Rüzgârlı Burun anlamına gelen Anamurium adıyla kurulan Anamur’u MÖ 4. yy.’da Fenikelilerin Lodos rüzgârlarına karşı korunaklı bir koyda kurduğu varsayılmaktadır. Aynı döneme ait olduğu düşünülen kale de yüksek bir tepede denizden gelecek saldırılara karşı yapılmıştır.
Kentin adına da ilk MÖ 4. yy.’ da bir liman listesinde rastlanmıştır.
Dağlık Kilikya’nın en iyi korunmuş, limandan dağa doğru eğimli bir arazi üzerinde yer alan Anamurium zikzaklı surlarla çevrilmiş, kale içi ile denize doğru olan kısımlar duvarlarla birbirinden ayrılmıştır.
MÖ 3. yy.’ da İskender ile beraber Helenleşmeye başlayan kentin denizden yaralanması ve nüfusu önemli ölçüde artmıştır. Kent, konumu nedeniyle sık sık istilacıların saldırısına uğramıştır.
MÖ 1. yy. başlarına kadar çeşitli çatışmaların gölgesinde kaldığı için kendini tam ortaya çıkaramayan Anamurium, 72 yılında Roma toprağı olarak daha geniş bir alanda gelişimini sürdürmüştür.
MS 1. yy.’ da Kommagene Krallığı’nın bir parçası olan Anamurium’da Kral IV Anktiokhos zamanında para basılmış ve kent surları yapılmıştır.
Roma Dönemi’nde Kıbrıs’a yakılığı nedeniyle Germanikapolis (Ermenek) ile bağlantılı bir ticaret merkezi haline dönüşen Anamurium varsıl bir seviyeye gelmiştir.
Roma zamanın parlak günlerinin ardından 260 yılında Pers-Sasanilerin baskınlarıyla kent çok tahrip edilmiştir.
5. yy.’dan sonra İsaurialıların eline geçen kent, 6. yy’a kadar eski refah dolu günlerine döndüğü kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Bölge ve kentin Hıristiyanlık döneminde de kalabalık bir yerleşim yeri olduğuna dair belgelere rastlanmaktadır.
1300-1308 yılları arasında Anamurium, Karamanoğlu Mehmet Bey’in daha sonra da Osmanlıların eline geçmiştir.
Helenistik çağda da önemli bir liman kenti olduğu bilinen Anamurium’un dikkat çekici kalıntıları; kenti çevreleyen gözetleme kuleleriyle yöresel kireç taşından yapılan 1.5 km’lik surlar ( bazı kısımları 8 m yükseklikte), 1. ve 4. yy. arasında moloz taştan yapılan beşik tonozlu, iki katlı, bir veya iki odalı 350 mezarın olduğu nekropol Anadolu’nun iyi korunan Roma mezarları, yaklaşık 350 adet mezarda kuş, tavuk kuşu, balık, çiçek, girlantlı, çeşitli hayvan figürlü, Medusa başı, baklava desenli, kırmızı, yeşil, sarı, yeşil ve siyah renkli ve kabartmalı freskler, kentin kuzeydoğusunda doğu-batı yönlü döşeli su kemerleri ve ssu sarnıçları kalıntıları, 900 kişilik odeon, 2. yy. yarım daire tiyatro, tabanı mozaiklerle bezeli, 100 m uzunluğunda 1000 m2’lik gymnasium ve 3 ısınma odası ve 2 yüzme havuzu olan hamam kalıntıları, balıkçı, inşaat, çömlekçi, dokuma, terzi ve oyun aletleri, kurşun mühürler, kantar ağırlığı, sikkeler, makyaj malzemeleri, bilezik, anahtar, kilit, kemer tokaları vb. olarak sıralanabilir.