AKSARAY

Coğrafi;

Komşular; Aksaray, Nevşehir, Niğde, Konya, Ankara ve Kırşehir ile fiziki sınırları çizilidir. 

Yüzölçümü; 7997 km2 

İklim; Denizden yaklaşık 980 m yükseklikte bir yerleşim yeri olan Aksaray’da tipik karasal iklim özellikleri- yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağış– görülmektedir.

İlçeler; Ağaçören, Eskil, Gülağaç, Güzelyurt, Ortaköy, Sarıyahşi ve merkez ilçe Aksaray. 

Bitki Örtüsü; Etrafı yüksek dağ ve tepelerle- Karadeniz- Kuzey Anadolu dağları, Toroslar- Güney Anadolu dağları– çevrili ve volkanik dağların -3268 m Hasandağ, 2137 m Ekecik Dağı, 2964 m Melendiz- lavlarıyla kaplı geniş bir düzlükte yer alan Aksaray Ovası ve 1000-1500 m. yükseklikteki Kızılırmak ve Obruk platoları ile 1500 km2  alana sahip Tuz Gölü civarının tamamına yakını bozkır bitki örtüsüyle kaplıdır. 

Ancak İlin % 49 dağlık bölgesi, Mamus Baraj Gölü ve irili ufaklı krater göllerinin etrafı ile ırmaklarla –Melendiz Çayı, Karasu, Uluırmak – sulanan ovalık düzlüğü, Kızılırma civarı, Obruk platoları ve az miktardaki ormanlarında çeşitli otsu bitkiler- çayırlık, otlaklar, meralar vb.-dikkat çekmektedir. Ayrıca Aksaray %50 gibi geniş tarım arazisine sahip bir ildir.

Ulaşım; En önemli karayolu geçiş yolları üzerindeki  Aksaray’dan hemen hemen ülkenin pek çok yerine- Edirne, İstanbul, Ankara, Adana, İskenderun karayolu ile Samsun, Kayseri, Konya, Antalya– karayolu ile ulaşılabilmektedir. 

Tarihi; 

Yapılan araştırmalardaki kalıntılar, belge ve bilgilerden öğrenildiğine göre insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri Aksaray- Aşıklıhöyük MÖ 8000 (neolitik ve akeramik dönemde) bölge, ülke ve dünya tarihini tanımak, anlamak için son derece önemlidir. 

İlk yerleşim dönemlerinden günümüze kadar Aksaray coğrafi konumu -kuzey- güney, doğu- batı ana karayolu bağlantı noktası– nedeniyle pek çok açıdan- ticari, kültürel, sosyal, ulaşım, iletişim vb.– hala önemini korumaktadır.

Kapadokya Bölgesi giriş kapılarından Aksaray ili son coğrafi şeklini-tepeler, araziler, krater göller, vadiler, ırmaklar vb.– volkanik patlamalar ve lavların erozyon, rüzgar  vb. aşınmasıyla almıştır. 

Ayrıca bu volkanik patlamaların sürdüğü çağlardan başlayarak neolitik döneme MÖ 8000- MÖ 7000- MÖ 6000 rastlayan ilk yerleşimler sırasında Konya-Çatalhöyük’ teki evlerin duvarlarına çizilen Aksaray- Hasandağı resimleri dünyanın ilk peyzaj mimari resimleri olarak kabul edilmektedir.

Daha sonra Aksaray yakınlarındaki köylerde -Böget ve Koçaş köyleri-  MÖ 5900-3200 kalkolitik (bakır)  ve eski demir çağına ait önemli bilgiler- sosyo-ekonomik ve kültür vb.- içeren seramikler bulunmuştur.

Bu seramikler bölgenin önemli bir yerleşim yeri olduğunun kanıtı sayılmakla beraber zamanla araştırmalardan daha fazla bilgi edinileceğinden kuşku yoktur.

Ayrıca Aksaray’a bağlı Acemhöyük adlı antik Hatti yerleşkesinde MÖ 3000- MÖ 2000 Mezopotamya’dan gelen Asur ticaret kolonileriyle alışverişin doğudan başlayarak Anadolu içlerine, batı, Eğe ve Akdeniz’e taşınması kentin son derece önemli bir kavşak olduğunun bir diğer göstergesidir. 

Yaşamlarının her alanını- sosyal, ticari, dini, askeri, ailevi, komşuluk ilişkileri vb.- çamur tabletlere aktararak yazıyı Anadolu’da etkin bir şekilde kullanan Asurlulardan bölge ve yaşam şekli – ticari, dini, mimari, gelenek-görenek vb.- hakkında çok şey öğrenilmiştir.

MÖ 3000’den başlayarak Anadolu’da ilk siyasal örgütünü kuran bir MÖ 1200 Trak- Trakya kavimlerinin en güçlüsü olan Hititlerin bu dönemde de Aksaray ve çevresinde yaşadığına dair bilgilere Hitit tabletlerinde rastlanmaktadır.

Bu dönemlerin ardından bölgeye MÖ 1700 Kafkaslardan gelerek askeri küçük koloni- şehir devletleri kurarak Anadolu’da yaşamaya başlayan ulusların varlığına dair bilgileri yine kazı kalıntıları ve tabletlerden öğrenmekteyiz.

Aksaray ve çevresinde yaşayan çok sayıda ulustan- Hitit, Asur, Pers, Helen-İskender, Kapadokya Kralları, Roma, Bizans, Selçuklu ve Karamanoğulları, Osmanlı- bazıları olarak sıralanabilir.

Çeşitli dönemlerde kente pek çok isim – Hitit – Nenessa -Nenossos, MÖ 1000 Kral Kiakki- Şinakhatum- Şinukhtu, Helenistik- Kapadokya Krallığı- Garsaura, Kolonea- Arkhelais, Taxara, Selçuklu Şehri- Süleha, Piga Helena, iyi insanların yaşadığı kent- Şehr-i Süleha – verildiği ve en son  Aksaray adını  Kapadokya Krallarından Kral Archelais’dan aldığı varsayılmaktadır.

Selçuklu Hükümdarı II. Kılıçarslan döneminde 2.başkent olan kentin adı Arkhelais’dan Aksaray’a çevrilmiştir.  

Konumu nedeniyle Anadolu’da 1. yy. yayılmaya başlayan ilk Hıristiyanlık hareketlerinin Aksaray’dan geçmesi ve coğrafi özelliliğine – kolayca oyulabilen tüf volkanik vadiler başta Ihlara, Güzelyurt vb. ve mağaralarda oluşturulan korunaklı alanlar- bağlı olarak ilk Hıristiyanların bir kısmının burayı yurt seçmesi kent ve çevresini 1200-1300 yıllarına kadar önemli bir dini merkez yapmıştır.

Kapadokya’nın gizemli kaya mekanlarından dolayı özellikle 7. yy. da Anadolu ve bölgede artan Arap istilalarından kaçan Hıristiyanların sayısı başta Göreme, Ihlara, Güzelyurt vb. arttığı bilinmektedir.

1076-1142-1318 dönemlerinde bölgede yaşayan Türk uygarlıkları özellikle Selçuklular kent ve çevresine muhteşem yapılarıyla -camiler, köprüler, türbeler vb.– büyük izler bırakmışlardır.

Daha sonra kentte 1470 – Osmanlı dönemine kadar İlhanlı, Danişmentliler ve Karamanoğulları yaşamışlardır.

15. yy. Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar Osmanlı döneminde de Aksaray ticari, dini, kültürel gelişimini artırarak sürdürmüş ancak İstanbul alındıktan sonra kentten bir kısım halk İshak Paşa tarafından İstanbul’a biraz da zorla gönderilmiş ve burada Aksaray adını verdikleri semtte yaşamaya başlamışlardır.

Cumhuriyet döneminde, Kapadokya’nın Kapısı olarak adlandırılan Aksaray, 1989 yılında il olmuştur. 

Tarihi İpek ve Kervan yolu üzerinde bulunan çok sayıda kervansaraya ev sahipliği yapan, günümüzde de Karadeniz, Marmara- Akdeniz- Güneydoğu ve Doğu Anadolu ile Doğu, Güneydoğu-Eğe ve Akdeniz bağlantı noktasında yer alan  Aksaray sahip olduğu tarihi, mimari ve doğal güzellikleri- Güzelyurt’u, Ihlara Vadisi, Sultan Hanı, Eğri Minare, türbeleri, camileri, kış sporları ve dağcılık için Hasan Dağı, krater gölleri, kümbetleri, kaplıcalar vb.- sayesinde her yıl çok sayıda insan tarafından ziyaret edilmektedir.

Aksaray ve Çevresindeki Tarihi Yapılar;

1-1-1-Aksaray Müzesi ;

Zinciriye Medresesi’nde başlayan müzecilik faaliyetleri 2014 yılında modern bir binada 10 bin 200 m2’lik 3 katlı  binada Aksaray Müzesi olarak devam etmektedir.

Müzede, Aksaray ve çevresinde arkeolojik kazılardan ele edilen buluntular tarihi dönemlerine göre sergilenmektedir.

1-1-2- Ulu Cami (Karamanoğlu Mehmed Bey Cami) ;

Aksaray merkezinde Selçuklular dönemi, 13. yy.’a tarihlenen cami kare planlı, düzgün kesme taştan inşa edilmiştir. Selçuklu dönemi mimari özelliklerini gösteren caminin kitabesine göre Karamanoğulları döneminde onarım geçirmiştir.

Selçuklu süsleme örneklerinden batısındaki taç kapıyla girilen cami birbirlerine kemerlerle bağlı 12 ayak üstüne oturmaktadır.

Kadınlar mahfili kısmı tonoz örtülü caminin abanoz, ayetlerle süslü minberinin ahşap işçiliği, incelikli işlemeleri, sedef kakma ve kalem işleri tam bir sanat şaheseridir

1-1-3- Eğri (Kızıl) Minare;

Kent merkezinde yer alan ve bütününde üç farklı eğiklikten dolayı İtalya’daki Pizza Kulesi’ne benzetilen 13. yy Selçuklu Dönemi caminin minaresi, horasan harcı ve kırmızı tuğladan inşa edilmiştir. 

I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1221-1236 yıllarında yaptırılan ve köşeli bir platforma oturtulan tek şerefeli minare yaklaşık 30 m yüksekliktedir. Zikzak, mavi ve yeşil çini mozaikle kaplı minarenin 92 basamağı vardır. 

Eğri de olsa yaklaşık sekiz yüz yıldır ayakta kalan minare yanındaki cami ile beraber kente renk katmaya devam etmektedir.

1-1-4- Zinciriye Medresesi;

Medrese, Karamanoğlu Yahşi Bey tarafından 1336 yılında, yöresel kesme taş ve tuğladan inşa edilmiştir. 

Binanın geneline eklenen dendanelerden dolayı kale şeklinde görünen medrese dört eyvanlı, revaklı, tonoz ve kubbe örtülü, 8 bölümlü  ve  açık avluludur. Medrese, eyvanlarındaki bitkisel ve geometrik desenlerin yanısıra klasik Selçuklu tarzı süslemeleriyle dikkat çekmektedir.

Medresenin basık kemerli desenlerle bezeli ana girişi sağlayan taç kapısı doğudadır.

Farklı boyutlarda sekiz odalı medresenin genelinde görülen bitkisel ve geometrik desenlerin işçilikleri görülmeye değer niteliktedir.

Zamanla çeşitli defalar onarım gören, bir dönem müze olarak da faaliyet gösteren medrese halen kentin önemli simgelerindendir.

1-1-5-Paşa Hamamı;

Aksaray merkezde, Zinciriye Medresesi yakınında yer alan Paşa Hamamı, II.Abdülhamit’in mabeyncisi (hafiye) Ortaköylü  Hacı Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır.

İki bölümden oluşan (Kadın ve Erkek) ve düzgün kesme taştan inşa edilen hamamın üstünü altı taş kubbe örtmektedir. Kubbelerin deliklerinden hamamın içi aydınlanmaktadır.

Kare planlı, altı odalı hamamın genelinde tipik Osmanlı mimarisi ve süslemelerinin izleri görülmektedir.

İçinde farklı ölçülerde bir havuza da sahip hamamın tabanındaki orijinal mermerlerin bir kısmı kaldırılıp yerine mozaikler döşenmiştir.

1-1-6-Cıncıklı Hacı Yusuf Mescidi;

Aksaray kent merkezinde, Selçuklu mimarisine bağlı kalınarak inşa edilen mescit, geometrik ve bol süslemeli olarak inşa edilmiştir.

Kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı mescide batı yönünden sonradan genişletilen kufi yazılı çini kitabeli taç kapıdan girilmektedir.

Mescidin içi kısmının güneyinde yuvarlak mihrap nişin iki yanındaki iki simetrik pencereden aydınlatılır. Mihrabın kuzeyinde kadınlar mahfili ve sağında sonradan eklenen ahşap minber bulunmaktadır.

Tuğladan örülü ve en süslü kısmı batı cephesi olan mescidin duvarlarının alt bölümleri ve köşeleri taşlarla sağlamlaştırılmıştır.

Ahşap tavanlı, kırma çatı ile örtülü  mescidin üç kemerle bölünmüş cepheleri turkuaz çinilerle bezelidir.

 1-2-1- Yeşilova (Acemhöyük) Puruşhattum; 

Aksaray’ın 18 km. kuzeybatısında, Anadolu’nun en eski ve önemli höyüklerinin başında gelen Acemhöyük’ün tarihi MÖ 3000 kadar gitmektedir.

Asurlular tarafından kurulan, Anadolu’nun en önemli maden üretim merkezi, 700 x 600 x 20 m3 hacme sahip höyük ve kentten Akad ve Hitit tabletlerinde Puruşhattum olarak bahsedilmektedir.

Höyükte eski tunç ve Asur dönemlerine ait 12 farklı tabaka bulunurken, aşağı kent olarak adlandırılan yerde sadece Asurlulara ait tek bir tabaka ortaya çıkarılmıştır. 

Kentte MÖ 2500 yılında koloniler tarafından başlatılan ticari faaliyetler, Asurlular zamanında da nitelik, çeşit ve  miktar olarak artmış ve bu dönemde yerleşim yeri son derece parlak günler yaşamıştır. 

Bölge ve bir diğer önemli Asur Ticaret kolonisi Kayseri- Kaniş’te ele geçirilen tabletlerden höyük hakkında  önemli bilgilere  ulaşılmıştır. Tabletlerden anlaşıldığına göre; Acemhöyük’te 3600 m2 alanda iki katlı, 50 odalı Anadolu’da en iyi korunan ve en  zengin Sarıkaya Sarayı’ı bulunmaktaydı.Bu sarayda oturan yerli Büyük Kral, Anadolu’nun üç önemli merkezinden biri olan Acemhöyök’ü yönetmekteydi. 

Sarıkaya ile Hatipler sarayları ve çevredeki diğer evler de yapılan kazılarda çok sayıda önemli buluntu– damga ve silindir mühürler, çok çeşitli renk ve desenlerle bezeli farklı biçimlerde yapılan çanak çömlek, kumaş, boncuk, altın süs eşyası, fildişi aletler zaman zaman para yerine de kullanılan gümüş ve bakır külçeler ile madeni eserlerin üretilmesi için depolanmış altın, gümüş, tunç, bakır, kurşun gibi çeşitli metallerden yapılmış süs eşyaları, silahlar, tanrı/tanrıça figürleri ve oyun tahtası vb.– bölge , Anadolu ve dünya tarihi açısından eşsiz örneklerdir.

MÖ 1800’e kadar kent ve höyüğün gelişimi artarak devam etmiş ancak bu tarihten sonra henüz nedeni belirlenemeyen bir yangınla yerleşim yeri büyük zarar görmüştür.

Tekrar imar edilmeye çalışılsa da araştırmalar ışında MÖ 1700 bölgeyle birlikte  Acemhöyük’ün de tamamen terk edildiği varsayılmaktadır. 

Daha sonraki dönemlerde kent ve höyükte tekrar başlayan yerleşimin MÖ 600 Roma dönemine kadar devam ettiği yine yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. 

Osmanlı döneminde İran ve Azerbaycan’dan getirilen insanların buraya yakın bir yere yerleştirildiği için antik kent Acemhöyük adını almıştır.

1-3-1- Gülağaç- Kızılkaya Köyü- Aşıklı Höyük:

Aksaray’a yaklaşık 30 km uzaklıkta, 1120 m yüksekte, bölgenin en eski yerleşim yerlerinden Aşıklı Höyük, volkanik bir arazide 350 x 150 m2 çanak şeklinde bir alanda yer almaktadır.

MÖ 8500-  MÖ 7300 neolitik dönem, avcı -toplayıcı toplulukların ilk yerleşik yaşama geçtikleri yerlerin başında gelen Aşıklı Höyük yaklaşık bin yıl kesintisiz yerleşime sahne olmuştur.

Aşıklı Höyük’te Anadolu’nun ilk  bitki– buğday, arpa, fıstıkgiller, çeşitli baklagiller, badem vb.-yetiştirildiği, hayvanların -koyun ve keçi – evcilleştirildiği, sosyal -kolektif yaşam- ile ekonomik faaliyet ve kuralların oluşturulduğu arkeolojik kazılarla saptanmıştır.

Ayrıca halkın yaşamak için çok sayıda hayvanı -yaban sığırı, kızıl ve alageyik, karaca, atlar, tilki, kurt, tavşan, kunduz, kaplumbağa, çeşitli kuşları, akbaba, karga, ördek, balık vb.- avladıkları da kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Volkanik araziden elde ettikleri volkan camı (obsidyen) ile kesici ve delici aletler, ok uçları yaparak avcılık, kasaplık, post ve deri işinde de geliştikleri belirlenmiştir.

Höyükte yapılan araştırmalar sırasında önceleri toprağa gömülü yuvarlak planlı barınaklarda yaşarlarken zamanla dörtgen, ardından toprak yüzeyine yaptıkları evlerde sosyal bir düzen içinde yaşadıkları da araştırmalardan öğrenilmektedir.

Aşıklı Höyük kazılarından dönemin yaşayış şekli ve detayları hakkında pek çok önemli bilgiye –mezarlık, ölü gömme yöntemleri, dünyanın ilk beyin ameliyatı ( 20-25 yaşlarındaki bir kadına) ilk çene otopsi izlerine de   (bir kadına) – ulaşılmıştır. 

Bunların yanında höyükte aşamalı olarak son yüzyıllarında başta bakır olmak üzere madenleri işlemeye başladıkları, kerpiç kullanımının geliştiği, Anadolu’nun ilk mimari bilgileri de belirlenmiştir.

Daha sonra tam olarak belirlenemeyen nedenlerle höyüğün terk edildiği saptanmıştır.

1-4-1- Peristremma- Ihlara;

Hemen yakınındaki volkanik dağların başta -Hasan ve Melendiz- patlamalarıyla yarılarak oluşan Ihlara kanyonu ve çevresi elverişli ve güvenli barınaklara uygunluğu, yiyecek yetiştirebilme kapasitesi, Melendiz Çayı’na yakınlığı nedeniyle tarihin çok eski dönemlerinden beri insanların yaşam alanı oluşturdukları bir vadidir.

Kapadokya Bölgesi’nin bir parçası olan Ihlara, milattan önceki dönemin sığınakları- kaya oyuklarına Hıristiyanlığın çizdiği resim ve semboller ( haç, İsa, azizler Meryem Ana, geometrik desenler vb.) ile tüm bu izleri taşıyan kutsal mekânlarla (manastır, kilise, şapel, vaftizhane, bezirhane vb.) günümüze kadar gelebildiği eşsiz bir vadidir. 

Hıristiyanlığın Anadolu’da gelişerek resmi din olmasında etkin rolü olan Kapadokya Bölgesi içinde sayılan Aksaray ili ve çevresi de bu süreçte -1. ve12. yy. arası Doğu Roma’da (Bizans) toplanan konsüllerde (dini toplantı) alınan kararlar doğrultusunda değişen din, Hıristiyanlık anlayışının izlerini (İsa, Peygamber, Meryem Ana, azizler ile ibadet şekilleri vb.) görmek mümkündür.

Ayrıca özellikle Ihlara, Belisırma, Göreme, Zelve ve Güzelyurt’ta Hıristiyanlığın Anadolu’da yaygınlaşması ve kalıcı olmasında etkin olan öldükten sonra da azizlik mertebesine yükselmiş din adamlarının ( 4. yy. da manastır yaşamında etkin olan Kayserili Basilus, Nazianzos’lu Gregorius vb.) bölgede doğan ya da uzun zaman buradaki dini yapılarda görev yapmış olmaları da kent ve bölgenin ruhani değerini artırmaktadır. 

Kapadokya’nın dini önemi Melendiz Çayı’ndan Selime Köyü’ne kadar 14 km’lik bir bölümünde özellikle 4 km2’lik  kısmı Ihlara Vadisi’nde kayalara oyularak çok sayıda manastır, şapel ve kiliselerde karşımıza çıkmaktadır.

Yıllar içinde doğa ve insanların tahribatına uğrasa da bu yapılardan halen günümüze kalabilenlerdeki mimari, resim ve boya teknikleri, İncil’deki sahnelerin yüzyıllara göre değişimi vb. mutlaka görülmesi gereken doğal, tarihi ve dini açıdan son derece önemlidir.

1-4-2- Ihlara (Ağaçaltı) Daniel Pantonassa Kilisesi;

Ana girişten merdivenlerden vadiye iner inmez Melendiz Çayı kıyısında ilk ziyaret edilen  9. ve 11. yy. duvar resimleriyle dikkat çeken, önündeki ağaçtan dolayı Ağaçaltı Kilisesi olarak da adlandırılan Daniel Pantonassa Kilisesi, mimari bütünlüğü ve resimlerinin çokluğu ile dikkat çekmektedir. Ancak resimlerin pek çoğu doğa ve insan tahribatı yüzünden zorlukla seçilebilmektedir.

Kilisenin önemli bir bölümü çökmüş, duvarları ve resimleri epey harap olmuş olsa da görülebilen bazı duvar resimleri ve detayları;  kilisenin haç planı, yüksek, ferah, içi kutsal kişilerin resimleriyle çerçevelenmiş kubbesi, tonoz örtülerde Vahiy, Ziyaret, Doğum, Mısır’a Kaçış, Hz. İsa’nın Vaftizi, Hz. Meryem’in Ölümü, Göğe Yükseliş, Aslanlar ve Danyal Peygamber ile Kukuletalı Üç Müneccim sahneleri olarak sıralanabilir.

1-4-3- Ihlara (Yılanlı) Kilise;

Ana girişten merdivenlerden Ihlara Vadisi’ne merdivenlerden iner inmez Melendiz Çayı kenarından Belisırma Köyü yönüne doğru yürürken küçük bir köprüden karşıya geçip dolambaçlı, kısa patika yolu takip ederek ağaçların arasından yukarıya doğru tırmanarak kiliseye ulaşılır.

9. yy.’a tarihlenen Yılanlı Kilise, Yunan haç planlı ve düzgün tavanlıdır. Kayalara oyularak iç içe geçen odalardan meydana gelen yapının geniş sahanlığı ve rahip odasının ilk bakışta epeyce tahrip olduğu göze çarpmaktadır. Kilisenin içi karanlık olsa da duvar ile tavanındaki resimleri ve öyküleri hala dikkat çekmektedir.

Tavanında haç şeklinde belirgin bir kabartma bulunan kilisenin duvar resimlerinden bazıları; tavanda- Bizans İmparatoru gibi giyinmiş İsa ve melekler, güneydoğu duvarında– Meryem’in ölüm sahnesi, diğer bir duvarda– günah ve sevapları tartan Kanatlı Mikail ile sağında vücutlarının çeşitli yerleri -kulak, ağız ve göğüsleri- yılanlar tarafından ısırılarak cezalandırılan üç kadın, batı duvarında– son akşam yemeği, dönemin kiliselerine maddi yardım yapan Konstantin, annesi Helena ile ermişler ve apsisinde– İsa, Meryem ile azizler- sayılabilir.

Ayrıca Ihlara Vadisi’nde gezilebilen diğer kiliseler; 11. yy. İkonoklast dönem resimleri , 9. ve 11. yy. tarihli nefi, tonozları, mezar odasıyla büyük bir tapınak olduğu varsayılan canlı renkli duvar resimleri- uzun bir İsa Döngüsü, iki melek ve altı piskoposla Meryem, Hz. Yusuf’un Rüyası, Mısır’a Kaçış, Vaftiz, Kudüs’e Giriş– arak dikkat çeken ve Meryem Ana’ya  adanan Eğritaş Kilisesi, 9. yy.’a ait çökmüş ancak haç planlı olduğu görülebilen, 9.-11. yy. resimlerinin çoğu kaybolmuş, iki mezar odalı, tavandaki orijinal kırmızı popüler ve arkaik resimlerle –fırında üç Yahudi genci, vahiy, ziyaret su imtihanı, majlarda çobanların gelişi, Mısır’a kaçış, son akşam yemeği, Juda’nın ihaneti, mesihin tevkif, planetin hükmü, çarmıha germe esnasında rahipin bulunması, mesihin defnedilişi, göğe çekiliş, havarilerin vazifeleri – süslü Kokar Kilise, iki tapınaklı, katakomplu, yerde mezarları olan 10. ve 12. yy. arkaik resimlere-peygamberin kehaneti, Meryem, piskoposlar, müjde, ziyaret, çobanların tapınması, İsa’nın çocukluğu ve İncil’den alınan başka sahneler- sahip Pürenliseki Kilise ve Karanlıkkale Kilisesi ile Kuzey Ambar Kilisesi – Pre-İkonaklast resimli kiliselerdendir.

Vadi girişinin sonunda, iki katlı, haç planlı, manastır şeklinde yapılan 10. yy. sonuna ait azizlerin ve İncil’den alınan sahnelerin bulunduğu Sümbüllü Kilise, Karabacak Kilisesi  9. yy. arkaik resimlerle bezeli Alçak Kayaaltı Kilise -13. yy. Resimleriyle dikkat çeken  Kırkdamaltı Kilise-13. yy. Resimleri olan Bahaeddin Samanlığı Kilisesi -10. yy. Resimlerle bezeli  976-1025 yıllarına tarihlenen Türk ve özellikle Selçuklu giyim tarzlarıyla uyumlu Direkli Kilise, Batkın Kilise– İkonoklast ve 11. yy. resimleriyle görülen Ala Kilise bulunmaktadır. Ala Kilisesi bitişiğindeki kemerli girişiyle dikkat çeken Bezirhane vardır. Bölge tarihinin ilk dönemlerinden beri yüksek ısısı ve az dumanı yüzünden ısınma ve aydınlatma için ideal olan bezir yağı, (ızgın) keten tohumunun ısıtılıp ezilmesiyle ortaya çıkartılır. Özellikle 12. ve 13. yy.’a ait bezirhaneleri bölgenin genelinde görmek mümkündür. Buradaki kayalara oyulmuş, tek nefli, dikdörtgen planlı bezirhanenin içinde ahşap yağ çıkarma malzemeleri ve havuz bulunmaktadır. Bezirhan (Bezirhane ) Kilisesi de denilebilen yapının tavan ve duvarlarında vaftiz, metamorfosis (başkalaşım), fırında üç İbrani genç, deesis (yakarış), aziz ve martirler (şehitler) görülmektedir.

Vadinin diğer önemli kilisesi Karagedik Kilisesi’nin önemli bir bölümü yıkılsa da kapalı Yunan  Haç tipinde olduğu anlaşılmaktadır. Dört sütun üzerinde yükselen yapının üstü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Kilisenin yan mekanlarının da  tonoz örtülü olduğu görülmektedir. 

Apsisin içten at nalı, dıştan  ve yan apsislerinin içten ve dıştan yuvarlak olması yapının önemli ayrıntılarıdır. 

Kesme taş ve tuğla malzemelerle oluşturulan yapının 10 ve 11. yy. duvar resimleri ile çeşitli renk ve sekiz kollu madolyan motifleriyle süslenmiştir. Ancak düşen kaya parçaları ile yapının yıkılan bölümlerinden dolayı mimari bölümlerin yanı sıra süslemelerin pek çoğu da görülmemektedir. Buna karşın kilisenin duvarlarında çok sayıda sahneİsa’nın Tapınağa Takdimi, Mısır’dan Dönüş, Musa’nın Denenmesi; kuzey apsisteki Meryem ve Çocuk İsa; güney duvardaki İsa Golgota Yolunda,  Prothesis’teki Zekeriya’ya Müjde, Vaftizci Yahya’ya İsim Verilmesi ve bazı azizler malesef kaybolanlar arasında iken Prothesis’te Zekeriya’nın Öldürülmesi, Elizabeth’in Takip Edilmesi, Salome’nin Vaftizci Yahya’nın Başını Yıkamas, Aziz Georgios’un Şehit Edilmesi- halen zor da olsa seçilebilmektedir.

Bölgenin önemli tarihi ve dini yapılarından olan Karagedik Kilisesi görülmesi gereken yapılardadır. 

1-5-1- Sultanhanı (Sultan) Han: 

Selçuklu Sultanı I.Alâeddin Keykubad tarafından 1229 yılında yaptırılan han, Anadolu’nun her yönüne –doğu ve güneydoğu -Akdeniz- Antalya ve Eğe- giden kervan yolu üzerinde yer almaktadır.

Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından odalar, salonlar, geniş avlusu, hamamlar, ambarlar ve mescit eklenerek 5000 m2. alana yayılan han yazlık ve kışlık iki kısımdan meydana gelmektedir. 

Sultanhanı Selçuklu deseni süslemeleri, kabartmaları, kapıları, portalları, kemerleri, kubbeler ile önemli bir tarihi yapıdır. Ancak hanın son dönemlerdeki onarımla yapının tarihi değerine zarar verildiği görülmektedir.

Sultanhanı özellikle yaz aylarında Akdeniz ile Ege’den Kapadokya’ya ve doğuya giden turist grupların mutlaka uğradıkları önemli bir tarihi mekândır.

1-6-1- Ağzıkarahan Kervansarayı;

Aksaray’ın 13 km. kuzeydoğusunda yer alan Ağzıkarahan Kervansarayı, Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad tarafından1231 yılında yapımına başlanmış 1ancak 239 yılında da II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında da havlu eklenerek tamamlanmıştır.

Gösterişli kulelerinden dolayı kaleyi andıran hanın avlusunda kare planlı köşk mescidi bulunmaktadır.  

Kervansarayın taç kapısı, görenleri de hayran bırakan geometrik desenli kabartmaları dönemin mimari ve süsleme özelliğini yansıtmaktadır.

1-7-1- Viranşehir (Nora) ;

Aksaray’ın 40 km. güneydoğusunda Hasan Dağı yakınında Helvadere Köyü sınırlarında, eski adı Nora olan Bizans dönemi antik kenti volkanik patlamalar ve onlara eşlik eden depremlerle oluşmuştur. 

Volkanlar ve depremler sırasında yer altından dolambaçlı yollardan geçerek yeryüzüne ulaşan son derece sağlıklı mineralli sular, Kapadokya Bölgesi’ndeki –Nevşehir- Niğde ve Aksaray- halen çok sayıda kaplıca ve yerleşim yerinde kullanılmaktadır. 

Aksaray ili sınırlarındaki sağlık turizmi için de yararlanılan en önemli kaplıcalar- Ziga ve Hamamboğazı Tuzlusu kaplıcaları- Yaprakhisar, Belisırma, Selime ve Ihlara Vadisi’ni içine alan geniş bir platoda yer almaktadır. 

Bu platoyu besleyen Melendiz Çayı, Uludere- Tuz Gölü  su kaynaklarıdır. 

1-7-2- Narlıgöl (Acıgöl) ;

Aksaray’dan Niğde, ya da Derinkuyu’dan Ihlara’ya giderken anayoldan görülemese de anayoldan yaklaşık 1 km içeri girdiğinizde bir doğa harikası Narlıgöl tarafından karşılanırsınız. 

Krater gölünün suyu 65 C civarındadır. Kalsiyum, sodyum ve bikarbonat açısından zengin suyu sayesinde özellikle sedef, damar ve nörolojik hastalıklara iyi gelmektedir. 

Özellikle Ihlara’ya yerli yabancı turistlerin uğrak noktası haline gelen Narlıgöl, dört mevsim ziyaret edilmektedir. Ancak suyu gittikçe azalan göl, eski cazibesini yitirmek üzeredir.

1-7-3-Yaprakhisar Köyü-Ziga Kaplıcaları;

Ihlara Vadisi yakınında Yaprakhisar Köyü yakınındaki Ziga Kaplıcaları, kalsiyum, sodyum ve kükürtlü su tortulutravertenleri, kalsiyum, sodyum klorür ve hidrokarbonat iyonu içerensıcak sularıyla bir doğa harikasıdır. Mineral olarak zengin suların sıcaklığı yaklaşık 47 C derecedir. 

Kaplıcalar, doğal ve tarihi çekiciliği ile önemli bir merkez olan Kapadokya’nın uğrak noktalarından biridir.Kaplıcanın suları metabolizma bozuklukları, göz rahatsızlıkları ve kadın hastalıklarına da iyi gelmektedir.

1-7-4- Hasan Dağı ;

Denizden yüksekliği 3268 m olan Orta Anadolu yüksek ve sönmüş volkanik dağı Hasan, düz arazide kilometrelerce dört yönden dikkat çekmektedir. Neolitik dönemde volkanik patlamalarıyla Çatalhöyük evlerinin duvarlarını süsleyecek kadar heybetli Hasan Dağı, pek çok hayvan ve bitkiye  ev sahipliği yapar. Halen 6 saatte zirvesine ulaşılan Hasan,  dağ sporları yapanlarında ilgi odağıdır. Yamacındaki Nora (Viranşehir) Antik Kenti, Süt Kilisesi, Helvadere Göleti, kamp alanları, yamaç paraşütü, otelleri ile Hasan’ın her mevsim ziyaretçisi eksik olmaz.

1-7-5-Tuz Gölü;

İç Anadolu Bölgesi’nin kuzey- güney yönünde uzanan Koçhisar Aksaray arasında yer alan Tuz Gölü, 151 bin km 2’lik yüzölçümüyle ülkenin yaklaşık % 21’ini kapyana en büyük ikinci gölüdür.

Göl, suyunun % 32.4 olan tuz oranıyla Türkiye’nin tuz ihtiyacının %40’ını karşılamaktadır.

Ayrıca flora ve fauna açısından zengin, 38 endemik türü barındıran gölün çevresinde tuzla uyumlu bitkiler, bataklıklar, küçük gölcükler ile pek çok kuş türüne de –flamingo, turna, yaban kazı, kılıçgaga, angut-ev sahipliği de yapmaktadır.

1-8-1- Güzelyurt ( Karvala- Karballa- Gelveri) ;

Aksaray ili sınırları içinde yer alan Güzelyurt (Karvala- Carballa- Gelveri) sadece bölgenin değil tüm ülkenin tarihi, dini önemi ve doğası ile önemli yerleşim yeridir. 

Gelveri buluntuları –obsidiyen taş balta aletler, seramik parçaları vb.- tarihin ilk dönemlerine paleolitik, kalkolitik ve diğer tarihi çağlara kadar giderken bölge ve kentte çok sayıda kavim ve uygarlığın -MÖ 2000- MÖ 1750-MÖ 1650-MÖ 1460-MÖ 1200 yılları arasında Hatti, Hitit, Asur, Med, 6.yy. Pers, MÖ. 332, Büyük İskender, Kapadokya Krallığı, Roma, Bizans, 12. yy. Selçuklu ve Beylikler döneminin ardından 1470 yılında Osmanlı- izlerine de rastlanmaktadır. 

Tüm bu uygarlıkların hüküm sürdüğü dönemlerde bunlara paralel olarak Eğe kavimlerinin- Frigler, Kimmer- İskit akınları- kentten geçtikleri belge ve kalıntılarından anlaşılmaktadır.

Ayrıca özellikle milattan önceki dönemlerde yerel halkların Kibele, Agthistis, Attis, Ma, Min gibi tanrı ve tanrıçalara ibadet ederek onlar adına mabetler yaptıkları da kazı çalışmalarıyla ulaşılan bilgilerdendir. 

İlk yerleşim döneminden günümüze  çok sayıda üzüm bağına sahip olduğu bilinen Karballa -Gelveri  bir şarap merkezi olarak yerli halk için çok önemli şarap tanrısı Dyonisos kültünü de bünyesinde barındırmaktaydı. 

Hıristiyanlık dini bölgede gelişse de Karballa ve bölge tanrıların gücüne sahip olduğuna inanılan krallar ya da yöneticiler tarafından 2. yy.’a kadar yönetilmiştir. 

Çünkü miladi dönemin başında özellikle İsa çarmıha gerildikten sonra Anadolu’ya göç eden ilk Hıristiyanları yerli halk kabul etmemiş ve bu insanlar kayaların arasında gözlerden uzak, vadi yamaçlarını, yeraltını, tepeleri, kayaların arasını oyarak yaşam ve ibadet merkezleri yapmışlardır.

Güzelyurt’ta bölge ile beraber 17’de Roma İmparatorluğu, 395 yılından sonra (Doğu Roma) Bizans ile erken ve geç Hıristiyanlığın yaşandığı önemli merkezlerinden biri olmuştur.

Özellikle 4. yy. dan sonra Hıristiyanlık dininin iyice hissedildiği Kapadokya sınırları içinde yer alan Güzelyurt, önemli bir dini merkez olarak hem erken hem de geç Hıristiyanlığa ait çok sayıda yapı ve yapıt inşa edilmiştir. 

Manastır Vadisi;

Erken Hıristiyanlık dönemine ait Güzelyurt merkezinde bölgede yapılan çok sayıda dini yapı-kilise, manastır, şapel, vaftizhane vb.– olduğu için Manastır Vadisi olarak adlandırmıştır .Burada bulunan başta Kilise Cami, Sivişli Kilise, Koç Kilise, Çömlekçi Kilise, Kalburlu Kilise ve Kömürlü Kilise olmak üzere17 tanesi tek, 7 tanesi çift, bir tanesi de üç nefli dini yapıdan bir tanesi serbest haç, iki tanesi kapalı Yunan haç planlıdır.  Kapadokya’nın yedi ana planının beş tanesi burada görülebilmektedir.

Konstantinapolis’in  İkonoklazm yasağına uyulmadığı görülen Güzelyurt Manastır Vadisi gibi bölgenin korunaklı alanlarında yapılan dini yapıların içleri resimlerle bezense de 7. ve 9. yy. Arap istilaları ve nemden bu değerli resimler oldukça zarar görmüşlerdir. 11. yy.’ dan sonra rahat ibadet edebilen Hıristiyanlar Türklerin bölgedeki hakimiyetlerinde de ibadetlerini sürdürmüşlerdir. Ancak 1924 mübadele sonrası yaşam alanları gibi dini yapıları da terk etmek zorunda kalmışlardır. Halen bölgede pek çok alanda olduğu gibi gerek doğal gerekse tarihi önemleri açısından Manastır Vadisi de 1988 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla Kentsel, Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı olmuştur.

Ayrıca Nazienzuslu Gregorius’un görev yeri, 330- 378- 389 yılları arasında, Kayseri Piskoposu St. Bazil ile birlikte Ortodoks mezhebinin ilk temellerini atan St. Gregorious Theologos- İlahiyatçı Aya Yorgi’nin doğum yerinin Güzelyurt’a beş kilometre uzaklıkta olması, dünyada ilk kez koro kilise müziğinin uygulanması bölgenin Hıristiyanlık için önemini vurgulamaktadır. 

Hıristiyanlığın din olarak yaygınlaştığı dönemde manastırlar kentine dönüşen Güzelyurt, çok sayıda mağara manastır, kilise, şapel, vaftizhane vb. ve doğal oluşum peri bacaları, vadiler, kanyonlar vb. arasındaki kaya oyma mekânlar, akarsular, verimli ovaları ile halen çok sayıda ziyaretçiyi bölgeye çeken doğal, tarihi ve turistik önemli bir merkezdir. 

İçinde küçük bir de krater gölü de barındıran Göllüdağ volkan konisi etrafındaki Güzelyurt, daha sonra Türk kültürüyle ve Türk- İslam yapılarıyla- camiler, evler vb.- çok sesli bir kent haline dönüşmüştür.

Ayrıca Osmanlının azınlığa verdiği hak ve ayrıcalıklarla Rumların St. Gregorious adına para bastırması ve bu parayı Türklerin de kullanması bölge kültürünün önemli detaylarıdır. 

Güzelyurt’ta mübadeleye kadar yoğun bir Rum nüfusu, Arap akınlarının ardından gelen Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Türkleriyle beraber çok uluslu, çok sesli bir toplum olarak birbirlerinin dillerini öğrenip uzun yıllar kardeşçe yaşamışlardır. 

Daha sonra Lozan Antlaşmasıyla 1924 yılında yaşanan mübadele ile bölgedeki Ortodoks Rumlar, Yunanistan’a gönderilmişler oradaki Türklerin bir kısmı da onların yerine buraya yerleştirilmiştir.

Güzelyurt’ta önemli tarihi ve dinsel özellikleri halen görülebilen mekânlardan; 6. yy. ait, dört sütunlu, kubbeli ve oldukça yüksek bir yapı olan Aziz Gregorious Kilisesi ile düzgün yontulmuş taşlarla inşa edilen, tavandaki kubbede Pantakrator İsa ile havariler, apsiste ise Deesis sahnelerine sahip yanındaki papaz evi ve keşiş hücrelerde ibadet ve ücretsiz hastalara bakılan Aziz Anargirios- Sevişli Kilisesi dikkat çekicidir. Ayrıca Kömürlü, Koç, Çömlekçi, Meryem, Kulaklı Tepe’deki kale kalıntısı ve Analipsis Tepesi’ndeki Yüksek Kilise de dönemin derin izlerini taşıyan son derece önemli dini mekanlardır.

Bunların yanında şu an cami olarak kullanılan Kilise Cami, ilk defa Theodosious tarafından Nenezili Din Bilgini Aziz Gregorius Theologos adına 385 yılında kilise olarak yaptırılmıştır.Kapalı haç planlı kilisenin apsisindeki kök boyalı ahşaptan ikonastasis, Rus Çarı II. Nikola’nın armağan etmiştir. Andon ve ikonastasisi yapıya bütünlük katmıştır. Sekiz yığma sütunun taşıdığı kilise ana mekanını on iki pencere ile çevrili derin bir taş kubbe örtmektedir. Ayrıca yapının sağ ve sol tarafında mazgalı andıran üçer pencere de bulunmaktadır.

1835 yılında restore edilen yapı üç nefli bazilikal plana çevrilmiştir. 1924 yılından sonra camiye çevrilince mihrap eklenmiştir. Kadınlar mahfili, ayetlerle süslemeler eklenip Ortodoksluk inancına ait resimlerin, fresklerin ve bezemelerin üzerleri badana ile kapatılmıştır. 

Kilisenin bahçesinde sağdaki çan kulesi nin de minareye dönüştürüldüğü göze çarpmaktadır. Ayrıca bahçede şapel, misafirhane, depo, fırın ve 35 basamakla inilen ve suyunun şifalı olduğuna inanılan ayazma bulunmaktadır. 

Erken Hıristiyanlık dönemi en güzel ve en önemli yapılarından olan Kilise Cami, bir zamanlar Küçük Ayasofya olarak da anılmıştır. Yapı, bölgedeki iki farklı dinin en önemli ibadet merkezlerindendir.

Güzelyurt, Manastır Vadisi, dar ve şirin sokakları, taş evleri ve yeraltı kentleri, kiliseleri, camileri, kaya oyma evleri, ağılları, meyve bahçeleri, muhteşem taş işçiliğinin görülebildiği mekânları, ortalıkta her daim dolaşan kedileri, köpekleri, kuşları, eşekleri ile halen önemli turistik bir merkezdir.

Henüz arkeolojik kazıların bütünüyle tamamlanmadığı Güzelyurt’taki yapıların bazıları zamanın tahribatına karşı koyamayıp yıkılsa bazıları da değiştirilse bile hala geçmişten günümüze yapıldıkları dönemlerden değerli birer anı olarak zamana nasıl direndiklerine tanık olunmaktadır.

1-8-2- Güzelyurt- Selime- Salaberina;

Melendiz Çayı kenarında, Aksaray’dan Ihlara Vadisi’ne giden yol üzerinde, Hıristiyanlık döneminde Salaberina olarak adlandırılan yemyeşil Selime Kasabası, bölge tarihinde yaşayan tüm uygarlıklar tarafından da önemli beri yerleşim yeri idi. 

Halen eşsiz doğası- yeşil bağları, peri bacaları, mağaraları, katedralleri, kiliseleri vb.- ile her yıl çok sayıda ziyaretçinin uğrak yerlerinden biridir.

1-9-1- Akhisar Köyü-Çanlı Kilise;

İl merkezine 17 km uzaklıktaki Akhisar Köyü’nde yer alan erken dönem Hıristiyanlık kilisesi, çevreye hakim yüksek bir tepede, Hasan Dağı’nın karşına inşa edilmiştir. 

Kilisenin yanınında dönem özelliklerini gösteren iki büyük kilise, iki şapel ve bir manastır ile 10. ve 14. yy arasında yapılan mimari yapıları, konutlar bulunmaktadır. 

Kilisenin içi, İsa ve mucizeleri ile dönem azizlerinin duvar resimleriyle bezelidir.

Yapılan kazılarda kilise ve mimari yapıların yakınında çeşitli buluntular –mumyalar ve mumya parçaları, cam bilezik parçaları, madeni küpeler, yüzükler, mangırlar, kurşundan ampuller ve yazılı belgeler– döneme dair bilgi veren son derece önemli ayrıntılardır.

Çanlı Kilise ve çevresi, doğal, tarihi açıdan son dönemlerde dikkat çeken ve turizm açısından önemli bir yapıdır.

1-10-1- Gülağaç- Saratlı- Aziz Mercurius Yeraltı Kenti;

Aksaray- Gülağaç arasında Saratlı Kasabası yakınlarındaki yeraltı kenti, 225- 250 yıllarında Kapadokya doğumlu,  Hıristiyan olduğu için ordudan bölgeye sürgüne yollanan Roma komutanı ve Hıristiyanlığı yayan ilk azizlerden Aziz Mercurius tarafından özellikle paganlardan korunmak amacıyla kullanılan bir doğal mağara sığınaktır.

Selçuklu döneminde kullanılan ve yörede Develik denen handan giriş yapılan yedi katlı mağara yeraltı kentinin üç katı temizlenerek turizme açılmıştır. Koridorlar ve odaların gezilebildiği kentin bir kısmı erken Hıristiyanlık döneminde farklı çeşitte haç işaretli kiliselere çevrilmiştir. Bu yapıların büyüklüklerine bakılarak katedral olduğu söylenebilir.

Kazılar sonucunda erzak küpleri, çeşitli eşyaların yanında bir lahitte üst üste bir erkek ve kadın cesedi ile yirmi adet erişkin ve çocuk mezarı bulunmuştur.

Yeraltı kentinin içinde duvarlara işlenmiş kabartmalı oda ile Develi Dam denilen sonradan eklendiği ya da bu şekilde adlandırıldığı varsayılan bir türbe bulunmaktadır. 

Bu yeraltı kenti ile birlikte son zamanlarda gün yüzüne çıkarılan Kırkgöz Yeraltı Kenti de bölgede ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.

1-11-1- Çatalsu Köyü- Güvercinkayası;

Melendiz Çayı kıyısında, bugünkü Mamasın Baraj Gölü içinde, Akdeniz, Doğu Anadolu-Kuzey Mezopotamya tarihi ticaret yollarına hakim büyük ve yüksek kayaya kurulan  MÖ 5200- MÖ 4750 yıllarına tarihlenen yerleşim yeri ilk kale kent örneklerinden biridir.

Orta Kalkolitik’den günümüze uzanan tarihsel yolculuğunda sur duvarlarıyla iç kale ve aşağı yerleşim yeri olarak ikiye ayrılan Güvercinkayası’nda yapılan arkeolojik kazı çalışmalarla Anadolu kent modeli örnekleri incelenmiş ve çok sayıda hayvan kemikleri -ala geyik, ulu geyik, karaca, yaban sığırı, yaban koyunu, yaban keçisi, atgiller, arslan kemikleri ve damga mühürler, çanak çömlekler -bulunmuştur.

Son derce gelişmiş bir yerleşim yeri iken büyük bir yangınla dar uzun, 20-30 metrekarelik tek odalı, kilerli sıralı evler, sokaklar kül olmuştur.

İlk dönemlerinden beri ekonomisi çoğunlukla tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu bölge ile Güvercinkayası’ndaki çanak çömlek üzerindeki hayvan ve arpa-buğday kabartmalarından anlaşılmaktadır.

Aksaray ili ve çevresinde diğer ziyaret edilebilecek yerler;

Yaprakhisar  Güvrecinlik İkonaklast dönem  resimleriyle Davullu ve 9-11. yy. resimleriyle dikkat çeken Çohum Kiliseleri  ile tarihi ve kimin tarafından yapıldığı tam olarak bilinmeyen kızıl taş, mavi- yeşil çinilerle kaplı, zikzak bezemeli, eğri gövdeli, 92 merdivenli minaresi olan Kızıl-Eğri Minare, Selime- Hamza Bey Cami olarak da bilinen, 1524 yılında Hamza Bey tarafından yaptırılan Selime Cami, kentin merkezinde yer alan, Karamanoğlu Sultan Mehmed Bey-1408 zamanında yapılan, dikdörtgen planlı, tonoz örtülü kubbesi bulunan, gösterişli  bezemeli ağaç minber ile ünlü, kentin simgelerinden biri Ulu Cami, Karamanoğlu Mehmed Bey zamanında Emir- ül- Umera Ali Bey Çelebi tarafından, kente hakim bir bölgede, Mimar İslamoğlu Hoca İbrahim’e yaptırılan Aksaray Kalesi ile Keçi, Orta Kuyu, Tavşanlı, Zincirli ve Balta- Eyüphisar kaleleri önemli tarihi yapılardan bazılarıdır. 

Ayrıca Aksaray kent merkezinde; Danişmentliler zamanında, Bedreddin Yusuf tarafından, 1327’de yıkılan medresenin yerine kesme taştan, iki katlı, yedi odalı olarak yaptırılan Bedriyye, Beramuni ve Zincirli medreseleri bulunmaktadır. 

Yine kent merkezine yakın Yıldırım Beyazıt zamanında Bursa’da Ulu Cami yapılırken işçilere somun ekmek yaparak dağıttığı için Somoncu Baba olarak anılan Somuncu Baba -Hamid-i Aksarayi ve Cemaleddin-i Aksarayi türbelerininyanında, Danişment Melik Mahmud Arslan Gazi tarafından yaptırılan Hangah- derviş inziva odası ve Darphane, Selçuklu dönemi hanları da- kapısındaki çift gövdeli aslan kabartması ve mimarisi ile dikkat çeken Alayhan, Sultanhanı, Tepesidelik han – en önemli tarihi kalıntıların başında gelmektedirler.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top