Komşular; Adana, İçel -Mersin, Kayseri, Niğde, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Hatay illeriyle çevrilidir.
Yüzölçümü; 14.030 km2
İlçeler;Aladağ, İmamoğlu, Çukurova, Yüreğir, Ceyhan, Seyhan, Sarıçam, Feke, Kozan, Karaisalı, Karataş, Pozantı, Saimbeyli, Tufanbeyli, Yumurtalık olmak üzere 15 ilçesi vardır.
İklim
Denizden 23 m yükseklikte yer alan Adana genelinde Akdeniz iklim tip-yazları sıcak ve nemli, kışları yağışlı ve ılık- görülmektedir. Ancak yüksekte yer alan ilçelerinde iklim mevsimine göre daha kuru ve serindir.
Bitki Örtüsü
Adana ve çevresinde, Akdeniz iklimi etkisiyle maki bitki örtüsü yaygınken, 700-800 m yükseklikte mersin, sandal, yabani zeytin vb. ağaçları, daha yükseklere çıkıldıkça, kentin yüzölçümünün % 49’unu oluşturan dağlık-Aladağlar, Tahtalı, Dibek-Bolkar, Nur Dağları- kısımdaki yoğun ormanlarda meşe, çam, köknar-göknar, sedir vb. ağaçları, 2000 m üstünde de Alp tipi çayırlar görülmektedir.
Ulaşım
İlk çağlardan beri önemli ulaşım yollarının üzerinde – Avrupa, Balkanlar, Suriye ve Mezopotamya toprakları arasındaki ana yol- bulunan Adana’ya bugün de sahip olduğu gelişmiş karayolu, havayolu ve demiryolu ile kolayca ulaşılabilmektedir.
Tarih
Adana tarihine dair bilgilere bölgede bulunan höyük, tepe ve ören yerlerinde -Adatepe, Akfatma, Alapınar, Alyahanun, Boyalı Höyük, Bozhöyük, Bucak Tepe, Cebra, Ceyhan, Çaputçu, Çiriş Tepe, Çukur Köprü, Çürükkale, Damlalı, Dervişli, Domuz Höyük, Domuz Tepe, Dörtağaç- yapılan kazılar ile Hattuşaş’ta ele geçirilen tabletlerden ulaşılmaktadır.
Adana- Karatepe- Aslantaş, Tarsus- Gözlükule, Mersin- Yumuktepe’den çıkarılan buluntular da Çukurova Bölgesi’de ilk insan izlerini MÖ10 bin yontma taş dönemine kadar götürmektedir.
Çukurova’nın ilk kalıcı yerleşim izlerine ise MÖ 3500 tarihinde Adana- Seyhan Nehri kenarında Tepebağ Höyüğü’nde bir liman kenti Tarsus’da ve Ceyhan Irmağı üzerindeki Misis -Mopsuestia arasında kalan bölgede rastlanmıştır.
Geç Hitit dönemi başkenti olan Adana ve civarının MÖ 3000’de Mısır ve Hititler arasında yoğun çatışmalara sahne olduğu da yine Hitit tabletlerinden anlaşılmaktadır.
Adana kentinin bugünkü adı, Hitit efsanelerinde adı geçen Adanis – Adanus adlı tanrıdan ya da yine Hititlerin bahsettiği Uri Adanya- Nehir kenarında yaşayan insanların bölgesi- adından gelmektedir.
Hitit krallıkları -MÖ 1900 Luvi, MÖ 1530- MÖ 1333 Arzava bir süre Kue -ile MÖ 1900- MÖ 1200 Hitit İmparatorluğu Adana’nın ilk uzun süreli yerleşimcileri olarak kabul edilmektedir.
Kentte MÖ 1335 Kizzuwatna- Hitit Krallığı hâkim güç iken MÖ 1191- MÖ 1189 yılından sonra Hititlerin etkisinin bölgede zayıflamasıyla MÖ 9. yy. Asur ve MÖ 6. yy. Perslerin kent ve çevresindeki etkilerini arttırdığı ve daha sonra yönetimi ele geçirdikleri görülmektedir.
Daha sonra kente egemen olan diğer bir büyük kültür de Büyük İskender ile başlayan Helenizm idi. MÖ 333 yıllarında Büyük İskender, Pers İmparatoru III. Darius’u İskenderun- İsos Ovası’nda yenerek bölgeyi ve kenti Makedonya toprağı yapmış ve bir süre burada yaşamıştır.
Adana, İskender’in ölümünden sonra komutanlarından I.Seleukos tarafından kurulan Seleukos Krallığı yönetimine girmiştir.
MÖ 312-MÖ 133 tarihlerinde de Mısır’ın toprağı olan Adana’ya Lidya ve Fenike gibi denizci kavimlerin ardından MÖ 178- MÖ 112 Kilikyalı korsanlar, MÖ 112- 395 Romalılar ve 1132- 1170- 1359 Kilikya Ermeni Krallığı egemen olmuştur.
Adana civarında bulunan kale ve yerleşim yerleri-Yılankale, Toprakkale, Anavarza, Kızlar Kalesi, Kozan- İsis Kalesi, Taşköprü, Misis Köprüsü, Yumurtalık- Ayaş Kalesi, Kastalaba vb.– ve bugün de gezilen pek çok kalıntının Roma dönemine ait olduğu yapılan arkeolojik araştırmalardan anlaşılmaktadır.
Adana, Roma’nın ikiye ayrılmasıyla 395- 638; 964- 1071 ve 12. yy.’a kadar Bizans’ın yönetimine geçmiştir.
Bizans döneminde zaman zaman kısa süreli de olsa 7. yy. da Arap, Abbasi, Emevi ve Mısır Türkleri-Kölemenlerin elinde geçen Adana ve çevresi 1071-1097 yıllarında yaşayan Selçukluların ardından bir dönem Ramazanoğulları tarafından da yönetilmişse de kent genel olarak Bizans toprağı olarak uzun zaman varlık göstermiştir.
1571 yılında, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlılara katılan kent ve çevresi gelişimini giderek arttırsa da Osmanlı’nın zayıflamasıyla ülke yabancı güçler tarafından bölünmeye başlamış ve 24 Aralık 1914’de Fransızlar Adana’yı kuşatmışlardır.
II. Dünya savaşı sırasında Winston Churchill, Roosevelt ve Stalin arasındaki toplantıya ev sahipliği yapan Adana’da kurtuluş mücadelesi sırasında Mustafa Kemal Paşa, Ekim 1918 tarihinde 11 gün kalmıştır.
Atatürk ve arkadaşlarının başlattığı ve 1922’ye kadar süren savaş döneminde kahramanca mücadele veren Adana, gerçek özgürlüğüne 5 Ocak 1922 tarihinde kavuşmuş olsa da ülkenin mücadelesi politik anlaşmaların bitimine 1923 ve sonrasına kadar devam etmiştir.
Bugün Adana, tarihi, kültürü, sanayisi, ekonomisi ve yemekleriyle gerek Akdeniz bölgesi gerekse ülke için şahsına münhasır en büyük ve önemli yerleşim yerlerinin başında gelmektedir.
Adana ve Çevresindeki Tarihi Yerler ve Yapılar
Adana-Seyhan Nehri-Eski-Taşköprü
Hitit kaynaklarına göre Hattuşili Suriye’ye giderken bir köprü yapıldığı bilinmektedir. Seyhan Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan köprü, Roma İmparatoru Hadrianus tarafından Mimar Auxentios-Aujaentios’a yaptırılmıştır. 320 m uzunlukta, 13 m yükseklikte, 12 m genişlikteki 21 kemer gözlü köprünün halen 14 gözü görülmektedir.
Taşköprü’nün daha sonra Bizans ve Osmanlılar tarafından onarıldığı, Osmanlı döneminde iki ucuna taç kapılar eklendiği kaynaklarda geçse de bu kapılar bugün görülememektedir.
Alman Köprüsü-Varda Köprüsü
Kargir, 99m yükseklikte 4 ana ayak üstündeki 172 m uzunluğunda, çelik, taş örme tekniği kullanılan köprüyü 1907 -1912 yılları arasında 21 işçi bir Alman mühendis yapmış.
Adana-Atatürk Anıtı
Modern Adana’nın sembolü, kentin kurtuluşunu betimleyen anıt, 1935 yılında Heykeltıraş Ali Hamdi Daran tarafından yapılmıştır.
Adana Müzesi
İlk olarak 1928 yılında, Taş Köprü yakınındaki Caferpaşa Medresesi içinde faaliyete açılan müze çeşitli defalar kent içinde farklı binalarda hizmet vermişse de son olarak şimdiki yeri Kültürpark’taki binaya taşınmıştır.
Müzede prehistorik dönemlerden başlayarak Hitit, Asur, Fenike, Helen, Roma ve Bizans dönemlerine ait heykel, relief, kitabe, lahit, çanak-çömlek, damga mühürler, madeni paralar vb. arkeolojik yapıtların yanında – Akhilleus Lahdi, Antropoit Lahit, Bronz Senatör Heykeli, Hititler Dönemine ait Fırtına Tanrısı Tarhunda Heykeli- en dikkat çekici yapıtlar olarak sergilenmektedir.
Müzede ayrıca Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait giyim- kuşam ile el sanatlarının bulunduğu etnografik yapıtlar da bulunmaktadır.
Adana- Eski-Etnografya Müzesi
Adana- Eski-Etnografya Müzesi, 1845 yılında Kuruköprü yakınındaki bir kilisenin 1983 yılında müzeye dönüştürülmesiyle meydana getirilmiş bir yapıdır.
Müzedeki çok sayıda etnografik eser, Istar, Yörük Çadırı, Panolar ve Şark Odası bölümlerinde sergilenmektedir.
Adana-Atatürk Bilim Kültür Merkezi
Atatürk Adana’ya tam dokuz kez gelmiş ve 5 ayrı konutta konaklamıştır. Bunlardan ikinci ve üçüncü gelişlerinde (16 Mart 1923 ve 17 Ocak 1925) kaldığı tarihi Tepebağ Konağı (Suphi Paşa Konağı olarak bilinir) Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi olarak hizmet etmektedir.
Müzede Atatürk’ün Adana Seyahatlarını anlatan dev boyutta fotoğraflar, Kuvayı Milliye dönemine ait eşyalar, etnografik ürünler, döneme ait gazete arşivleri sergilenmektedir. Ayrıca Hatay’ın kurtuluşunu anlatan özel bir oda bulunur.
Konağa nehre bakan kemerli bir kapısından girilir. Girişte selamlık adlı geniş bir salon, alt katında üç odası, kiler ve mutfaklar, salondan merdivenle üst kata çıkılır. Üst katta büyük bir salon, odalar, haremlik vs. vardır. Atatürk, konağın kuzeyindeki caddeye bakan yönünde ve köşede bulunan cumbalı odada yatmış, bitişiğindeki odayı da çalışma odası olarak kullanmıştır. Konağın bu yönünde ikinci bir giriş kapısı bulunmaktadır.
Müzenin alt katında çalışma odasında yerel gazeteler çalışırdı. Alt kattaki kütüphanede 2000 bağış kitap vardır. Üst katta sofa, Atatürk mumdan heykeli, yatak odası, pirinç karyola, işlemeli yatak örtüsü, Maraş işi koltuk ve elbise dolabı , çalışma odası Maraş işi koltuk, masa,dolap ve Atatürk portresi. Basın odası vitrin içinde gazeteler, mücahitler odası, oturma odası, Hatay odası, silah odası, Yaver odası vardır.
Ramazanoğulları Cami- Ulu Cami
1509- 1513- başlanmış ancak 1541 yılında Piri Mehmet Paşa tarafından tamamlatılan külliyenin bir parçası olan cami, 1508-1520 yılları arasında yapılmıştır.
1520 yılında mihrabı tamamlanan cami Ramazanoğulları Beyliğinde yapılmış.
Ramazanoğulları ve Selçuklu tarzı mukarnaslı caminin kapı üzerindeki kubbede yer alan yılan kabartmaları oldukça dikkat çekici. Mimari yönden Selçuklu etkisinin ötesinde, Memlûk ve Osmanlı izleri de taşıyan caminin çinileri ve taş işçiliği de oldukça güzeldir. Külliyenin bölümleri; Küçük Mescit 1493, Harem 1495, Selamlık 1497, Çarşı Hamamı ve Arasta 1530, Gökhan 1531,Medrese 1540, Batı Taç Kapısı, Sıbyan Mektebi, Şifahane, Hayrat Çeşme 1541 yılında tamamlanabilmiş.
Sabancı Merkez Cami
Cami, 560 km uzuluğundaki Seyhan Nehri kıyısında, 1998 yılında Ermeni mezarlığı üzerine, Mimar – Mühendis Necip Dinç tarafından yapılmıştır.
Caminin 59 bin m2 alanının 13 bin m2’si kapalı alandır. Yaklaşık 28 bin kişilik kapasitesiyle Balkanlar ve Ortadoğu’nun en büyük camilerinden olan Sabancı Cami, 6 imamı atfen 6 minaresinden 4’ü Allah’ın 99 adına hürmeten 99 m, 2’si 75 m yüksekliktedir.
Minarelerin 16 şerefesi 16 Türk devletini, 5 büyük kubbesi İslamın 5 şartını, 4 kubbesi 4 mezhebi, 4 yarım kubbesi ve 12 yarım kubbesi 4 kitabı ve 4 meleği, 32 m kubbe çapı 32 m farzı, 54 m kubbe yüksekliği 54 farzı temsil etmektedir.
Cami, 4 ders odası, 10 itikaf- tecrit- odası, imam ve müezzin odaları, sohbet odaları ve şadırvan ile her türlü imkana sahiptir. 5 kapıyla girilen camiye 3 kapıyla avluya yani toplamda 8 sayısının anlamı 8 cennet kapısını anlatır. Ana kubbede 40 pencere, alt katta 28 pencere bulunmaktadır.
Klasik İznik çinisi nakış eserleri, çinilerin desenleri, Mimar Nakkaş M. Semih İrteş’e aittir.
Caminin hat süslemeleri de Hattat Hüseyin Kutlu’ya tarafından yapılmıştır. Kapı ve pencere üstleri ile mihrap çevresi altın kaplamalı yazılar ile bezenmiştir.
Kıble cephesinde bulunan dört pano, dünyanın en büyük cami panolarıdır.
Mihrap, minber, kürsü, taç kapı ve diğer kapılar mermer olup, klasik Osmanlı camilerinde bulunan eserlere benzer tarzda çizilmiştir. Kündekari ahşap kapılar, vitraylar, mukarnas süslemeleriyle oldukça dikkat çekici bir yapıdır.
Cami minareleri, beyaz çimento ile fil dişi renginde kırma malzeme karıştırılarak betonarme olarak yapılmıştır.
Caminin iç ve dış aydınlatması ile iç seslendirme projeleri, Philips tarafından çizilip yapılmıştır.
Asansörlü minaresi Aselsan tarafından yapılan caminin telsiz yayınıyla 60 km daire içindeki 275 adet camiye merkezi yayın sistemi ile vaaz yayını yapılmaktadır.
Caminin batısında klasik ve dijital bir kütüphane de bulunmaktadır.
Sebil Çeşmesi’nden özel dini günlerde bal şerbeti dağıtılmaktadır.
Akmescit
Adana ilindeki İslam yapıtlarının en eskisi olan Akmescit, 1409 yılında Ramazanoğulları tarafından yaptırılmıştır. Dönemin mimari ve teknik özelliklerini yansıtan mescit, kuş figürleri ve geometrik desenlerle süslü son derece güzel bir mekândır.
Eski Cami ve Hamamlar
Yapı, ilk önce kilise olarak inşa edilse de sonradan genişletilerek camiye çevrilmiştir.
Ayrıca diğer önemli tarihi yapılardan eski bir Roma hamamı üzerine 1594 yılında Ramazanoğulları tarafından inşa edilen Irmak Hamamı ve 1530 yılında yapılan Çarşı Hamamı ile 1730 yılına ait Mestan Hamamı da Piri Mehmet Paşa tarafından kente kazandırılmıştır.
Büyük Saat Kulesi
Adana kent merkezinde, kentin sembollerinden biri haline gelen kule, 1882 yılında yapılmıştır.
Kare plazma şeklindeki 32 m yüksekliğiyle dönemin en uzun kulesi 35 m derinliktedir.
Dört cephesinde dört saat bulunan kulenin duvarları tuğladan inşa edilmiştir.
Zamanla yıpranan kule 2013- 2014 yılında restorasyon yapılmıştır.
Tepebağ- Eski Adana Evleri
8 bin yıllık Tepebağ bölgesindeki yapılan evlerin sayısını beş yüzden fazla olduğu varsayılmaktadır. Roma döneminde yapılmaya başlayan evlere Osmanlı döneminde de devam edilmiştir. Zamanla çoğu yok olan evlerden günümüze kalanlar Musa Balı Konağı, Sarı Konaklar, Ramazanoğlu Konağı, Bosnalı Salih Efendi Konağı, Suphi Paşa Konağı-Atatürk Evi, Sinama Mğüzesi, onarılarak müze gibi yeni işlevlerle yollarına devam etmektedir.
Ziya Paşa ve Mezarı
İstanbul doğumlu, Osmanlı Dönemi son dönemi önemli devlet adamlarından, şair Ziya Paşa, 1877-1880 arasında Adana Valiliği yapmış. Saat Kulesi, tiyatro, okullar ve devlet dairelerinin bazılarının temelini atıp halkı ve memurları eğitmeye çalışmış.
Bebekli Kilise
1915 Ermeni Kırımı’ndan sonra Adana’da Ermeni cemaat kalmamıştır ve Bebekli kilise Katolik Cemaate verilmiştir. Kilisenin tepesindeki Meryem Ana’nın 2.5 metrelik tunç heykeli bebeğe benzetildiği için halk arasında Kilisenin ismi “Bebekli Kilise” olarak geçer. Kilise Pavlus adına yaptırılmıştır.
Ceyhan- Sirkeli Höyük
Tepebağ Höyüğü’nden sonraki en büyük höyük, Adana- Ceyhan yolu üzerinde yer almaktadır.
1200 m2 alana sahip Sirkeli Höyük 30 m yüksekliğindedir.
Höyükte bulunan Anadolu’nun en eski Hitit Kabartması- sakallı ve uzun elbiseli Kral Muvattalli kabartması- son derece önemli bir tarihi yapı olarak kayıtlara geçmiştir.
MÖ 1286 tarihli kabartma, Hitit Kralı Muvattalli’nin, Mısır Firavunu II. Ramses ile Kadeş Savaşı’na giderken buradan geçtiğini gösteren önemli bir tarihi belge niteliğindedir.
Sirkeli Höyük, MÖ 5000- kalkolitik, MÖ 3000- MÖ 1200 tunç, MÖ 1200- MÖ 300 demir çağlarından başlayarak ve Roma dönemlerini de içine alan100 kadar sürekli yerleşim merkezinden biri olduğu yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılmıştır.
Sirkeli Höyük’te ele geçirilen diğer buluntular –çanak çömlek, gaga ağızlı Hitit kapları ve Kıbrıs malları vb.– bölgede tüm bu tarihi dönemlerde ticaretin yapıldığının kanıtı olarak kabul edilmektedir.
Ceyhan- Misis Mozaik Müzesi
Adana’ya 26 km uzaklıkta, Adana- Ceyhan tarihi İpek yolu üzerindeki müzede, Misis Antik Kenti sınırları içerisinde yer alan 4. yy. Bazilika’ya ait zemin mozaik- mozaiğin tam ortasında bir masa veya sehpa şeklinde yapılmış bir kümes ve etrafında Nuh Peygamber’in tufanda gemisine aldığı 23 adet kuş ve kümes hayvanı ile bu grubun etrafında vahşi ve evcil hayvanlar– yer almaktadır.
Müze bahçesinde Misis Antik Kenti’nde bulunan taş eserler de sergilenmektedir.
Ceyhan- Şahmeran- Yılan Kalesi
Adana’ya 13 km uzaklıktaki Ceyhan’ın Ermeni Krallığı, Mısır Türkleri -Kölemenler, Dulkadiroğulları ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde bölgenin önemli yerleşim yerlerinden biri olduğu kaleden geriye kalan buluntulardan anlaşılmaktadır.
Kentteki Şahmeran- Yılan adlı ortaçağ kalesinin Kilikya Ermeni Kralı I. Levon tarafından 1097 yılında inşa ettirildiği düşünülmektedir.
Osmanlı döneminde –Yarbisi- Yersuvat- denilen Ceyhan kentinde, bölgeye hâkim sarp bir tepede yer alan kayaya yapılan Yılan Kale ovayı ve İpek Yolu’nu kontrol edebilen önemli bir noktada bulunmaktaydı.
Sağlam surlarla çevrili, ikişer katlı mazgallı, sekiz burçlu ve çevresi 700 m olan kaleye üç büyük kapıdan girilebilmektedir.
Kalenin kapıları arasındaki ulaşımın portatif merdivenlerle yapıldığı saptanmıştır.
Kalenin gerek mimari, gerekse sahip olduğu konum nedeniyle son derece zekice tasarlandığı ve süslemesinin de bir o kadar dikkat çekici olduğu görülmektedir.
Bizans, Haçlı ve Ermeni süsleme motifleriyle dikkat çeken kale, Türkler tarafından da uzun yıllar kullanıldıktan sonra 1357 yılında Ramazanoğulları döneminde terk edilmiştir.
Bunların yanında Ulu ve Mecidiye camileri de Ceyhan’da ziyaretçilerin görmek isteyecekleri yerlerdendirler.
Karataş- Mağarsa- Mağarsos- Mallos- Mağarsia- Dört Direkli- Antik Kenti
Mağarsa, Adana’ya 47 km uzaklıktaki Karataş ilçesinin denize açılan en yakın kapısı ve ilk liman kentidir. Luvice, Ma-Ana Tanrıça, Garsa-ırmakla ilişkili demek olan Mağarsa, Karataş’a 5 km uzaklıkta ve üç yanı denizle çevrili önemli bir antik kenttir.
MÖ 1900 Hurri ve Hitit -Luvi kökenli Arzava krallıklarının ardından MÖ 1530 Hitit egemenliğine giren Mağarsa, MÖ 1200 yıllarında Hitit asıllı Kue Krallığının bir parçası olmuştur. Geriye kalan belgelerin pek çoğu Kue Krallığı dönemine aittir.
Daha sonra Anadolu’nun giriş kapısı üzerinde olan kentin Asurlu akınlarına da uğradığı bilinmektedir. Mağarsa’nın MÖ 1000 yıllarında önemli bir askeri üs ve ticari liman kenti olduğuna dair pek çok yazılı kaynak bulunmuştur.
Antik dönemin en tanınan coğrafyacısı Strabon’a göre ise ; Magarsa, Troia Savaşı’ndan dönen Mopsos ve Amphilokhos tarafından kurulmuş ve efsanevi kurucusu Amphiaraos- Amphilokhos -Anflakos’un mezarı da kentte bulunmaktadır.
Yakınındaki Mopsuhestia- Misis, Amuda kalesiyle ünlü Hemite- Osmaniye- Gökçedam, Hititçenin okunmasını sağlayan iki dille yazılan kitabeye sahip Asitavanda- Asitavandaya- Karatepe kentlerinin kesişim noktası Mağarsa’da MÖ 5. ve MÖ 4. yy. antik Yunanlıların ve ardından Perslerin yaşamıştır.
Kent, MÖ 330 yılında Büyük İskender tarafından alınınca bölgeyle beraber kente de Helen- Makedon kültürü girmiştir.
İpsos Savaşı öncesi Soli’den Mağarsa’ya yürüyen Büyük iskender kente girince önce Athena Magarsia Tapınağındaki kehanet merkezini ziyaret etmiş, ardından Amphiaraos ve oğlu Amphilochus’a kurban adamıştır. Büyük İskender’in daha sonra Ceyhan Nehri üzerine bir köprü yaptırdığı da bilinmektedir.
Kue Krallığı zamanında Mallos sonradan da Magarsos adlarıyla da anılan kent, Helenistik dönemde Antiochia ad Pyramum olarak anılmış daha sonra iri siyah taşlarla yapılan Athena Magarsia Tapınağı’ndan dolayı sonradan Karataş olarak adlandırılmıştır.
1517 Osmanlı dönemine ait iki hanında bulunduğu Karataş özellikle Akyatan Kuş Cenneti ve Gölü ile önemli doğal bir alandır.
Pek çok uygarlığı-Luvi, Hitit, Pers, Makedon, Hellen, Roma, Bizans, Abbasi, Osmanlı-barındıran antik kentte bugün görülebilen yapılar; 3000 kişilik Helenistik tiyatro, Athena Magarsia Kehanet Merkezi- Athena Tapınağı, hamamlar, sarnıç ve St. Nicola Kilisesi ile Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait yazıtlar ve sikkeler ile diğer resmi belgelerden oluşmaktadır.
Yüreğir- Yakapınar- Pahuru- Misis- Mopsuhestia- Mophuhestia
Misis- Mopsuhestia Antik kenti, Adana- Ceyhan kentleri arasında, Ceyhan Nehri kıyısında, İpek yolu üzerindeki bir geçit olarak, Yüreğir ilçesine yakın Yakapınar’da bulunmaktadır.
Yakapınar- Misis- Mopsuhestia olarak adlandırılan kent, bölgeler arasında önemli köprübaşı kent niteliğini halen korumaktadır.
Hititlerin Pahuru olarak adlandırdığı ve uzun zaman yaşadığı Misis daha sonra çok sayıda ulusa- Asur, Makedonya, Selevkos, Pers, Lidya, Med, Roma, Bizans, Abbasi, Selçuklu, 1517’de İran Satraplığı’nın başkenti, Memluk, Osmanlı ve Ramazanoğulları– ev sahipliği yapmıştır.
Tarihin babası Herodot, Kilikyalı kahraman Mopsos’un, MÖ 1182 yılında, Troya Savaşı’ndan sonra bölgeye gelerek kenti onarıp yeni yapılarla donattığı ve buraya Mopsuhestia dediğini belirtmiştir.
Roma döneminde önemli bir liman kenti olarak altın çağını yaşayan ve bu dönemde oldukça gelişen Misis’te Harun Reşit döneminde de 150 bin kişinin yaşadığı anlaşılmaktadır.
Araplar döneminde Misis olarak anılan bugünkü Yakapınar’da yaşayan uygarlıklara ait ve dönemlerinin görkemini yansıtan höyük, Roma bazilikası, suyolu kemerleri, stadyum, hamam, tiyatro, mozaikli bir ev, Adana -Halep yolunda 4.yy. Bizans İmparatoru Flauius Constantinus’un yaptırdığı, 6.yy. Justinianus tarafından onartılan 9 kemerli Misis Köprüsü’nün Osmanlı döneminde sağ ve soluna iki adet Misis- Havraniye Kervansarayı eklenmiştir.
Kozan- Sis- Sisium- Sision- Anavarsa- Anazarbus
Adana’ya 72 km uzaklıkta, Kozan- Sis yakınlarında İpek Yolu üzerinde yer alan ve Yenilmez anlamına gelen Anavarza’nın tarihi MÖ 3000 Hitit, MÖ 2000 Hitit- Kizzuwatna Krallığı, MÖ 1500-MÖ 1331 Arzava Krallığı, MÖ 1200 Hitit Krallığı ile başlayıp MÖ 720 Asur, MÖ 663-MÖ 612 Kilikya Krallığı MÖ 585 Pers, MÖ 333 Büyük İskender, Selevkos ve MÖ 112- MS 395. Roma ve Bizans’ın ardından 704 yılında Arap akınlarıyla devam etmiştir.
Anavarza- Kozan, Kilikya Bölgesi ve Çukurova’nın en büyük yapısı olan Anarva Kalesi ile Kozan- Dilekkaya Köyü yakınlarında, Sumbas, Kesiksu ve Ceyhan- Pyramos nehirlerinin birleştiği yere doğru gelişmiştir.
Kent ve kale daha sonra başta Roma ve Bizans ve Arap istilalarının ardından Abbasi, Kilikya, Sasani, Ermeni Krallığı, Varsak ve Avşar Türkmenlerin de ikametgâhı olmuştur.
En parlak günlerini Roma döneminde yaşayan Anavarza, İmparator Caracalla’nın en sevdiği yerleşim yerlerinden biri olduğu için burada bastırılan paralara Metropolis- başkent damgasının vurulmasına izin verilmiştir.
Roma’nın ikiye ayrılmasıyla Bizans toprağı olan Anavarza’da bugün hala ayakta kalan çok sayıda tarihi buluntu yine aynı dönemde inşa edilmiştir.
Bu yapılardan özellikle Sis Manastırı önemlidir. Kentte Haçlılara vaftiz yağı da üretilmiştir.
Büyük bir depremle yıkıldıktan sonra kentin 6. yy. da Jüstinianus tarafından tekrar onartılması Anavarza’nın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Arap istilalarına karşı Bizanslılar tarafından askeri üs olarak kullanılan Anavarza, Bizans’ın ardından Abbasilerin eline geçmiş ve Harun Reşit, Horasan’dan getirdiği halkı buraya yerleştirmiştir.
Daha sonra Selçukluların da yaşadığı kentin önemini tarihi boyunca bastırılan yazıt ve sikkelerden de anlamak mümkündür.
Ramazanoğulları döneminde kentte Türklerin iyice egemenlik kurduğu ancak 14. yy. itibaren kale gibi kentin de terk edildiği bilinmektedir.
Kozan ve civarının değişerek de olsa farklı yerleşimcilere sahne olduğu Mısır Sultanı Hoşkadem tarafından 1448 yılında yaptırılan Hoşkadem Cami ile de anlaşılmaktadır.
Kentte çeşitli dönemlere ait görülmesi gereken tarihi yapı ve yapıtlar; –Asur Kalesi 17 yılında Romalıların eline geçince bir çeşit tiyatro gibi kullanılmış ve tanrılar adına oyunlar oynanmış ve burada binlerce yazıt, kale burçları, 8-10 yükseklikteki surlar, su kemerleri, sarnıçlar, zafer takı, hamam, nekropol, antik yol, deniz tanrıçası Thetis’e ait havuz mozaiği, 18 çeşit deniz canlısını gösteren Anavarza mozaiği, kentin giriş kapıları, sütunlu cadde, 7500 kişilik tiyatro ve havari kilisesi- olarak görülmesi gereken tarihi nitelikteki yerlerdir.
Anavarza, 2300 dönüm alana yayılan önemli tarihi yapılarıyla, 2014 yılından itibaren UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ne girmeye hak kazanmış bir antik kenttir.
Yumurtalık -Aigeai- Asgos
Adana’ya 81 km uzaklıkta, ilk çağlarda Aigeai ya da Asgos olarak anılan kente bugün yakınındaki pek çok deniz canlısı ve kuş türünün üremesini sağlayan lagünlerden dolayı Yumurtalık denilmektedir.
Yumurtalık’ta Hititlerden Bizans’a kadar bölgede yaşayan tüm uygarlıkların yaşadığı yapılan kazılarla ortaya çıkarılsa da günümüzde görülebilen yapı ve kalıntıların önemli bölümü Roma dönemine aittir.
Yumurtalık ilçe merkezinde yer alan ören yerinin önemi, antik dünyada bir tıp merkezi olması ve sağlık tanrısı Asklepios adına kurulan dünyanın üç büyük tapınağından birinin burada kurulmuş olmasında yatmaktadır.
Zamanında Asklepion- sağlık merkezinde çok sayıda insanın sağlığına kavuştuğu ve bunlardan birinin de 215 yılında, İmparator Caracalla’nın olduğu ele geçen belgelerden anlaşılmaktadır.
Yumurtalık, tarihi boyunca özellikle 13. ve 14. yy. da deniz ve karadan Hindistan- Venedik- Cenova ticaret yolu üzerinde olduğu için önemli bir liman ve ticaret kenti olarak da görev yapmıştır.
Kentin stratejik konumu nedeniyle Roma zamanında kurulan donanma üssüyle askeri kent olma ayrıcalığını da elde etmiştir.
Yumurtalık -Aigeai- Asgos’da görülmesi gereken tarihi kalıntılar; Ayas- Kesnbol Kalesi, Marko Polo deniz iskelesi, Süleyman Kulesi, surlar, hamam kalıntıları, sütunlu cadde, sunaklar, kaya mezarları, lahitler, değirmen taşları, künkler, yazıtlar, vb. sayılabilir.
Tufanbeyli- Komana- Kummanni- Comana- Şar- Hierapolis
Adana’ya 200 km. uzaklıktaki Tufanbeyli – Şarköy, Tahtalı ile Binboğa dağları arasında Sarız Irmağı’nın iki yanında kurulan Kizvatna- Kizzuwatna- Kizzuvatna Krallığının başkenti ve Hititlerin en büyük dini merkezi olan ören yerinin tarihi değeri kazı çalışmalarıyla ortaya konulmuştur.
Hititler zamanında Tanrıça Mağda- Mater anısına törenler düzenlenen kentte, daha sonraki uygarlıklar- Asur, Roma, Bizans ve Ermeni krallıkları- önemli izler bırakmışlardır.
Romalıların Hieropolis ile Comana, Türklerin de Şar dedikleri antik kente ait önemli yapılardan Hitit Ana Tanrıça Tapınağı süslemeleri, tapınağın kapısı Alakapı ve çok sayıda tarihi kalıntı- Roma dönemine ait 4500 kişilik tiyatro, Bizans kilisesi ve antik kent yakınında halen Doğanbeyli Köyü’nde höyükler, Hanyeri’nde Hitit anıtı, hiyoroglif yazıtlar, sütunlar, yapı kalıntıları, kaya mezarlar vb.– özellikle gezip görülmesi gereken yapılardır.
Ayrıca, Adana yakınlarında bulunan yerleşim yerlerinden diğerleri- Pozantı’ da Hitit hiyeroglifleri, Asur tarzında Akropoller, şatolar ve yeraltı yolları vb.-yapılan kazılarda ortaya çıkarılan çok dikkat çekici tarihi kalıntılardandır.
Saimbeyli- Haçin
Adana’ya 157 km uzaklıkta, Haçin olarak adlandırılan yerleşim yerinin adı özgürlük mücadelesi ve kurtuluşu süresince etkin olan Saim Bey’in anısına Cumhuriyet döneminde Saimbeyli olarak değiştirilmiştir.
Kentin Hititlere kadar giden tarihi ve pek çok anıtın izleri halen ayakta olan Ermenilerden kalan Kale Kilise’nin yanında bugün doğa ve turizm açısından önemi kelebekleri sayesindendir.
Çünkü Türkiye’de kayıtlı 412 farklı kelebek türünün 160 türü Saimbeyli’de yaşamaktadır.
Saimbeyli, Akdeniz-Avrupa-Sibirya- İran-Turan bölgelerinin kesiştiği bölge olması, 1200 m yükseklikteki Obruk Şelalesi ve karaçam ormanlarıyla kelebekler için vazgeçilmez doğal bir yaşam alanıdır.
Her yıl kelebekler için yerli- yabancı çok sayıda ziyaretçi, araştırmacı ve meraklı ilçeye gelmektedir.
Adana yakınlarındaki diğer görülmesi gereken tarihi ve doğal önemi olan yerlerden
Tarihi İpek Yolu, Halep Kervan Yolu üzerinde olan Çukurova ve Adana’nın önemli bölümünde özellikle Hüseyin Paşa tarafından 17.yy.da yaptırılan Kurtkulağı Kervansarayı başta olmak üzere Karaisalı-Kesir, Sarı Işık, Gön hanları bölgenin önemli konaklama merkezleri olarak görülmeye değer niteliktedirler.
Ayrıca Adana kent merkezinde, 1495 yılında, Halil Bey tarafından yaptırılan Ramazanoğlu Konağı, 1540 yılına ait Ramazanoğlu Medresesi ile Hanedan, Türkocağı, Döşeme ve İstiklal mahallelerinde kentin geleneksel dokusunu anlamak için; çıkma cumbalı, geniş saçaklı, dikdörtgen planlı ve panjurlu konaklar-Hacı Yunuszade Mehmet Efendi, Akkapı Şeyh Cemil Nardalı, Bonalı Salih, Atatürk Müzesi -Suphi Paşa konakları- ve Yağ, Kemeraltı, Yeni ile Hasan Ağa camileri, Akça Mescit, Çarşı Hamamı, Bebekli Kilise, Kazancılar, Kuruköprü, Yağ ve Ala çarşıları kentte başlıca gezilmesi gereken yerlerdir.
Ayrıca, Ceyhan-Yılanlı Kale, Dumlukale, Havraniye, Dağılcak mesire yerleri ve yaylaları, Osmaniye- Toprakkale, Karataş- Akyatan Kuş Cenneti ve Osmanlı Hanları, Pozantı -Tekir Yaylası, Gülek Boğazı ve Annaşa, Kızıltabya ve Aktabya kaleleri, Aladağ- Kırık Kilise, Yumurtalık- Süleyman Kulesi, Akyayan Gölü, Ayas Kalesi, Anadolu’nun en sulak alanlarından, içine pek çok sazlıkları, dalyanları- Çamlık, Yelkoma, Akyatan, Tuzla -bataklık, lagünü-Yumurtalık vb.- ve kumulu, canlılar- kuşlar, balıklar, kümes hayvanları vb.- alan muhteşem bir ekosistemi Seyhan-Ceyhan Deltası bölgede görülmesi gereken önemli yerlerdir.
Bunların yanında Adana’ya yakın 3000 m.den fazla yükseklikteki Toroslarda Pozantı Karanfil Dağı, Demirkazık, Doğanbeyli trekking yapılabilen spor alanlarıdır.
Tahtalı Dağları’ndan Tufanbeyli, Saimbeyli, Feke’den geçerek Seyhan’a dökülen Göksu Irmağı rafting yapılabilecek diğer bir spor merkezidir.
Kente 47 km uzaklıkta, 1338’den beri yerleşim yeri olan Karaisalı’da; Milvan Kale, 1912 yılında Almanlar tarafından yapılan Alman Köprüsü, İpekyolu üzerindeki Altınova Köyü- Kesiri Han ile Yerköprü Mesire Alanı ve Kızıldağ Yaylası gezilip görülebilecek yerlerdendir.
Ayrıca Adana’ya 121 km uzaklıkta, Bizans dönemi antik kenti ve bir ara Ermeni baronlarına başkentlik yapan Feke’de Bizans dönemi tapınağının taban mozaikleri kent ve bölge tarihi açısından son derece önemli tarihi eserlerdir.
12. yy. kaleye de sahip Feke’nin içinden geçen Göksu Nehri’nde rafting sporunun yapılabilmesi ve yaylalarından özellikle yazın yararalanılabilmesi yerleşim yerinin çekiciliğini arttırmaktadır.
Adana’ya 105 km uzaklıkta Aladağ- Akören’de yer alan antik ören yeri, Ortaçağ Kalesi, Kırık Kilise, Acısu İçmesi, Meydan Yaylası, Bığbığı Mağarası da bölgenin diğer önemli merkezleridir.
Adana ve ilçeleriyle anayol üzerindeki İmamoğlu’nda- Çörten Köyü- Altınini kalıntıları, Koyunevi Köyü’nde mozaik kalıntıları, mağaralar ve eski küpler ile ilçenin diğer köylerinde de antik dönem tarihi kalıntılara rastlamak mümkündür.
Adana’ya 116 km uzaklıkta kuzeyden güneye, Kilikya’ya açılan kapısı özellikle askeri ve ticari açıdan son derece önemli bir merkez olan Pozantı’da Büyük İskender’de bir süre konaklamıştır.
Abbasiler döneminde Bezendum denilen Pozantı’da, Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yaptırılan Kızıltabya ve Aktabya kaleleri, Torosların halen en önemli geçidi Gülek Boğazı-İskitler dönemine ait Annaşa Kalesi ve Tekir Yaylası da bulunmaktadır.
Ayrıca, Atatürk, Adana cephesine giderken Pozantı’yı merkez yapması burasının önemini tekrar gözler önüne sermektedir.
Tüm bu tarihi, doğal ve kültürel zenginliklerin yanında modern zamanların sosyalleşme faaliyetleri arasında olan şölenler, festivaller, önemli gün ve zamanları kutlamaları başta Portakal Çiçeği Festivali, Altın Koza Film Festivali vb. Adana’nın önemli aktiviteleri de kente her yıl binlerce insanı çekmektedir.
