OSMANİYE

Coğrafi

Komşular; Osmaniye, Adana, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kilis ve Kayseri’dir.

Yüzölçümü;  3.767 km2 

İlçeler; Bahçe, Düziçi, Hasanbeyli, Kadirli, Sumbas ve Toprakkale ve merkez ilçe Osmaniye’dir.

İklim

Kıyıya 20 km uzaklıkta, özellikle İskenderun Körfezi’ne doğru uzayan Osmaniye’de tipik Akdeniz iklimi görülmekle birlikte kentin bazı bölümlerinin denizden 121 m yükseklikte olması buralarda iklimin biraz daha sertleşmesine ve yağışın artmasına neden olmaktadır.  

Bitki Örtüsü

Akdeniz bitki örtüsü makinin ağırlıkta olduğu Osmaniye ili de güneyden kuzeye yükselen dağlar- Amanos (Gâvur) Dumanlı, en yüksek 2400 m Düldül ve 2285 m Turna, Tırtıl ve Toros dağları– ile çevrili olması, nehirlerin çokluğu- Ceyhan Nehri, Kalecik, Karaçay, Kesiksuyu dereleri, Horu (Hamis), Savrun, Sabunsuyu, Yarpuz çayları– bitki örtüsünün çeşitliliğine yol açmaktadır. 

Bir yandan Akdeniz ikliminde yetişen bitkilerin tamamı Osmaniye’de görülürken bir yandan da yükseklere doğru gidildikçe krakos, Çukurova orkidesi ve menekşesi gibi sadece bu yörede görülen endemik türler yetişebilmektedir. 

Osmaniye’nin yükseklerinde yer alan ormanlık ve fundalıklarda ise kızılçam, Halep çamı, karaçam, meşe, servi, sakız ağacı, köknar, sedir, ardıç, kayın, karaağaç, kızılağaç gibi ağaçlara da sıklıkla rastlanmaktadır. 

Ulaşım; Osmaniye ili ve ilçelerine yeterli karayolu ağı ile ülkenin her yerinden kolaylıkla ulaşmak mümkündür.

Tarih 

Ceyhan Ovası’nın verimli toprakları içinde yer alan Osmaniye’nin tarihi MÖ 7500- MÖ 5000 neolitik döneme kadar gitmektedir. 

Osmaniye’nin kalkolitik ve ilk tunç çağında pek çok uygarlığa –Lelegler, Akad, Mitanni, Mısır, Asur, Kizzuwatna, Hitit, Hurri, Babil,  Pers, Yunan, Roma, Bizans, Ermeni, Arap, Moğol ve Memluklar– yurt olduğu yapılan kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılmıştır.

1080 yılından sonra Türklerle tanışmaya başlayan topraklar önce Selçuklular sonrasında da uzun yıllar Uşaklı Aşireti tarafından yönetilmiştir. 

Osmaniye, 1097’de bir ara Haçlılar tarafından kuşatılmışsa da kısa süre sonra tekrar Türklerine eline geçmiştir. 

Stratejik coğrafi konumu nedeniyle Doğu Anadolu’nun kapısı ve Ortadoğu ülkelerinin bağlantı noktası durumundaki Osmaniye kentine, 1277 yılında Oğuz soyundan 40 bin Halep Türkmeni yerleştirilerek kentin Türk nüfusunun sayısı arttırılmıştır. 

1250- 1517 yılları arasında Memluklar tarafından yönetilen kent, 1840 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminde de Osmanlı toprağına eklenmiştir. 

Daha sonra Kurtuluş mücadelesi sırasında Fransız işgalinden 7 Ocak 1922 yılında kurtulan Osmaniye, 1996 yılında il olmuştur. 

Osmaniye ve çevresindeki tarihi ve doğal yapı ve yapıtlar; 

Osmaniye, Nur dağları arasında doğu ile batı arasındaki tek çıkış noktası ve Çukurova’nın bittiği yerdir. 

Bu yüzden kentin çevresine ilk çağlardan beri çok sayıda kale yapılması gerekmiştir.

Bugün bu kalelerden sadece 15 tanesi- Mitsin, Kötü, Karakışla, Kırıklı, Dereobası, Babaoğlan, Karatepe, Bodrum (Kastabola), Toprakkale, Hemite, Kaypak (Savranda), Çardak, Kara Fenk, Harun Reşit kaleleri ve  Korsan Kenti– ayakta kalabilmiştir.

Osmaniye ve Çevresindeki Tarihi Yerler ve Yapılar

Kastabala ( Hierapolis) Antik Kenti

Osmaniye’nin 12 km -20 km kuzey -kuzeybatısı ve kuzeydoğusunda,  Kesmeburun- Bahçe ve Kazmaca ile  batıda Kırmıtlı Kuş Cenneti arasındaki ovada yer alan Kastabala, Ceyhan (Pyramos) Nehri’ne yakın bir konumdadır. 

13. yy. Bodrum Kalesi, Cevdetiye- Kesemburun- Karatepe ve Aslantaş arasında birkaç kilometrekarelik alana yayılan Kastabala Antik Kenti’nin eski adı Hierapolis idi. 

Kentin tarihi MÖ 7. ve 5.yy. arkaik- klasik (geç neolitik-erken kalkolitik) döneme kadar gitmektedir.

Değişik dönem ve zamanlarda farklı diyarlardan gelen çeşitli antik yazar ve gezginler – Ptolemaeus, Plinius, Anazarbos, Epiphaneia ve Strabon- geriye kalan pek çok değerli objelerle – sikkeler, yazıtlar, anıtlar vb. – antik kentin tarihi, kültürü, komşularıyla kent ve bölge hakkında pek çok bilgiye ulaşılmıştır.

Kilikya Ovası’na hakim Kastabala’nın adına önce Bahadırlı Köyü yakınlarında bulunan Aramice bir sınır yazıtında rastlanmıştır. 

MÖ 2000 Roma,  MÖ 1000 Geç Roma dönemine ait eserler henüz netliğe kavuşturulmamıştır. 

Ancak son dönemlerdeki araştırmalarla kente MÖ 5. ve MÖ 4. yy. da Persler, MÖ 175- MÖ 164 Seleukos Krallığı, IV. Antiochos Epiphanes’in Perasia denilen tanrıçaya ithafen- Hierapolis (Kutsal Kent) olarak adlandırıldığı saaptaanmıştır.

Adına para batırılan Kastabala hakkındaki sonraki dönemlere ait bilgiler yazık ki Seleucosların sonu MÖ 1. yy. ortaları ile Roma’ya kadar yazılan kaynaklarla sınırlı kalmıştır. 

Kilikya korsanlarını denizde ve karada yenerek Doğu Kilikya’nın kıyı kesimlerine yerleşim yerleri kuran MÖ 67 Romalı komutan Cn. Pompeius Magnus, kent ve çevresinde de yeni bir dönem başlatmıştır. 

MÖ 51 yılında aşiret liderleri sayesinde bölgeyi koruyan ve Romalılar tarafından da desteklenen Luvi kökkenli korsan  Tarkondimotos I  (Tarkondimotus I) sadık bir müttefik olarak ayakta kalarak bölgede egemenlik sağlamaktaydı.

Doğu Kilikya- Amanos bölgesinin kontrolünü sağlayan bir noktada olması, Anadolu ve Mezopotamya arasında geçit yerinde bulunması nedeniyle Kastabala Antik Kenti altın çağını, 2. ve 3. yy. Roma döneminde yaşadığı döneme ait yapı ve yapıtlardan anlaşılmaktadır. 

Bu dönemde zaman zaman Arap istilalarına da uğrasa da kenti asıl zayıflatan MÖ 40 ile MÖ 36 yılları arasındaki kendi komutan, yönetici, asker ve kralların- Tarkondimotos, Cicero, Pompeiusun, Caesar, Marcus Antonius, Philippi, Octavian, Julius Caesar, Brutus- çekişmeleri olmuştur.

Uzun çekişmeli yılların ardından 17 yılında Suriye eyaleti olan Kastabala, 38 yılında Komagene topraklarına dâhil edilmiştir.

72 yılında tekrar Kilikia’da kurulan Kastabala’yı ziyaret eden Roma İmparatorlarının –Traian, Hadrian ve Caracalla- heykelleri kente dikilmiş ve Kastabala 260 yılına kadar Roma Eyaleti olarak varlığını sürdürmüştür. 

Bu tarihten sonra Sasani ve akrobatlarıyla ünlü Bizans Dönemi etkisine giren Kastabala, 380 yılında Isaurialı Balbinos tarafından ele geçirilerek Cilicia Secunda eyaletinin başkenti olan Anazarbos’a bağlanmıştır. 

Kastabala, Anadolu’daki diğer antik kentler gibi sonradan modern yerleşimciler tarafından kullanılıp değiştirilmediği için bölgedeki dönemin kent kimliğini yansıtan tek yerleşim yeri olarak son derece önemli bir merkezdir. 

Tarihinin ilk dönemlerinden beri hareketli bir yaşamı ve yönetim şekli olan Kastabala kenti Hıristiyanlık döneminde de etkin bir rolünün olduğu 431 yılında Efes, 451 yılında da Kadıköy konsüllerine temsilci göndermesinden anlaşılmaktadır.

524 ve 561 yıllarında bölgedeki büyük bir depremden zarar gören Kastabala’da baş gösteren veba salgını sonucunda da giderek terk edilmeye başlanmıştır.

4. yy.’dan sonra surla çevrilen Kastabala kentindeki yapılar kalenin gördüğü küçük bir vadinin kuzey, güney ve doğu yamaçlarındaki kayalık arazide bulunmuştur. 

Izgara planlı antik kentte yapıların çoğu Severuslar döneminde yapılmaya başlanan kamu binalarının etrafında toplanmıştır. 

Kalıntıların tamamına yakını Roma dönemine ait olsa da Kastabala yakınlarda ve hala görülebilen en önemli eserlerden  bazıları Kozan- Uzunoğlan Tepesi’ndeki -Tarkondimotosun ve oğlu II. Tarkondimotos Philopatorun, Çukurovanın doğu ve kuzeydoğu bölgesinde Kastabala ve Anazarbos antik kentlerini de içine alan Pyramos havzasını yaklaşık 80 yıl süreyle yönettiklerini anlatan- Onur Yazıtı, Sütunlu Ana Cadde, Onur Yazıtı(Caracalla), III. Gordiann, Marcus Aurelius’un karısı Faustinada Nea Hera- Propylon (Anıtsal Kapı) ve yapılara ait mermer mimari parçaları, kale, tiyatro, hamam, pazaryeri, 6. yy. kilisesi, mezarlar, statıon, çeşitli tanrı ve tanrıçalara ait tapındıklar -Artemis Perasia, Asklepios ve Hygieia, Helios, Theos Pyretos- Tapınak – ile su kanalı bulunmaktadır. 

Osmaniye’nin en önemli antik kentlerinden Kastabala iken diğerleri antik kentler Karatepe (Aslantaş), Kadirli (Flaviopolis) ve Dilekkaya (Anazarbos) ile birlikte Çukurova’nın doğusunda mutlaka ziyaret edilmesi gereken ören yerlerinden bazılarıdır.

Bahçe (Bersara, Dra- Telanissus, Lydia Audia, Gindarus) Antik Kenti

Bahçe İlçesi yakınlarında yer alan Gindarus Antik Kenti’nin ilk yerleşimin Hititlerle başladığı ardından gelen Asurluların kente Bersara, Perslerin de Dana dedikleri yapılan araştırmalarla belirlenmiştir.

Pers döneminde kentin oldukça yıpratıldığı yapılan araştırmalarda karşımıza çıkmaktadır.

Antik kentin yakınındaki Hacılar yerleşim yerinden elde edilen bilgilere göre Gindarus’un İssus-İssos Savaşı’ndan ( MÖ 333 Helen/ Makedon-Ahameniş/ Dara III ) sonra Selevkos- Seleuikialıların eline geçince yerleşim yeri Telanissus olarak adlandırılmıştır. 

Bölge ve kent çeşitli uygarlıklar tarafından el değiştirdikçe adı da değişmiş ve Persler Dara, Seleuikialılar Telanissus, Romalılar Lydia Audia olarak adlandırmıştır.

Bugün pek çok antik yapının sadece izlerinin görülebilmektedir. Kent ve civarında en dikkat çeken yapı Hacılar- Semal Kalesi’nin duvarlarıdır.

Kadirli -(Karatepe- Aslantaş Millî Parkı ve Açık Hava Müzesi)

Osmaniye, Kadirli’ye 22 km uzaklıktaki Kızyusuflu Köyü’nde 638 m yükseklikteki antik kent, Milli Park ve ülkenin ilk Açık Hava Müzesi olarak 1958 yılında hizmete açılmıştır. 

Karatepe- Aslantaş MÖ 8. yy. Geç Hitit Dönemi’nde, Ova Hükümdarı Asativatas tarafından kuzeydeki vahşi kavimlere karşı korunmak amacıyla bir sınır kalesi olarak yaptırılmıştır. 

Çukurova- Andırın- Göksun’dan İç Anadolu- Akyol (Ağyol)- Kocayol olarak bilinen tarihi kervan yolunun üzerinde yer alan Karatepe’nin gelişimi Hititler öncesi ve sonrasında devam etmiştir. 

Bu yol bölgeyi istilaya gelen Haçlıların ve son zamanlarda Türkmenlerin tarafından da kullanılmıştır. 

Yerli halkın içindeki Aslan heykellerinden dolayı Aslantaş dediği antik kent, MÖ 725- MÖ 680 Asurlular tarafından yönetilmiş ve bu dönemde çok zarar görerek yıkılıp yakıldığı araştırmalarla ortaya konmuştur. 

Özellikle döneme göre ileri tekniklerle yapılan son derece güvenli sur duvarları, giriş kapısı ile duvarlardaki aslan heykelleri, Hitit Fırtına ve Güneş Tanrılarına ait kabartmalar, Finike çivi yazılı iki adet saray ve heykeller son derece önemli ve nadir buluntulardır.

Hitit dönemine ait iki büyük sur kapısı, yol aksı etrafındaki bina ve heykellerin olduğu görülen kentten günümüze saray, kale, tanrı ve sfenks heykel kalıntılarının yanında Hitit -Luvi ve Finike yazılı çok sayıda hiyeroglif bulunmuştur. Sanat eserleri dönemin gelişmiş mimari özelliklerini göstermektedir.  

Kentle ilgili Anadolu tarihi açısından en önemli olaylardan biri 1946 yılında, Halet Çambel ve Alman arkeolog Bossert tarafından yapılan çalışmalar sırasında dünyada ilk defa Hitit Hiyeroglif yazısı buradaki kitabelerden çözülerek MÖ 2000 yıllarına ait Anadolu hakkında pek çok bilgiye ulaşılabilmiş olmasıdır.  

Bölge ve kentte yaşayan diğer uygarlıklardan Roma ve Bizans dönemlerine ait bilgilerle beraber tüm buluntular ve yakındaki diğer bir Hitit yerleşim yeri Domuztepe deki buluntularla birlikte müzeye taşınmıştır.

Ayrıca halen milli parkta; kızılçam, meşe türleri ile maki florasının meydana getirdiği bitki örtüsü, karaca, yaban domuzu, çakal, tavşan, tilki, turaç, keklik  gibi yaban hayvanları toplulukları, Ceyhan Nehri’nde yayın ve sazan  balıkları kentin doğal dokusunu orataya koymaktadır. 

Açık hava müzesi içinde, Karatepe ve Domuztepe ören yerlerinde bulunan arkeolojik kalıntıların sergilenmesi amacıyla oluşturulan kapalı müze bölümü, 2007 yılında ziyarete açılmıştır. 

Ayrıca Karatepe-Aslantaş Arkeolojik Alanı, 2020 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilmiştir.

Babaoğlan Kalesi

Osmaniye il merkezine 22 km uzaklıktaki kale, tarihi Kastabala Ören Yeri’ne 9 km mesafededir. 

Kentte bulunan atlı süvari kabartması nedeniyle kalenin, Hierapolis- Kastabala kentinin kurucusu ve Kralı Tarkondimotos tarafından MÖ 39 yılında yaptırıldığı varsayılmaktadır.

Toprakkale-Kınık Kalesi

Adana- Osmaniye- Hatay karayolu kavşağında bulunan kale, ilk çağlarda Çukurova- Suriye- Amanos – Demirkapı geçidini kontrol altına almak için yapılmıştır. 

Kale, 75 m yükseklikte çevreyi gören kayalık bir tepe üzerine MÖ 2000 yıllarında Hititliler tarafından inşa edilmiş.

Asur, Med, Makedon, Seleukos, Ermeni, Roma, Abbasi, Bizans, Selçuklu, Moğol, Memluklu, Oğuz Türkleri, Ramazanoğulları ve Osmanlı yönetimine sahne olmuş bir bölgede yer alan Toprakkale, iç kale ve dış sur duvarlarından meydana gelmiştir. 

8. yy.’da Abbasi Halifesi Harun Reşit döneminde siyah taşlarla büyük ölçüde tekrar yapılan dikdörtgen planlı kalenin 12 burcu vardır. Kale yine bu döneme ait olduğu düşünülen dış surlarla çevrilidir. 

Hemite -Armuda Kalesi 

İlk olarak ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmeyen kale, Osmaniye yakınlarındaki, Hemite Köyü sınırları içinde, Ceyhan Nehri kıyısında, sarp bir tepenin üzerindedir.

Üç kemerli yontma taş kale, ikişer katlı 20 burçlu surlarıyla, 8-10 m yükseklikte ve 1500 m uzunlukta yapılmıştır.

Burada Romalılardan kalan tiyatro, tapınak, hamam ve dış surların içine inşa edilmiş olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. 

Kaypak- Savranda Kalesi
Osmaniye’nin doğusunda Kaypak yolu üzerinde, Romalılar zamanında yapılan kale Kalecik Barajı yakınında yer almaktadır. 

Çevresi 800 m olan dikdörtgen biçimli kalenin surları 7-10 m uzunluğundadır.

 8-30 m yüksekliğinde 12 burcu olan kalenin bir de kulesi bulunmaktadır. Ortaçağ kalelerini andıran Kaypak- Savrada Kalesi çeşitli zamanlarda onarım görerek halen ayakta durabilen kentin ve bölgenin tarihi önemli tanıklardandır.

Korsan (Sarnıç- Pindenissium) Kenti

Antik kent, Nur Dağları yakınında Küllü Köyü’ne yakın tek çıkışlı yüksek ve dik bir tepenin üzerinde kurulmuştur. 

MÖ 1. yy Roma İmparatorluğu ilk döneminde ve kendilerine ‘Özgür Kilikyalı’ diyen Seleukoslar tarafından Pindenissium adıyla kurulmuştur.

Sarnıçlarının çokluğu nedeniyle halen halk arasında Sarnıç adıyla da anılan kent, antik çağlarda İsos limanına gelen gemileri soyan korsanların kaçıp saklandıkları bir merkezdi. 

Kentteki antik dönem nekropolü, halk tarafından Gavurören denilen mezarlıkta çok sayıda mezarın bulunduğu bilinse de kaçak kazılar ve defineciler yüzünden günümüzde sınırlı sayıda mezar kalabilmiştir. 

Bölgede Karacaoğlan dağları olarak anılan ve kuzeyin soğuk, güneyin ılıman ikliminin geçiş alanını oluşturan 1976 m Eğridüldül ve 2446 m Beşik Düldül dağları bölge ve ülke için son derece önemli doğal alanlardır. 

Dağlar arasına saklanan yapılardan 17. yy mezarları, Hodu Yaylası, Ceyhan Nehri üzerindeki Aslantaş Barajı, Çatak Boğazı, Haruniye Kaplıcası, Sabun Çayı ve 15 m yüksekten akan suyuyla Karasu Şelalesi, Zorkun(Olukbaşı, Ürün) Kadirli- Maksutoğlu, Almacık, Savrungözü, Beyoğlu, Dokurcan, Hasanbeyli- Almanpınarı, Sumbas(Bağdaş) yaylaları da bölge açısından vazgeçilmez merkezlerdendir.

Ağcabey Cami

Osmaniye-Bahçe ilçe merkezi, Atatürk meydanındaki caminin ilk inşaası hakkında kesin bilgi olmamasına karşın, minaresi ile eski bazı kısımlardan anlaşıldığına göre yapı, 1489-1490 Dulkadiroğulları dönemine aittir.

Ancak cami, 1809 yılında Ağca Bey tarafından onartıldığı için yapı halen onun adıyla anılmaktadır. 

Kare planlı, moloz taştan inşa edilen caminin üstü kırma ahşap çatı ile örtülüdür. 

İlk yapıldığı dönem ve onarımlarına göre cami bugün de oldukça gösterişlidir.  

Ağcabey camisine yakın mezarlıktaki kare planlı bir türbede yatmaktadır. 

Ala Cami

Camide incelemeler sonucu yapının altında, dışarıdan da kapısı olan taş odadan (kyripta) edinilen bilgilere göre bina ilk önce kilise veya hac yolcuları için manastır olarak inşa edilmiştir. 

Özellikle Bizans döneminde kullanılan yapının içi ve çevresi mozaiklerle kaplı olduğu belirlenmiştir.  

14. yy Dulkadiroğulları döneminde camiye çevrildiği varsayılan yapıya bu dönemde minare vb. eklenmiştir. 

Daha sonra Osmanlı döneminde de onarılarak kullanılan yapı, geçmişin izlerini günümüze taşıyan önemli bir tarihi eserdir.

Gaffarlı Taş Köprü

Osmaniye- Sumbas- Gaffarlı Köyü’nde Kesiksu Deresi üzerine 17. ve 18. yy. Osmanlı döneminde yapılan tek gözlü, basık sivri kemerli, düzgün taştan inşa edilen köprü, Adana-Maraş-Antep güzergâhının önemli ulaşım yollarından biri olmuştur. 

Dayanıklı moloz ve düzgün blok taşlarıyla dikkat çeken köprü, halen son derece kuruluş amacına uygun bir şekilde amacına hizmet etmektedir. 

Kırmıtlı Kuş Cenneti

Türkiye’de önemli kuş alanlarından olan Kırmıtlı Kuş Cenneti, Amanos dağlarının yüksek kesimlerimde yer almakta ve içinde yaklaşık 250 farklı kuş türünü- Gece Balıkçılı, Yalıçapkını, Alaca Yalıçapkını ve İzmir Yalıçapkını- barındırmaktadır.

Göçmen kuşların uğrak noktalarından olan doğal parkta pek çok kuşu -leylek, arı şahini, kara çaylak, şahin ve küçük orman kartalı vb.-görmek mümkündür.

Karaçay Şelalesi ve Mesire Yeri

İl merkezine 4 km uzaklıkta, yaklaşık 4 km 2’lik alana yayılan doğal yaşam alanı, Karaçay Mesire Alanı içinde, Karaçay Deresi’nin 25 m yükseklikten akan sularının oluşturduğu aynı adla adlandıran bir de şelale yer almaktadır.

Sadece Osmaniye değil yakın il ve ilçelerde yaşayan insanlar için de doğal ortamı, bölgeye has bitki örtüsüyle Karaçay Şelalesi ve Mesire Yeri, içindeki lokantalarıyla da eşsiz bir günübirlik mesire ve trekking alanıdır.

Zorkun Yaylası

Çukurova’nın en büyük yaylası, 1650 m yükseklikte, ormanlık alandaki Zorkun Yaylası, Amanos Dağları üzerinde yer almaktadır.

Başta çam, sedir, köknar ağaçları olmak üzere çok sayıda ağaca ev sahipliği yapan yaylanın nüfusu yazın 80-100 bine ulaşmaktadır. 

Yaylada ahşap yayla evleri ve villalar bulunmaktadır. 

Kamp alanları ve sosyal tesisleriyle dikkat çeken insanların ihtiyaçlarını karşılayacak bakkal, manav, kasap, fırın vb. bulmak mümkündür.

Karatepe Kilim Kooperatifi 

Osmani- Kadirli’de kente özgü Kızyusuflu Köyü Kalkındırma Kooperatifi’ni ziyaret etmek de önemlidir. 

Karatepe Kilimleri, ceviz, sütleğen, hardal, meşe, boruk, devecik, zakkum, gelincik, sakızlık, hartlap, zeytin gibi bitkilerle, çam ve soğan kabuğundan elde edillen doğal boyalar ve geleneksel motiflerle dokunan kilimleri görmek son derece keyiflidir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top