Muğla/Datça

Datça, Gökova Körfezi’nin güney kıyısındaki bir yarımadada yer almaktadır. Marmaris’e  90 km uzaklıktaki Datça’da, Roma, Bizanslılar, Menteşeoğulları, Osmanlı dönemleri yaşanmıştır. 

Burgaz, Gebekum, Karaincir, Tekir, Kargı, Mesudiye, Palamutbükü, Taşlık, Akvaryum Koyu, Ovabükü, Hayıtbükü, Ovaburnu en güzel kıyı ve plajlardır.

Kentin yollarının virajlı ve bozuk olmamasından dolayı, bölge geneline göre doğallığı daha az zarar görmüştür. 

Datça’da, Romalılar döneminden günümüze gelebilmiş tarihe ışık tutan çok sayıda önemli yapı ve yapıtlar bulunmaktadır. 

Datça- Knidos

Reşadiye Yarımadası, Datça- Kızlan Ovası’nın tarihi MÖ 2000 Karya dönemine kadar gitmektedir. Yunan adalarından gelen Dorlar tarafından MÖ 1000 yılında kurulan Knidos Antik Kenti bugün Datça merkezine 4 km mesafedeki Burgaz Düzlüğü’nde yer almaktadır. 

Antik dünyanın en önemli tarihçisi Herodot’a göre de Knidos, Spartalılar tarafından koloni olarak kurulmuş ve yerleşim yeri zamanla gelişerek güçlenmiştir. 

MÖ 6.- MÖ 5. yy.dakente hakim Fenikeliler denizcilikte çok ilerlerlemiş ve tersanelerle yerleşim yerini çevrelenmişler. Ancak halkına pek çok fırsat- beslenme, ticaret, ulaşım vb.– sunan deniz, kıyıdan gelen saldırılara da açık hale gelmiştir.

Denizden gelen kavimlerden biri olan Lidyalılardan kentlerini korunmak için Knidoslular Reşadiye Yarımadası’nı karadan ayırmaya çalışmışlar ama yine de Knidos, MÖ 546 yılında Datça ile birlikte Lidyalıların ardından da Perslerin egemenliğine girmiştir. 

Anadolu’da ele geçirdikleri yerleri genellikle yakıp yıkan Persler, Knidos’a fazla zarar vermemişler.

MÖ 334 yılında Büyük İskender tarafından alınan daha sonra Roma, Seleukos tekrar Roma ve Bergama Krallığı dönemlerini yaşayan Datça yarımadası ve özellikle Knidos tüm bu ulusların denize açılan en önemli kapılarından biri olmuştur. 

“Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası’na bırakır” diyen Starbon’a göre; ada ile kara doldurularak biri askeri diğeri ticari amaçla kullanılan iki liman –kuzey ve güney- elde edilmiştir. 

Kıyıya paralel olan Knidos, limanı sayesinde oldukça varlıklı bir görünüme bürünerek Karia’nın en önemli ticaret, kültür, sosyal, sanat kentlerinden biri olmuştur.

MÖ 4. yy. da ticaretin gelişmesiyle özellikle hazmı kolaylaştırdığına inanılan şarap ihracatının merkezi olarak zamanla yarımadanın uç kısımlarında halen görülebilen antik kalıntıların olduğu yere taşınmıştır. 

Denizi, limanı, şarabı vb. ile tüm ulusların sahip olmak istediği Datça, Dorlar zamanında kurulan Hexaopisi Birliği’ne bağlanarak her dört yılda bir düzenlenen festival için Dor mimari tarzında Apollon Karneisos Tapınağı yapılmıştır. Tapınağın Helenistik terasına MÖ 450 yılında Polynotos tarafından son derece dikkat çekici duvar resimleri yapılmış ve terasa daha sonra dikdörtgen bir sunak da eklenmiştir. Yine bu dönemde kentin  sanat ve mimari gelişimi artarak devam etmiştir.

Ancak depremler, korsan saldırıları, iç çekişmeler ve savaşlarla sıkıntılı günleri hiç eksik olmayan Knidos halkı, tatlı suyu ve verimli toprakları bırakmak zorunda kalarak kendilerine tam tersi olanaklar sunan, MÖ 4. yy. da yarımadanın batı ucu Tekir Burnu’na göç etmek zorunda kalmışlar. 

Buranın da karasal olanaklarının yetersiz olması halkı tekrar denizden yararlanmaya zorlamış ve Knidoslular bir süre sonra tekrar denize dönerek yeni limanlar kurmuşlardır. 

Zamanla Karialı Knidosluların Eğe, Akdeniz havzası, Mısır ve İtalya kıyıları, İngiltere’ye kadar uzanan bir deniz ticareti geliştirmişler ve özellikle hazmı kolaylaştırdığına inanılan şarap Knidos’un en önemli ihraç ürünlerinin başında gelmeye başlamıştır.  Ayrıca sirke, zeytin, zeytinyağı, seramik, erotik tasvirlere sahip anı hediyelikler, kandiller, omuzlarda Knidos Yaprağı, kulplarda Knidos Düğümü çizilmiş Knidos Tipi ve kült eşyalar geniş bir coğrafyaya ihraç edilmiştir.

Knidos’a Dor ve pagan Roma zamanında çok sayıda tapınak yapılırken Roma’nın Hıristiyanlaşması ile Doğu Roma- Bizans dönemlerinde artan kent nüfusuna paralel olarak –nüfusu yaklaşık 70 bin kişi– çok sayıda kilise de eklenmiştir. 

İlk çağlardan beri Knidoslular, sıklıkla saldırılara uğrasalar da yine de ticaretle zenginleşmeleri sürmüş ve dönemin ünlü sanatçılarını getirterek pek çok değerli yapı- yapıtla kentlerini taçlandırmışlardır. 

Kentte antik dönemin en önemli sanatçı ve bilim insanlarının yetiştiğine de kaynaklardan tanık olunmaktadır.  Özellikle dünyanın yedi harikasından biri İskenderiye Feneri’ni yapan Mimar Sastratos- Sostratos, gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu bulan ünlü astronom- gökbilimci, matematikçi ve filozof Eudoxus -Endoksos, Doktor Eueryphon, ressam Polygnotos, ünlü Aphrodite heykelini yapan heykeltıraş Praxiteles- Praksiteles bu kişilerden bazılarıdır. 

Knidos’a  Aphrodite heykeli ile diğer sanat eserlerini görmeye, dini festivaller, sanat ve spor etkinliklerine katılmaya çok sayıda insanın gelmesi, antik dünyanın ilk turizm hareketliliğinin başlamasını sağlamıştır.

Ancak daha sonra Bizans İmparatoru Theodosios tarafından İstanbul’a getirilen Aphrodite heykelinin akıbeti ne yazık ki bilinmemektedir. 

Tarihi boyunca ticareti sayesinde zenginleşen Knidoslu tüccarlar kentin mimarisine de katkıda bulunduklarına dair belgeler mevcuttur.

Hippodamos’un ızgara planla- doğu- batı yönünde paralel dört geniş cadde, kuzey- güney yönünde bir cadde ile dik açılı olarak kesilen bölgenin konumuna uygun cadde ve sokakları merdivenler ya da dik olarak birbirlerini kesen plan– inşa edilen Knidos’da agora, 130 m ticari staolar- 5×80 m2 ölçülerinde 25 dükkan,kült odaları,  kent duvarları, odeon, 8000 kişilik tiyatro, güneş saati, kilise ve Demeter Tapınağı günümüze kadar sağlam olarak gelebilmiş ve bölgede görülmesi gereken önemli tarihi yapılardır.

Daha sonra Anadolu’nun en büyük uygarlıklarından Roma döneminde Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesiyle ülkenin her yerine yayılan Hıristiyanlar Knidos’a da ulaşarak halkını etkilemişlerdir. Doğu Roma-Bizans toprağı olduğu döneminde de Knidos batı Anadolu’nun piskoposluk merkezlerinden biri olmuştur.

Ancak Knidos zamanla tekrarlanan depremler yüzünden terk edilmeye başlanmış ve küçülerek varlığını 7. yy. a kadar sürdürse de daha sonra iyice boşalmıştır. 

13. yy. da Menteşe Beyliği’ne bağlanan yarımada, 15. yy. da Osmanlı toprağı olmuş ve son Osmanlı Padişahı, Sultan Reşat’tan dolayı, Datça, Reşadiye olarak da anılmaya başlanmıştır. 

Cumhuriyetten sonra yeniden Datça adıyla anılmaya başlayan kent, halen –235 km’lik sahili, 52 koyu, zengin flora ve faunası, Knidos Antik Kenti, birçok mavi bayraklı plajı, tatil köyleri, siteleri, kamp alanları, Karaincir, Palamutbükü, Mesudiye, Hastanealtı, Periliköşk, Billurkent plajları -ile bölgenin ve ülkenin en güzel, el değmemiş tatil yerlerinin başında gelmektedir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top