MÖ 315- MÖ 245 yılında Mersin- Soli doğumlu, Tarsus’da yaşayan ünlü Gökbilimci, 48 takım yıldızını tanımlayan Aratos, “Phainomena-Gök Olayları” adlı 1154 satırlı, şiir gibi kaleme aldığı kitabında şöyle yazar; “Eğer Güneş bulutsuz batı yönünde denizde batarken veya yanında kırmızı renkli bulutlar varken batarsa yarın yağmur yağacak diye korkmayın.Eğer sabahleyin gökyüzü kırmızıysa o gün çobanların mutlu günüdür.?“
Mersin’in Mezitli ilçesinde, anlamı güneş olan Soli’nin MÖ 700 yıllarında Rodos’tan gelen ve güneşe tapan Dorlar tarafından kurulduğuna dair görüşler olsa da son yıllardaki kazılarda ele geçen belgelerden yerleşim yerinin tarihinin MÖ 2000 Hitit dönemine kadar gittiği saptanmıştır.
Hititler zamanında adının Ura ya da Ellipra olduğu varsayılan Soli, Kizzuwatna Krallığı’nın batı kısmında yer almaktaydı.
MÖ 1500 yıllarında Soli’nin etrafı kazamatlı (kasa tipi) sur duvarlarıyla çevriliydi. Bu da yerleşim yerinin önemini ve yoğunluğunu göstermektedir.
Ayrıca MÖ 1500- MÖ 1400 ve MÖ 1300’lü yıllara ait çeşitli yazılı kaynaklarda halen Berlin Müzesi’nde sergilenen Luvice adlar, Targasna Beyi’nin kulp baskısı, asker Parnapi ile Muvazzi’nin mühür baskıları ve yakma küp mezarları Soli’nin geniş ve gelişmiş bir kent olduğunu düşündürmektedir.
Bu döneme ait renkli, kulplu, baskılı, ip, kafes ve dalga bezemeli kaplar ile kırmızı matara ve şişe, kol şeklindeki kaplar, pişmiş toprak damga mühür, bulla (yuvarlak mühür) ve höyük tabakası, madencilik yapıldığının kanıtı kumtaşı maden kapları bölgede bulunan çok değerli tarihi belgelerdir.
Kurulumundan itibaren önemli bir liman kenti olan Soli’de 200 m aralıkla uzunlukları 160 m, derinliği 23 m iki dalgakıran ve liman kalıntıları arasında uzunlukları 160 cm, enleri 60 cm ve derinlikleri 60 m olan kalker blokları tutturan demir perçinlerin izleri halen görülmektedir. Liman kazılarında ortaya çıkan buluntular-mimari parçalar, amphoralar, kandiller, dokuma ağırlıkları, ters cota atıklar, ocaklar, Bes figürü (saray personeli heykeli, bir adet skarebeus vb. – dönem ve kent hakkındaki paha biçilmez parçalardır. Soli limanından bu dönemde de zeytinyağı ticareti, kereste, madenlerin, askeri malzemelerin ulaşımı için kullanılmaktaydı.
Yine kazılarda MÖ 700- MÖ 600 yıllarına ait yöreye özgü ve Kıbrıs’da da üretilen seramikler ile Helenistik Tanrıça Kibele kalıplarının bulunması kentin Yunan kültürü ve Kıbrıs ile ilişkisini düşündürmektedir.
MÖ 2000- MÖ 1000- MÖ 600 yıllarını içini alan ve 500’lü yıllarda özerkliği bilinen Soli, Pers döneminde de önemli bir yerleşim yeri idi. Persleri MÖ 333 yılında İssos Savaşı ile yıkan Büyük İskender, tapınak yapılsın diye kente bir miktar para da bağışlamıştır.
Bu dönemde bölgeye yayılan Helen Kültürü İskender’den sonra da devam etmiştir. İskender’in ardından MÖ 323 yılında komutanlarından Seleukoslara ve Ptolemaioslar tarafından çatışmalara neden olan Soli, MÖ 261-MÖ 240, II. Antiochos Teos zamanına kadar Ptolemaioslar’ın yönetiminde kalmıştır.
Soli’nin Helen döneminde Yunanca Yağlı Çay anlamındaki Liparis-Liparos Nehri’nden şifa bulunduğu ve çekirdeksiz narlarıyla ünlü olduğu da kayıtlarda geçmektedir.
MÖ 197 yılında III. Antiochos, Akdeniz sahilindeki Kilikya topraklarını alınca Soli’de Seleukosluların eline geçmiş ancak MÖ 100’lü yıllarda zayıflayan krallıkla beraber Soli içinde zor günler geçirmiştir. Özellikle Ermeni Krallığı tarafından yağmalanan kent ve çevresinde yaşayan halk Kral Tigranes tarafından göçe zorlanmıştır. Bu dönem ve sonrasında korsan istilaları, esir ticareti, yağmacılık ile yıpranan Soli, Roma dönemiyle nefes almaya başlamıştır.
MÖ 130 yılında İmparator Hadrianus, Anadolu gezisi sırasında Roma eyaleti, Kilikya kenti Soli’ye uğrayıp para yardımında bulunmuştur.
MÖ 106 -MÖ 48 Roma İmparatoru General Pompeius Akdeniz sahilinde ve dağlık Kilikya’daki korsan gemilerine el koymuş, Soli gibi nüfusu azalan kentlere bu korsanları yerleştirip yeniden inşa ettirmiş, kentin adını da Pompeipolis- Pompeius’un Kenti olarak değiştirmiştir.
MÖ 70 yılında kentin önüne yeni bir liman yaptırılmış ve kentin gelişimi sağlanmıştır. Bu limandan geriye1.ya da 2. yy.’a ait 33 tanesi kalan Korint başlıklı 200 sütunu olan, 360 m uzunluğunda, 15-30 m genişliğinde galerili büyük bir çarşı (cardo Maximus) bulunmaktaydı.
Yunan-Helen ve Roma Dönemi’nde kentte önemli kişilerin- MÖ 361- MÖ 262 Komedi Şairi Philemenos, filozof MÖ 280-MÖ 205 Chrysippos, matematikçi ve astronom MÖ 310- MÖ 240 (MÖ 315-MÖ 245) Aratos, filozof MÖ 106-MÖ 43 Cicero, filozof MÖ 74-MS 7 Anthenodoros, Pyromakhos ‘un öğrencisi heykeltraş Milan -Soli’de yaşadıkları bilinmektedir.
MÖ 64- MÖ 24 Strabon’a göre; Soli, Akhaioslar, Argoslu ve Rodos-Lindos kolonileri, Pompenius Mela tarafından kurulan, Ovalık Kilikya (Kilikia Pedias) ve Pamphilia ile Dağlık Kilikya’nın (Kilikia Trakheia) en uç noktasıdır. İki Kilikya arasında sınır yerleşimi Soli’ye kadar uzanan yüksek dağlar denize dik olduğu için bu bölgede çok sayıda korunaklı liman-Selinos, Kadrous, Anemorium, Nagidos, Seton-Keton, Posideion, Salous, Myous, Kelenderis, Aphrodisias, Holmi-bulunmaktadır.
Bunlarla birlikte arkeolojik kazılarda Roma dönemine ait savunma kulesi platformları, yazıt parçaları, Aratos Mezar Anıtı, Nemesis Heykeli, Diyanisos, Pan ve Panter’in üçlü heykeli, Asklepios, yardımcısı Telesphoros, kızı Hygieia ve diğer heykeller, İmparator Balbinus Heykeli, 10×10 alanda içinde urne (kül kapları), amphoralar, pythos, larnaks, kiremit, lahit, toprak halka ait 50 mezarda ölü hediyeleri, pişmiş toprak ve cam koku kapları, boncuklar, sikkelerin bulunduğu mezarlığın sonunda münferit mezarlar, tapınak, saray, tiyatro, bir kaç duvar parçası görülebilen hamam, suyolları, liman kalıntıları da son derece dikkat çekici buluntulardır.
Roma Dönemi’nde yeniden eski güzel günlerine dönen, 22 m yükseklikte, 300 m çapındaki tepe üzerine kurulu Soli Antik Kent kalıntıların çoğu Demir Çağ ve Roma dönemine aittir.
Hıristiyanlık döneminde de Kilikya’ya bağlı önemli bir Piskoposluk merkezi olan Soli’nin sürekli tahribata uğraması sonucu bu döneme ait çok az sayıda seramik ve paye parçalarına rastlanmıştır.
Daha sonra 353 yılında çok şiddetli bir depremle ve 7. yy. Arap istilalarıyla zarar gören kente Viranşehir denilmeye başlanmıştır.
19. yy. da kente gelen Avrupalı gezginler çok sayıda antik kalıntıdan- Kale köyünde bulunan tapınak yıkıntıların nekropol ve Kuyuluk’taki yeraltı mezarları-bahsederler.
Halen antik kent Mersin’in sözde yeni binalarıyla adeta boğulmuş ve su kemerleri, höyük, Roma hamamı gibi kalıntılar yok olmak üzeredir.