
Coğrafi
Komşular Güney Marmara Bölgesi’nin en önemli merkezlerinden Bursa’nın kuzeyinde Marmara Denizi ve Yalova, kuzeydoğusunda Kocaeli ve Sakarya, doğusunda Bilecik, güneyinde Kütahya ve Balıkesir, batısında Balıkesir ile komşudur.

Yüzölçümü 10.891 km2
İlçeleri Gemlik, İznik, Keleş, İnegöl, Karacabey, Mudanya, Mustafakemalpaşa, Orhaneli, Orhangazi, Yenişehir.
İklim
Akdeniz, Karadeniz ve karasal iklimleri etkisi altındaki Bursa ve çevresinde yazları sıcak -kurak, ilkbahar ile kış ayları ise serin ve uzundur.
Akdeniz Bölgesi’nden daha fazla yağış alan Bursa’nın kışları yağışlı ve soğuktur.
Bitki Örtüsü
Denizden 155 m yükseklikteki Bursa, % 35 dağlar ve tepeler -2543 m Uludağ, Samanlı, Katırlı, Mudanya, Duman, Avdan, Karadağ, Ahı, 1000 m Kurban, Eğrigöz, Gökçedağ, Sincan, Daz, 1013 m Dümenkırı, Asarcık, Hasanbaba dağları ile 1283 m Üçkaya, Karlık, 1600 m Kıl, 700 m Talas, 835 m Karatepe, 820 m Sarnıç tepeleri- ile çevrilidir.
Yerleşim yeri olarak yüksekliği ile öne çıkan Bursa’nın % 48 platolar ve yaylalardan- Kadı, Sarı Alan, Karapınarlar, Kirazlı, Yılankaya- Kayadibi, Dolubaba, Paşa Çayır, Araba Oturağı, Ağaçlı Kuyu, Yumaklı ve Karayayla yaylaları- meydana gelmektedir.
Vadi ve % 17 ovaların- Karacabey, Orhangazi, İznik, İnegöl, Bursa, Yenişehir, Çakırköy, Mustafakemalpaşa ovaları- neredeyse tamamı verimli % 44 tarım arazileri, yılın üçte birinin yağışlı olması ve zengin su kaynaklarına –Nilüfer, Deliçay, Göksu, Kemalpaşa, Susurluk- Karadere, Atranos -Karasu Çayları, Çavdar, Küçükkaradere, Dursunbey Suları, Sarpdere, Karıncadere, Namazgâh, Alaşar, Gökdere ve Cilimbaz dereleri, Balıklı, Yenişehir, Buzlu, Aynalı, Kara, Kaplıkaya, Gölbaşı ile Ulubat -Abolyont, İznik gölleri ve Doğancı Barajı – borçludur.
Yaklaşık % 43 ormanlık ve ağaçlık alanlara sahip Bursa’da yeşilin her tonu görülmektedir.
Ulaşım
Bursa ili ve çevresine ülkenin her yerinden karayolu ile ulaşmak mümkünken yakınında yer alan denizden ve havalimanlarından da kolaylıkla il merkezi ve ilçelerine ulaşmak mümkündür.
Tarih

Özellikle Nilüfer İlçesi, Akçalar Aktopraklık Höyük’te yapılan kazılara göre Bursa’nın tarihi MÖ 8500 prehistorik çağ ile MÖ 8000- MÖ 1700 tarım toplumları dönemiyle başlamıştır.
MÖ 5000- MÖ 4000 kalkolitik çağa ait bölgedeki höyüklerde de – neolitik- Orhangazi- Ilıpınar Höyük, kalkolitik- Yenişehir- Menteşe Höyük, geç neolitik- erken kalkolitik -Nilüfer- Akçalar Aktopraklık Höyük, Erken Tunç- İnegöl Höyük– yapılan araştırmalardan bölge ve kent tarihi hakkında çok sayıda önemli kalıntı, belge ve bilgiye ulaşılmıştır.
Ayrıca kentin ilk yerleşim yerleri il merkezinin 7 km kuzeyindeki höyüklerde –MÖ 2500- Erken Tunç Çağı Demirtaş Höyüğü ve MÖ 2700- Erken Tunç Çağı Çayırköyü Höyüğü- olduğu kazılarda bulunan çok sayıda kâse, küp, kap ve renkli seramiklerden anlaşılmaktadır.
MÖ 328 Bitinya Devleti kurulana dek kolonilerin yaşadığı Bursa ve çevresine daha sonra çeşitli nedenlerle –savaş, barınma, ticaret, göçler vb.- çok sayıda ulus –MÖ 1300 Frig, MÖ 2000- MÖ 1300 Bitinni ve Tynin- Misler, MÖ 700 Lidya, MÖ 545- MÖ 334 yılında Pers, MÖ 334- MÖ 250- Büyük İskender ve Makedonya, MÖ 328 Bitinya Krallığı, MÖ 74’de Roma, 395 Bizans– göç etmiştir.
Tarihin babası sayılan Heredot’a göre ise; Bursa’da öncelikle ilk yerleşim MÖ 4. yy. Bitinya Devleti’ne kadar, ilk yerleşim MÖ 12. yy. Gemlik- Cius ve MÖ 10. yy. Mudanya- Apemea, MÖ 6. yy. Gölyazı- Apollonia civarında olmuştur.
Tarihin ilk dönemlerinden beri Bursa ve çevresinde yerleşimin yoğun olduğu antik kentler – Nikaiae- İznik, Kios- Gemlik, Otroia -Yenişehirde, Apameia- Mudanya, Kremastis- Karacabey, Adriani- Orhaneli, Miletepolis- Mustafakemalpaşa ve Apollonia- Gölyazı- olarak sıralanmaktadır.
Daha sonra kent, Lidyalıların ardından MÖ 561- MÖ 546 yılında Krezus zamanında da Perslerin yönetimine geçmiştir. Bursa Persler zamanında merkeze bağlı vali- satraplıklarla yönetilmiştir.
Savaşlar sırasında oldukça yıpranan kent ve çevresine Marmara Denizi kıyılarında- Kadıköy (Kalkedon)- Chalchedon Cumhuriyeti’ni kuran Yunan göçmenleri MÖ 4.yy. civarında komutanları Dedalses önderliğinde Perslerle savaşıp Bitinya Devleti’ni kurmuşlardır. Bitinyalılar zamanında Bursalıların kendi yöneticilerini seçme hakkına sahip oldukları bilinmektedir.
Zaman zaman çeşitli işgal ve saldırılarla yağmalanan Bursa’yı Bitinya Kralı I. Prusias MÖ 232- MÖ 230- MÖ 192- MÖ 182 yılları arasında alır ve kente kendi adına atfen Prusa der.
Bu dönemde kenti tekrar inşa etmeye başlayıp kenti surlarını, kaleyi yaptıran I. Prusias’a Roma’ya karşı savaşını kaybeden Kartaca Kralı Hannibal’in sığındığı geriye kalan belgelerden anlaşılmaktadır.
Hannibal minnet ifadesi olarak kentin planını çıkarttırıp Bursa’ya bir de kale yaptırmıştır.
Özellikle bölgenin önemli kişileri Bitinya Kralı Zipoetes ve oğlu I. Nikomedes dönemlerinde kent mimari, yönetim, nüfus vb. olarak çok gelişmiştir.
MÖ 74 yılında Roma İmparatorluğu’na Prusa ad Olmpium- Uludağ Bursa’sı adıyla bağlanan Bursa, 395 yılından sonra Bizans topraklarına katılmıştır.
2. ve 5. yy. arasında Hıristiyanlık açısından da son derece önemli merkezlerden biri olan Bursa ile çevresine başta –Olympos, Oros Ton Kalegeron– olmak üzere 50 kadar kilise ve manastır yapılmıştır.
Ayrıca İznik’te Hıristiyanlık kurallarının belirlenerek önemli kararların alındığı konsüller -325’te I.Konsül, 787’de 7.Konsül- toplanmıştır.
527-565 yıllarında ipek üretimine başlayan kentin doğal sıcak suların yanına Pythia- Çekirge’de İmparator Justinianus hamam yaptırmıştır.
Bir süre Abbasi ve Sasani akınlarına uğrayan Bursa, 1071’den sonra Türklerle tanışmış ve 1080- 1097 yılında Selçuklu yönetimine girmiştir. 1081- 1097 yıllarında Anadolu Selçuklu başkenti olan Bursa’da 1097 yılındaki Haçlı Savaşlarıyla İznik kaybedilir.
Ancak daha sonra tekrar Bizans’ın eline geçen Bursa neredeyse 14. yy’ a kadar baskınlara uğrasa da Bizans yönetimi altında kalır.

1326 yılında Orhan Bey tarafından alınarak Osmanlı’nın ilk başkenti yapılan Bursa, imparatorluğun en önemli kentidir.
1365 yılına- Edirne’nin başkent olması- kadar başkent olan Bursa ticari, kültürel, mimari vb. açıdan gelişerek imparatorluğun ilk parası da burada basılmıştır.
Ev sahipliği yaptığı uluslardan kente önemli pek çok iz -kale, köprü, kilise, manastır, külliye, cami, medrese, Darüşşifa, köprü, han, hamam vb.-kalmıştır.
1877 yılında bir belediyeye de sahip olan kent, Kurtuluş Savaşı sırasında önemli bağımsızlık mücadelelerine katılmış, Cumhuriyet’ten sonra bölgeyle beraber ülkenin de en önemli yerleşim yerlerinden biri olarak 1923 yılında il olmuştur.
Bursa ve Çevresindeki Tarihi Yerler ve Yapılar
Surlar
İlk defa Bitinyalılar tarafından sert kayalar üzerine inşa edilen 3.38 km uzunluktaki kent surları, zaman içinde çeşitli saldırılarla Timur ve Karamanoğlu Mehmet Bey’in kuşatmaları sonucunda oldukça yıpranınca Osmanlı dönemi, 15. yy’da Mimar Hacı İvaz Paşa tarafından onarılarak güçlendirilmiştir.
Zaman içinde yine çeşitli onarımlar geçiren surların beş kapısı- Saltanat (Hisar) Kapısı, Yer Kapı, Fetih Kapısı ( Su Kapısı), Zindan Kapı ve Kaplıca Kapısı– ve 14 burcu bulunmaktadır.
Bu kapılardan kentin ana kapısı Saltanat Kapısı, İpek ve Baharat Yol’una açılmaktaydı.
Bir zamanlar bayramların kutlandığı, şenliklerin ve panayırların düzenlendiği Fetih Kapı (Tören Alanı), Üftade Camisi -Türbesi, Yer Kapı (Kara Ali) Camisi ile Muallimhane yakınında, kale içinde Helenistik Dönem’in ızgara planlı iki ana yolundan biri olan Kavaklı Caddesi’nin sonundaki (Bab-ı zemin) Yer Kapı ile Zindan Kapı yeniden restore edilmiştir.
Balabancık (Balabanbey) Kalesi
Osmanlı’nın kurucusu planlı bir şekilde dönemin cazibe merkezi Bursa’yı almak için öncelikle Bilecik, İnegöl, Sakarya ve Yenişehir’i ele geçirmiştir.
Bu amaçla kentin çevresinde biri doğudaki kayalıklar üzerine komutanların adlarıyla anılan Balaban Bey, diğeri de batıda Gazi Aktimur Dizdar olmak üzere iki gözetleme kuleli kale yaptırarak kenti kontrol altına almıştır.
Bu kalelerden Balabancık Hisarı da denilen yapı onarılarak günümüze gelebilmiş ve çeşitli etkinliklerde kullanılmaktadır.
Külliye, Cami, Medrese ve Türbeler
Ulu Cami
İl merkezi, Atatürk Caddesi’ndeki Ulu Cami, 1396- 1400 yılında Mimar Ali Neccar’a, Yıldırım Beyazıd tarafından yaptırılmıştır.
Söylenceye göre; Niğbolu seferinde başarı olan Yıldırım Bayezid yirmi cami yaptırmak istemiş ama damadı Emir Sultan’da onun yerine yirmi kubbeli bir büyük cami yatırın demiş ve Ulu Cami Niğbolu ganimetleriyle inşa edilmiş.
Osmanlı dönemi çok kubbeli cami örneklerinden biri olan ve dikdörtgen planlı, düzgün kesme taştan yapılan Ulu Cami, dönemin mimari özelliklerini de yansıtmaktadır.
55.00 m x 69.00 m boyutları ve yaklaşık toplamda 3165,5 m2 ve 318 m2’lik iç alanıyla ülkenin en büyük Ulu Cami’sinin 20 kubbesini 12 ayak taşımaktadır. Caminin sadece orta kubbesinin üstü açıktır.
Ancak farklı zamanlarda yangınlar ve depremlerle zarar gören cami dönem dönem onarımlar geçirmiştir.
Doğu, batı ve kuzey yönünden üç kapıyla girilen caminin duvar kalınlıkları doğu 2,80 m, batı 3,10 m, kuzey 2,40 m ve güney duvarı ise 2,20 m birbirinden farklı olarak tasarlanmıştır.
Cami içindeki Selçuklu ve Osmanlı tarzı geometrik süslemeler, 13 yazı karakteriyle 41 hattat tarafından kaleme alınan 192 yazı, 105 levha, 87 duvar yazısı, tutkal ve çivi kullanılmadan kündekari teknikle yapılan ceviz minber, mihrap, sekiz sütun üzerinde yükselen sade mahfil, kum saati şeklindeki sütunçeler, mermer kürsü, ahşap süslü üç kapı, nefeslik denilen açıklıkları bulunan mermer söveli pencereler, değerli saatler, şamdanlar, Kur’a-ı Kerimler ile son derece güzel, zarif, estetik, tarihi, mimari ve dini değeri yüksek bir yapıdır.
Kentteki gayri- müslimlerin yapımında maddi ve manevi yardımlarından dolayı cami pencerelerine Davut Yıldızı ve Haç oymaları da eklenmiştir.
Caminin doğu ve batı duvarlarına bitişik, iç ve dış iki farklı girişleri olan iki minaresi mermer ve tuğla karışımıdır.
Ayrıca Ulu Cami’de Allah’ın tekliğini ifade eden tek merkezden gelen su, 33 farklı yerden fışkırmaktadır.
Üç şadırvanı içinde 16 köşeli fıskiyeli havuzu ile görenlerde hayranlık duygusu uyandırmaktadır.
1494-1889 arasında defalarca deprem ve yangınlardan tahrip olan cami, çeşitli kereler onarılarak bugüne gelebilmiştir.
Aladdin Paşa Cami
Bursa’nın ilk camisi kabul edilen yapıyı 1326 yılında Orhan Bey’in kardeşi Alaaddin Bey yaptırmıştır.
Kentte büyük yıkıma yol açan 1855 depreminde oldukça zarar gören yapının 1861-1862 -1960 tamirleriyle değişikliğe- revak kısmı, minaredeki üçgen alınlık vb.- uğradığı bilinmektedir.
Kare planlı caminin içi 8.13 m x 8.30 m ölçülerindedir.
Genelinde taş-tuğla, mermer ve ahşap malzeme kullanılan caminin haremin kubbesi, kozalak süslü kürsüsü son cemaat yerine gömülü minaresi, avlusundaki güzel taşlı, eski mezarları ile görülmesi gerekli tarihi bir dini yapıdır.
Şahadet (Kale) Cami
Bursa, Hisar’da, 1365 yılında I. Murad tarafından sarayının karşısına Kale Cami adıyla inşa ettirdiği yapı, 1389’da sultan Kosova’da şehit olunca Şehadet Cami olarak anılmaya başlamıştır.
Üç sahınlı, kubbeli ve direkli, tonoz örtülü cami Ulu Cami modelinde inşa edilmiştir.
Son cemaat yeri dört küçük kubbeyle örtülü, tek minareli cami, 17. yy.’da iki payanda ile desteklendiği bilinmektedir.
Zamanla deprem ve yangınlarla zarar gören cami, 1892 yılında Vali Mahmud Celaleddin tarafından yeniden fakat eskisinden farklı tarzda yaptırılmıştır.
Demirtaş ( Temurtaş ) Cami
Cami, 1389-1390 tarihlerinde Timurtaş Paşa’nın oğlu Ali Bey ya da Yıldırım Bayezıd’ın Emiri Kara Timurtaş Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Ters T planlı ve kanatlı camilerden olan yapının merkez kubbe, yanlarda tonoz örtülü eyvanlar bulunmaktadır.
Beş bölümlü üç sıra kirpi saçaklı son cemaat yerinin ön yüzüne tuğla örgülü yaba, kuş gagası motifleriyle bezelidir.
Abdal Mehmed Cami
Osmangazi’de, II. Murad zamanına ait cami, sufi Abdal Mehmed için Başçı İbrahim tarafından inşa ettirilmiştir. Dikdörtgen planlı camiyi iki oval kubbe örter. Yanında bir türbe ve çeşme olan cami zamanla onarımlar geçirmiştir.
Yeşil Külliye, Cami ve Yeşil Türbe
Lefke Kapısı yakınlarında, 1378- 1391 (1421) tarihleri arasında Yıldırım Beyazıd’ın oğlu, 5. Osmanlı Padişahı, 5. Mehmet tarafından yaptırılan külliye ve külliyenin bir parçası olan cami ile türbe adını iki minaresindeki ve türbenin cephesindeki yeşil çinilerden almaktadır.
Kanatlı camilerden kabul edilen, ters T planlı yapı, düzgün kesme taştan inşa edilmiştir.
Son cemaat yeri beş bölmeli olan caminin içinde küçük odalar ile kilise narteksli koridoru dikkat çekmektedir.
İç mekanın ortasında, 13 m x 25 m ölçülerindeki dört pencereli kubbesinin altında sekizgen bir havuz bulunmaktadır.
Caminin hünkâr mahfilindeki sülüs ve kufi biçimli hat sanatı, geometrik, silme süslemelerinin güzelliği göz kamaştırmaktadır.
Ayrıca caminin 10 m x 6 m mihrabı ile külahlı minberin ahşap işçiliği ile içindeki ocaklar, dolaplar, pencerelerin mermer işçiliği ve dönemin en güzel örneklerinden sayılan kapı ile pencerelerin ahşap işçiliği son derece etkileyicidir.
1419-1420-1421 yılında Mimar Hacı İvaz Paşa’ya yaptırılan Yeşil Cami’nin yanına 8,45 m / 8.87 m pirizma şeklindeki türbe sekizgen kasnak üstüne oturtulmuştur. Ayakların arası 3,5 m olan türbenin sağır kemerleriyle pencerelerin etrafı geçme rumi motifli bir bordürle süslüdür. Türbenin geneli de dönemin süslemeleriyle- rumiler, palmetler, rozet motifler vb.– bezelidir.
Kentin en önemli simgelerinden biri dikdörtgen, büyük sivri kemerli pencerelere sahip türbeyi kurşundan büyük bir kubbe örtmektedir. Duvarlarının önemli bölümü yeşil, turkuaz çinilerle kaplı türbenin ceviz ağacından kapısının el işçiliği eşsiz niteliktedir.
Çelebi Mehmed 24 savaşa katılmış ve 40 yerinden yararlanmış bir askerdir. Ölümünden 40 gün önce tamamalanan mermer merdivenle çıkılan türbede Çelebi Mehmed’in ile kızlarından Selçuk, Hafsa, Ayşe, Sitti hatunlar; oğulları Mahmud ve Yusuf beyler ile dadıları da yatmaktadır.
Osmanlının ayakta olduğunu göstermek istediği yapılardan biri olan Yeşiller, zaman zaman yangın ve depremlerle zarar görmüş ancak çeşitli dönemlerde onarılmıştır.
Fetret dönemi- padişahsız geçen on yıl- sonunda yapılan cami ve türbenin mimari, malzeme ve süslemelerindeki ihtişamlı zengin görünüm Osmanlı İmparatorluğu artık daha görkemli olacağını vurgulama istemesindendir.
Yeşil (Sultaniye) Medresesi
Yeşil Külliye içinde yer alan medrese, 1414-1424 yıllarında Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı medrese, taş ve tuğla karışımından inşa edilmiştir.
Medreseye giriş, kuzeydeki çapraz tonozlu eyvandan yapılmaktadır. Farklı tarzda başlıkları olan sütunlara oturan revakın sivri kemerleri dikkat çekicidir. Revakların arasında onüç hücre, bir müderris odası ve giriş eyvanı bulunmaktadır.
1923 yılından beri Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılan binada Selçuklu, Beylik ve Osmanlı dönemlerine ait (İznik, Kütahya) çini ve seramik eserler, ahşap, oyma ve kakma eserler, Türk maden sanatından örnekler, tombak ve metal eserler ile Selçuklu ve Osmanlı sikkeleri, geleneksel Türk el işleri ve giysiler sergilenmektedir.
Hüdavendigar Külliyesi, Cami ve Türbesi
Kent merkezi, Çekirge’de ovaya hakim bir tepede, 1363- 1366-1385 yıllarında, I. Murat- Hüdavendigar tarafından yaptırılan gösterişli yapılar topluluğu – cami, medrese, imaret, türbe ve hamamdan- olan külliye dönemin mimari özelliklerini yansıtan incelikli bir yapıdır.
Rum bir mimar tarafından yapılan caminin eşsiz Osmanlı mimarisi son derece dikkat çekicidir. Sarayvari görünümlü iki katlı caminin üst katı 18 odalı bir medrese olarak kullanılmaktadır.
Ters T planlı caminin alt katında 2 eyvan ve 6 oda bulunmaktadır.
Duvarları oldukça kalın caminin genel malzemesi taş, tuğla ve devşirmelerden oluşmaktadır.
Orta kubbenin altında bir şadırvan ve namaz kılınan alan ile iki yanda birer eyvan dikkat çekmektedir.
Sütunlu çift sivri kemerleri, revakları, cephesinin mimarisiyle süsleme ayrıntılarındaki özen ve güzelliğiyle fark yaratan caminin ortasındaki açık kubbenin altında bir şadırvan bulunmaktadır.
Caminin kuzeybatısında yer alan türbeyi I. Murat’ın oğlu Yıldırım Beyazid yaptırmıştır.
1854 depreminde yıkılan türbe, sonradan inşa edilse de ilk mimari özelliğini yitirmiş, bugünkü halini II. Abdülhamit döneminde (1676-1909 ) almıştır.
Sekzigen planlı ve kubbeyle örtülü türbede I. Murad’ın sandukası dışında 7 sanduka daha bulunmaktadır.
Yıldırım Bayezıd Külliyesi ve Cami
Kent merkezindeki en görkemli yapılardan, 1390-1399 yıllarında yapılan külliye cami, medrese, darüşşifa, türbe, han, hamam, imaret, kasır, mutfak, hizmet odaları ve ahır gibi bölümlerden oluşmaktadır.
Osmanlı mimarlığının sanata dönüştüğü eser olan külliyenin en önemli yapılarından cami, ters T planlı, yan kanatlı- zaviye tipli camilerin en güzel örneklerinden biridir.
Girişindeki eyvanın iki yanında dışarıdan da girilebilen iki odalı caminin ortasında yan yana iki kubbe, yanlarında birer eyvan ve ocaklı, küçük pencereli bir oda daha dikkat çekmektedir.
Bu eyvanların üstleri sivri tonozlu, sekiz köşeli kubbeyle, revak kısmı da beş kubbeyle örtülüdür.
Sekiz sıra stalaktit yaşmakla örtülü mihrap kare planlıdır. Çapraz tonozlu odalar ve yapının genelinde stalaktik saçaklar, abajurlar, on iki yıldız, yeşil çinili kakmalar, süslü yazılı ayetler, mermerlerle süslüdür.
Kesme taştan yapılan ve oldukça gösterişli tasarlanan cami, dönemin mimari özelliklerinden etkilense de kendine has bir tarzının da olduğu, zengin taş işçiliği, Bursa tipi kubbeyi birbirinden ayıran pencereli görkemli kemerlerin kullanıldığı görülmektedir.
Camimin yüksek kemeri yapının içine aydınlık ve ferahlık katmaktadır.
Muradiye Külliyesi ve Cami
1424- 1426 yıllarında, II. Murat tarafından yaptırılan külliye, cami, medrese, imaret, hamam ve 12 türbeden oluşmaktadır.
Kentin en büyük ve gösterişli dini yapılarından, Osmanlı’nın son selatin cami (sultan tarafından yaptırılan cami) olan Muradiye, yan planlı- zaviyeli ve kanatlı cami örneklerinden biridir.
Muradiye’nin diğer camilerden farkı eşit yükseklikteki iki ana kubbesidir.
Genel anlamda sade bir yapı olan caminin dış duvarları tuğladan yapılmıştır.
Biri 1885 depremiyle yıkılan iki minareli cami, 18. yy.’da yanınca rokoko üslubuna uygun tekrar inşa edilmiştir.
Mavi çiniler ve geometrik desenlerle süslü tuğla revak ile girişin sağındaki II. Murat’ın düşmanları yıldırım gibi çarptığının gösteren iki yıldırım işareti, kapının sağındaki burada dervişlerin konaklayabileceğini gösteren derviş rozeti, işçilerin imzası olan testere dişli kurşun dolu 4 delik de yapıya dair dikkat çekici ayrıntılardır.
Caminin 18. yy. barok üslup mihrabı, minberi ve içindeki çini süslemeler ile kapı işçiliğinin ahşap detayları çok inceliklidir.
Emir Sultan Külliyesi
Padişah külliyesi olmamasına karşın kentlinin en çok ziyaret ettiği dini mekanlardan Emir Sultan Külliyesi’nde her gün Mevlid okutulmaktadır.
Buhara’da doğup 1429 yılında Bursa’da yaşamını yitiren Muhammed Emir Sultan, Yıldırım Beyazid’in kızı Hundi Hatun ile evli idi.
Dönem mimari özelliklerine göre câmi, medrese, avlu, kütüphâne, imaret, hastane vb. oluşan külliye taş ve tuğla malzemeyle inşa edilmiştir. Külliyenin en önemli parçası tek zaviyeli camilerine örnek camisinin üzeri büyük bir kubbe ile örtülüdür. Çinilerle bezeli caminin de zamanla onarılması gerekmiştir.
Emir Sultan Cami ve Türbesi
Cami ile yanındaki türbe, Yıldırım Bayezid’in kızı, Emri Sultan’ın eşi Fatma Hundi Hatun tarafından 15. yy.’ da yaptırılmıştır.
Emir Sultan Cami de döneminin mimari özelliklerini yansıtmakla beraber özellikle İstanbul Fatih Cami ile benzerliğiyle dikkat çekicidir.
İçinde ahşap, dışında tonoz ve kesme taş kullanılan yapının penceresi üç katlı olarak tasarlanmıştır.
Bursa camileri içinde en büyük kubbeye sahip camiyi yüksek tek bir kubbe örtmektedir.
Geniş ve gösterişli bir yapı olan Emir Sultan Cami ile türbe arasında şadırvanlı, 16 ahşap revakla çevrili büyük bir avlu bulunmaktadır.
Sekiz köşeli, yüksek bir kubbenin örttüğü türbede Sultan Yıldırım Beyazid’in damadı Halveti şeyhi Emir Sultan yanında oğlu Emir Ali Çelebi, eşi Hundi Sultan ve iki kızına aittir. Türbe, 1868 yılında büyük bir onarılmıştır.
Zamanla depremlerle zarar gören ve III. Selim tarafından 1804 yılında da onartılan cami onarımlarla eski mimari özelliğini kaybetse de kentte manevi değeri en önde gelen camilerden biri olarak çok sayıda ziyaretçisi bulunmaktadır.
Somuncu Baba Cami
Yıldırım Bayezid Dönemi’nde, Şeyh Hamid adına, Başcı Hacı Sevindik tarafından yaptırılan
dikdörtgen planlı, içi 5.70 m x 5.70 m ölçülerindeki tek kubbeli, kalkan duvarlı caminin son cemaat yerinin üstü tonoz örtülüdür.
Kente özgü kemerli bir kapıyla girilen cami genelinde düzgün moloz taş ve tuğla kullanılmıştır. , Camiye bitişik taş ve tuğladan yaplan almaşıklı minarenin sivri külahı dikkat çekmektedir.
İçi çinilerle bezeli cami, 1955-1971 yıllarında onarılmıştır. Caminin doğusunda mezarlar bulunmaktadır.
Üftade Cami
1580 yılında yaşamını yitiren Üftade Mahmud Muhiddin tarafından kesme taş ve tuğla malzemelerle yaptırılan ,dönemin mimari özelliğini yansıtan caminin içi 13 m x 13 m ölçülerindedir.
Üzeri tonoz ve kubbe ile örtülü cami, 1855 depremiyle zarar görmüştür.
1869 yılında Serazkar Rıza Paşa tarafından yeniden yaptırılan caminin yanında kare planlı bir de türbe bulunmaktadır.
Acem Reis ( Arap Dede ) Cami
İl merkezi, Osmangazi’de yer alan, içi 7.32 m x 7.25 m ölçülerinde olan cami, Fatih’in hocalarından 1516 yılında ölen Bedrettin Mahmut bin Mehmet Acem tarafından yaptırılmıştır.
Üç bölümlü geniş bir son cemaat yerine sahip caminin üstünü büyük bir kubbe örtmektedir.
Çeşitli mekanları birbirine bağlayan sivri kemerleri ve söveleri ile dikkat çeken yapıda beşik, üstü kurşun kaplı aynalı tonoz örtüler görülmektedir.
İvaz Paşa Cami
İvaz Paşa Külliyesi içinde, Mimar Hacı İvaz Paşa tarafından tarafından taş ve tuğla malzeme ile yapılan cami, Tavuk Pazarı Semti’nde bulunmaktadır. II. Murad zamanınına ait cami dönem mimarisi özelliği göstermektedir.
Yakınında bir de medrese bulunan cami, dikdörtgen planlı iki kubbe ile örtülüdür.
Tek minareli cami zaman zaman onarılarak hizmet vermektedir.
Veled-i Habib Cami ( Eminiyye Dergahı-Nakşibendi Tekkesi )
Bir tür tekke olarak da kullanılan camiyi 1520 yılında Hacı Şüca yaptırmıştır.
İnşasında çoğunlukla kesme taş ve tuğla malzeme kullanılan içi 8.80 m x8.80 m ölçülerinde olan yapının üstünü tek büyük bir kubbe örtmektedir.
Zamanla yıprandığı için onarımlar geçiren cami bir dönem postane deposu sonra da Nakşibendi Tekkesi olarak kullanılmıştır.
Başçı İbrahim Paşa Cami
İlin merkez ilçesi Osmangazi, Başçı İbrahim Sokağı’ndaki cami, 1481 yılında ölen Başçı İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır.
Kare planlı, ana mekanı 10.00 m x 9.95 m ölçülerinde, taş ve tuğla malzemeyle inşa edilen yapının üzerini dıştan sekizgen kasnaklı bir kubbe örtmektedir.
Toplamda on yedi pencere tarafından aydınlatılan cami, süslemeleri ve ahşap işçiliğiyle dikkat çekmektedir.
Tek minaresi olan cami 1854 depremiyle zarar görmüş. Daha sonra onarılarak hizmete açılmıştır.
Yıldırım ( İmaret / Yukarı ) Cami
Hanzade Hançerli Fatma Sultan tarafından 1533 yaptırıldığı varsayılan cami, kuzey- güney yönlerinde kesme taş / tuğla malzemeyle kare planlı olarak inşa edilmiştir.
Kubbe ile örtülü caminin tek şerefeli minaresi yapının kuzeybatısındadır.
Caminin nişleri, minber ve mihrabı ile süslemeleri görülmeye değer niteliktedir.
Şeyh Konevi (Konyalı) Cami
Konyalı Hacı Sinan tarafından 1537 yılında, 7,00 m x 7,00 m ölçülerinde kare planlı olarak yaptırılan caminin asıl ibadet mekanını kubbe ve ahşap tavan örtmektedir. Caminin dönem mimari ve süsleme özellikleri dikkat çekmektedir.
Tek şerefeli, silindirik minare tuğladan inşa edilmiştir.
Üç Kurnalar Veziri Cami
II. Bayezid’in vezirlerinden birinin yaptırdığı varsayılan il merkezi Osmangazi’de yer alan caminin içi 6.10 m x 7.40 m ölçülerindedir.
Dönem mimari ve süsleme özelliğine göre kesme taş ve tuğla malzemeyle inşa edilen yapının kare planlı asıl ibadet alanı, son cemaat yeri, mihrabı, minberi oldukça özenli bir şekilde düzenlenmiştir.
Üzeri dıştan sekizgen kasnaklı, kurşun kaplı tek bir kubbe ile örtülü caminin silindirik tuğla minaresi sonradan eklenmiştir.
Bir dönem özel ticarethane olarak kullanılan yapı daha sonra onarılarak yeniden cami olarak hizmete açılmıştır.
Yapının batısında bir mezarlık ve içinde bir de çeşme bulunmaktadır.
Molla Arap Cami
Molla Arap olarak da anılanMevlana Mehmet bin Ömer bin Hamza tarafından 16. yy.’da yaptırılan cami dikdörtgen planlıdır. Ulu Cami tipindeki yapı zamanında dört büyük fil ayağı üzerine oturtulan 9 kubbeli olsa da bugün iki kubbe ile örtülüdür.
Taş ve tuğla malzeme ile inşa edilen cami zamanla zara gördüğü için sonradan ampir üslupta onarılmıştır.
Önünde büyük bir avlusu olan caminin kuzeybatısında tuğladan silindir minaresinin külahı başka yerlerde görülmeyen boğuntulu ve sivridir.
Ali Paşa Cami
Osmangazi’de, Bayezid’ın veziri Ali Paşa tarafından yaptırılan kanatlı ters T zaviyeli cami, depremlerle zarar gördüğü için onarımlarla değişikliklere uğrayarak günümüze gelmiştir.
Son cemaat yeri beş kemerli olan yapının üstü kubbe örtülüdür.
Taş ve tuğla ile inşa edilen caminin asıl minaresi de yıkıldığı için bugünkü minare eklenmiştir.
Hoca Muslihiddin Cami / Minare Cami
İl merkezi, Osmangazi’deki cami, Çelebi Mehmet döneminde, 1493 yılında Hoca Muslihiddin tarafından yaptırıldığı varsayılmaktadır.
Kesme taş ve tuğla malzemenin çoğunlukla kullanıldığı caminin 7.67 m x 8.10 m ölçülerindeki prizmatik üçgenler üzerine oturan ana mekanı ve son cemaat yeri bulunmaktadır.
Pencerelerle aydınlatılan yapının özellikle doğusundaki pencerenin sivri kemerinin kuş gagası, zencirek motifi ( iç içe geçmiş halkalar şeklindeki süsleme) ile çevrelendiği dikkat çekmektedir.
Caminin kubbesi dıştan sekizgen kasnağa oturmaktadır. Minaresi camiye bitişik ve sekizgen planlıdır.
Eşrefzâde Cami ve Türbesi – Eşrefi Rumi Cami
Yapım tarihi tam emin olunamasa da yapıyı II. Bayezıt’ın oğullarından Şehinşah’ın eşi Mükrime Hatun’un 1518 yılında yaptırıldığı düşünülmektedir.
Taş ve tuğla karışımıyla yapılan caminin onikigen gövdesi çinilerle bezeli tek şerefeli bir de minaresi vardır.
Cami önündeki türbeyle beraber 1922 yılında Yunanlılar tarafından işgali sırasında yıkılmıştır. Yapılar, 1950 yılında tekrar inşa edilmişlerdir.
Hamzabey Külliye, Medrese ve Cami
Fatih’in elçisi, Çelebi Mehmet’in baş veziri, Romanya’da şehir edilen önemli devlet adamı, Hamza Bey tarafından mescit olarak yaptırılan binaya Muallim Zade Ahmet Efendi, 1614 yılında minber ekleterek camiye dönüştürülmüştür
Bursa’da, Osmanlı’nın en büyük eserlerinden olan külliyenin 1826 ve 1854 depremlerinin de etkisiyle medresesi ve imareti zamanla ortadan kaldırılmıştır.
Taş-tuğla malzemeyle inşa edilen camiye geniş son cemaat yerinden çıkılmaktadır.
Sonradan binaya eklenen, silindirik taş-tuğla minaresi, büyük kubbesi, kubbe kasnakları, pencere kemerlerinin testere dişi şekilleri, kubbe ve duvarların kirpi saçakları ile oldukça ilgi çekici bir yapı olan kentte görülmesi gereken önemli dini yapılardandır.
Orhan Cami- Külliye ve Orhan ile Osman Gazi Türbeleri
Osmanlı dönemine ait kentin en eski ve en önemli binalar, kent merkezi Hisar-Tophane Parkı içinde bulunmaktadır. Çeşitli bölümlere sahip külliye -cami, medrese, imaret, mektep, hamam ve han– Emir Hanı 1339-1340 yılında Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır.
Ters T planlı, eyvanlı camilerden olan Orhan Cami’nin üzeri kubbe ve tonoz örtülüdür.
Kesme taş ve tuğla malzemelerle inşa edilen caminin Bizans mimari özelliğini yansıtan balıklı iki sütundan oluşan kemer dikkat çekicidir.
Ayrıca, Bursa’yı fetheden ve ilk Osmanlı parasını batıran 1281-1362 -1326 Orhan Gazi ve oğlu 1258-1324 Osman Gazi adına yaptırılan türbeler 1360 yılında, kentin metropolit manastırı- Saint Elias- Elie- Kilisesi’nin olduğu yere inşa edilmiştir.
Zamanla sütunları ve süslemeleri değiştirilen kilisenin mozaikleri halen görülebilmektedir.
1885 yılında ve sonraki depremlerle zarar gören bugünkü binalar 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır.
Osman Gazi Türbesi’nin yanında oğlu Alaaddin bey, Eşi Aspurça Hatun ile on iki sanduka bulunmaktadır. Türbenin içindeki içindeki sedef kakmalı ahşap sanduka da Osmangazi’ ye aittir.
Kare planlı, cephelerinde sade alınlıklı üçer pencere bulunan Orhan Gazi Türbesi’nin iç duvarları beyaz badanalıdır. Orhan Gazi Türbesi’nin yanında da hanımı Nilüfer Hatun, çocukları, yakınlarına ait 9 tanesi mermerden 14 mezar bulunmaktadır.
Yapıların son onarımları 2001 yılına aittir.
Haraççıoğlu Medresesi
Kentin ilk yerleşim yerlerinden Kavaklı Mahallesi’nde yer alan önceleri tekke olarak kullanılan 110 m2’lik alana sahip medresenin sonradan İnebey Yazma Eserler Kütüphanesi’ne aktarılan kitaplarıyla dikkat çekici bir de kütüphanesi bulunmaktaydı.
İçinde ağaç ve çiçekleriyle dikkat çeken 115 m2’lik bir de avlusu bulunan medrese, zaman zaman onarımlar geçirerek günümüze ulaşabilmiştir.
Ahmed Paşa ( Geyikli ) Medresesi
Bursa, Beşikçiler Caddesi’nde, Fatih dönemi şairlerden Ahmed Paşa tarafından 15. yy’da dönem mimari ve süsleme özelliklerine göre kesme taş ve tuğla malzemeyle yaptırılan medreseye geniş bir kapıdan girilmektedir.
Dikdörtgen planlı medresenin üzeri tek kubbeyle örtülüyken avluyu çeviren bir eyvan ve on bir hücrenin üzeri aynalı revaklarla örtülüdür.
Medrese binası ve hücreler pencerelerle aydınlatılmaktadır. Dersane binası ve hücrelerdeki ocak ve nişler dikkat çekicidir.
Zamanla yıpranan bina onarılarak bir dönem Muradiye Halk Eğitim Merkezi olarak hizmet vermiştir.
İne Bey (İnebey ) Medresesi
Bayezid’ın beylerinden Subaşı İne Bey tarafından yaptırılıp 1678 yılında Sadrazam Hüseyin Paşa tarafından onarılan iki katlı medreseye birkaç basamaklı yuvarlak taş kemerli kapıdan girilmektedir.
Moloz taş ve tuğlayla inşa edilen yapını üst katında dokuz oda, bir dershane, üst katta bir kütüphane ve bir wc vardır.
Kefeki (kolay işlenebilen, gözenekli, hafif, ateşe dayanıklı taş) taşından yapılan ve on iki sütunla taşına revak bölümün üzeri kiremit örtülüdür.
Zamanla yıkım durumuna gelen ve 17. yy.’da onarılan medresenin işlemeli pencereleri taş söveli ve sivri kemer alınlıklıdır.
Muradiye’deki türbeler
1424- 1426 yıllarında, II. Murat tarafından yaptırılan külliyenin bir parçası olan bahçe içindeki türbede II. Murat ve yakınlarının yattığı 12 sanduka – Cem Sultan Türbesi, Şehzade Mustafa, Şehzade Ahmet, Şehzade Alaeddin, Gülruh Sultan, Şehzade Mahmut, Gülşah Sultan, Hüma Hatun, Ebe Gülbahar Kadın, (Fatih’in ebesi) Şirin Hatun, Mükrime Hatun ve saraylıların sandukaları bulunmaktadır.
Şehzade Mustafa Türbesi
II. Murat ve Alaattin Türbesi yakınında, Muradiye semtindeki türbe, Kanuni’nin Konya’da boğdurduğu oğlu Şehzade Mustafa için kardeşi II. Selim tarafından 1573 yılından yaptırılmıştır.
Bursa Sarayı’ndan getirilen mermer, levha, sütun vb. malzemelerle yapılan mermer söveli bir kapıyla girilen sekizgen gövdeli, sekizgen bir kasnağa oturtulan dış çatısı kurşun kaplı türbenin 3 m’ lik duvarlarları taş ve tuğladan yapılmıştır.
Türbenin içi, 16. yy. Barok sülemeleriyle dikkat çeken kalemişi, kıvrık dallı şeritlerin arası dönemin son derece güzel karanfil, zambak motifleri ve çinilerle bezelidir.
2013 yılında tekrar restore edilerek 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilen türbedeki dört sandukadadan birinin sahibi bilinmezken diğerleri Şehzade Mustafa, Şehzade Mustafa’nın annesi Mâhidevran Hatun ve Şehzade Bayezid’in oğlu Osman’a aittir.
Şehzade Sultan Mustafa ve Sultan Cem Türbesi
İl merkezi, Muradiye Semti’nde, II. Murat türbesinin bahçesinde yer alan onbir türbeden ikisi Fatih’in oğulları Şehzade Mustafa ve Cem Sultan’a aittir.
Mustafa ve Cem bir arada gömülüdür.
Şehzade Mustafa, 1474 yılında Konya-Ereğli civarındaki kale fethinden dönerken kaza ya da bir hamamda yıkandıktan sonra Niğde’nin Bor yakınında ölünce önce amcası Alaattin Bey’in türbesine, sonra 1479 yılında yapılan kendi türbesine gömülmüştür.
1481 yılında babası Fatih Sultan Mehmed ölünce Bursa’da sultanlığını ilan eden ve adına para bastıran Cem Sultan, 18 günlük hükümdarlığının ardından abisi II. Beyazid ile taht kavgalarını kaybedip İtalya’ya kaçıp orada 1495 yılında ölünce bu türbeye gömülmüştür.
Altıgen planlı, altıgen bir kasnağa oturan dıştan kurşunla kaplı tek kubbe ile örtülü, taş-tuğla karışımlı türbenin duvarlarının alt kısmının altın yaldızlı firuze ve lacivert çinileri ile üst kısımların kalem işi ile süslenmeleri görülmeye değer niteliktedir.
Gülşah Hatun Türbesi
Bursa’nın en bilinen ve en eski semtlerinden Muradiye’de yer alan 15.yy. mimarisiyle inşa edilen küçük eyvan görünümlü türbede Fatih Sultan Mehmet’in eşlerinden, Şehzade Mustafa’nın annesi Gülşah Hatun yatmaktadır.
Kare planlı türbenin kubbesi dıştan sekizgen kasnağa, içten baklava dilimli kuşağa oturmaktadır.
Taş-tuğla malzemeli, bir metreden az ölçülere sahip ama farklı duvar kalınlıkları olan, sivri kemer alınlıklı türbeyi on mermer sivri kemer ve söveli pencere aydınlatmaktadır.
Mermer, taş ve tuğla malzemelerin çokça kullanıldığı türbeye mermer dokuz dilimli taç işçiliğiyle dikkat çeken iki mihrabiyeli küçük bir eyvandan adım atılır.
İçi özenli süslünen türbede Gülşah Hatun, II. Bayezid’ ın oğlu Şehzade Ali mermer sandukalarda yatmaktadırlar.
Ebe Hatun (Gülbahar Hatun) Türbesi
İl merkezi Muradiye’deki türbeler arasında yer alan 4.46 m x4.46 m ölçülerindeki türbe, Fatih Sultan Mehmet’in ebesine aittir.
Yarı açık yapılardan kare planlı, taş ve tuğla malzeme ile yapılan türbenin dışı kurşun kaplı kubbesi sivri kemerler üzerine oturmaktadır.
Gülruh Sultan Türbesi
Bursa merkezi, Muradiye semtinde yer alan türbe, 1502 yılında ölen II. Bayezid’ın eşi için yapılmıştır.
Kesme taş ve tuğla malzemelerle dönem mimari ve süsleme özelliklerine göre inşa edilen, eyvan biçimli, sivri girişe sahip türbeyi sekizgen kasnağa oturan bir kubbe örtmektedir.
Renki kalem işi ile süslenen yapının içini aydınlatan sekiz penceresi mermer söveli ve sivri kemer alınlıklıdır.
Türbenin kapı ve pencere kapaklarının ahşap işçiliği görülmektedir.
Türbede Gülruh Sultan, kızı Kamer Sultan, Alem Şah’ın oğlu Osman ve kızı Fatma’nın mermer sandukalar yer almaktadır.
Mükrime Hatun Türbesi
Muradiye türbeleri içinde yer alan 1515 yılında, kare planlı, taş ve tuğla malzemeyle yapılan türbenin doğu girişi sağ ve solunda mihrabiyeli eyvan şeklinde düzenlenmiştir.
Geometrik desenleri, kalem işi süslemeleriyle dikkat çeken türbenin için on farklı pencere ile aydınlatılmaktadır.
Şehzade Ahmed Türbesi
İl merkezi Muradiye’deki türbeler arasındaki yapı, Şehzade Ahmet’e aittir. Kardeşi Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan mermer girişli, sekiz köşeli türbenin içi mavi beyaz bordür çinilerin yanında altıgen firuze ve lacivert levha çinilerle süslüdür.
Türbede Şehzade Ahmed ile annesi ve II. Beyazid’in eşi Bülbül Hatun da yatmaktadır.
Şehzade Mahmut Türbesi
Muradiye yer alan Mimar Yakup tarafından inşa edilen türbe, 1506 yılında Bülbül Hatun tarafından oğlu Şehzade Mahmut için yaptırılmıştır.
II. Bayezıd’ın da oğlu Şehzade Mahmut ile diğer oğulları Şehzade Musa, Orhan, Emir de yatmaktadır.
Kesme taş ve tuğla ile yapılan sekizgen planlı, dıştan basık kemerli girişi olan türbenin üstü dıştan kurşun kaplı bir kubbe ile örtülüdür.
Türbeyi aydınlatan pencerelerin üzerleri altın yaldızlı, baskı tekniği ile yapılmış motifler bulunan lacivert ve turkuaz renkli altıgen çinilerle kaplıdır.
İçinin çok renkli kalemişi süslemeleri, kapı ve orijinal pencere kapaklarıyla ahşap işçiliği görülmeye değer niteliktedir.
Yıldırım Bayezid Türbesi
Bursa merkezi, Yıldırım İlçesi’nde yer alan, Yıldırım Bayezıd’ın oğlu Süleyman Han tarafından Mimar Ali bin Hüseyin’e yaptırılan türbede 1402 yılında Ankara’da ölen Yıldırım Bayezid yatmaktadır.
Türbenin bazı kısımları dikdörtgen, bazı kısımları ise kare planlıdır.
Ana bölümünün dış kubbesi sekizgen kasnaklıdır. Osmanlı’nın ilk revaklı türbesinin üstü üç kubbe ile örtülüdür.
Taş ve tuğla karışımıyla inşa edilen türbe mimari özelliği ile kentin ve dönemin en önemli yapılarındandır.
Türbede Yıldırım Bayezid, oğlu İsa Çelebi ve Hanımının sandukalarıyla ile bilinmeyen iki sanduka bulunmaktadır.
Okçu Baba Türbesi
Taş ve tuğla karışık malzeme ile 14. yy’da inşa edilen türbe, Hisar Kapısı yanında yer almaktadır. Duvarları yarım metre, 3.45 m x3.45 m iç ölçülere sahip yapının içini bitkisel motifli kalemişi süslemeli kubbe, dışını da çatı örtmektedir.
Demir parmaklıklı dikdörtgen pencerelerle aydınlatılan türbede, Bursa fethine katılan Nasrettin (Nusret) Paşa yatmaktadır.
Hüma Hatun Türbesi
1449’ da yaptırılan türbede Fatih Sultan Mehmed’in annesi Hüma Hatun’un yatmaktadır.
Taş-tuğla karışımından yapılan türbenin kalemişi madalyon süslemesi oldukça dikkat çekicidir.
Şirin Hatun Türbesi
Şehzade Abdullah’ın annesi Şirin Hatun’a ait olan 15. yy.’da tuğla ve taşla inşa edilmiş türbe, Bursa merkezi Osmangazi’de bulunmaktadır.
Gülruh Sultan ve Mükrime Hatun’un türbelerine benzeyen II. Bayezid’in eşi Şirin Hatun’un kare planlı basık kemerli türbesine mermer söveli kapıdan girilmektedir.
Türbenin tek kubbesi sekizgen kasnağa oturmaktadır.
İçinin çok renkli kalemişi sülemelerinin badana ile kapatıldığı ve üzerine basit şekiller çizildiği görülmektedir.
Diğer Külliye- Cami- Medrese ve Türbeler
Mutasavvıf Abdal Mehmed adına Başçı Hacı İbrahim tarafından yaptırılan Abdal Cami, Orhan Gazi’nin kardeşi Alâeddin Bey tarafından yaptırılan, tek kubbeli, tonozlu revağı ve bir de çeşmesi bulunan Alaaddin Cami, ters T biçimli yapıların ilk örneklerinden, çift kubbeli, iki eyvanlı, zamanla onarımlar geçiren Orhan Cami, iki katlı yapının alt katı 12 odalı medrese olarak kullanılan Hüdavendigar, Hisar, İzzeddin, Kara Ali, Ahmet Dai, Ahmet Paşa Fenari, Ali Paşa, Altıparmak, Araplar, Arap Mehmed, Ayaz Köyü camileri, Mustafakemalpaşa- Aynalı, Baba Sultan camileri, Gürsu- Baba Sultan Cami, Yenişehir- Orhan Gazi, Mustafakemalpaşa- Şeyh Müftü, Başçı İbrahim, Darüsselam, Beyazit Paşa, Bedrettin-Hafsa Sultan, Beşikçiler, Cumalıkazık, Daye Hatun-Taya Kadın, Demirtaş-Timurtaş, Duhtter-i Şerif-Fışkırık, Ertuğrul, Hacılar, Hamzabey, Hüdavendigar , İbni Bezzaz, İbrahim Paşa, İvaz Paşa, Kavaklı, Kayan, Kiremitçi, Mollaarap, Molla Fenari, Muradiye- II. Murat camileri, Musababa, Namazgah, Nalbantoğlu, Umur Bey, Piremir, Selimiye, Selimzade, Setbaşı, Sıracevizler, Somuncu Baba- Şeyh Hamid, Ayazma, Şehadet-Saray, Şekerhoca- Şehreküstü, Şerefüddin Paşa, Şible- Şibli, Tuzpazarı ,Üç Kuzular, Üftade, Veled-i Veziri Yerkapı- Bab-i Zemin, Kara Ali, Yıldırım, Yiğit Cedid, Yiğit Köhne, Zeyniler camileri ile Hasan Mescidi ile Lala Şahin, Hüdavendigar, Yeşil, İnebey medreseleri ve Koca Sinan Paşa Külliyesi, Karacabey- Eski, Ulu, Kurşunlu camileri bulunmaktadır.
Ayrıca- İnegöl- İshak Paşa ve Yıldırım- Cuma camileri ile Geyikli Baba Türbesi kentin önemli Osmanlı yapıları olarak kabul edilebilir.
Türbeler
Bursa- Abdal Mehmet, Abdullatif-i Kudsi, Ahmet Paşa, Azeb Bey, Çoban Bey, Devlet Hatun, Ebe Hatun, Emirsultan, Gülçiçek Hatun, Gülruh Sultan, Gülşah Hatun, Hamza Bey, Hamza Bey Zevceleri, Hatice Sultan, Hatuniye, Kara Mustafa Paşa, Karşı Duran Süleyman, Koca Naim, Murad Hüdavendiğar, Sultan II. Murat, Mükrime Hatun, Okçu Baba, Şehzade Ahmet, Şehzade Mahmut, Şehzade Murat, Şehzade Mustafa ve Cem, Şirin Hatun, Üftade Hatun, Umurbey, Yıldırım Beyazıt türbeleri.
Bursa Hamamlar, Hanlar, Çarşılar, Müzeler, Kütüphane, Parklar, Bahçeleri, Köprüler, Kuleler ve Anıt Mezar
Ördekli Hamamı Kültür Merkezi- ( Eski- Yeni Hamam)
Yıldırım Bayezid zamanında hamam olarak yapımına başlanan bina, Çelebi Mehmed zamanında ve çifte hamam olarak tamamlanmıştır.
Çandarlılı İbrahim Paşa’nın 1485 yılında çeşme eklediği bina dönemin hamam mimari ve süsleme özelliklerini gösterir.
Zaman zaman harap olan ve onarılan yapı, 2006-2008 yılında restore edilirken işlev değiştirerek iki adet seminer, fuaye, kahve ve sergi, geleneksel sanatlar kurs ve uygulama salonlarıyla Türk mutfağının servis edildiği bölümler eklenerek kültür merkezine dönüştürülmüştür.
İsmail Bey Hamamı
Tarihi ve mimarı bilinmeyen çifte hamamın Selçuklu ya da Osmanlı dönemlerine ait olabileceği görüşü mevcuttur.
Kuzey-güney yönünde toplamda dört kubbeli mekanları ile doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı altı mekandan oluşan hamamın örtü sistemi ve mukarnasları tuğladır. Yapının genelinde moloz taş, tuğla kullanılmıştır. Bina şu an koruma altındadır.
Çakır (Çakırağa) Hamamı
Bursa ve İstanbul Subaşısı, Sekban ve Çakırcı Başı görevlerini yürüten Çakır Ağa tarafından yaptırılan (kadın-erkek) çifte hamam kesme taş ve tuğla karışımıyla inşa edilmiştir.
Geniş ve yüksek bir kubbe ile örtülü hamama gelir sağlamak için etrafına dükkanlar da yapılmıştır.
1962 yılında geniş çaplı bir onarım geçiren hamam kente 15. yy. mimarisini yansıtan önemli bir yapıdır.
Çekirge Adak ( Kadın ) Hamamı
Kentin önemli ve merkezi ilçelerinden Çekirge, I. Murad Caddesi’de bulunan 1365-1370 yıllarında inşa edilen hamam, bugün yol seviyesinin altında kalmıştır.
Kadınların ücretsiz kullandığı hamamın sularının şifalı ve kutsal olduğuna inanılır.
Osmanlı hamam mimari (soğuk, sıcak ve ılıklık bölümleri) özelliği gösteren yapının kapısında deniz dalgası motifi vardır.
Taş ve tuğla karışımından inşa edilen hamama uzun bir kordonla girilir. Üzeri kubbe ile örtülü hamam kentin en önemli tarihi tanıklarındandır.
Kükürtlü Kaplıcaları
İl merkezi ile Çekirge Semti arasındaki kaplıcaların Bademli Bahçe Kaynağı’nın yedi su kaynağından beslenmektedir.
Erkekler kısmı I. Murad, kadınlar kısmı da II. Bayezid tarafından yaptırılan kaplıcaların sıcaklığı 54- 84 C derecedir. Suyu kükürtlü ve radyoaktif olması nedeniyle sağlık (damar ve iltihap hastalıkları) için önem verilmektedir.
Zamanla eklemelerle genişleyen yapı halen Uludağ Üniversitesi bünyesinde, Atatürk Rehabilitasyon ve Araştırma Merkezi olarak kullanılmaktadır.
Eski Kaplıca (Armutlu Hamamı)
Bizans Hamamı olduğu düşünlen kalıntıların üzerine I. Murat tarafından 1394 yılında çifte hamam olarak taş ve tuğla malzeme ile yaptırılan binanın ortasında büyük bir şadırvan bulunmaktadır.
Hamamlarda olması gereken bölümlerden üzeri kurşun kaplı iki kubbeli soğukluk kısmı 1511 yılında II. Bayezıt tarafından eklenmiştir. Bu bölümün altında mahsen ya da ahır olarak kullanıldığı varsayılan bir bodrum katı mevcuttur.
Sekiz sütunlu yuvarlak kemerin taşıdığı kubbe altında kalan ılık bölümünün merkezinde bir küçük şadırvan ve küçük bir oda bulunmaktadır.
Üzeri kubbe ile örtülü sıcak bölümünün kubbesi de Bizans dönemine ait sekiz sütunlu kemer tarafında taşınmaktadır. Hamamın içinde de 7 m çaplı, Bizans dönemine ait aslan ağzınından çıkan suyla dolan bir de havuz bulunmaktadır.
Hamamın çatısı önceleri kurşun kaplı olsa da 1612 yılında kiremitle değiştirilmiştir.
Yeni Kaplıca Erkekler Hamamı
Kentin en tanınan yapılarından, önceleri küçük bir hamam olarak inşa edilen Yeni Kaplıca, hiç karışmadan gelen sıcak suyu nikris (gut) hastalığına (eklemlerin içinde ve çevresinde küçük kristallerin oluştuğu bir artrit rahatsızlık) iyi geldiği saptanınca Kanuni’nin damadı Rüstem Paşa tarafından 1552 yılında, dönem mimari, süsleme özelliklerine göre moloz taş-tuğla ile genişletilerek yaptırılmıştır.
Timurtaş Paşa (Demirtaş Paşa) Hamamı
Bayezid dönemi, 14. yy.’da Demirtaş Paşa’nın oğlu Oruç Bey tarafından yaptırılan ve zamanla harap olduğu için kullanılmayan, dönem mimari özellikleri gösteren hamam, 1987 yılında aslına uygun onarılarak hizmete açılmıştır.
Yıldırım Hamamı
Yıldırım Külliyesi içinde caminin batısındaki hamam, 15. yy. hamam mimari özelliklerine göre Bayezid tarafından yaptırılmıştır.
Tuğla ve moloz taş malzemelerin kullanıldığı kare planlı, tek ve küçük hamamın soyunma, ılık ve sıcaklık bölümleri vardır.
Tüm bölümlerin üzeri farklı ölçülerde kubbelerle örtülüdür. Yapı, çeşitli kereler onarılmış ve halen kullanılmaktadır.
Mahkeme ( İbrahim Paşa) Hamamı
Bursa merkezinde, İbrahim Paşa Cami yakınındaki hamam, 1421 yılında İznik’teki imarete ve yedi köye gelir sağlamak için İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Kesme taş ve tuğla malzeme ile çifte hamam olarak inşa edilen binanın soyunma, soğuk, ılık ve sıcak bölümleri vardır.
Dönem hamam mimarisine göre yapılan sade süslemeli hamamın tüm bölümlerinin üzeri farklı ölçülerdeki kubbelerle örtülüdür.
Yeşil (Sofu Bedreddin, Köse, Türbedar Köse Ali Paşa) Hamamı
Bursa merkezi, Yeşil Caddesi’nde, Yeşil Medrese’ye gelir sağlamak için yapılan tekli şekilde düzenlenen, duvarların önünde sekiz adet kurna bulunan hamamın kare planlı ılıklığı ve tek kubbe ile örtülü soğukluk bölümünün ortasında sekizgen mermer bir havuz dikkat çekmektedir.
Halen özel şahsa ait olarak hizmet veren hamamda hediyelik eşyalar satılmaktadır.
Şengül Hamamı (Gümüşçüler Çarşısı)
Ulu Cami ile Bedesten arasındaki hamam, Bayezid tarafından dönemin hamam mimarisine göre 15. yy.’da yaptırılmıştır. Yapı zamanla onarımlar geçirmiştir.
Hamam, 1930 yıllarından sonra gümüş takıların satıldığı bir çarşı olarak kullanılmaya başlanmış.
İsmail Bey Hamamı
Selçuklu dönemi olduğu düşünülse de 14. yy.’da da yapıldığı varsayılan ve çifte hamam olarak tasarlanan yapı, kuzey-güney yönünde dört kubbeli, doğu-batı yönünde de dikdörtgen planlı altı mekandan meydana gelmektedir.
Moloz taş, tuğla ve harç malzemelerle inşa edilen hamamın üstü çelik çatı ile örtülüdür.
II. Murad (Belediye) Hamamı
İl merkezinde yer alan hamamın ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinemese de mimarisi 15. ya da 16. yy. özelliğini yansıtmaktadır.
Moloz taş ve tuğla malzeme ile yapılan yapı, çifte hamam olarak tasarlanmıştır.
Hamamın her iki bölümünde de ılık, sıcak, soğuk ve soyunma bölümleri bulunmaktadır. Hamamın tüm bölümlerinin üzeri kubbe ile örtülüdür.
Sade süslemeli hamam zaman içinde onarımlar geçirmiştir.
Aktopraklık Höyük Arkeopark ve Açıkhava Müzesi
Tarihi 8500 yıl öncesine giden park, Avrupa’nın en büyük tarih öncesi parkı kabul edilmektedir.
Parkta ilk dönemleri canlandırılmarlarla, bölgede kazılarda elde edilen buluntularla sergilenmektedir.
Halen kentin önemli tarihi parkı, açık hava sergi salonu olarak çok sayıda ziyaretçinin uğrak yeridir.
Arkeoloji Müzesi
Bursa ve çevresinde bulunan arkeolojik eserler, 1904- 1972 yıllarında Erkek Lisesi’nde korunmuş, daha sonra Reşat Oyal Kültür Parkı’nda yapılan müze binasına taşınmıştır.
Müzede Bithynia ve Mysia bölgelerinde MÖ 3000 yıllarından yakın döneme kadar bulunan yaklaşık 25 bin arkeolojik eserin 2000 tanesi –Yortan kültürü ait pişmiş toprak mezar kalıntıları, Antandros Nekropol’ünden figürinler, kap kacak ve süs eşyaları, Karacabey- Şükraniye Köyü dünyadaki ilk üç örnek Greko-Pers mezar steli, Roma Dönemi‘ne ait taş eserler, Zeus ve Herakles tasvirleri, Kybele heykelleri, Athena ve Apollon’un bronz büstleri, değişik formdaki keramik kaplarile Bizans gümüş, bronz ve pişmiş toprak eserler ile Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş ve bronz sikkeler, pişmiş toprak kaplar, sikkeler, taş eserler ve cam eserler- dört farklı salonda sergilenebilmektedir.
Kent Müzesi
Bodrumu ile birlikte 3 katlı, 2010 m2 alana sahip müze, I. Ulusal Mimarlık Dönemi özelliği taşımaktadır.
14 Şubat 2004 tarihinde açılan bina, Türkiye’nin ilk kent müzesi olarak 7000 bin yıllık tarihi sergilemektedir.
Müzede kente ve bölgeye ait tarihi, coğrafi, kültürel, sosyal, ekonomik, ticari ve turistik belgeler görsel sunum, obje ve animasyonlarla anlatılmaktadır.
Ayrıca müzede kentte yaşamış 6 Osmanlı padişahının balmumu heykelleri bulunmaktadır.
Müzenin bir diğer ilgi çekici yanı ise kentin topografik maketiyle surlar, külliyeler, hanlar, hamamlar, camiler vb. gösterilmektedir.
Koridorları sergi salonu gibi kullanılan binanın bodrumunda da kentin tarihi ticaret hayatını anlatan Tarihi Esnaf Sokağı’nda pek çok esnaf- Arabacı, nalbant, saraç, semerci, yemenici, bıçakçı, bakırcı-kalaycı, tenekeci, marangoz, keçeci, sepetçi, şekerci, kebapçı, havlucu- bölümü mevcuttur.
Müzenin girişinde kafe ve hediyelik eşya birimi, 1.katında kütüphane, okuma salonu, dia ve multivizyon gösterileri için küçük bir salon bulunurken giriş avlusunda da tiyatro, konser, dinleti gibi etkinlikler için amfi tiyatro vardır.
Müze, 2006 yılında Portekiz’de Avrupa Müze Forumu’nda Avrupa’nın en iyi üçüncü müzesi ödülünü almıştır.
Atatürk Evi Müzesi
Bursa’nın 19. yy. sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan iki katlı köşk, belediye tarafından 20-24 Ocak 1923 tarihinde Atatürk’ün kenti ziyareti sırasında kendisine hediye edilmiştir.
Atatürk’ün 1938 yılında tekrar belediyeye hibe ettiği yapı, 1968 yılında Kültür Bakanlığı’na geçmiş Cumhuriyet’in 50’inci yılı, 29 Ekim 1973’te müze olarak hizmete açılmıştır.
Müzenin birinci katı kabul salonu, dinlenme odası olarak kullanılırken ikinci katında yatak ve çalışma odaları bulunmaktadır.
Müzede sergilenen eşyaların tamamına yakını Atatürk’ün burada kullandığı eşyalardan oluşmaktadır.
Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi
Umurbey Mahallesi’nde yer alan, 17 bin 000 m2 alana yayılan önceleri bir ipek fabrikası işlevi gören Türkiye’nin ilk ve tek Anadolu Arabaları Müzesi, 2002 yılında açılmıştır.
Müzede 2600 yıl öncesine ait bir tekerlek ve at arabası, araba ve fayton imalat parçaları, Üçpınar Tümülüsü ve duratrans –arkadan ya da içten aydınlatılan kutularla birlikte kullanılan ışık geçirgenliği yüksek olan malzeme üzerine yapılan baskı çeşidi–kazı parçaları görülmektedir.
Müzenin bahçesinde 15. ve 18 yy. Türk evi bahçe örnekleri sergilemektedir. 300 yıllık çınar, 200 yıllık karadut, çok sayıda ağaç, bitki, çiçek ve çim alanları görülmeye değer niteliktedir.
Hüsnü Züber Evi- Yaşayan Müze
Bursa merkezi, Muradiye’de, iki katlı Osmanlı evi restore edilerek 27 Aralık 1992 tarihinde Hüsnü Züber tarafından ‘Yaşayan Müze’ olarak hizmete açılmıştır.
Müzenin alt katında dağlama metoduyla yapılan kaşık ve ahşap eşyalar, Hüsnü Züber’in grafik çalışmaları, özel belgeler sergilenirken ikinci katta günlük kullanılan etnografik eşyalar ile antika özelliği olan eşyaların bulunduğu salon, yatak odası ve baş oda bulunmaktadır.
Osmanlı Evi Müzesi
II. Murad Külliyesi’nin karşısında, Muradiye’de önceleri Sultan II. Murad’ın bir köşkü ve Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu ev olduğu düşünülen yerde, Bursalı ustalar tarafından yapılmış bir sanat eseri gibi duran üç katlı ahşap ev, kentin en eski Osmanlı konutlarından kabul edilmektedir.
Zamanla onarılarak müzeye çevrilen evin plan ve süslemeleri 17. yy. izleri taşımaktadır.
Alt kattaki kışlık iki odanın tavanları ingin ve buradan eyvanlı bir sofayla bahçeye çıkılmaktadır.
Üst katta özellikle 17. yy. kalem işi bitki ve çiçek süslemeleri, ahşap tavan ve altıgen tavan göbeğiyle dikkat çeken ‘baş oda’ bulunmaktadır.
Birinci katta konuk salonu, yemek ve harem odaları yer alırken ahşap parmaklıklı geniş sofa ile iki yanında birer yatak odası olan zemin kata ahşap merdivenle inilmektedir.
Avluda kesme taş, mermer yalaklı bir de çeşme mevcuttur.
Karagöz Evi Müzesi
Çekirge Semti’nde, Bursa’nın sembollerinden biri olan Karagöz Evi, gölge oyununun öncülerinden Şeyh Küşteri tarafından Karagöz ve Hacivat’ın hatıralarının canlandırıldığı önemli bir yerdir.
Şinasi Çelikkol’un özel koleksiyonundan geleneksel Karagöz figürleri, çeşitli ülkelerden toplanan kukla ve gölge oyunları figürleri, Türkmen ve Yörük köylerine ait etnografik eserlerle gölge oyunlarıyla farklı etkinliklerin sergilenmektedir.
1997 yılında açılan Türkiye’nin tek Karagöz Müzesi’nin karşısındaki platformda Karagöz ve Hacivat’ın çiniden rölyef heykelleri, temsili üç mezar taşı 1950 yılında anıt mezar olarak açılmıştır.
Basın Müzesi
İl merkezi, Basın Kültür Sarayı’nda yer alan müze, 2007 yılında ziyarete açılmıştır.
Müzede matbaa, gazete, radyo ve televizyon gibi medya organlarının kullandığı araçlar canlandırmalarla tanıtılırken Bursa’nın ilk gazetesi Hüdavendigar’ın basıldığı matbaa ile basının tarihsel gelişimi sergilenmektedir.
Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri Ve Takıları Müzesi
Anadolu Folklor Vakfı kurucu üyelerinden Esat Uluumay’ın 45 yılda topladığı 18 değişik koleksiyonun sergilendiği müze, 18 Eylül 2004’te hizmete açılmıştır.
Şair Ahmed Paşa Medresesi içinde bulunan müzede 15. yy.’dan günümüze Osmanlı Anadolu ve Rumelisi’nden 70 kıyafet, 400 parça takı, türk kahvesi, hamamı, atçılığı ile ilgili malzemeler silah, bıçak, kılıç, boncuk türü eserler sergilenmektedir.
Hünkar (Atatürk / Cumhuriyet ) Köşkü Müzesi
1859 yılında, iki katlı, Fransız ampir üslubunda, Abdülmecit Dönemi’nde av köşkü olarak yapılan Hünkar Köşkü Müzesi, Uludağ’ın eteklerinde, Temenyeri’nde bulunmaktadır.
V. Mehmed (Sultan Reşad) ve dört kez de Mustafa Kemal Atatürk de bulunmaktadır. Atatürk de burada dört kez konaklamıştır.
Köşkün tavan kalem işi süslemeleri, dönem eşyaları, ili tepeden gören bahçesi ve Atatürk Odası dikkat çekmektedir.
Bahçesinde Kütahya Çinileriyle bezeli bir çeşme göze çarpmaktadır.
Ormancılık ( Saatçi Köşkü ) Müzesi
İl merkezi, Çekirge’de ülkenin ilk ve tek Ormancılık müzesi, 19. yy mimarisini yansıtan, sivil mimarinin en güzel örneklerinden olan bina, süslemesi, bahçesi, şadırvanı, ağaçları ile görülmeyi değer niteliktedir.
Köşk, 1939-1949 yıllarında Bursa Orman Okulu daha sonra Bölge Orman Müdürlüğü olarak kullanılmış, 1989 yılında da Ormancılık Müzesi olarak düzenlenmiştir.
Müzede orman ve ormancılıkla ilgili binlerce eser ve 50 yıllık karbonifer fosileri, 50 milyon yıllık sarıçam, karaçam ve ceviz fosilleri 2 milyon yıllık sekoya fosili, mumyalanmış hayvanlar, böcekler, ağaç kesitleri sergilenmektedir.
Türk İslam Eserleri Müzesi (Yeşil Medrese)
Çelebi Mehmet döneminde 1419 yılında inşa edilen Yeşil Külliye’nin bir binası olan medrese, zamanla harap olmuş ancak onarılarak 1975 yılından sonra müze olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Müzede, Osmanlı ve Selçuklu dönemleri etnografik eşyaların yanında çok sayıda maden, seramik, ahşap, işleme, silah, zırh, el yazması kitaplar, nişan madalyaları, dua kitapları, bakır mutfak eşyaları, çeşitli hat sanatı ustalarına ait levhalar, İslami sikke, İslami kitabeler ve mezar taşlarıyla Hacivat ve Karagöz geleneksel gölge oyunu ile ilgili eşyalar sergilenmektedir.
Barış Manço Kültür Merkezi
Barış Manço’nun anısına kültürel ve sanatsal etkinlikler için yapılan merkezde 750 kişilik tiyatro, 500 kişilik çok amaçlı salonu, sinema salonları, kütüphanesi, çok amaçlı salonları, sergi alanları ve kafeterya bulunmaktadır.
Karabaş-i Veli Kültür Merkezi
Büyük bir bahçe dikdörtgen planlı tekke ve semahane olarak 16. yy’ da Yakup Çelebi tarafından yaptırılan bina, zamanla geçirdiği depremler ve yangınlarla zarar görmüştür.
Yapı, en son 2002-2005 yılları arasında restore edilip kültür merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Binanın içi özellikle kubbe ve çevresindeki ahşap üzeri kalem işleri sülemeler görülmeye değer niteliktedir.
Gökdere Medresesi ( Gökdere Kültür Ve Sanat Merkezi )
Zeyerkzade Paşa Çelebi tarafından II. Bayezid Dönemi’nde taş – tuğla malzeme mimarisine göre ve yaptırılan bina zamanla çeşitli amaçlarla -kadın hapishanesi, marangozhane, demirci dükkanı ve depo -kullanılan medrese 2005 yılında onarılarak kültürel etkinlikler için kullanılmaya başlanmıştır.
Merinos Kültür Parkı Ve Merinos Atatürk Kongre Ve Kültür Merkezi
Kentin en büyük ikinci oksijen deposu park, 252 bin 500 m2’dir. Parkta, 81 farklı türde 2500 ağaç ve 11.600 bitki, bir suni göletle süs havuzları bulunmaktadır.
Geniş bir otopark alanı, restaurantlar, çocuk aktivite alanları, sosyal tesisler, Atatürk Kongre Merkezi, ulusal ve uluslararası kongreler için alanlar, bisiklet ve yürüyüş parkurlarına ev sahipliği yapan park kentli için önemli bir rekreasyon alanıdır.
Merinos Enerji Müzesi
Osmangazi’de yer alan iplik ve kumaş fabrikası, Merinos Tesisleri önemli bir yatırımdır.
1938’de dokuma fabrikası olarak kurulan Merinos, Merinos Elektrik Santrali bünyesinde yer almaktadır.
Fabrika, santraliyle ülkenin önemli enerji merkezlerinden biridir.
Tayyare Kültür Merkezi
Tayyare Cemiyeti (Türk Hava Kurumu) tarafından yaptırılarak 1932 yılında hizmete açılan ve Cumhuriyet tarihinin ilk modern sinema-tiyatro- konser salonları olan bina zamanla aslına özgü onarılarak halen kullanılmaktadır.
Dönemin en sade binalarından olan Tayyare Kültür Merkezi’nde 700 kişilik konser- gösteri, 4 sergi, 100 kişilik toplantı salonları bulunmaktadır.
Yenişehir Şemaki Evi Müzesi
İl merkezine 55 km uzaklıkta Yenişehir’de yer alan müze, 17. yy. mimarisine göre Şemaki Evi olarak inşa edilmiştir.
Batı Türkistan- Şemaki Kasabası’ndan göç ederek buraya yerleşen Türkistanlı Şemakizâde ailesi tarafından yaptırılan iki katlı evin mimarisi, işçiliği ve kalem işi süslemeleri, dolap kapakları İstanbul Kız Kulesi ile Sarayburnu resimleri görülmeye değer niteliktedir.
Yapıdan ayrılan ve aile üyelerinin el işlerini yaptığı bölüm hiç çivi kullanılmadan yapılan ev “Sergâh Köşkü” olarak adlandırılmaktadır.
Lala Şahin Paşa Çocuk Kütüphanesi
İl merkezi, Kale, Kavaklı Caddesi’ndeki medrese, I. Murad’ın kumandanı Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa tarafından, 1339 tarihindeki savaş ganimetleriyle yaptırılmıştır.
Küfeki (istiridye kalkeri) taş ve tuğla malzemelerle kuzey-güney yönünde inşa edilen medresenin üzeri kubbe ve tonoz örtülüdür.
Dikkat çekici bir eyvanında lotus yapraklı ve takozlu silmeye sahip medrese, 21 Şubat 2012 tarihinden itibaren Lala Şahin Paşa Çocuk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.
Süleyman Çelebi Anıt Mezarı
İl merkezi, Çekirge’de yer alan anıt mezar, Vezir Ahmet Paşa’nın oğlu, 1409 yılında, Mevlüd’ü yazan, Bayezid dönemi Ulucami imamı, Bursalı Süleyman Çelebi’ye aittir.
Önceleri Yoğurtlu Baba Mezarlığı’nda bulunan kabir, 1945-1952 arasında vali Haşim İşcan ve kentli tarafından yaptırılan, geometrik motifli korkulukla çevrili selvilerin ortasındaki mermer sandukalı türbeye alınmıştır.
Irgandı Köprüsü
1442 yılı, II. Murad döneminde Irgandı Ali oğlu tüccar Hoca Muslihuddin tarafından yaptırılan ve Osmanlının tek arasta köprüsü kabul edilen yapı, kentin önemli merkez ilçelerinden Yıldırım’da bulunmaktadır.
Boyacı Kulluğu Köprüsü’nün güneyinde yer alan köprüde, 1640 tarihi Evliya Çelebi’nin kayıtlarına göre 200 dükkan bulunmaktaydı. Bu dükkanlar, yapının her iki tarafına 16’ şar adet olmak üzere 32 dükkan şeklinde sıralanmıştır. Yapıldığı dönemde kagir duvarlı, ahşap çatılı dükkanların çatıları zamanla kurşun ardından da kiremit kaplanmıştır. Bir ucunda mescit bulunan köprünün tek kemeri vardır. Bu kemerin ayaklarının birinde ahır diğerinde de depo bulunmaktaydı.
İlk dönemlerde köprünün iki tarafı akşamları demir kapılarla kapatılırken sel baskınları, depremlerle oldukça zarar gören köprüden dükkanlarla üstü açık çarşıya dönüşmüştür.
Kurtuluş Savaşı’nda 1922 yılında işgale uğrayan kentle beraber dinamitle çökertilmiştir.
1949 yılında betonarme ile onarılan köprüde dükkanlar yıkılmıştır.
Köprünün en son onarımı 2004 yılında yapılmıştır.
Abdal Köprüsü
Tüccar Abdal Çelebi tarafından 1669 yılında, Nilüfer Çayı üzerine kesme taştan yapılan 12 gözlü, 5.20 m genişliğindeki köprü, kentin en iyi korunan en özgün köprüsüdür.
1978 yılında taşıt trafiğine kapatılan, ortasındaki nöbetçi kulesiyle dikkat çeken, su seviyesinden 4.85 m yüksekteki köprüyü 2.60 m -3.60 m genişlikteki ayaklarla taşınmaktadır.
Mihraplı Köprü
İl merkezi, Nilüfer iİlçesi’nde, Nilüfer Çayı üzerinde bulunan köprü, 1465-1466 yılında, Çelebi Sultan Mehmet’in kızı Selçuk Hatun tarafından yaptırılmıştır.
Zaman zaman onarım geçiren köprü halen görülebilmektedir.
Suuçtu Şelalesi
Fay hattının çökmesi sonucu oluşan Suuçtu Şelalesi 38 m yükseklikten dökülen sular tarafından beslenmektedir. Güzel bir gölete de sahip şelale, manzarası ve temiz havasıyla da kentlilerin en çok tercih ettiği doğal alanlardan biridir.
Tophane Saat Kulesi
Osmangazi -Tophane Parkı içindeki 33 m yükseklikten kente tepeden izleyen saat kulesi, 1905 yılında Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının yirmi dokuzuncu yıldönümü anısına yapılmıştır.
Bir dönem yangın kulesi olarak da kullanılan kare planlı, kesme taştan inşa edilen 6 bölümden oluşan yapıya güneyden giriş yapılır.
Dört katının dört cephesinde saat bulunan kulenin yedinci katı da balkonla çevrelenmiştir.
Hanlar
Anadolulu ticaretinin vazgeçilmez merkezleri (kervansaraylar) hanlar, önemli konaklama, dinlenme ve depolama alanlarıydı.
Ticaret yolları üzerine dizilen dönemin ihtiyaçlarına göre bölümlerden- odalar, depolar, mescit vb. oluşan hanlar, bedestenler gibi ekonominin nabzını oluştururlardı.
Osmanlı’nın ilk başkenti Bursa’da da özellikle 14. yy’ dan sonra çok sayıda han yapılmıştır.
On altıncı yüzyıla kadar kentte yapılan çok sayıda bedesten ve hanların- Kozahan, Fidan Han, Pirinç Han, İpek Han, Emir Han, Geyve Han, Galle Han, Çukur (Kütahya) Han, Kapan Han, Tuz Han-olduğu bölgeye hanlar bölgesi denilmektedir.
Kentin ekonomisinin önemli yapıları hanların bazıları bugün de kentin nabzının attığı yerler olarak hizmete devam etmektedir.
Kozahan
Orhan Cami ile Ulu Cami arasında yer alan Kozahan, II. Beyazıt zamanında İstanbul’daki cami ve medresesine gelir sağlamak için 1492 yılında, bir çeşit ticaret merkezi olarak yaptırılmıştır.
Üst katında 50 oda, alt katında 45 oda olan iki katlı hanın odalarının önünde 40 beton kubbe ile örtülü revaklar bulunmaktadır. Taş ve tuğla karışımından inşa edilen hanın üst katındaki dükkanlarda ipekten yapılma ürünler satılmaktadır.
Hanın üst kattaki kapısı güneye bakarken alt kattaki Orhan Cami’ye ve Kapalı Çarşı’ya açılan firuze çinilerle kaplı taş kapısı kuzeye bakar.
Alt kattaki büyük avluda altı şadırvanı olan kubbeli bir mescit bulunmaktadır.
Han halen iç avlu kafe ve çay bahçesi olarak kullanılmaktadır.
Fidan Han ( Mahmut Paşa ) Hanı
Kent merkezi, çarşı içindeki hanı Fatih Sultan Mehmet’in sadrazamı Mahmut Paşa yaptırılmıştır.
İki katlı hanın her katındaki odaların önü revaklarla çevrilidir.
Ortasında 12 köşeli şadırvan ve 12 köşeli bir mescit bulunan hana son yıllarda yenileme çalışmaları yapılmış ve dükkanlarıyla birlikte tekrar kullanıma açılmıştır.
Pirinç Han
İstanbul’daki cami ve imaretine gelir getirmesi için 1508 yılında, II. Beyazıt’ın Sultan Şah oğlu Yakup Şah bin Sultan Şah ve Abdullah oğlu Aliyaptırılan adlı mimarlara yaptırdığı iki katlı hanın üst katında 40, alt katında 38 toplamda 78 odası bulunmaktaydı.
Dönem mimari ve süsleme özelliklerine göre taş ve tuğla karışımından inşa edilen han özellikle 1855 depremiyle çok zarar gördüğü için zaman zaman onarım geçirmiş en son 2002 yılında alışveriş merkezi olarak düzenlenmiştir.
Emir (Bezzaziye, Eski Bezazistan, Bey Emir Bey ) Hanı
İl merkezi, Ulu Cami yakınında, Orhan Bey tarafından yaptırılan han, zamanla deprem ve yangınlarla yıpranmıştır.
1958 yılından sonra kesme taş ve tuğla malzemeden iki katlı hanın ve önünde revaklı odaları olan hanın alt katı depo olarak kullanılmaktadır. Üst katında 37 adet pencereli ve ocaklı oda bulunmaktadır.
Alt kattaki 36 oda ise eşya depoları olarak kullanılmıştır.
İpek (Sultan, Faytoncular Hanı) Han
İl merkezi, İvaz Paşa Çarşısı ile Pirinç Han arasındaki yapı, Çelebi Mehmet tarafından Yeşil Külliyesi’ne getirmek için Mimar Hacı İvaz Paşa’ya yaptırılmıştır.
İldeki 1958 yılındaki büyük yangının ardından iki katlı, 81 odalı olarak kesme taş ve tuğla ile yeniden inşa edilen han, orijinalliğini yitirmiştir.
Hanın halen görülebilen tuğla süslemeleri son derece dikkat çekicidir.
Bali Bey Han
Bursa merkezi Kapalı Çarşı yakınındaki hanı 15. yy. sonunda Niğbolu Sancak Beyi Hamza Beyin oğlu, Bali Bey tarafından yaptırmıştır.
Osmanlı mimari ve süsleme özellikleri gösteren üç katlı, 64 odalı han, Kapalı Çarşı’ya kent dışından gelen tüccarlar için yapılmıştır.
1950’li yıllarda sığınak, 1970’li yıllarda da bir bölümünü kahvehane olarak kullanılan han, 2008 yılında önemli bir restore geçirmiştir.
Issız Han
Kitabesinde ‘hayırlı işler ve Allah rızası için’ yazan han,1396 yılında Yıldırım Bayezid dönemini en güzel örneklerindendir.
İstanbul-Susurluk Irmağı-Uluabat Gölü güzergahındaki nehir taşımacılığı güzergahındaki han, ücretsiz dinlenme ve konaklama hizmeti vermekteydi.
2008 yılında restore edilerek 9 odalı otel ve restoran yapılan han, gezilip görülebilir.
Geyve (Lonca) Han
İl merkezi, Demirkapı Çarşısı’da, Yeşil Cami’ye gelir sağlamak için 15. yy.’da Hacı İvaz Paşa tarafından yaptırılan han I. Mehmet’e hediye edilmiştir. İki katlı hanın iki kapısı bulunmaktadır.
Moloz taş ve tuğla malzeme ile inşa edilen hanın 56 odası vardır.
Galle (Tahıl) Han
Mimar Sinan’ın çıraklık dönemi yapıtlarından olan iki katlı han, kentin en güzel 16. yy.’ın mimari özelliklerini yansıtmaktadır.
Sadrazam Semih Alizade tarafından yaptırılan han, 1855 depremiyle zarar görünce onarılmıştır.
Tuz Han
Osmangazi’de, Umur Bey tarafından 1454-1455 yıllarında Tuz Pazarı Cami’ne gelir getirmesi için taş ve tuğla malzemeyle Osmanlı mimarisine göre inşa edilen hanın ortasında bir avlu bulunmaktadır.
Han, 2007 yılında restore edilerek hizmete açılmıştır.
Çukur (Kütahya) Han
İl merkezi, Tuzpazarı Caddesi’ndeki han, Beyazıd’ın damadı, Buharalı Emir Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Kesme taş ve tuğla malzeme ile yapılan iki katlı hanın etrafını revak ve odalar çevirmektedir.
Zamanla pek çok yeri yıkılan hanın bugün zemin katında odalar görülebilmektedir.
Kapan Han
İl merkezi, Ulu Cami yakınındaki han, I. Murat tarafından yaptırılmıştır.
Bir ticaret merkezi gibi değil misafirhane olarak kullanılan han oldukça yıkık haldeyken 1958 yılından sonra yeniden yapılmış ancak dönem özelliklerini büyük ölçüde yitirmiştir.
Uzun Çarşı
Kent merkezinin kuzey ve güney yönünde, elbiseciler, şekerciler, ayakkabıcılar ve bıçakçıların vb. dükkanlarla sıralı üzeri açık 15. yy.’da Kozahan’dan Bat Pazarı’na uzanan alanda yer alan çarşının üzeri açıktı.
Halen üzeri örtülü çarşıda ağırlıklı tekstilciler olmak üzere 9 bin dükkan vardır.
Kapalı Çarşı
Osmanlı’nın ilk dönemlerinde hanların araları çatıyla kapatılarak meydana getirilen çarşılardan olan Kapalı Çarşı yangın ve depremlerle zarar görmüştür.
1958 yılında yeniden inşa edilerek bugünkü halini alan çarşı da halen içinde Sahaflar, Akatarlar, İvaz Paşa, Gelincik, Sipahiler, Karacabey (Yorgancılar, Sandıkçılar) Eski bakırcılar bölümleri mevcuttur.
Yıldırım Bayezid Bedesteni
Kapalı Çarşı yakınındaki Osmanlı döneminin ilk bedesteni olan yapı, 14. yy.’da Bayezid tarafından yaptırılmıştır.
Yaptırıldığı dönemde borsa ve bankacılık işlevi gören bedesten, günümüzde Kuyumcular Çarşısı olarak kullanılmaktadır. Halen içinde 32, dışarısında da 68 dükkan bulunan Bedesten, 1956 yılındaki yangından sonra restore edilerek kullanıma açılmıştır.
Eski Aynalı Çarşı
Kentin ilk çarşı çifte hamamı olarak da kullanılan yapı, 1339 yılında Orhan Gazi’nin tarafından Hisar dışında kurduğu külliyenin bir parçası idi.
Hamam 16. yy.’da çarşıya gelir sağlarken 1584’teki yangınla zarar görmüş, onarılırken erkekler kısmı kahvehaneye, diğer kısmı da turistik ürünlerin satıldığı çarşıya dönüştürülmüştür.
Uludağ Milli Parkı
İl merkezine 36 km uzaklıkta, 2543 m yükseklikteki Uludağ, trekking ve günübirlik piknikçilerin yanında özellikle kış aylarında yaklaşık 150 gün karla kaplı olduğu için Marmara Bölgesi’nin 1933 yılından beri en önemli kayak merkezidir.
Fauna ve florasıyla zengin ormanlık alan 1961 yılında Milli Park ilan edildi.
En yüksek noktaları ve yaylaları- Zirvetepe (2468 m), Kuşaklıkaya (2232 m), Çobankaya (1750 m), Bakacak Tepe (1743 m).. Sarıalan (1621 m), Kirazlıyayla (1505 m), Kadıyayla (1235 m) –besleyen su kaynakları -Nilüfer Çayı’ve Dombay Çukuru ,Softadere, Derinçay dereleri- bulunan dağda Geyik Üretme Çiftliği, sakallı akbaba (Gypaetus Barbatus) yaban domuzu, tilki, çakal, kurt, porsuk, yabani kedi ile hasancık veya diğer adı ağaç yedi uyuru, köstebek, sincap, Apollo Kelebeği, soreks (sivri fareler), sansar başlıca yaşayan hayvanlardandır.
İlk buzul devri izlerine de rastlanan ve tepesinde halen buzul gölleri bulunan Uludağ’da Yılanlıkaya, Cennetkaya, Çobankaya kuzey kesimlerinde buzullarca oluşturulan ilginç kaya kütleleridir.
1986 yılında turizm merkezi ilan edilen Uludağ’da çok sayıda kayak pisti, kar sporları merkezleri ve konaklama merkezleriyle her yıl artan ziyaretçiye hizmet vermektedir.
Teleferikle de ulaşılan 12 bin 762 hektarlık Uludağ’ın % 71’i orman, yüzde 28’i mera ve kayalık, yüzde 0,4’ü açık, yüzde 0,1’i sulak alan, yüzde 0,5’i ise yerleşim alanıdır.
İnkaya Çınarı
Uludağ araç yolu üzerinde, Osmanlı döneminin ilk köylerinden İnkaya Köyü’nde bulunan ulu çınar yaklaşık 600 yaşındadır.
Çapı 3 m, yüksekliği 35 m , çevresi ise 9,2 m’dir. 13 ana kolu olan çınarın dallarının kalınlığı 3-4 m’dir.
İnkaya Çınarı halen kentin en önemli doğal mesire yerlerinden biridir.
Alaçam Şelalesi ve Kanyonu
Özellikle doğaseverler ve sporcular tarafından önemli bir merkez olan şelale ve kanyonun bitki örtüsü, 1800 m uzunluktaki Uludağ’a kadar uzanır.
Mihraplı (Hüdavendigar) Park
Kentin büyük parklarından biri olan Mihraplı Park, 80 bin m2’lik bir alanı kaplamaktadır.
2004 yılında hizmete açılan parkta, şehitler anıtı, forum alanı, Osmanlı bahçeleri, çocuk oyun alanları, dönüşümlü ve çok amaçlı yeşil alanla farklı temaların işlendiği bölümler yer almaktadır.
Kültürpark
Bursa’nin düzenlenmiş ilk büyük yeşil alanı 393 bin m2’lik alanı kaplayan park, 1955 yılında hizmete açılmıştır.
Parkın içinde Arkeoloji Müzesi, Belediye Konservatuarı, Açık Hava Tiyatrosu, Nikah Salonu ve Lunapark’ın yanında Kültürpark’da sandalla gezilebilen göl ile çay bahçeleri, lokantalar, barlar ve dinlenme alanları da bulunmaktadır.
Kültürpark, 1963’ten beri Uluslararası Bursa Festivali’ne de ev sahipliği yapmaktadır.
Soğanlı Botanik Parkı
50 tür ağaç, 27 çeşit gül, 76 tür çalı, 20 tür örtücü bitki ve Japon Bahçesi, Fransız Bahçesi, İngiliz Bahçesi, gül bahçesi, kaya bahçesi, kokulu bitkiler bahçesi, şekilli bitkiler bahçesi bulunan
400 dönümlük Botanik Park, 1998 yılından beri birinci derece sit alanı ilan edilmiştir.
Ayrıca park içinde bir suni gölet yanında koşu ve yürüyüş yolları, spor alanları, bisiklet parkurları, çocuk oyun, otomobil pisti, spor aletleri gibi etkinlik alanları da bulunmaktadır.
Atatürk Kent Ormanı
Odunluk Mahallesi’nde, kentin en büyük parklarından birisi, 150 hektara kurulu Atatürk Kent Ormanı, tam bir doğa harikası kabul edilmektedir.
Parkta, çok çeşitli ağaçlar, çim alanları, çiçek ve bitkilerin yanısıra büfe, et satış üniteleri, 6.5 km yürüyüş yolu ve bisiklet yolu, 6 seyir terası, 10 yağmur barınağı, 10 kamelya, 2 adet çocuk oyun alanı, tenis masaları ve 2 adet voleybol oyun alanı bulunmaktadır.
Koca Yayla
Bursa’ya içme suyu sağlayan Nilüfer Çayı yakınında yaklaşık 400 bin m2 lik alana yayılan, Orhan Gazi ve Nilüfer Hatun’un evlilik düğününe sahne olan yayla, halen önemli bir piknik alanıdır.
Çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayabilen yaylanın özellikle yaz aylarındaki nüfusu 25-30 bin kişiyi geçmektedir.
Hayvanat Bahçesi
1998 yılında hizmete açılan Botanik Park ve Bursa Hayvanat Bahçesi, yöre hayvanlarının doğal yaşam alanı olarak düzenlenmiştir. Barınaklara da sahip parkta 55 türde 500 hayvan- ayı, kurt, aslan, leopar, yırtıcı kuşlar, lama, yaban eşeği, deve, maymun, deve kuşları, zebra, su kuşları- bulunmaktadır.
Manastırlar-Kiliseler-Sinagoglar
Geruş Sinagogu
Arap Şükrü Sokağı’nda,İspanya’dan kovulan ve Bursa’ya yerleşen Museviler içinİbranice kovulmuş anlamına gelen ‘Geruş’ Sinagogu 16. yy.’da Sultan II. Selim tarafından yaptırılmıştır.
Dikdörtgen planlı, kesme taştan inşa edilen sinagog, halen ibadete açıktır.
Mayor Sinagogu
İl merkezi, Sakarya Caddesi’nde, 15. yy’ da ülkeye göçen Seferad Yahudileri tarafından taş ve tuğla malzemeyle inşa edilen dörtgen planlı yapının kalemişi süslemeleri görmeye değer niteliktedir.
Sinagog, yine tersine göçten dolayı Yahudilerin sayıları azaldığı için 1975 yılından sonra kullanılmamaktadır.
Zamanla yıpranan bina 2004 yılında restore edilerek kültür merkezi olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Kentteki diğer önemli sinagoglar, Etz Ahayım- Hayat Ağacı ve Mayor sinagoglarıdır.
Kilise-Manastır
Fransız Kilisesi
Bursa’nın bilinen semtlerinden Hocaalizade’de yer alan 19. yy. yapısı ilk olarak Santa Maria Kilisesi olarak hizmete açılmıştır.
Mimari ve süsleme olarak kentteki diğer kiliselerden farklı olarak Barok tarzda inşa edilmiştir. Kilisede dispanser, yetimhane ve hasta bakım yeri de bulunmaktaydı.
1970 yılında ibadete açılan, çeşitli dönemlerde onarımlar geçiren kilisenin ahşap çatısı kiremit örtü ile değiştirilmiştir.
Kilise, 2004 yılında restore edilerek kültür merkezine dönüştürülmüştür.
Panagia Pontobasilissa (Kemerli) Kilisesi
Duvarlarına ilk kez resim yapılan bina 13. yy. sonlarında yapılmıştır. Sütunlarının İskenderiye’den getirildiği düşünülen kilise, el yazması eserlere göre (Hz. Meryem) Panagia Pantobasillissa’ya (Hz. Meryem) adanmıştır.
Doğu-batı yönünde Yunan haç planlı kilisenin duvarlarındaki kat kat resimler, 14. yy. ilk tabaka freskleriyle ikinci tabakası oldukça ilgi çekicidir.
Halen kullanılmasa da kilisenin duvarları ve kubbesi sağlamdır.
Böcek Ayazma Kilisesi
İznik’te Yakup Çelebi Sokağı’ndaki Böcek Ayazma Kilisesi, kubbe ile örtülüdür. Yapının 11 basamaklı merdivenle inilen Baptisterium’u bulunmaktadır.
Yapımında moloz taş, tuğla ve kireç kumu kullanılan kilise oldukça harap olsa da sarnıcından çıkan kitabelerde Yunanca “Hıristiyan İmparator Yüce Kral Michael Kulesi” veİbranice“Her bedene iyi olanı verir. Çünkü, onun lütfu edebidir.” yazmaktadır.
Mudanya- Tirilye Hagios Ioannes Rum Kilisesi (Yuannes Kilisesi) (Dündar Evi )
Mudanya-Trilye’de bulunan üç katlı 19.yy. kilise mimarisine göre inşa edilen Hagios Ioannes Rum Kilisesi’nin bir kısmı Rumlar bölgeyi terk edince konut olarak kullanılmaya başlamıştır.
Kemerli taş kapıyla girilen kilisenin Bizans usulü süslemeleri dikkat çekmektedir.
Bu kiliseden ayrı bölgede Zeytinbağı’nda yedi kilise, üç manastır ve üç de ayazma (kutsal kaynak) bulunmaktaydı. Ancak kiliselerden üç tanesi ve üç manastırdan da sadece Aya Yani Manastırı günümüze ulaşabilmiştir.
Kiliselerden biri restore edilip Zeytinbağı Belediye Binası olarak kullanılmaktadır.
Tirilye dışında da üç manastırdan biri Eşkel Köyü yolu üzerindeki Hagios Sergios Manastırı’nın 8. yy’a ait olduğu, bugüne sadece 200’er kiloluk iki görkemli giriş kapısı kalan bir manastırdır.
Bir diğer manastır kalıntısı ise kasabaya 5 km uzaklıkta, 709 yılında kurulan ve 1922 yılına kadar kullanılan Ayani Çiftliği olarak da bilinen Hagios Ioannes Theologos (Pelekete) Aya Yani Manastırı’dır.
Üçüncü manastır kalıntısı da Aya Sotiri denilen alandaki Batheos Rhyakos Soteros Manastırı’dır. Büyük bölümü yıkılan manastırın bazı binaları barınak olarak kullanılmaktadır.
Gemlik- Balıkpazarı (Yeni ) (Paragia- Pazariotissa Kilisesi) Cami
İlçe merkezinde ilk önce Paragia-Pazariotissa Kilisesi olarak yaptırılan bina mübadele sonrası tek şerefeli minare eklenerek ve çeşitli değişiklikler yapılarak camiye çevrilmiştir.
Doğu- batı yönünde, dikdörtgen planlı, kapalı Yunan haç şemalı, 240 m2 alana sahip yapının üzerini bir büyük dört yarım kubbe örtmektedir.
Mudanya –Kumyaka ( Başmelekler- Hagios Taxiarchoi) Kilisesi
Mudanya’da, Bizans İmparatoru IV. Konstantinos Porphyrogenetos döneminde yaptırılan kare planlı kilisenin üzeri kubbe örtülü ve yanlarında da beşik tonozlu dört haç kolunu bulunmaktadır. Taş ve tuğla malzemeyle yapılan kilisenin çatısı tuğla ile örtülüdür.
Ayrıca
8. yy. IV. Konstantinos Porphyrogenetos zamanında, Piskopos Hyakinthos tarafından yaptırılan Meryem Ana’ya ait -Koimesis, Kimisis- ölüm sahnelerinin olduğu, freskler ve taban mozaikleriyle dikkat çeken zamanla depremlerle yıpranıp yıkılanKoimesis Kilisesi, 13. yy. Bizans İmparatoru, II. Theodoros Laskaris tarafından St. Tryphonos adına yaptırılan büyük kubbeli, taban mozaikleri ile öne çıkan Aziz Tryphonos Kilisesi, 4.ve 5.yy. haç planlı, duvarları beş sıra tuğla ile işlenmiş Karacabey- Helena Konstantinos Kilisesi,Mudanya -Hagios Tryphonos Kilisesi, Ayatrifon Kilisesi, Fransız Kilisesi ve Kumyaka Kilisesi bölgenin en önemli kiliseleridir.
Karacabey- Çamlıca Köyü, Karakoca Köyü, Harmanlı Köyü ve Eski Karaağaç Köyü kiliseleri, Demirtaş -Çatalağıl, Michael Taxiarches ve Koimesis Tes Theotokos kiliseleri, resimler -Fransız Kilisesi, Ermeni Kilisesi, Gölyazı – H.Konstantinos ve H. Georgios kiliseleri, Dereköy Kilisesi Kurşunlu- Hagios Taxiarchoi ve Theotokos Manastır kiliseleri, Çalı -Theodoros Kilisesi, Büyükorhan- Derecik Bazilikası, Aydınpınar -H. Apostoloi Kilisesi ile Hyakinthos Manastırının bir bölümü, 6. yy. üstü kubbe ile örtülü Böcek Ayazmasıkentin Hıristiyanlık dönemine ait önemli dini yapılarıdır.
Akçalar- Aktopraklık- Akçaları Sırtı Höyüğü-Karacabey Longoz Ormanları-Ayvaini Mağarası -Misi (Mysia) Köyü -Bursa- Cumalıkızık- Celal Bayar Müzesi
Akçalar- Aktopraklık- Akçaları Sırtı Höyüğü
Bursa’ya 25 km uzaklıkta, Akçalar Beldesi- Ulubat Gölü kenarında iki dere kıyısındaki ormanlık alanda 60- 80- 100 metreyi bulan hendeklerle çevrili, 1400 m2 alana sahip höyük korunarak bugünlere gelebilmiş höyük ahşap konutları, mezarları ve adak çukurlarıyla MÖ 6000- MÖ 5200 yıllarına giden bir antik dönem yerleşkesidir.
Tarım ve hayvancılığın yaygın olduğu Aktopraklık’taki MÖ 5500 yıllarına ait yapıların genellikle dörtgen şeklinde, kerpiç duvarlı, çatısını payandaların taşıdığı, girişte geniş tek bir oda, arkada küçük bir oda ve bir mutfaktan oluşan evlerin hâlâ ayakta kalması son derece şaşırtıcıdır.
İki metre yüksekliğe sahip Aktopraklık’ta yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılan evlerin canlılığı kadar diğer buluntuları da önemlidir.
Sanki çok kısa bir süre önce kullanılmış gibi görünen aletler – dokumacılık aletleri, avcılık aletleri, pişmiş topraktan yapılan terazilerde kullanılan kilolar, makara, ağırşaklar, kemik deliciler, topraktan yapılmış bileyiciler, kemikten yapılmış mekikler, taş baltalar, sapalar, tarım aletleri ve kalkerden yapılan renkli bocuk takılar- bölgenin ne kadar önemli bir yerleşim merkezi olduğunun kanıtları olarak kabul edilmektedir.
Bölgenin sahip olduğu büyük mezarlıkta bulunan çok sayıda embriyo- hoker biçimde gömülmüş kemikler ve adak çukurlarındaki kap- kacaklar, çanak- çömlek parçaları Aktopraklık Höyüğü’nün kendi geçmişi dışında Anadolu’nun geçmişine de ışık tutması açısından son derece önemlidir.
Bursa ili, İstanbul’dan sonra Osmanlı yapılarının en çok bulunduğu kenttir.
Karacabey Longoz Ormanları
Karacabey -Yeniköy yakınında Marmara Denizi ile Susurluk Irmağı kesişme noktasında delta, göl, bataklık, kumul ve subasar ve longoz ormanı bulunmaktadır.
Maliç Deresi, Dalyan ve Poyraz gölleri arasındaki 194 m x730 m hektarlık alanda dişbudak, kızılağaç ve söğütlerin yanısıra çok sayıda ağaç ve kara leylek, pasbaş patka, bataklık kırlangıcı, akça cılıbıt, küçük balaban, gece, alaca ve küçük ak, gri balıkçıllar, kuğu, yeşilbaş, çıkrıkçın, macar ördeği, elmabaş patka, ak kuyruklu kartal, küçük karabatak, ak pelikan, sakarmeke, poyrazkuşu, sumru, küçük sumru ve pek çok ağaçkakan türü de yaşamaktadır.
Doğaseverler ve kuş gözlemcileri tarafından vazgeçilmez bir yer olan ormanlar 2007 yılında koruma alanı yapılmıştır.
Ayvaini Mağarası
Mustafakemalpaşa- Doğanalan Köyü- Ayvaköy yakınındaki 5.5 km uzunluğa sahip sarp iki giriş- çıkışlı mağaranın içinden Karadonlu Deresi geçmektedir.
Mağarada sarkıtlar, dikitler ve travertenler dışında 60’tan fazla irili ufaklı gölet bulunmaktadır.
Misi (Mysia) Köyü
Bugün il merkezine 12 km uzaklıktaki Gümüştepe mahallesi olarak Nilüfer Misi’nin yaklaşık iki bin yıllık bir yerleşim yeridir.
Kaynaklara göre, İnkaya ve Misi köylerine ilk yerleşimcilerin 183 yılında Alex adlı bir keşiş önderliğinde 85 kişilik bir Hıristiyan grubu olduğu yönündedir. Bu dönemde burada konsül toplanmış ve İncil tartışmalarının da yapıldığı bilinmektedir.
İlk kurulumundan beri kokulu misket üzümlerinin bolluğu nedeniyle Misi şaraplarıyla ünlü köyde pekmez de yapılmaktadır.
Ayrıca, yöreye özgü sundurmalı evleri, ipek işletmeleriyle Misis koruma altına alınmıştır.
Köyde müslümanlar geldikten sonra yapıldığı düşünülen Kavacık Sultan Yatırı, Kavacık Suyu, kavak ve çınar ağaçlarıyla kentin önemli uğrak yerlerinden biridir.
Bursa- Cumalıkızık
Bursa’ya 15 km uzaklıkta, tarihi 1300 yıllarına kadar giden Cumalıkızık Köyü, Yıldırım İlçesi’ne bağlı beş Kızık Köyünden- Fidyekızık, Derekızık, Hamamlıkızık, Değirmenkızık- biridir.
Kayı Boyu Türklerinin yerleştiği Kızık köylerinden cuma namazı için bu köye gelirlermiş bu yüzden köyün adı zamanla Cumalıkızık olarak anılmaya başlamıştır.
Uludağ’ın kuzeyindeki dik etekler ile vadilerin arasında sıkışıp kalan yöre köylerine, bu konumlarından dolayı ”kızık” adı verilmiştir.
Köy, Uludağ’ın eteklerinde, küçük ama kendine özgü doğal güzellikleri, tarihi dokusuyla Osmanlı’nın ilk yerleşim yerlerinden biridir.
Köyde dönemin sivil mimari özeliğini yansıtan yaklaşık 300 ev koruma altına alınmıştır.
Köy, son yıllarda pek çok doğasever tarafından özellikle yaz aylarında sıklıkla ziyaret edilmektedir.
İlk yerleşim günlerine ait eşyaların sergilendiği Cumalıkızık Etnografya Müzesi’nin yanında insanlar sarı, beyaz, mavi ve mor boyalı, genellikle üç katlı, kafes veya cumbalı, moloz taş, ağaç ve kerpiç evlerin kulplarını, demirden dövme tokmaklarını taş döşeli dar sokaklarında gezmek için köye gelmektedir.
2014 tarihinde Bursa’nın Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri ile birlikte UNESCO Dünya Miras Listesinde yer alması uygun görülmüştür.
Ayrıca Osmanlı devri tek kubbeli hamamı, camisi ve Zekiye Hatun Çeşmesi ile Bizans dönemi kilise kalıntısı da bulunmaktadır.
Tüm bunların yanında pek çok sebze ve meyvenin yetiştirildiği Cumalıkızık Köyü’nün narenciyesi, inciri, cevizi ve kestanesi ünlüdür.
Celal Bayar Müzesi
Gemlik-Umurbey’de, 26 Ağustos 1970 yılında hizmete açılan bina, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın doğduğu ev idi.
19.y y. mimarisi olan üç katlı, ahşap ev, orijinal ev eşyaları ve aynı dönemden kalma çeşitli tarihi eşyalarla yeniden düzenlenerek bir anı müzesi haline getirilmiştir.
Atatürk ile ilgili bir bölüm de bulunan müzede, Celal Bayar’a ait fotoğraflar, anı eşyaları, tablolar, nişanlar, madalyalar, yazmalar, silahlar, giysiler, şilt ve plaketler, mobilyalar, aile yadigarları ve imzalı resimler ile 20 binin üzerinde kitap, yazma, gazete, süreli yayınlar bulunmaktadır.
İznik-Gölyazı
İznik
Gemlik Körfezi ortasındaki çukurda, denizden 85 m yüksek, 65 m derin, suyu tatlı,
eski adı Askania olan 300 km2 alana sahip, ülkenin beşinci büyük gölü çevresinde, dünya ve özellikle Anadolu tarihine yön veren olaylara sahne olmuş İznik yer almaktadır.
Mavi ile yeşilin iç içe geçtiği sessiz sakin İznik’in ilk yerleşim tarihi tam bilinemese de kent ve çevresindeki höyüklerin -Karadin, Çiçekli, Yüğücek ve Çakırca höyükleri- yaşı 4500 yıl öncesine kadar gitmektedir.
MÖ 7. yy. öncesinde Helikare adıyla basılan paralarda Khryseapolis- Altın Kent olarak anılan İznik, Trak kavimlerinin göçüyle oldukça canlı bir yerleşim yerine dönüşmüştür.
Zamanla çeşitli nedenlerle- savaşlar, istilalar ve depremler vb.– zarar gören kent ve çevresi MÖ 334 İskender’in komutanlarından Makedonyalı Antigonos tarafından yeniden inşa edilerek Antigonia olarak anılmaya başlanmıştır.
Daha sonra İskender’in komutanlarından MÖ 310 yılında yönetime geçen Lysimachos, karısı Nicea’ya armağan ettiği kentin adını Nicea olarak değiştirmiştir.
MÖ 293- MÖ 281 yılında Bitinyalıların eline geçerek Bithynia Krallığı’nın başkenti olan İznik kısa süre sonra Roma toprağı olmuştur.
İznik özellikle Hıristiyanlıkla tanıştıktan sonra önemli dini olaylara sahne olmuştur. Hıristiyanlık kurallarının kararlara bağlandığı konsüllerin- 1. ve 7. konsül- yapıldığı ve 20 maddelik Nikaia Yasalarının kabul edildiği ve İmparatoriçe İrene tarafından İkonoklastik dönemin sona erdirildiği son derece önemli bir kenttir.
395- 1330 yılları arasında Bizans yönetiminde olan İznik, 1204 yılında Haçlılar İstanbul’u ele geçirdikten sonra Bizans imparatorluk ailesi ve yöneticileri Nikaia- İznik’e gelerek burada Nikaia İmparatorluğunu kurmuşlardır.
İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısı, Anadolu Selçuklularının ilk başkenti İznik, 1105-1147 yılları arasında Selçuklular tarafından yönetilmiştir.
1330 yılında da Orhan Gazi tarafından Osmanlıların eline geçen kent, önceki dönemlerinde olduğu gibi Osmanlılar tarafından da önemli kültür, sanat ve ticaret merkezi olmuş ve bu dönemde çini ve seramik işletmeleriyle ön plana çıkmıştır.
Halen İznik ve çevresinde çok sayıda yapı, yapıt ve doğal merkez her yıl binlerce ziyaretçiyi bölgeye çekmektedir.
Başta büyük imparatorluklara Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı ev sahipliği yapan ve Osmanlı’nın Anadolu’ya açılan kapısı İznik, ilk çağlardan bugüne İstanbul, Konya, Antakya, Halep, Şam, Kudüs, Mısır ve Bağdat yollarını birbirine bağlamıştır.
Uzun yolcuklar sonrası İznik yolcular, ordular, tüccarlar, hacılar, ziyaretçiler için ilk durak yeri olmuştur.
İznik kentine İstanbul surlarının küçük bir kopyası MÖ 4. yy.’da yapılan, Roma ve Bizans dönemlerinde genişletilen, 10m -13 m yükseklikte, 5 km’ lik beş kenarlı çokgen, 114 burçlu surlar arasından halen görülebilen dört kapıdan –İstanbul, Lefke, Yenişehir ve Göl veya İskele kapıları- girilmektedir.
Bu kapılardan; aralarında avlu bulunan üç farklı kapıdan meydana gelen İstanbul Kapısı’nın ilk kapısı ön surla bitişik ve yarım silindirik kuleleri bulunmaktadır.
Kuleleri birleştiren dikdörtgen alanın ortasında iki katlı, kesme taştan yapılan İstanbul kapılarının sövelerin üzerinde kötü ruhları kovan Medusa başı, köşe duvarları, büyük kemeri, kubbeli iki hücresi, hücre boşluklarını görmek gerekir.
Lefke Kapısı da İstanbul kapıya benzer. Bu kapının da tarihi tam bilinmemekle birlikte diğerleriyle aynı tarihte yapılma olasılığı vardır. Kapının aralarındaki avluda Bizans döneminde eklenen yapılar ile koridorumsu bir yol bulunmaktadır.
Lefke Kapısı’ndan kente girerken iki silindirik kule arasında kalın mermer sütunlarla üstü ağaç dikdörtgen kapı ile karşılaşılır.
Kapının üzerinde içi örülü kemer, kabartmalar, firizler, sıkışık insan suretleri çok dikkat çekicidir. Orta kapı kısmındaki yazıtlarda “Bu surlar, imparatorluk hanedanı ve İmparator Hadrianus adına ünlü İznik metropolü Cassius’un gözetimi ve denetiminde yaptırılmıştır.” dışarıdakinde ise “… senesinde imparatorluğa gönderilen paralar ile kent halkı bu yapıyı yaptırmıştır” yazmaktadır. Kapıda kesme taş ve tuğla kemerli bir geçit ve moloz taş – tuğla karışımlı bir kule bulunmaktadır.
Kente batıdan giriş Göl Kapısı da moloz taş ve horasan harcından yapılmıştır. Göl Kapısı’dan günümüze kulelerden birinin yarısı ile biraz temel kalıntısı kalmıştır.
Kaynaklarda kapı üzerinde bulunan bir yazıtta “Dindar, bahtiyar ve muhteşem imparator, prokonsül büyük rahip, konsül, vatan babası Caesar Marcus Aurellus Cladius tribün iktidarının ikinci yılında şöhretli elçi ve imparatorun varisi Vellius Macrinus ile şöhretli hukukçu Sallius Antonius’un gözetimi altında ünlü İznik kentinin surları onartılmıştır.” diye yazdığı iddia edilmektedir.
Kentin bir diğer girişi olan üç kısımdan oluşan Yenişehir Kapısı 1. yy. Roma döneminde kesme taştan yapılmıştır. Kapıdan kente giriş kısmı ön sura bitişiktir. Bu kapılar arasında da diğerlerinde olduğu gibi geniş bir avlu vardır.
İznik ve çevresinde gezilmesi gereken önemli tarihi yapı ve yapıtlar ile doğal merkezlerden;
Kente hâkim bir kayalık tepenin eteğinde, MÖ 2. yy. Helenistik döneme ait içinde mezarlar ve kayadan oyulmuş mezar odası, Berber Kaya’daki lahtin Bithynia Kralı II. Prusias’a ait olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca Roma Yolu üzerindeki kente yakın bir noktada I. yy. C. Cassius Philiscus’a ait olduğu düşünülen, üzerinde kartal ve zafer tanrıçası Nike’nin heykeli bulunan 12 m yüksekliğindeki anıt mezar Beştaş- Obelisk- Nişantaşı- Dikilitaş, 4. ve 5. yy. erken Hıristiyanlık dönemine ait, duvarları ve tavanı renkli fresklerle kaplı, içinde üç adet mezarın bulunduğu son derece büyük ve ilgi çekici mezar anıtı, Elbeyli- Hypoge ile iki yanında ikişer kilise bulunan Dromosiu dikdörtgen mezar odası, taş ve ağaçlarla süslü beyaz mermerden mezarların olduğu Elbeyli- Dörttepeler Tümülüsü kentin en eski tarihi tanıklarıdır.
Bunların yanında, İznik’te, 111-112 Marcus Ulpius Nerva Traianus Augustus- Trajanus tarafından yaptırılan tiyatro, Süleyman Paşa Medresesi, Kırıntı Köyü yakınlarında, 1. yy. Roma Yolu üzerinde Gaius Cassius Philiscus Anıtı, MÖ 258 yılı Roma dönemine ait, kente hâkim bir tepede yaptırılan, iki sıra kesme taş ve tuğla duvarlarla çevrili, 4 büyük 12 küçük kapı ile girilen ancak zamanla harap duruma düşen kentin en önemli yapılarından biri olan İznik Kalesi kentin en önemli yapılarından biridir.
Günümüze kadar en iyi korunan 111-112 yılında İmparator Traianus tarafından inşa ettirilen, uzun beşik tonozlu galerilere sahip Roma Tiyatrosu, 1388 yılında yan planlı, camisi de bulunan, zamanla bakımsız kalan daha sonra onarılarak müzeye çevrilen Nilüfer Hatun İmarethanesi de kentin önemli tarihi yapılarındandır.
Bunun yanında, 1333 yılına ait dönemin Osmanlı mimari özelliğiyle kolaylıkla seçilebilen, zamanla oldukça bakımsız duruma gelen Orhan Gazi İmaret Cami, Mahmud Çelebi, Hacı Özbek camileri, Süleyman Paşa Medresesi ile son derece güzel manzarası ve doğal ortam sunan İznik Gölü ve çevresi, göl yakınında doğal güzelliği, bereketli topraklarıyla Narlıca Kasabası da bölgede gezilip görülmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.
İznik, 2014 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer almaktadır.
İznik Roma Tiyatrosu
Kenti savunmak için yapılan kuzey surlarındaki bazı burçların kesme taşlarının zamanında tiyatroya ait olduğu belirlenmiştir.
Böylece tiyatronun bütünlüğü bozulmuş ve oturma basamakları, dış duvarları, kemer ve tonozların tamamına yakını tahrip olmuştur.
Zamanla tiyatronun diğer bölümlerinin çoğu taşı da kentin yeni binalarına feda edilmiştir.
Yapılan kazı çalışmalarıyla 45 m doğu -batı doğrultusunda uzanan, ortasındaki dört niş, mermer süpürgelik ve frizleriyle beraber tiyatronun sahnesi açığa çıkarılarak koruma altına alınmıştır.
Dikili Taş ( Obelisk- Beştaş-Nişantaşı )
İznik’de yer alan 1. yy. – 2.yy. Roma dönemi mezar anıtının kentin ileri gelenlerinden Asklepiodos’un oğlu C. Cassius Philiscus anısına dikildiği Yunanca kitabeden anlaşılmaktadır.
15,5 m yükseklikte kare planlı, üste incelerek yükselen anıtın en tepesinde şu an kaybolan bir kuş heykelciği bulunmaktaydı.
Anıtın bazı yerlerindeki boşluklarda bronz heykellerin bulunduğu düşünülmektedir.
Halen 12 m olan anıtın kaide üzerindeki beş parçası görülmektedir.
İznik- Ayasofya-Kilisesi- Cami- Müzesi
İskele Kapısı’na yakın Ayasofya Kilisesi, kent merkezinde 4-5. yy. ya da 7. yy.’a ait olduğu düşünülen bir gymnasyimun üzerine bazilika planlı erken dönem kilisesi olarak taş- tuğla karışımıyla inşa edilmişti.
Daha sonra Bizans İmparatoru Justinianus tarafından tekrar yaptırılan ve zamanla depremlerden zarar gördüğü için çeşitli dönemlerde yeniden inşa edilen üç nefli (sahın) Ayasofya Kilisesi mimarisi, ihtişamı ve eşsiz süslemelerinin yanında Hıristiyanlık açısından son derece önemli bir dini yapıdır. Çünkü Hıristiyanlık kurallarının düzenlendiği toplantılardan 325 yılındaki 1. Konsil, ve 787 yılındaki 7. Nikaia Konsili, Ayasofya Kilisesi’nde toplanmıştır.
Son konsilde alınan kararlardan biri de kutsal mekânlarda resim ile heykel yapmanın serbest bırakılması ve İkonolara tapınmadan istenildiği gibi ibadete yani ikonaklats dönemin sonlanmasına karar verilmiş olmasıdır.
Kentte tekrar eden depremlerden zarar gördüğü için 1065 yılında onarılan kilise, 1331 yılında Orhangazi tarafından camiye çevrilerek mihrap, minare vb. eklemeler yapılmıştır.
Kilise daha sonra Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a onartılarak bugüne yakın şeklini almıştır.
Daha sonta tekrar onarılan kilisenin renkli taşlarla bezeli taban mozaikleri, din görevlilerinin törenler esnasında topluca bulundukları, yarım yuvarlak oturma kademeleri ile duvarında Hz. İsa freski bulunan bir mezar odası da ortaya çıkarılmıştır.
İznik’teki diğer önemli Roma yapılarından biri de konsül toplantılarının yapıldığı dönemin mimari özelliklerini yansıtan, zemin mozaiklerinden bahsedilen 325 yılında ve 11 Ekim 787 yılında üçyüzelli piskoposla çok sayıda keşişin katıldığı 7. Konsülün toplantılarının zaman zaman yapıldığı önemli bir yapı iken zamanla harap duruma gelen Senatüs- Konsül Sarayı, 4. yy.’a ait kare planlı, beşik tonozlu, fresklerinde iki tavus kuşunun da olduğu kabartmaları, yivli sütunları ve yuvarlak kemerleriyle dikkat çeken Elbeyli Köy- Hipogeum- Yeraltı Mezar Odası ile kentin çevresini kuşatan, 4970 m uzunluğunda 4 kapı ile girilen surlar ve kentteki tarihi kalıntılardandır.
İznik- Yeşil Cami
Lefke Kapısı yakınlarında bulunan Yeşil Cami, 1378- 1391-1398 yılları arasında, Çandarlılı Hayreddin Paşa ve oğlu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Kuzey-güney yönünde kare planlı caminin ana mekanı 11m x11m boyutlarındadır.
Son cemaat yeri üç bölümlüdür. Osmanlı döneminin en eski çinili camisinin sade mermer mihrabı, köşe sütunları, mukarnas nişleri, geometrik geçmeleri, Rumi ve palmet kabartmalarıyla İznik’in en güzel camilerinden biri olan yapı adını minaresindeki çinilere borçludur.
Caminin üstü dıştan sekizgen kasnağa oturan, içten üçgen kuşakla çevrelenen büyük bir kubbe örtülüdür.
İznik’teki diğer Osmanlı dönemi camilerinden, 1333 yılında yaptırılan Hacı Özbek- Çarşı-Cami-Mescidi- 15.yy. yapısı Şeyh Kudbettin Cami sayılabilir.
Hacı Özbek Cami
İznik’te Kılıç Arslan Caddesi’nde yer alan kentin en eski Osmanlı mescidi 1333-1334 tarihlerinde Hacı Özbek Bin Muhammed tarafından yaptırılmıştır.
Her iki tarafında da pencere bulunan doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı mescide ve yan kapılardan girilen son cemaat yerine sonradan eklemeler yapılmıştır.
Köşeleri silmeli dikdörtgen mihrabı olan mescidin ana mekanı kare bir kubbe ile örtülüdür.
Üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taşlarla duvarları örülü mescidin dışarıya açılan kapısı, iki sütun ve üç kemerli revaklıdır. Bu bölüm aynalı tonoz ve beşik tonozlarla örtülüdür.
İçten sıvalı boyalı yapılan mescidin kubbesi kiremitle kaplıdır.
Şeyh Kutbuddin Cami ve Türbesi
İznik merkezdeki Nilüfer Hatun İmareti’nin karşısında yer alan türbede Şeyh Kutbuddin-i İzniki’nin oğlu, Mehmet Muhittin yatmaktadır.
Yaptıranı belli olmayan orijinal cami 2004 yılında aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.
1496 yılında, Halil Paşa tarafından yaptırıldığı varsayılan öne sürülen, doğu yönünden girilen, kare planlı, pandantif kubbeli türbenin pencere duvarında iki niş göze çarpar.
Onikigen kasnak üzerine oturtulan sağır kubbe kiremitle örtülüdür.
Yakup Çelebi Cami ve Türbesi
İlçe merkezinde yer alan 14. yy. ve 15. yy. cami I. Murat’ın oğlu Yakup Çelebi tarafından yaptırılmıştır.
Taş ve kesme taş malzeme ile yapılan, üçgen geçişli kubbeli yapıya doğu ve batıdan girilir.
Kare planlı, kuzey -güney yönüne inşa edilen caminin içi 290 m2, tamamı ise yaklaşık 500 m2’dir.
Duvarları sıvalı cami, alt ve üstteki yedi pencere ile aydınlatılır.
Zamanla onarılan yapının yanında bir de türbe bulunmaktadır.
Mahmut Çelebi Cami
İznik merkezinde Mahmut Çelebi tarafından 1422 – 1423 tarihinde dönem mimari özelliklerine göre tuğla ve kesme taştan yaptırılan kentteki son Osmanlı camisidir.
Kare planlı, beş cepheli mihrabı olan cami ana mekan ve son cemaat yerinden oluşmaktadır. Caminin süslemesi oldukça sadedir.
Tel şerefeli, tek gövdeli minaresi camiye bitişiktir.
Nilüfer Hatun İmareti Türk İslam Eserleri Müzesi
1388 yılında Osmanlı Sultanı I. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatun anısına imarethane olarak inşa ettirilmiştir. Osmanlı’nın en güzel dönem mimari özelliklerini yansıtan T planlı bina, Bizans’ın renkli taş ve tuğla işçiliğine uygun olarak yapılmıştır. Tonoz kemerli revaklı girişin üstü kubbe ile örtülüdür. Buradan ana mekan ve yan alanlara geçilir.
Zamanla onarım geçiren yapı, 1960 yılında Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaya başlamıştır.
Müzede, bölge, kent ve çevrisinden çıkarılan prehistorik dönemden Osmanlı’ya kadar uzanan zaman dilimine çok sayıda tarihi sikke ve buluntunun yanısıra İznik çini örnekleri, yapım ve pişim aşamaları canlandırmaları görülmektedir.
Ayrıca müze bahçesinde İslami mezar taşları, kuyu bilezikleri, çeşme ve kitabeler de sergilenmektedir.
Süleyman Paşa Medresesi
İznik kent merkezinde 1335-1359 tarihlerine ait olduğu düşünülen türbe,Orhan Gazi, büyük oğlu Şehzade Süleyman için yaptırılmıştır.
U planlı, moloz taş ve tuğla ile yapılan medresede 1 dershane, 12 öğrenci hücresi ve açık bir avlusu bulunmaktadır.
Sütunları granit ve mermer olan yapı halen tarihi el sanatları ticaret merkezi olarak düzenlenmiştir.
İznik- Kırgızlar Türbesi
Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Süleyman Şah ve Haçlılar arasında çıkan korkunç savaşta yaşamını kaybeden Kırgızlar ya da kentin Osmanlı tarafından alınması sırasında yaşamlarını yitiren Fetih öncesine ait olduğu varsayılan Kırgız Türkleri için Orhan Gazi tarafından 1331 yılında yeniden inşa edilen bir yapıdır.
Kubbe ile örtülü türbede Bizans dönemi kalıntıları görülmektedir. Pencerelerle aydınlatılan türbenin kalemişi süslemeleri, duvar stilleri dönemin sanat anlayışını da göstermesi açısından görülmeye değer niteliktedir.
Son dönemlerde dikilen savaşçı heykeli kentin hem Türkler tarafından fethini hem de yaşamlarını kaybeden askerlerin sembolü olmuştur.
Kare planlı, aynı boyutta, porfir kapıyla bağlanan iki mekandan oluşan türbede 7 büyük bir çocuk lahdi bulunmaktadır.
Alaaddin-i Mısri Türbesi
İznik, Alaaddin-i Mısri Sokağı’ndaki türbe Süleyman Paşa Medresesi’nde dersler veren Alaaddin-i Mısri’ye aittir.
Doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı türbenin üzeri ahşap çatı ile örtülüdür.
Taş ve tuğla malzeme ile inşa edilen sade süslemeli türbede kimlikleri bilinmeyen üç sanduka bulunmaktadır.
I. Murad ( Çifte/Meydan/ Eski ) Hamamı
İznik merkezi, surların İstanbul Kapısı yakınında, çifte hamam olarak tasarlanan 14. yy./16. yy. mimarisine ve süsleme özelliklerine göre dikdörtgen planlı olarak inşa edilen yapının erkekler kısmı belediye deposu olarak kullanılmaktadır.
Kadınlar kısmının ebat olarak daha küçük olduğu görülen
hamam bugün kullanılmamaktadır.
İznik’teki bir diğer önemli Osmanlı türbesi de Çandarlı Kara Halil İbrahim Paşa, Şeyh Eşref-1 Rumi, Yakub Çelebi, Sarı Saltuk, Çandarli İbrahim Paşa, Çandarli Halil Paşa, Huysuzlar, Ahiveyn Sultan, Abdülvahap Sancaktarı türbeleri İznik’in önemli tarihi ve dini yapılarındandır.
Gölyazı Apollonia ad Rhyndacum
Bursa’ya 42 km uzaklıkta, bir yarımada üzerinde yer alan Gölyazı, MÖ 6. yy.’da varlığı bilinen antik Yunan kenti Apollonia ad Rhyndacum üzerine kurulmuştur.
Apollonia ad Rhyndacum adını içinden geçen Ryndacus (Kocaçay) Irmağı ile Işık Tanrısı Apollon’dan alan kentte MÖ 1. yy.’da kerevit kabartmalı sikkeleri basılmaktaydı.
Kentin özellikle Roma döneminde geliştiği, Bizans zamanında da kente çok sayıda sikkenin basıldığı, dini amaçlı yapıların inşa edildiği yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.
1303 yılında Osman Gazi tarafından bölgeyle beraber ele geçirilen Apollonia ad Rhyndacum’e Türklerle tanışarak adı yanındaki gölden dolayı Gölyazı olarak değişmiştir.
Yakınındaki 2 m –4 m derinliği olan Ulubat Gölü’nde turna, sazan ve ‘Feki’ denilen küçük bir balık türü yaşamaktadır.
Osmanlı döneminde ağırlıklı Rum nüfusun yaşadığı Gölyazı’ya mübadele ile Selanik göçmenleri yerleştirilmiştir.
Yerleşim yerinin ilk dönemlerinden beri ele geçirlen buluntuları; sikkeler, Hagios Georgios Kilisesi ve Manastır Adası’nda kalıntıları bulunan Hagios Konstantinos Manastırı Kilisesi kalıntıları, Taş Kapı denilen antik kale, Apollon Tapınağı ve antik tiyatro kalıntıları, 750 yıllık ağlayan ağaç ile görülmesi gerekli önemli tarihi tanıklardır.
Gölyazı İç Kale ve Kent Surları
İlçe merkezinin önemli bir bölümünü içine alan Roma, Bizans ve Osmanlı tarzının iç içe geçtiği 800 m uzunluğundaki antik surların savunma dışında gölün taşmasını engellemek için de kullanıldığı bilinmektedir.
Kapı ve kuleleriyle de dikkat çeken devşirme malzemelerle yapılan surların halen bilinen kısımları Simitçikale, dışkale ve içkalenin kalıntılarıdır.
Bursa/İnegöl-Oylat-Mudanya-Mustafakemalpaşa-Keleş
İnegöl- İshak Paşa Cami ve Külliyesi,
İnegöl İlçesi’nde merkezi bir alandaki cami, ordu komutanı, sadrazam ve çeşitli görevlerde bulunan İshak Paşa tarafından 1468-1469 yaptırılmıştır.
Dönem mimari ve süsleme özellikleri görülen binanın kabartma üçgen kasnaklara oturtulan iki büyük kubbesi dikkat çekmektedir.
Yığma ayaklar üzerine oturtulan beş küçük kubbe altında son cemaat yeri olan caminin genelinde taş, tuğla, ahşap ve mermer malzeme kullanılmıştır.
İnegöl Kent Müzesi
İlçe merkezindeki yüz elli yıllık binasının aslına uygun restore edilmesiyle oluşturulan 1054 m2’lik 2009 yılında açılan müzede 3000-3500 kişinin 2 binden fazla eşyası ile 15 bine yakın belge ve fotoğraf sergilenmektedir.
Oylat Kaplıcaları
Doğa harikası bir alanda yer alan ve üç kaynaktan beslenen ve acı bikarbonatlı suyu olan kaplıca, sedatif hastalıklarına iyi gelmektedir.
Konaklama tesilerine sahip kaplıcandan isteyen herkes yararlanabilir.
Oylat Mağarası
İnegöl ilçesindeki 665 m uzunluğundaki iki bölümlü mağaranın içi dar galerilerden oluşmaktadır. Mağaranın içindeki dev kazanlar ve damlataş havuzları büyük bir çöküntü alanında bulunmaktadır. İri blok ve dev damlataş şekillerinden (sarkıt, dikit ve sütun) oluşmaktadır.
İçinin sıcaklığı 14/17/ 19/29ºC, nemi % 47/55/78/90 olarak değişen mağaranın sarkıt, dikit ve sütunları son derece ilgi çekicidir.
Mudanya Mütareke Evi ve Müzesi
Yeni Türkiye Cumhuriyet’in en önemli anlaşması 11 Ekim 1922 tarihli Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı yer Mudanya’da, Rus asıllı tüccar Aleksandr Ganyanof’dan Hayri İpar tarafından satın alınan 19. yy.’da inşa edilen bina 1937 yılında müzeye çevrilmiştir.
İki katlı ahşap evde antlaşmasının imzalandığı salon ve İsmet Paşa ve Asım Gündüz Paşa ile yaverlerinin yatak odaları bulunmaktadır.
Mütareke döneminin eşyalarının korunduğu müzede ayrıca o döneme ait fotoğraflar ve belgeler de sergilenmektedir.
Mustafakemalpaşa – Kösehoroz Şelalesi
Mustafakemalpaşa Çayı’nın kollarından olan Alev (Kocaçay) Çayı’na dökülen, adını Devecikonak yakınlarındaki su değirmeninden alan Değirmendere üzerinde 18 m yükseklikten suyu düşen şelalenin önünden kaya bir gölet bulunmaktadır.
Tümbüldek Kaplıcaları
Mustafakemalpaşa’ya 15 km uzaklıktaki kaplıcaların soğuk su kaynağı 21°C, sıcak kaynak suyu ise 50°C’dir.
Kaplıcanın amonyumlu suyunda nitrit olmaması kirliliği önlemektedir.
Romatizma başta olmak üzere bir çok hastalığa iyi gelen suyu kaplıca ve yakınında tesislerde rahatlıkla kullanılmaktadır.
Keleş- Gelemiç Köyü Mağarası (Kayalıdere Kanyonu)
Keles ilçesindeki Kocasu (Atranos) Nehri üzerinden akan kanyondan yarım saat yürüyüşle ulaşılan mağaradaki doğal oluşumlu sarkıt ve dikitlerin arasında üç bölümlü bir galeri bulunmaktadır.
Kanyon, mağara ve bölgenin muhteşem doğası bölgeye çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.
Mağara girişinde Bizans Dönemi’nde yıkım geçirerek değişime uğrayan bir adet sarnıç dikkat çekmektedir.
Kemaliye Köyü Cami
Keleş -Kemaliye köyündeki cami, kitabesine göre 1874-1875 yıllarında inşa edilmiştir.
Dönem mimari özelliklerine göre taş ve tuğla malzemenin çoklukla kullanıldığı caminin içindeki harim, mihrap, minberi ile avludaki revaklı son cemaat yeri farklı (kare, dikdörtgen, yuvarlak, silindirik) geometrik şekillerde tasarlanmıştır.
Cami içinin kalemişi ve ahşap süslemeleri, panoları, perde, sütun ve selvi, dal, vazodan çıkan çiçek motifleri son derece dikkat çekicidir.
Kent ve Çevresindeki Diğer Yapı ve Yapıtlar
Bursa ve çevresinin de çeşitli dönemlere tanıklık eden diğer yapılardan özellikle Bitinya Devleti tarafından yaptırılan daha sonra MÖ 1. yy. da tekrar inşa edilen ve sonraki ulusların –Roma, Bizans ve Osmanlı- onardığı, iki burca sahip, halen 2 km uzunluktaki surları görülebilen, farklı yönlerden girilen 5 kapısı- Hisar, Yer, Zindan, Pınarbaşı, Kaplıca kapıları- bulunan Bursa Kalesi ile Kestel ve Ürünlü Köyü- Kite kaleleri de tarihi yapıların başında gelmektedir.
Osmanlı tarihinin ilk dönemlerinden başlayan kentin en önemli ve canlı merkezlerinden olan kervansaray ve hanlardan bazıları; 1490- 1491 yılında, II. Beyazıd tarafından, İstanbul’daki vakıf yapılarına gelir sağlamak amacıyla 90 odalı olarak yaptırılan, kentin merkezinde, halen çarşı olarak kullanılan ve dönemin mimari ve süsleme özelliklerini yansıtan içinde şadırvanlı geniş bir avlusu ve bir mescidi olan Koza Han, 300 yıl borsa olarak kullanılan, Orhan Gazi tarafından yaptırılan Kapan Han, 14. yy. dönemin ilk hanlarından kabul edilen Orhan Bey tarafından yaptırılan, avlulu, 36 mahzeni ve 8 odalı Emir Hanı, Pirinç, Eski Yeni- Tahıl, İpek- Faytoncular hanları, İneğöl- Ortaköy Kervansarayı, Karacabey- Issız Han, Geyve, Tuz Pazarı, Gürsu- Hoca Tursun, Rüstempaşa Çukur-Kütahya hanları ile Kapalı Çarşı ve Bedesten Çarşısı ve 14.yy. İsmail Bey ve Meydan, 15. yy. Hacı Hamza ve Orhan Bey hamamları da dönemlerinin mimari, yaşantı vb. özelliklerini yansıtan kentin önemli tarihi varlıklarıdır.
Ayrıca yine yolları, kentleri birbirine bağlayan köprülerden, II. Murad’ın kardeşi Selçuk Hatun tarafından yaptırılan Mutlu Evler yakınındaki Osmanlı Köprüsü, Kurşunlu Köyü, Demiroluk, Maksem, Setbaşı, Irgandı, Maydulak, Tatarlı, Demirtaş, Abdal, Geçit, Nilüfer ve Mihraplı köprüleri bulunmaktadır.
Kent ve çevresinde bölge tarihinin ve yörenin çeşitli parçalarını sergilediği için gezilmesi gereken çok sayıda müzeden- Arkeoloji, Türk İslâm Eserleri, Atatürk ve Kültür, Bursa Kent, Merinos Tekstil Sanayi, Karagöz, Ormancılık, Uluumay- Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları, Anadolu Arabaları, Hüsnü Züber Evi, Basın Müzesi, Bursa- Gemlik Celal Bayar, İnegöl Kent, ve İnegöl Mobilya Ağaç Sanayi müzeleri-bulunmaktadır.
Ayrıca Abdülmecid zamanında, 19. yy. ampir üslupta, ahşaptan yapılan avlusundaki çini çeşmeyle de dikkat çeken Cumhuriyet- Hünkâr Köşkü de önemli bir tarihi yapıdır.
Tarihi yapı ve yapıtların yanında Bursa yakınlarındaki diğer önemli ve doğal alanların başında 2543 m. yüksekliğinde, antik dönemde tanrıların oturduğuna inanılan altı dağdan biri, içinde çok sayıda doğal oluşum, ormanlık alanlar, yabani hayvanları barındıran Çobankaya, Sarılan, Bakacak ve Kiralıyayla olmak üzere çok sayıda kayak ve piknik alana sahip Uludağ Milli Parkı hem yazın hem de kışın çok sayıda ziyaretçiyi dağa ve dolayısıyla bölgeye çekmektedir. 1750 m yüksekte de kayak pistlerinin bulundu alanda toplam 20 km’lik parkurlar bulunmaktadır.
Uludağ, 1961 yılında turistik, doğal yapıyı korumak için ve bilimsel özellikleri dolayısıyla milli park ilan edilmiştir.
Ayrıca tarihi, taş sokakları, geleneksel evleriyle geçmişten günümüze güzel bir geçit sunan Uludağ’ın eteklerinde, Nilüfer Çayı kıyısındaki Gümüştepe- Misiköy- Misipolis son derece güzel keyifli bir gezi güzergâhı kabul edilmektedir.
Bunun yanında Bursa tarihi ağaçları özellikle çınarlarıyla da tanınan bir ildir. Bu ağaçların en tanınanlarından biri de, Uludağ yolundaki İnkaya Köyü’ndeki 570 yaşındaki İnkaya Çınarı, Orhaneli yolunda meşe ağaçlarıyla çevrili Palamutluk, Karacabey- Bayramdere Ayı Koruma Bölgesi, Hayvanat Bahçesi ile her yıl binlerce kişi ziyaret etmektedir.
Ayrıca Ulubat Gölü kıyısındaki antik dönemdeki Apollonia Antik Kenti olan Gölyazı Beldesi hem doğal hem de tarihi değerleri bir arada taşıyan sakin bir yerleşim yeridir.
Göldeki balıklar temel geçim kaynağı olan Gölyazı, Aras, Derekızık- Mustafakemalpaşa- Suuçtu, Saitabat Şelaleleri, Karacabey, Mudanya ve Gemlik, Yeniköy, Bayramdere -Malkara plajları ziyaretçilerine huzurlu bir ortam sunmaktadır.
Bölge tarihi kadar doğal ve şifalı merkezler açısından da son derece zengindir. Bunlardan bazıları; Merkez- Çekirge, Vakıfbahçe Oylat, Mudanya- Bademlibahçe, Armutlu-Armutlu, Orhaneli-Ağaçhisar- Ağaçhisar kaplıcaları, Sadağ- Kaya hamamları, Mustafakemalpaşa- Dümbüldek Hamamı, İnegöl- Çitli Madensuyu, içme suyu ile dikkat çeken Kazancıbayırı’dır.
Bursa ve çevresinin de çeşitli dönemlere tanıklık eden diğer yapılardan özellikle Bitinya Devleti tarafından yaptırılan daha sonra MÖ 1. yy. da tekrar inşa edilen ve sonraki ulusların -Roma, Bizans ve Osmanlı- onardığı, iki burca sahip, halen 2 km uzunluktaki surları görülebilen, farklı yönlerden girilen 5 kapısı- Hisar, Yer, Zindan, Pınarbaşı, Kaplıca kapıları– bulunan Bursa Kalesi ile Kestel ve Ürünlü Köyü- Kite kaleleri de tarihi yapıların başında gelmektedir.
Osmanlı tarihinin ilk dönemlerinden başlayan kentin en önemli ve canlı merkezlerinden olan kervansaray ve hanlardan bazıları; 1490- 1491 yılında, II. Beyazıd tarafından, İstanbul’daki vakıf yapılarına gelir sağlamak amacıyla 90 odalı olarak yaptırılan, kentin merkezinde, halen çarşı olarak kullanılan, dönemin mimari ve süsleme özelliklerini yansıtan, içinde şadırvanlı geniş bir avlusu ve bir mescidi olan Koza Han, 300 yıl borsa olarak kullanılan, Orhan Gazi tarafından yaptırılan Kapan Han, 14. yy. dönemin ilk hanlarından kabul edilen Orhan Bey tarafından yaptırılan, avlulu, 36 mahzeni ve 8 odalı Emir Hanı, Pirinç, Eski Yeni-Tahıl, İpek- Faytoncular hanları, İneğöl- Ortaköy Kervansarayı, Karacabey- Issız Han, Geyve, Tuz Pazarı, Gürsu- Hoca Tursun, Rüstempaşa Çukur-Kütahya hanları ile Kapalı Çarşı ve Bedesten Çarşısı ve 14.yy. İsmail Bey ve Meydan, 15.yy. Hacı Hamza ve Orhan Bey hamamları da dönemlerinin mimari, yaşantı vb. özelliklerini yansıtan kentin önemli tarihi varlıklarıdır.
Ayrıca yine yolları, kentleri birbirine bağlayan köprülerden, II. Murad’ın kardeşi Selçuk Hatun tarafından yaptırılan Mutlu Evler yakınındaki Osmanlı Köprüsü, Kurşunlu Köyü, Demiroluk, Maksem, Setbaşı, Irgandı, Maydulak, Tatarlı, Demirtaş, Abdal, Geçit, Nilüfer ve Mihraplı köprüleri bulunmaktadır.
Kent ve çevresinde bölge tarihinin ve yörenin çeşitli parçalarını sergilediği için gezilmesi gereken çok sayıda müzeden- Arkeoloji, Türk İslâm Eserleri, Atatürk ve Kültür, Bursa Kent, Merinos Tekstil Sanayi, Karagöz, Ormancılık, Uluumay- Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları, Anadolu Arabaları, Hüsnü Züber Evi, Basın Müzesi, Bursa- Gemlik Celal Bayar, İnegöl Kent, ve İnegöl Mobilya Ağaç Sanayi müzeleri-bulunmaktadır.
Ayrıca Abdülmecid zamanında, 19. yy. ampir üslupta, ahşaptan yapılan avlusundaki çini çeşmeyle de dikkat çeken Cumhuriyet- Hünkâr Köşkü de önemli bir tarihi yapıdır.
Tarihi yapı ve yapıtların yanında Bursa yakınlarındaki diğer önemli ve doğal alanların başında 2543 m. yüksekliğinde, antik dönemde tanrıların oturduğuna inanılan altı dağdan biri, içinde çok sayıda doğal oluşum, ormanlık alanlar, yabani hayvanları barındıran Çobankaya, Sarılan, Bakacak ve Kiralıyayla olmak üzere çok sayıda kayak ve piknik alana sahip Uludağ Milli Parkı hem yazın hem de kışın çok sayıda ziyaretçiyi dağa ve dolayısıyla bölgeye çekmektedir. 1750 m.de kayak pistlerinin bulundu alanda toplam 20 km. lik parkurlar bulunmaktadır.
Uludağ, 1961 yılında turistik, doğal yapıyı korumak için ve bilimsel özellikleri dolayısıyla milli park ilan edilmiştir.
Ayrıca tarihi, taş sokakları, geleneksel evleriyle geçmişten günümüze güzel bir geçit sunan Uludağ’ın eteklerinde, Nilüfer Çayı kıyısındaki Gümüştepe- Misisköy- Misipolis son derece güzel keyifli bir gezi güzergâhı kabul edilmektedir.
Bunun yanında Bursa tarihi ağaçları özellikle çınarlarıyla da tanınan bir ildir. Bu ağaçların en tanınanlarından biri de, Uludağ yolundaki İnkaya Köyü’ndeki 570 yaşındaki İnkaya Çınarı, Orhaneli yolunda meşe ağaçlarıyla çevrili Palamutluk, Karacabey- Bayramdere Ayı Koruma Bölgesi, Hayvanat Bahçesi ile her yıl binlerce kişi ziyaret etmektedir.
Ayrıca Ulubat Gölü kıyısındaki antik dönemdeki Apollonia Antik Kenti olan Gölyazı Beldesi hem doğal hem de tarihi değerleri bir arada taşıyan sakin bir yerleşim yeridir.
Göldeki balıklar temel geçim kaynağı olan Gölyazı, Aras, Derekızık- Mustafakemalpaşa- Suuçtu, Saitabat Şelaleleri, Karacabey, Mudanya ve Gemlik, Yeniköy, Bayramdere -Malkara plajları ziyaretçilerine huzurlu bir ortam sunmaktadır.
Bölge tarihi kadar doğal ve şifalı merkezler açısından da son derece zengindir. Bunlardan bazıları; Merkez- Çekirge, Vakıfbahçe Oylat, Mudanya- Bademlibahçe, Armutlu-Armutlu, Orhaneli-Ağaçhisar- Ağaçhisar kaplıcaları, Sadağ- Kaya hamamları, Mustafakemalpaşa- Dümbüldek Hamamı, İnegöl- Çitli Madensuyu, içme suyu ile dikkat çeken Kazancıbayırı’dır.
