
Çukurova’yı Anadolu’ya bağlayan en önemli geçiş güzergahı üzerinde olan Tarsus’un bazı kaynaklara göre eski Yunan halklarından Argoslular ya da Zeus’un oğlu cesur ve güçlü Herakles tarafından kurulduğu varsayılmaktadır.
Ancak yapılan bilimsel araştırmalar ve kazılar sonucunda MÖ 3000- MÖ 2000 yıllarında Asurluların Tarzu, Hititlerin de Tarşit dedikleri yerin Tarsus olduğu belirlenmiştir.

Kentin kökenininde Yunan ve Hellenistik dönemin izlerine rastlansa da Prusalı (Bursa) Dio’nun 1. yy.’ da kentteki söylevinde halka Akdeniz kavmi MÖ 1000 -MÖ 300 Fenikeliler diye seslenmesi, kentin Yunanlılara hiç benzemeyen adetlerden, giyimden bahsetmesi kentlilerin kökenin de Fenikelilerin de olduğu sonucunu doğurmaktadır. Kral Yolu üzerinde olduğu için gelişimi aralıksız devam eden Tarsus, MÖ 6. yy.’da Çukurova Prensliği’nin de merkeziydi.
MÖ 6. yy. sonunda Pers, MÖ 333’de Persleri yenen Büyük İskender kente Yunan-Makedon kültürünü taşımıştır. Bölge ile beraber Tarsus da Hellenleşmeye başlamıştır. MÖ 2.yy.da İskender’in komutanlarından Selukoslar tarafından yönetilen kent, zamanla Roma egemenliğine girmiştir.
MÖ 67 yılından sonra da Romalı Komutan Pompeius korsanları bölgeden kovunca kentin Roma’nın bir eyaleti olmuştur.
Roma döneminde Kydnos (Berdan) Tarsus Çayı ile denize açılan Tarsus, gemilerin kente kadar gelebildiği göl gibi bir limana sahipti. Deniz ile karayolları birleştirilmiş böylece kent tarım, ticaret ve kültürün de merkezi haline gelmiştir.
Böylece ticari, dini, kültürel anlamda gelişen Tarsus, MÖ 1. yy.’da Kilikya ile Suriye’nin başkenti olmuştur.
MÖ 66 Roma döneminde, önemli kentlerin sahip olduğu onursal Metropolislik ünvanı verilen Tarsus, Kilikya eyaletinin merkezi olarak son derece parlak günler yaşamaya başlamıştır.

Nüfusu 450 bini geçen Tarsus’da 200 bin ciltlik kütüphane ile çok sayıdaki üniversitenin var olduğu, dönemin pek çok şair, filozof, yazar, bilim insanının da burada yaşadığı bilinmektedir. Üniversitelerdeki tüm Tarsuslu hocaların diğer kentlerdeki okullarda da aranan bilim insanları olması kentin gelişmişliğinin en önemli göstergesi kabul edilmektedir.
Roma yasalarına göre yönetilen özgür kent Tarsus, MÖ 63 Strabon’a göre felsefe ve tüm eğitici dersler içeren okullarıyla dönemin önemli kentlerini -İskenderiye, Atina vb.- geride bırakmıştır.
Ortaçağ’da etrafının hendeklerle çevrili olması, surlarının sık sık onarılması Tarsus’un bu dönemde de önemini ortaya koymaktadır.
Kente zamanla sayıları üç (Dağ, Deniz, Adana) olsa da o dönemde beş kapıdan girildiği de kaynaklarda rastlanan bilgilerdendir. Mısır Kraliçesi MÖ 41 yılında VII. Kleopatra’da Berdan Çayı üzerinden Deniz Kapısı’ndan kente girerek Gözlükule yakınlarında General Antonius ile buluşmuştur.
Roma döneminde ortaya çıkan Hıristiyanlığın yayılma sürecinde de Tarsus, önemli rol oynamıştır. Özellikle İsa’nın öğretilerini din haline getiren en önemli kişilerden Tarsuslu Paul, Barnabas tarafından Antiokheia’ya götürülene kadar zamanını çoğunlukla Tarsus’da geçirmiştir.
Ailenin kökenine bakılarak yurttaşlık alındığı için eğitimini Kudüs’te tamamlayan ve farklı kentlerde yaşamış olan 5- 67 St. Paulus (Paul) Hıristiyanlığı kabul ettiği için Kudüs’ten çıkarılmış ve ailesinin vatandaşı olduğu Roma kenti, Anadolu yaylasına girilen en önemli kapı Tarsus’a geri gelmiştir. Burada İsa’nın ilk havarilerinden biri olarak dini öğretileri yaymaya başlamıştır.
St. Paul Hıristiyanlığın Anadolu’da yayılma sürecinde seyahatleri ve vaazlarıyla en önemli kişilerden biri olmuştur.
Bu dönemde kentte Paulos Tapınağı, kral sarayları, pazar yerleri, caddeler, köprüler, hamamlar, çeşmeler, havuzlar ve akarsu sahilinde gençler için gymnazyum ve stadyum inşa edilmiştir.
Roma dönemi 313 yılında Milano Fermanı’yla yayılması serbest bırakılan Hıristiyanlık ile Tarsus’un önemi iyice artmıştır. 395 yılında Doğu Roma- Bizans toprağı olan Tarsus, bu dönemde de gelişimini sürdürebilmiştir.
Daha sonra 7. yy. Anadolu’yu istila eden Arapların da eline geçen Tarsus, 1071 yılında Selçuklu, 16. yy. da Osmanlı topraklarına dâhil edilmiştir.
Osmanlı döneminde, Mısır’dan getirilen uzun lifli pamuklar ekilerek bataklıkların kurutulması, yeni su kanallarının açılması Tarsus’a verilen önemi bir kez daha göstermiştir.
Bugün Mersin- Adana arasında halen önemli bir kavşak noktası olan Tarsus bir zamanlar deniz kıyısında bir yerleşim yeri iken alüvyonların kıyıyı doldurması sonucu artık denizden oldukça içeride yer almaktadır.
Kentte en çok ziyaret edilen tarihi mekanlar; Vatikan tarafından hac yeri ilan edilen ve her yıl çok sayıda Hıristiyan’ı bölgeye çeken Saint (Aziz) Paul’ün Evi (Kilisesi) ve Kuyusu ile Müslümanlar içinde önemli bir ziyaret yeri Eshab-ı Keyf Mağarası, kervansaray ve Ulu Cami ile Kleopatra Kapısı, Jüstinanos Köprüsü, İskender ve Roma hamamları, su terazisi gelmektedir.
Tarsus Şelalesi

Kıvrıla kıvrıla Akdeniz’e ulaşan Kydnos (Tarsus Çayı) Berdan (Soğuk Su) Irmağı alüvyonlarıyla Tarsus’u sadece verimli ovanın bir parçası yapmamış aynı zamanda kente nefes aldıran bir şelaleyi de yerleşim yerinin 4 km kuzeyine eklemiştir.
Strabon, Kydnos Irmağının kente girmeden önce derin bir boğazdan geçtiği için suyunun hızlı bir akıntı oluşturduğunu ve suyunun da soğuk olduğunu yazmıştır.
Soğuk sulu ırmağın yanına yapılan gymnasyumu çoğunlukla gençler kullanırken zaman zaman kaslarında sorun olan hayvanlar için de kullanıldığına dair yazılı kaynaklar mevcuttur. Hatta İskender de bu ırmağa şifalanmak amacıyla girmiş, soğuk sudan geçici felç olsa da birkaç gün içinde daha sağlıklı olarak yoluna devam etmiştir.
Bizans İmparatoru 527- 565 Justinyen tarafından yatağı değiştirilerek yüksek bir çağlayana dönüştürülen şelalenin yakınında nekropol alanı, basamaklı ya da rampalı (dromos) oda mezarları da bulunmaktadır.
Kenti su taşkınlarından korumak için bugün yaklaşık 15 m yükseklikteki konglomera kayalıklardan dökülen su, özellikle kış ve bahar aylarında karların erimesiyle en yoğun debisine ulaşmaktadır.
Şelale, yaz günleri kent halkı ve kenti gezmeye gelenlerin serinlemek için en çok uğradıkları yerlerin başında gelmektedir.
Tarsus- Antik Cadde (Batı Caddesi)

Bugün Tarsus’un merkezinde yer alan Batı Caddesi ya da Antik Cadde 2500 yıl öncesinden başlayarak Ortaçağ başlarına kadar aktif olarak kullanılmıştır.
Antik Cadde’nin Büyük Pompeius, St. Paul, Cicero, Julius Casear (Augustus), Athenedoros, Nestor, Kleopatra, M. Antonius, Augustus ve Hadrian tarafından da kullanıldığının bilinmesi insanların gözünde kentin ve caddenin tarihsel değerini arttırmaktadır.
Döneminin en ünlü caddesi, Anadolu’daki diğer yollardan farklı olarak, 2.5 m genişlikteki bazalttan ve poligonal teknikle yapılmıştır.
Halen 68 m’ lik bir kısmı ortaya çıkarılan 7 m genişliğindeki caddenin balıksırtı formu, iki yanındaki yağmur sularını toplayan su kanalları ve hemen altındaki kanalizasyon tertibatı ile dikkat çekmektedir.
Ayrıca caddenin batısında sütunlu bir platform, doğusunda da caddenin yapımından sonra 4. yy. ya da 5. yy.’a ait olduğu sanılan mozaik avlulu bir Roma evi de bulunmaktadır.

Tarsus- St.Paul- Aziz Paulos Kilisesi
St. (Aziz) Paul, 3. yy.’ da Tarsus’da Yahudi olarak doğmuş, 36 yılında İsa ile karşılaşmış daha sonra Hıristiyanlığı kabul edip, dinin öncülerinden Barnabas ile Hıristiyanlığı yaymak için çabalamıştır. Yapının Hıristiyanlık resmi din olarak tanındıktan sonra 4. yy. ya da 5. yy.’da Bizans İmparatoru Constantin tarafından yaptırılan kiliselerinden biri olduğu kabul edilmektedir.
St. Paulos adına ülkenin pek çok yerinde çok sayıda kilise yapılmış, bu da Tarsus’da yaptırılan ve günümüze gelebilen iki kiliseden de biridir.
Ayrıca kiliseyi Paulos’un yaptığı ve bahçesine kendisinin ağaç diktiği de söylenmektedir. Kilise, 1862 yılında yenilenerek bugünkü halini almıştır.
Kuzey yönünden anıtsal kapıyla girilen dikdörtgen planlı, üç nefe ayrılan kilisenin girişinde sağ-sol yanlarda birer yarım sütun ve batısında 4 serbest sütun taşımaktadır.
İçinde bir de ahşap asma kat bulunan kilise 460 m2 alana sahiptir.
Kilisenin moloz örtülü orta mekanındaki tavanda gök mavisi renginde, köşeleri bitki motifleriyle süslü bir sundurma bulunmaktadır. Yuvarlak pencerenin yanında iki melek tasviri ve manzara resimleri dikkat çekmektedir. Üçgen içerisinde bir göz motifi, önden görülen kırmızı, mavi kıyafetli sağ elini öne uzatan İsa ve müjdeci İncil yazarı, dini yayan, vaiz denen evangelistler yani 4 incil yazarı- boğa şeklinde Lukas, Kanatlı İnsan (veya Melek) şeklindeki Matta (Matios) kartal şeklinde Yohannes, aslan şeklindeki Markos- Marcos– görülmektedir. Kilisenin zemini siyah beyaz mermer kaplanmıştır.
Çan kulesi kuzeydoğu köşesine eklenen kilisenin bahçesinde büyük bir kuyu vardır.
Hıristiyan nüfus kalmayınca bir dönem askerlik şubesi, lojman olarak da kullanılan kilise daha sonra restore edilerek müzeye çevrilmiştir.

Tarsus -St. Paul (Aziz Paulos) Kuyusu
Yahudi bir Roma vatandaşı olarak MS 3 yılında Tarsus’da doğan Saint (Aziz) Paul, dönemin ünlü filozoflarıyla öğretmenlerinden Kudüs ve Tarsus’da oldukça iyi eğitim almıştır.
Bir süre baba mesleği çadır bezi dokumacılığı yapan Paul, Hıristiyan olduktan sonra yeni dini yaymaya başlamıştır. Ölümünün ardından Aziz kabul edilen Paul, halen Hıristiyanlığın en önemli temsilcilerden kabul edilmektedir.
Çarşı içinde, dönemin en önemli antik caddede yer alan Saint Paulos’un evi olduğu kabul edilen avlunun bahçesinde bulunan kesme taştan yapılan 18 m derinlikteki kare biçimli kuyunun ağzı silindir bir taşla kapatılmıştır. Hıristiyanların Kudüs’e gitmeden önce uğrayarak şifalı ve kutsal suyunu içtikleri kuyu ile çevresi son dönemde restorasyon yapılarak müzeye çevrilmiştir.
Kuyu, Hıristiyanlar tarafından ruhani bir anlam ifade ettiği için UNESCO Dünya Miras Listesi’ne aday (2020) olarak gösterilmektedir.
Tarsus-Ortodoks Rum Kilisesi
Cumhuriyet Caddesi’nde yer alan kilise, 1850 yılında kentteki Rum nüfus tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılan kağir kilisenin batısında üç sivri kemeri girişi bulunmaktadır. Nişan odasının karşısındaki haç planlı kapıdan ana binaya ulaşılmaktadır.
Kilisenin kuzeydoğusunda bugün yıkılmış görünen, çatıya kadar yükselen yuvarlak dört sütunun taşıdığı çan kulesi dikkat çekmektedir.
Kilisenin en dikkat çekici yerleri ; iki pencerenin yanındaki kemerli mermer ve apsisli kapılar ve apsisin üzerinde tavandaki melek figürleri ile orta bölümdeki hayvanların işlendiği fresklerdir.
Tarsus- Kleopatra ( Deniz- İskele) Kapısı

Kentin girişinde yer alan Bizans Dönemi’ne ait üç kapıdan – Dağ, Adana ve Deniz- biri olan anıtsal kapı, bugün kentin en önemli sembolik tarihi kalıntılarının başında gelmektedir.
MÖ 41 yılında atlas yelkenli gemilerini Tarsus’un Berdan Çayı’nın gölüne demirleyen Mısır Kraliçesi VII. Cleopatra göz alıcı saltanat kayığı ile görkemli bir törenle Deniz Kapısı’ndan kente girerek Romalı komutan Marcus Antonius ile Tarsus limanı Gözlükule’de buluşmuştur. Bu kapının altında günlerce süren törenler yapılmıştır. Zamanla bu kapıya Kleopatra Kapısı da denilmiştir.
Kenarı at nalı şeklinde, 6,17 m yüksekliğinde, 6,18 m derinliğindeki kapının yapımında kesme taş ve Horasan harcı kullanılmıştır.
Kentin doğu yönüne açılan ana kapı, Tarsus’un surlarından geriye kalan tek yapıdır.
Evliya Çelebi’ye göre İskele Kapısı da denen limana yakın olan kapıya çeşitli dönemlerde, Deniz Kapısı ya da dönemin en önemli kentlerinden Seleukia güzergâhında olduğu için Silifke Kapısı da denilmiştir.
Kapı, 19. yy. gezi notlarında St. Paul Kapısı olarak da adlandırıldığı bilinmekle beraber kapının halen yaygın adı Kleopatra Kapısı’dır.
1835 yılında Mısır Valisi İbrahim Paşa tarafından yıktırıldığı için bugün tek kemerli yarım daire biçimindeki kapı da son yıllardaki kötü yenileme çalışmasıyla orijinalliğini yitirmiştir.

Tarsus- Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası)
Tarsus’a 14 km uzaklıkta Dedeler Köyü (Endülüs Dağı) eteklerindeki Eshâb-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası), Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen mağaraların en bilinenlerinden biridir.
Bu mağarada yaşanıldığı iddia edilen olaylara hem Müslümanlar hem de Hıristiyanların inanması, Kuran-ı Kerim’deki Kehf suresinin 9-26 ayetlerinde adının geçmesi bu mağaranın önemini daha da arttırmaktadır.
Pagan ortamda ortaya çıkan tek tanrılı yeni dine inanan Hıristiyanların Putperest Rum Hükümdar Dakyanus’un eziyetlerinden eziyet çekmişlerdir. Halk arasında söylenegelen olaylar zamanla efsaneye dönüşmüştür.
Tam olarak hangi tarihte yaşandığı bilinmeyen olay, zaman içinde farklı şekillerde anlatılsa en rağbet göreni ; Tarsuslu yedi genç Müslüman adları –Meksemlina, Yemliha, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş- Hıristiyan adları- Kefeştatayyuş, Maksimyanus- Malkus-Margus, Martininanus, Konstanitnos, Dionisyus, Yuhanis ve Süresiyu- ile köpekleri Kıtmır’in bu mağarada 309 yıl uyumuşlardır.
Halen pek çok inanan tarafından ziyaret edilen doğal çöküntünün alanı 300 m2’dir. Tavanı 10 m yükseklikte olan mağaraya 15 basamaklı bir merdivenle inilir. Mağaranın hemen üzerinde 1873 yılında, Abdülaziz tarafından cami yaptırılmıştır.
Arapça Mağara Dostları anlamına gelen Eshab-ı Keyf Mağarası ve çevresi son yıllarda yapılan düzenlemelerle de Tarsus’un önemli turizm merkezlerinden biri olmuştur.
Tarsus-Ulu Cami
Kentin en işlek merkezinde yer alan Ulu Cami, 1579-1597 yılında Ramazanoğlu İbrahim Bey tarafından St.Pierre Kilisesi üzerine yaptırılmıştır.
Arap istilalarıyla zarar gören kilise, Osmanlı döneminde camiye çevrilmiştir. Bazilika planlı, 47 m×13 m boyutlarındaki kilise kesme taştan inşa edilmiştir.
Yapı, camiye dönüştürülürken eklenen yeni binalarla büyük bir külliye görünümünü almıştır. Caminin dikdörtgen planlı iki minaresinden biri Ziya Paşa tarafından 1895 yılında saat kulesine çevrilmiştir.
Beş kapılı camiye kuzey yönündeki taç bir kapıdan girilir. Zemini siyah ve beyaz mermer kaplı caminin ibadet mekanı, Osmanlı tarzı mukarnas mermer mihraba paralel üç nefle birbirinden ayrılır. Caminin 16 kubbesi, İran kemeri denilen sivri kemerlerle birbirine bağlı baklava motifli sütunlarla taşınmaktadır.
Caminin büyük revaklı avlusunun ortasında bir şadırvan bulunmaktadır.
Camiye bitişik türbede Şit Aleyhisselam, Lokman Hekim ve Halife Memun’un mezarları, yakınında Saat Kulesi, İmaret bulunmaktadır.
Tarsus- St. Paulus Kilisesi (St.Paulus Katedrali- Eski Cami)
Antik cadde yakınında, kent merkezi (Çarşıbaşı) civarındaki cami, önceleri eski ama Hıristiyanlık için son derece önemli bir yapı- 1102 yılına ait St. Paul Katedral-iken 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından camiye çevriltmiştir.
460 m2 alan sahip caminin (kilisenin) dar ve derin pencereleri, Roma tarzı kesme taş yüksek duvarları, kalın, dar alınlıklı süslü giriş kapısıyla gösterişli yüksek sütunları dikkat çekicidir.
İç mekânı 19.30 m x 17.50 m boyutunda oldukça geniş ve ferah (caminin) kilisenin üç nefle ayrılmış, 12,60 m ölçülerindeki salonunun sağ ve solunda birer yarım plaster ve antik döneme ait gri granit sütunlar bulunmaktadır. Salonun tonozlu tavanının ortasındaki Hz. İsa, Yohannes, Mattaios, Marcos ve Lucas’ın freskleri son derece önemli detaylardır.
Bazı kaynaklarda, Ortaçağ başlarında buradaki Ayasofya Kilisesi’nde Papa’nın elçisi Mainz Piskoposu Konrad Von Wittelsbach’ın 6 Ocak 1198’de, Ruppenlerden l. Leon’u Ermeni Kralı olarak taç giydiğinden de bahsedilmektedir.
1704 yılında Fransız seyyah Paul Lucas, Tarsus’da bir Yunan ve bir Ermeni kilisesinin olduğundan ve Ermeni kilisesini St. Paulus’un yaptırdığınıdan bahsetmektedir. Ayrıca 1851 yılında Ermeni Kilisesi’ni V. Langlois’un da ziyaret ettiği de belirtilmiştir.
Yanında bir de çan kulesi bulunan kilise, daha sonra çevre düzenleme faaliyetleriyle büyük bir restorasyon geçirmiştir.
1415 yılında, Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından camiye çevrilirken oldukça değişime uğrayan yapıya bir de minare eklenmiştir.
Tarsus’taki diğer önemli dini yapılar; Makam-ı Danyal Cami, Ramazanoğulları dönemine ait Ulu Cami, Kubad Paşa Medresesi ile Bila-i Habeş Makamı ve Mescidi, Mencek Baba Türbesi, Duatepe Türbesi, Mehmet Felah Türbesi de gezilip görülmesi gereken ilgi çekici mekânların başında gelmektedirler.

Tarsus-Makamı Şerif Cami ve Daniyal Peygamber Kabri
Tahtının sarsılacağı gerekçesiyle İsmailoğullarından tüm erkek çocukların öldürülmesini emreden MÖ 605- MÖ 562 Babil Kralı II. Nebukadnesar’a karşı Yahudilere yardım eden Danial (Danyal) gösterdiği kehanetlerle peygamber kabul edilmiştir.
Efsaneye göre; Kudüs’te doğan Danyal Peygamber, ailesi tarafından öldürülmesin diye bir mağaraya bırakılır ve orada İki aslan tarafından büyütülür. Gençken Yahudilerin arasına karışıp bereket dağıtır ve onlara kehanetleriyle yardım eder.
Daha sonra kıtlık zamanında Kilikya’nın Başkenti Tarsus’a kral tarafından çağıran Danyal Peygamber’in ülkesine geri dönmesine izin verilmez. Kente bolluk bereket getirir.
İlçe merkezinde Kubat Paşa Medresesi yanında Makam-ı Şerif Cami 1857 yılında yapılmıştır. Dikdörtgen planlı, tonoz örtülü, kemerli camiye çok sonra minare eklenmiştir. Caminin düz mihrabı son derece sade düzenlenmiştir.
Daha sonra Hz Ömer zamanında Tarsus’u alan Araplar mezarda buldukları iki aslan ve bir çocuk resimli yüzüğün Danyal Peygamber’e ait olacağı düşünülür ve mezar koruma altına alınır. Berdan Çayı’nın yönü değiştirilip mezarın üzerinden geçmesi sağlanarak mezara verilecek zararlar önlenir.
Zamanla söylence halklar arasında yayılır. Önce Yahudiler daha sonra Hıristiyan ve Müslüman olan Tarsuslular tarafından saygı duyulan Danyal Peygamber’in mezarı sıklıkla ziyaret edilmeye başlanır.
Çarşı merkezde türbenin olduğu yerde kazı çalışmaları sırasında farklı ölçülerdeki taşlarla yapılan kurşun kaplamalı demir çubuklarla bağlı Roma köprüsü, manastır, 7.ve 13 yy.’a ait birinde 7 köşeli yıldız bulunan kalker kesme taş örme duvarlı türbe, mezarlar, 4 adet bronz sikke, beşik tonozlu bir yapı, küçük bir hamam, sütun başlıkları da ortaya çıkarılmıştır. Buluntular halen Tarsus Müzesi’nde sergilenmektedir.
Zamanla onarımlar geçiren türbe halkın ziyaretine açıktır.
Tarsus- Kubat Paşa Medresesi
Ramazanoğlu Beyi Kubat Paşa tarafından 1557 yılında yaptırılan medrese bugünkü çarşı merkezindeki Ulu Cami yakınındadır.
Eğitim-öğretim amaçlı kullanılan yapı, düzgün kesme taştan dikdörtgen planlı, tipik Selçuklu medrese mimari özelliklerine göre inşa edilmiştir.
Geniş bir portalla girilen tek katlı medresenin açık avlusu dikkat çekmektedir. Üzer kubbeyle örtülü yapının iki eyvanı-ana ve giriş- bulunmaktadır.
16 odalı yapının kapı girişleri ve pencereleri ahşap, pencere korkulukları demirden yapılmıştır.
Yapı halen müze olarak kullanılmaktadır.
Tarsus- Gözlükule

MÖ 7000’li yıllarda köy yaşamın olduğu belirlenen Tarsus, Akdeniz ile Kilikya ve Amik Ovası’nın Anadolu ile ulaşımını sağlayan en önemli kavşaktı.Tarsus, Torosların içinden geçen akarsuların oluşturduğu vadilerde görülen ilk yerleşimcilerin güzergahı üzerinde yeralmaktaydı. Bu yüzden çok sayıda kalıcı ya da göçebe uluslarla tarihin ilk dönemlerinden beri hızla büyüdü.
Tarsus kent merkezi içinde yer alan Gözlükule de kentin ilk yerleşim yerlerinden biridir. Gözlükule’nin tarihi MÖ 5000- MÖ 3000- MÖ 1200 neolitik, kalkolitik, erken ve geç tunç çağlarına kadar gitmektedir.
MÖ 2000 yıllarında Tarsus’un limanı olan Gözlükule, çapı 300 m, yüksekliği 25 m ve derinliği yaklaşık 12 m- 14 m olan höyüktür. Höyük içinde tüm Kilikya tarihi hakkında önemli bilgiller barındırmaktadır.
Tarsus’da ve höyükte yaşayan Hitit, Asur, Hellen, Roma, Bizans, Abbasi ve Selçuklu”dan geriye çok sayıda buluntu kalmıştır.
Gözlükule’de cilalı taş, bakır ve yeniçağ dönemine ait 33 tabakadan çıkarılan yapıtlar –su yolları, taş döşeli yollar, duvar kalıntıları, megafon tipi çok odalı ev kalıntıları, sekiler, depolama alanları- halen Tarsus ve Adana müzelerinde sergilenmektedir.
Önceleri hamam ve tiyatro olarak kullanılan mekanların sonradan rekreasyon alınana dönüştürüldüğü yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılmıştır.

Tarsus- Roma Tapınağı (Dönüktaş, Donuktaş)
Önemi yeterince kavranmadan düzensiz kentleşme sonucu evlerin arasına sıkışıp kalan yapının 2. yy. sonlarına doğru inşasına başlandığı, ancak bitirilemediği anlaşılmaktadır.
Büyük bir kaya kütlesini andıran ve bölgenin en büyük mabedi olan yapının kime atfedildiği tam olarak bilinememektedir.
Ancak yazılı kaynakların bazılarına göre, MÖ 612- MÖ 605 Asur Kralı Sardanapal’ın mezarı ya da bir Roma dönemi mabedi olduğu düşünülmektedir. 18. yy.’a kadar pek ilgi çekmeyen yapı, bu dönemden sonra çeşitli araştırmalarla hakkında daha doğru bilgilere ulaşılmaya başlanmıştır.
Tapınağın 2. yy.-Hadrian- Septimius Severus dönemindeki Side N1-N2 tapınakları, M binası, tiyatro ve Tykhe Tapınağı’nın mimari özelliklerine bakılarak 96- 180 Antoninler dönemi özellikle de bu dönemin sonu sayılan Kommodus zamanına tarihlenebileceği ve yapının imparator kültü ile ilgili olduğu varsayılmaktadır.
Tapınaktaki 100m x 43 m ölçülerindeki 8 m’lik, dikdörtgen planlı mimari parçalar ve Roma betonları dev kütleyi daha da ilginç hale getirmektedir.
Tarsus- Bilali Habeşi (Makamı) Mescidi
Arapların kenti işgali sırasında Hz. Muhammet’in müezzini Bilali Habeşi’nin ezan okuyup namaz kıldırdığına inanılan yerde daha sonra mescit ve kuyu yapılmıştır. Ulu Cami yakınındaki mescit zamanla Bilali Habeşi (Makamı) Mescidi olarak anılıp kutsal sayılmıştır.
Kare planlı, üç bölümlü ve üstü üç kubbeyle örtülü mescidin içinde bir de lahit bulunmaktadır.
Mescit en son 2013 yılında restore edilerek halkın ziyaretine açılmıştır.
Tarsus- Kırkkaşık (Beyaz Kaşık) Bedesteni
Ramazanoğlu İbrahim Bey tarafından 1579 yılında kesme taştan yaptırılan, doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı, 25 odalı, 7 kubbeli yapı, yan tarafındaki kaşık figüründen dolayı Kırkkaşık Bedesteni adını almıştır.
Yapı, bir süre medrese ve aşevi olarak kullanılsa da daha sonra çarşı olarak hizmet vermeye başlamıştır.
İki büyük kapıyla girilen bedestenin içinden merdivenlerle çıkılan iki de kulesi vardır. Kubbeyi taşıyan kemerler sivri, giriş kapılarının kemerleri ise yayvandır.
1954 yılında onarıp halen Kapalı Çarşı olarak kullanılan Kırkkaşık Bedesteni’ndeki dükkânlarda yöresel ürünlerin yanında çok sayıda farklı malzemeden –seramik, ahşap, bakır, gümüş, deri, dokuma vb.– yapılan hediyelik eşyalar ile yiyecek ve içecekler satılmaktadır.
Bedestenlerin yanında ilçelerdeki kervan yolları üzerinde yapılan han ve kervansaraylarda –Anamur-Tol Kervansarayı, Akarca Hanı, Altı Kapı Han, Mut- Sartavul hanları zamanla yıpransalar da dönemlerinin izlerini taşıyarak günümüze kadar gelebilmiş tarihi yapılardır.
Tarsus- Roma (Eski ya da Şahmerdan Hamamı) Hamamı ve Kemer (Altından Geçme)
Kent merkezinde önceleri büyük bir kemer iken zamanla yok olma noktasına gelen tarihi yapının üstü tuğla ile örtülüdür. Hakkında fazla bilgiye ulaşılamayan kemer yanındaki hamamla beraber evlerin arasına sıkışıp kalmıştır.
Yerel taşlarla inşa edilen hamamın Roma dönemine ait olduğu çok az bir kısım görülebilen mimarisinden anlaşılmaktadır. Kente terazilerle taşınan suyun hamamda kullanıldığı düşünülmektedir.
Kitabesine göre 1873 yılında onarım gördüğü bilinen Hamam’da efsaneye göre Şahmeran kesilmiştir. Kan izleri duvarda görüldüğüne inanıldığı için Şahmerdan Hamamı da denir.
Tarsus- Justinianus Köprüsü (Baç Köprüsü)
Tarsus girişinde yer alan Tarsus Çayı üzerindeki üç gözlü köprüyü Bizans İmparatoru Jüstinianus yaptırmıştır. Bir dönem para verilerek geçilen köprüde parayı alanlara Baç denildiği için zamanla Baç Köprüsü olarak da anılan yapının kalıntıları halen görülebilmektedir.
Tarsus- Saat Kulesi
Kent merkezi, Ulu Cami yakınındaki saat kulesi, 1890 yılında Kaymakam Ziya Bey tarafından yaptırılmıştır. O dönemde kentin kentin her yerinden görülebilen saat kulesi, işlevini kısmen yitirse de halen kentin önemli sembolleri arasında yer almaktadır.
Nusret (Nusrat)Mayın Gemisi

I.Dünya Savaşı sırasında 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı’nda 7-8 Mart 1915 gecesi Erenköy Koyu’na 26 mayın döküp itilaf Devletleri donanmasına zarar vererek hem savaşın hem de ülkenin kötü gidişatını tersine çeviren kahraman gemidir.
Dünyanın en ünlü mayın gemisi olan Nusret, 18 Mart’ta düşman donanmasını (Bouvet, HMS Irresistible ve HMS Ocean zırhlıları batırıp, HMS Inflexible ise ağır hasar vermiş) boğaza sokmamış ve savaşı Türklerin kazanmasını sağlamıştır.
639 kişilik mürettabatı olan Nusret, Fransız Fransız Başbakanına göre savaşın iki yıl uzamasına ve büyük kayıplara neden olmuştur.
1911 yılında Almanya’nın Kiel şehrindeki Germaniawerft tersanesinde inşa edilen gemi 1913 yılında Osmanlı donanmasına katılmıştır.
Savaştan sonra bir dönem kuru yük gemisi olarak kullanılmış, 2003 yılında Tarsus Belediyesi tarafından alınıp onarılmış ve sergilenmeye başlanmıştır.
Tarsus- Mesire Yerleri
Tarsus ve çevresindeki en önemli mesire yerleri ve yaylaları –Baraj, Karabuçak, Çamlıyayla ( Namrun ) çıkarken Okalüptüs ve çam ormanlarıyla kaplı tepeleri- Yavşan, Deve, Saçmagediği, Şahinkaya, Güreş, Depel, Çocak, Tozlu vb.– ve bölgeyi sularıyla canlandıran Cehennem Deresi tam bir doğa harikasıdır.

