıklarına, siyatik ve açık yaralara iyi gelmektedir.

Belceğiz Turunç Pınarı ve Kıdırah içmelerinin suları mide ve bağırsak hastalıklara iyi geldiği çok eskiden beri bilinmektedir. 

Fethiye Müzesi

Fethiye ilçe merkezinde bulunan müzede kent merkezi ile yerleşim yerinin civarında yapılan kazı çalışmaları sonucunda elde edilen yapıtlar sergilenmektedir.

Ayrıca bölgede Urluca Köprüsü, Çayözü, Gökpınar ve Ballık- Maşta- bölgede görülmesi gereken doğa harikalarıdır. 

Fethiye- Gemile Adası- Aya Nikolas Adası

Fethiye’ye 9 km uzaklıkta, 400 m genişliği, 1 km uzunluktaki kıyıya sahip Ölüdeniz, ortaçağda Smybola olarak adlandırılan Gemile- Aya Nikola Adası, 5. yy. dinsel içerikli bir yerleşim yerine dönüşmüştür.

Gemile Adası, yakınındaki Karacaören Adası ile çevrede yapılan kazılarda genellikle kesme ve yöresel taşın yanında bazıları tuğladan yapılan 11 adet Basilika tipi kilise, birçok şapel, ev, depo, mezar ve sarnıç bulunmuştur. 

Üst kısmı dini, alt kısmının da yerleşim yeri ve ticaret amacıyla kullanıldığı belirlenen adadaki yapılar tahribata uğrasa da özellikle kiliselerİ duvarlarındaki dini freskler, mozaikler ile adanın tepesindeki  160 m uzunluğundaki yoluyla son derece ilgi çekici bir yerdir. 

Gemile Adası’ndaki 150 m yükseklikteki bacanın Karacaören Adası’na dumanla işaret vermek amacıyla kullanıldığı düşünülmektedir.

5. ve 13. yy. arasında bölgede başta, Gemile Adası, Ölüdeniz, Fethiye – Şövalye Adası ve 12 adaların yer aldığı körfezde çok sayıda dini yapının olması buranın önemli bir dini merkez olduğunun  ve  özellikle 5-7. yy. da hac yolculuğu -Ön Asya, Ege ve Akdeniz arasındaki Bizans, Yakın Doğu ve Avrupa deniz yoluyla yapılan- yapıldığı bilinmektedir. 

Hac yolculukları beraberinde ticari seferleri de getirdiği yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkarılmıştır. 

Adalar ve içlerindeki yapılar hem turizm hem de tarihi açıdan gezilmesi ve görülmesi gereken yerlerdendir.

Fethiye- Aminthas Kaya Mezarları

Fethiye kent merkezi, Kesikkapı Mahallesi civarındaki dik kayaya oyulmuş sivil mimari örneği,  halk arasında Kral Mezarı olarak tanınan antik anıt Aminthas, Hermapias ve oğul Aminthas ve bir diğer kişiye ait görkemli bir tapınak mezardır.

Bölgede yer alan tüm kaya mezarları gibi bu anıt mezarda klasik döneme ait, dolayısıyla kentte yaşayan pek çok uygarlığa da dağın dik yamacından tanıklık etmiş, bazı kısımları özellikle Hıristiyanlık döneminde oldukça tahribe uğramış eşsiz bir yapıdır. 

FethiyeKarmylassos-Kayaköy

Fethiye’ye 8 km uzaklıkta, ölüdeniz yolunda, ağaçların arasında, verimli toprak üzerindeki taşlar oyularak bir yerleşkeye dönüştürülen eski adı Karmylassos olan Kayaköy, tarihin ilk dönemlerinden – MÖ 3000- MS 19. yy.- son dönemlerde yaşanan mübadeleye kadar son derece gözde bir yerleşim yeri idi. 

Kentte yapılan kazılarda ele geçen buluntuların MÖ 4. yy. kadar gittiği Kayaköy’deki Osmanlı döneminin son yıllarına ait çok sayıda yapı ve yapıt- azınlıklardan kalan en fazla 50 m2  büyüklükteki, ikişer katlı, tamamı doğaya açık, birbirlerini rahatsız etmeyecek konumda yapılan 350- 400 taş ev ile 2  büyük kilise- Taksiyarhis ve Panayia Pirgiotissa- şapeller, mezarlık, yel değirmenleri, çeşmeler, mezun öğrencileri daha yükseğini okusunlar diye Rodos, Atina ve İstanbul’a gönderilen okullar- kız ve erkek öğrenciler için okullar, esnaf binaları- kasap, terzi, bakkal, manav vb., gümrük binası, hayalet yapılar- tarihin derinliklerinden bugüne geçmişin sessiz tanıklarıdır.

Fethiye- Üzümlü Köyü – Kadyanda

Fethiye’ye 18- 24 km uzaklıkta, Üzümlü Köyü içinde, denizden 915 m. yükseklikteki Likya yerleşim yeri Kadyanda’da yapılan araştırmalarda ele geçirilen Likçe tabletlerdeki yazı biçimi, kullandığı sözcüklerden ve Kadawanti olarak anılan kentin tarihinin MÖ 3000 yıllarına kadar gittiği saptansa da kentteki kalıntılarının tarihi ancak MÖ 5. yy. kadar gidebilmektedir.

7. yy. yerleşimin devam ettiği görülen Kadyanda’da sur duvarlarının bir bölümü, kaya mezarları ve bazı kitabeler en erken dönemlere tarihlense de sonraki uygarlıklardan -Helen, Roma vb.-ait iyi korunmuş bir tiyatro, stadium, agora, hamam, tapınak, poligonal sur duvarı, nekropol alanı ve Hektor Mezar Anıtı, kabartmalarla süslü mezarlar ve büyük bir ev 4 büyük sarnıca da rastlanmıştır.

Fethiye- Minare Köyü- Pınara

Fethiye’ye 22- 40 km uzaklıktaki Minare Köyü’nde yer alan antik kentte yapılan kazı çalışmaları ve eldeki yazılı kaynaklara göre, Pınara’da ilk yerleşimin MÖ 700 yıllarındaolduğu saptanmıştır. 

Likçe kitabelerde Pinale olarak adlandırılan kent, antik yazar Stephanus, Byzantion Menekrotes’a göre; “Xanthos’un nüfusu çok artınca yaşlılardan bir grup Kragos Dağı’nın yüksek olan tepesinde bir kent kurup adına da yuvarlak anlamına gelen Pınara adını verdiler.”  bilgileri mevcuttur. 

Ayrıca antik dünyanın ünlü coğrafyacısı Strabon, Artemidoros’dan alıntı yaparak, Likya Birliği Meclisi’nde üç oy hakkına sahip altı kentten birinin de Pınara olduğunu belirtmesi kentin önemini vurgulamaktadır.

Likya dönemine ait iki akropolis- yukarı şehir ve bunların arasına Hıristiyanlık döneminde eklenmiş kilise, sur duvarları, bazıları pilyeli çoğu Likya sivil mimarisi örneği ev tipi 2500 kaya mezarı, aşağı şehirde de bir tiyatro ve odeon, tepenin doğusunda agora ve tapınak kalıntıları, hamam görülmektedir. 

Kentin 8. yy. daki depremden zarar gördüğü ve terk edilmeye başlandığı yine yapılan kazılarla ortaya konmuştur.

Fethiye- Kumluova- Letoon- Leton 

Fethiye ilçesine bağlı, Fethiye- Kaş karayolu üzerindeki antik kentte Pers, Karya, Yunan- Helen, Ptolomaios ve ardından da Rhodos- Rodoslular yaşamıştır. 

Tarihi MÖ 7. yy. kadar giden antik kentin en önemli yapıları tanrıça Leto ve çocukları- Apollo ve Artemis- için MÖ 2. yy. da Dor ve Ion tarzında her birine ayrı ayrı yapılan tapınaklardır. 

Arkaik ve klasik dönemde MÖ 7.- MÖ 5. yy. Nymphe- Su Perisi kültünün yerini Helenistik dönemde Leto kültü almış ve Yunanlaşan Leton, Likya Birliği kutsal alanı olmuştur. 

Kentte bulunan MÖ 4. yy. Aramice- Grekçe- Likçe dillerinde yazılı -Karya ve Likya satrabı olarak Pixodares`in MÖ 358’de kenti ilk kez yönettiğini, Hekotomnid sülalesi ile Likyalılar arasında iyi ilişkiler kurduğunu, Likya’ya Archon ve Xanthos’a vali gibi memuriyetlere adamlarını tayin ettiğini yazan kitabe ile diğer dinsel ve politik kitabeler kent ve bölge tarihi açısından son derece önemli belgelerdir.

Letoon’da kutsal kaynaklar, Nymphaion, tiyatro, tapınakların yakınında yine üç dilde-Aramice, Grekçe ve Likçe- ve Kaunos’lu tanrı Basileus için Ksanthos’ta kurulan bir kült ile törenlerdeki kurban ve kurallardan bahseden ve bu kurallara karşı çıkan Leto ve çocuklarının Nympheler önünde suçlu sayılmasını anlatan yazıt bulunmaktadır. 

Ayrıca antik yapılara ait kalıntı parçalarının yanında 7. yy. da eklenen bazilika şeklinde inşa edilen kilise sonradan harap duruma gelmiştir.

Arap istilalarının artmasıyla özellikle 8. yy. dan sonra kent terk edilmeye başlamıştır.

Letoon 1988 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştır.

Marmaris

Marmaris’in tarihi MÖ 12 binyıllarına kadar gitmektedir. Bu döneme ait Bedir Adası- Nimara Mağarası’nda yapılan araştırmalarda bazı alet ve materyaller ortaya çıkarılmıştır. 

Kentin yakınındaki pek çok uygarlığın yerleşim yeri Fiskos liman kentinin tarihi de MÖ 3400 yıllarına uzandığı saptanmıştır. 

Antik adı Karya dilinde Doğa Kenti- Pricus- Phyckos- Fiskas olan kent ve çevresinde doğal özellikleri- elverişli iklimi, denize yakınlığı, limanları, adalara ulaşımı vb. – Anadolu’nun pek çok uygarlık- Karia, Rodos ve Ege ada uygarlıkları, Mısır, Asur, İon, Pers, Makedon, Suriye, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı- için cazip bir yerleşim olmuştur. 

Günümüz de de Marmaris tarihi, iklimi, doğası, koyları, doğal yat limanları Netsel Marina, Belediye Rıhtımı, Albatros Marina, Akdeniz Martı Marina, Karacasöğüt Martı Marina- dalışmerkezleriile çok güzel bir tatil beldesidir. 

Marmaris yakınlarında özellikle Söğüt Köyü- Adası, Fenaket, Değirmen, Nimera- Günnücek, Cennet, Zeytinli Adaları, Boyacı, Yalancı Boğazı, Sarandasa, Bozburun, Selime, Kaygıseki, Kızılağaç, Kızılyer, Bayırköy, Taşlıca doğal, muhteşem kumlu ve manzaralı, eşsiz denizin keyfinin çıkarılacağı sahilleri, eşsiz koyları, kumlu uzun plajları– Çamlık iskelesi, Boncuk Koyu, Sedir Adası, Okluk, Kumbükü, Turgut, Orhaniye- Kızkumu, Selimiye, Hisarönü, Bördübet koyları, Çubucak ve İnbükü Orman Kampları, Bencik Limanı- ile son derece ilgi çekici doğal bir merkezdir.

Çok sayıda tarihi yapı ve yapıtın– kaleler, kuleler, tapınaklar, agoralar, tiyatrolar, heykeller, yapı kalıntıları, nekropoller, akropolis ve asklepionları, sur kalıntıları, mezar anıtları, burçlar vb.-bulunduğu antik kentleri– Physkos, Amos, Asartepe, Bozukkale- Loryma , Sedir Adası- Kedrai, Selimiye- Hydas, Hisarönü- Erine, Pazarlık- Castabus, Söğüt- Thyssanos, Bayır- Syrna Taşlıca-Phoenix, Euthenna, Bybassos, Karacasöğüt- Amnistos- son dönemlerde artan turizmciler sayesinde ilçeye yapılan pek çok tatil köyü, otel, motel, pansiyon, lokanta, bar, disco vb. yüzünden çok kalabalıklaşan Marmaris’te çarpık bir kentleşme de görülmektedir.

Marmaris ve Çevresindeki Tarihi Yerler, Yapı ve Yapılar

Marmaris Kalesi

İon dönemi MÖ 1044 yılında yapıldığı düşünülen kale zaman zaman çeşitli onarımlar geçirse de Osmanlı zamanında Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1522-1577 yılında esaslı bir onarım geçirerek tekrar tasarlanmıştır. 

Kemeraltı Mahallesi’ndeki kalede 18 oda, bir çeşme ve çeşitli kapalı alanlarda arkeolojik ve etnografik eserler sergilenmektedir.

Kalenin sarnıç kapısının sağ ve solunda iki mazgal dikkat çekmektedir.

Marmaris- İbrahim Ağa Cami

Üzeri büyük bir kubbeyle örtülü cami, İbrahim Ağa tarafından, 1789 yılında Kemeraltı Mahallesi’nde yaptırılmıştır.

Marmaris- Kervansaray- Hafsa Sultan Kervansarayı

Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Hatun adına 1545 yılında yaptırılmıştır.

Osmanlı dönemi mimari ve süsleme özelliklerine göre inşa edilen yapı, tüccarların eşyaları ve hayvanlarıyla konaklama amacıyla yapılmıştır. 

Bugün kent merkezinde yer alan yapı turizm amaçlı kullanılmaktadır.

Marmaris-Taşhan- Köprü

Köprü ve kâgir kemerlerle örtülü Taşhan, Kanuni zamanında yapılmıştır. 

Bu yapı gibi Marmaris’teki Osmanlı dönemi yapıtların çoğu 1523 yıllarında Kanuni’nin Rodos seferi sırasında inşa edilmişlerdir.

Marmaris- Sedir- Kedreai Adası

Keramos Körfezi kıyısında yer alan ve adı Türkler zamanında Şehiroğlu iken zamanla Sedir’e dönen, yaklaşık 800 m kıyı uzunluğu ile dikkat çeken Kedreai Adası orta ve küçük ada ile birlikte üç adadan oluşmaktadır. 

İki bölümden oluşan Sedir adasında tiyatro, kutsal alanlar, konutlar, liman ve çok sayıda resmi ve dini yapı surlarla çevriliyken doğusunda ana kara bölümünde de nekropol, liman ve sivil yapılar bulunmaktadır. 

Bir zamanlar MÖ 2. yy. da Rhodos’un mülkü sayılan Sedir Adası, MÖ 5. yy. da Delos konfederasyonuna bağlı Kedreai Birliği’ne vergi ödemekteydi. 

Daha sonra Karya kökenli, Apollon’a tapınan Kedreailer, MÖ 404 yılında Peleponnes Savaşı sırasında Atina’nın yanında yer aldıkları gerekçesiyle Spartalı komutan Lysandros tarafından köle tacirlerine satıldıkları tarihi kaynaklarda yazmaktadır.  

Günümüzde adada yer alan tarihi kalıntıların çoğu sonraki uygarlıklara özellikle Bizans dönemine aittir. 

11. yy. da Türklerle tanışan ada 15. yy. da Osmanlı toprağı olmuştur.

Adada görülen önemli tarihi yapılar 2500 kişilik Roma ve Bizans döneminde kullanılan Helenistik tarzda Rhodos’un üç büyük tiyatrosundan kabul edilen büyük tiyatro, MÖ 2 ve MÖ 1. yy. içinde bir yazıtta bulunan Apollon Kutsal Alanı ve Kültü, MÖ 4. yy. surlar, agora ve Hıristiyanlık dönemine ait büyük bazilika ile 11- 12. yy. Kıstak Kilisesi olarak sıralanabilir.

Gökova- Akbük- Akyaka

Muğla’nın yaklaşık 20- 25 km uzaklığındaki Akyaka, 1980’li yılların sonuna kadar pek bilinmeyen sesiz sakin bir belde iken sonradan turizmin gelişmesi ve Ağa Han Mimarlık ödülünü alan Nail Çakırhan Evi’nin burada olması yerleşim yerinin hareketlenmesini sağlamıştır.

Akyaka doğal güzelliği hala devam etse de eskiye oranla daha kalabalık bir yerleşim yeri haline geldiği görülmektedir. 

Ayrıca kentin girişindeki Karia kaya mezarları, Torosların soğuk suyundan beslenen ve çeşitli cilt hastalıklarına iyi gelen Azmak Çayı ile tanınan yerleşim yerine çok sayıda turistik tesis açılarak her yıl artan sayıdaki ziyaretçileri ağırlamaktadır.

Çaydan kalkan teknelerle Gökova Körfezi’ne tekne turları da yapmak mümkündür. 

Gökova ve çevresinde tekneyle gidilen mağaralar ve ünlü Sedir Adası bir zamanlar Rodosluların egemenliğinde idi. 

Dünyada yalnız 15 yerde bulunan ve Türkiye’de de deniz suyundaki karbondioksitin etkisiyle yüzyıllar boyunca oluşabilen kumları sadece burada görmek mümkündür. 

Bu yüzden adadan kum almak yasaklanarak bölge hem arkeolojik hem de doğal sit alanı ilan edilmiştir. 

Kleopatra’da kumları yüzünden buraya denize girmeye gelirmiş ve bugün onun adına ithafen Kedreai -Kleopatra plajı bulunmaktadır. 

Ayrıca Roma ve Bizans döneminde önemli bir kent olan Kedreai’nın tiyatrosu ile üç silindir sunaktan biri yılan kabartmalı olan Apollon Pythios’a adanmıştır. 

Bunun yanında burada Dor tapınağı ve diğer antik kalıntıları da görmek mümkündür. 

Adadaki diğer koylar; Okluk Koyu, İngiliz Limanı, İncekum, Çınar, Çamlı koyları, Soğuksu vb. yerleri de gezip görmek son derece keyiflidir.

Kente 50 km uzaklığındaki Akbük tam bir doğa efsanesi Gökova Körfezi’nin en güzel doğal turizm cennetlerinden biridir. Her yıl çok sayıda insanı bölgeye çeken mekânları umarım daha fazla bozmadan gelecek nesillerin de görmesini sağlayabiliriz. 

Muğla çevresinde gezilip görülmesi gereken yerler; Lykia uygarlığının önemli kentlerinden Tlos, Minare Köyü- Pınara, Letoon, Patara antik kentlerini ve Karanlıkdere ve Saklıkent Kanyonu, 1700 m yükseklikteki doğa harikası Girdev Yayla ve Gölet’ini de içine alan Seydikemer olarak sayılabilir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top